Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 18 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Lahika

ÂYET-İ KERİME MEÂLİ

Onlardan evvelkiler de peygamberlerini yalanlamışlardı; sonra hiç ummadıkları bir taraftan azap onlara geliverdi.

Zümer Sûresi: 25

18.02.2008


HADİS-İ ŞERİF MEÂLİ

En doğru rüyâlar seher vaktinde görülen rüyâlardır.

Câmiü's-Sağîr, c: 1, no: 623

18.02.2008


Dessas zalimler, korku damarından istifade ediyor

İkinci Desise

İnsanda en mühim ve esaslı bir his, hiss-i havftır. Dessas zalimler, bu korku damarından çok istifade etmektedirler; onunla korkakları gemlendiriyorlar. Ehl-i dünyanın hafiyeleri ve ehl-i dalâletin propagandacıları, avâmın ve bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar, korkutuyorlar, evhamlarını tahrik ediyorlar.

Meselâ, nasıl ki damda bir adamı tehlikeye atmak için, bir dessas adam, o evhamlının nazarında zararlı görünen bir şeyi gösterip, vehmini tahrik edip, kova kova, tâ damın kenarına gelir, baş aşağı düşürür, boynu kırılır. Aynen onun gibi, çok ehemmiyetsiz evhamla çok ehemmiyetli şeyleri feda ettiriyorlar. Hattâ, bir sinek beni ısırmasın diyerek, yılanın ağzına girer.

Bir zaman—Allah rahmet etsin—mühim bir zat kayığa binmekten korkuyordu. Onunla beraber bir akşam vakti İstanbul’dan Köprüye geldik. Kayığa binmek lâzım geldi. Araba yok. Sultan Eyüb’e gitmeye mecburuz. Israr ettim.

Dedi: “Korkuyorum; belki batacağız.”

Ona dedim: “Bu Haliç’te tahminen kaç kayık var?”

Dedi: “Belki bin var.”

Ona dedim: “Senede kaç kayık gark olur?”

Dedi: “Bir iki tane. Bazı sene de hiç batmaz.”

Dedim: “Sene kaç gündür?”

Dedi: “Üç yüz altmış gündür.”

Dedim: “Senin vehmine ilişen ve korkuna dokunan batmak ihtimali, üç yüz altmış bin ihtimalden birtek ihtimaldir. Böyle bir ihtimalden korkan, insan değil, hayvan da olamaz.”

Hem ona dedim: “Acaba kaç sene yaşamayı tahmin ediyorsun?”

Dedi: “Ben ihtiyarım. Belki on sene daha yaşamam ihtimali vardır.”

Dedim: “Ecel gizli olduğundan, herbir günde ölmek ihtimali var. Öyleyse, üç bin altı yüz günde hergün vefatın muhtemel. İşte, kayık gibi üç yüz binden bir ihtimal değil, belki üç binden bir ihtimalle bugün ölümün muhtemeldir. Titre ve ağla, vasiyet et” dedim.

Aklı başına geldi, titreyerek kayığa bindirdim. Kayık içinde ona dedim:

“Cenâb-ı Hak havf damarını hıfz-ı hayat için vermiş, hayatı tahrip için değil. Ve hayatı ağır ve müşkül ve elîm ve azap yapmak için vermemiştir. Havf iki, üç, dört ihtimalden bir olsa, hattâ beş altı ihtimalden bir olsa, ihtiyatkârâne bir havf meşrû olabilir. Fakat yirmi, otuz, kırk ihtimalden bir ihtimalle havf etmek evhamdır, hayatı azâba çevirir.”

Mektûbât, s. 403

Lügatçe:

hiss-i havf: Korku hissi.

hıfz-ı hayat: Hayatı muhafaza, koruma.

18.02.2008


ESMA-İ HÜSNA

Kefîl

Allah (c.c.), Kâfil’dir, Kefîl’dir. Yani Allah-u Azîmüşşân kullarının her işini üzerine alan, mahlûkatın her işine, her konuda, her zaman kefil olan, yaratıklarının işlerini bizâtihî yürütendir. Cenâb-ı Hak, kullarını tehlikelere karşı koruyup gözetir, yaratıklarının himâyesini bizzat yapar, kullarının gücünü ve kuvvetini aşan işlerde onlara yardımcı olur.

Hak Teâlânın, kullarının işlerine bizzat baktığını anlatan Kâfil1 ve bu ismin mübalâğa şekli olan Kefîl isimleri,2 Peygamber Efendimiz (a.s.m.) tarafından Cevşenü’l-Kebîr’de zikredilmiştir. Kefîl ismi Kur’ân’da da gelmiştir.

İlgili âyet şöyledir:

“Ahitleştiğiniz zaman Allah’ın ahdini yerine getirin. Allah’ı kendinize Kefîl kılarak yaptığınız yeminlerinizi bozmayın. Allah yaptıklarınızı şüphesiz bilir.”3

İnsanın, mutlak zenginlik sahibi Allah’ın kulu olma gibi bir şerefi taşıdığını vurgulayan Bedîüzzaman, bu şuurda yaşayan insan için dayanılmaz fakirliğin lezzetli bir iştihaya döneceğini kaydeder. Her bahar ve yazda kuru bir toprak perdesinden “kaldırır-indirir” tarzda yüzlerce defa yeryüzüne muhtelif sofralar açan ve kaldıran Cenâb-ı Hakkın, zamanın senelerini ve senenin günlerini birbiri arkası sıra gelen ihsân meyvelerine ve rahmet yemeklerine birer kap, büyük-küçük ihsân mertebelerine birer sergi mâhiyetinde düzenlediğini ifade eder.4

Bedîüzzaman’a göre, şerîat insanlığın bütün saadetine kefîldir.5 Kur’ân, inananların istikbâline ve âhiretine kefîldir.6 Cenâb-ı Hak mahlûkatının bütün ihtiyaçlarına kefîldir; maddî-mânevî her ihtiyacını karşılamaktadır. Hadsiz kuşların, kuşçukların, sineklerin, hesapsız hayvanların, haddi hesabı bilinmeyen bitkilerin ve sayısız ağaçların bütün hayat şartlarına Allah Teâlâ kefildir.7 Denizin dibindeki böceklerin hiçten; bütün yavruların umulmadık yerlerden; bütün hayvanların her baharda, âdetâ sırf gayptan beslenmelerine her zaman Cenâb-ı Hak kefildir. Her şeyi sebeplere bağlayan insanların da her zaman her ihtiyacına, yine bizzat Cenâb-ı Hak kefildir.8

Kâinat Hâlıkının, kâinatta cilveleri görünen ekser isimleriyle bütün canlılar üzerinde tasarrufu bulunduğunu beyan eden Bedîüzzaman, bu tasarruf ve tecellîler ile her hayat sahibinin kâinatın bir küçük örneği ve meyvesi hükmüne geçtiğini beyan eder.9

Bediüzzaman Saîd Nursî’ye göre, mahlûkatın, kâinat kadar büyük ve geniş olan istek ve ihtiyaçlarının tamamına birden küçücük hayat dâiresinde kolaylıkla cevap verilmesi samediyet mührünü gösterir. Allah (c.c.), her yürek taşıyanın, her canlının her işine öylesine kefildir ki, her can sahibi Cenâb-ı Hakkın yalnızca kendisine baktığını zanneder. Çünkü Cenâb-ı Hakkın ona her şeye bedel bir teveccühü ve bütün eşyanın yerini tutar bir nazarı bulunmakta; bütün eşya Onun bir kabûlünün ve yönelişinin yerini aslâ tutmamaktadır.10

(Risâle-i Nur’da Esma-i Hüsnâ)

Dipnotlar: 1- Mecmuatü’l-Ahzab, 2: 254; 2- A.g.e., 2: 234; 3- Nahl Sûresi: 91; 4- Şuâlar, s. 62; 5- Muhakemât, s. 153; 6- Divan-ı Harb-i Örfî, s. 56; 7- Şualar, s. 63; 8- Şualar, s. 157; 9- Sözler, s. 268; 10- A.g.e., s. 269

18.02.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri