Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 16 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Röportaj

Selim Ayhan

Yardımlarla kardeşlik köprüleri kuruluyor

TAKDİM

Hamit Kara, İHH Bursa Derneğinin yönetim kurulu üyesi… Kendisi ile yaptığımız görüşmede İslâm coğrafyasında kısa bir gezinti yaptık, yardım faaliyetlerini konuştuk… İçimiz sızladı, acılarımız tazelendi; açmazlarımızı, aşabileceklerimizi söyleştik… Kendileri, gönüllere gayrete getiriyor, uzak ülkelere yardım ulaştırıyor, bir nevi köprü vazifesi görüyorlar… Biz de yaptığımız söyleşide köprüyü tanıtarak size köprü olmaya çalıştık… Bu köprülerden beraber yürümek dileklerimle…

*Neden İHH Bursa?

Bildiğiniz gibi, 28 Şubat’tan sonra vakıflardan şube açma yetkisi kaldırıldı, temsilcilik verildi, temsilcilik çok fonksiyonel değil. Derneklerin faaliyet alanları daha geniş olduğundan aynı amaçlı dernekler kuruldu, merkezle bağlantılı fakat özerk… Biz aynı isimdeyiz, fakat farklı isimde olabilir, meselâ İnegöl İnsanî Yardım Derneği gibi… Kayseri, Ankara, Konya’da var, böyle 12–13 vilayette var. Onun haricindeki yerlerde hizmet, gönüllülerle yürütülüyor…

*Bursa bölgesine mi bakıyorsunuz?

Derneğin kuruluş amacı yardım ulaştırmak, ağırlıklı büyük mağdurlar bölgelere; savaş, deprem, tsunami, yoksulluk olan yerlere, bunda sınır yok. Genel de savaş olan, fakirlik olan, afet olan yerler İslâm coğrafyası. Bursa’daki yardım severlerin yardımlarını bu bölgelere kendi istekleri doğrultusunda yönlendiriyoruz, bir nev'î köprü görevi yapıyoruz.

Afrika’da katarakt kampanyası başlatıldı, katarakt yüzünden kör olanlara yardımcı olmak için… Bir göz ameliyatı 100 ytl, hedef 100 bin kişiye ameliyat yapmak… İHH bununla ilgili kampanya başlattı, biz de Bursa’dan destek verdik. Buna benzer açmış olduğu kampanyalara Bursa’dan desteklerimiz devam ediyor.

Yerel olarak faaliyetlerimiz oluyor, yetim ailelerinin çocuklarını giydiriyoruz, kurban bayramında 100 çocuğu tepeden tırnağa giydirdik; çamaşırından montuna, ayakkabısına kadar… Yetim ailelerin gıda, yakacak ihtiyaçlarıyla ilgileniyoruz. Ayrıca çok acil olan durumlara bakıyoruz, kriterlerimiz çok düşük olduğundan, her gelene de bakmıyoruz.

Geçen yaz, 17 farklı ülkeden yetim çocukları Bursa’ya getirdik, 3 gün misafir ettik. Bursa halkından 700–800 kişiyle birlikte Uludağ’da piknik yaptık, hediyelendirdik, gönderdik.

*Bursa bu konuda duyarlı mı?

Bursa bu konuda oldukça duyarlı, ancak yardım yapmak isteyenlere talipli de çok… Vakıflar var, gruplar var, hayırlarla işleyen hizmetler var, dolayısıyla insanımızın kapısına giden kurum sayısı fazla, bu da bazen bıktırma noktasına da getirebiliyor. Biz prensip olarak insanlara mesajımızı iletiyoruz, kendi duygularıyla kendileri karar veriyor, ısrarcı olmuyoruz. Biliyorsunuz, İHH Bosna savaşında kuruldu, yurt dışına yardım götüren ilk kuruluş, bu yönüyle İHH’nın ayrıcalığı var. Her tavandan, her zeminden destek alıyoruz. Basın ve görsel olarak kampanyalarımızı duyurmaya çalışıyoruz. Bursa’da hakikaten umduğumuzun üstünde yardım gördük; katarakt konusunda, kurban konusunda diğer kampanyalarda. Yardım insanların kesesinin, cüzdanlarının kabarıklığıyla ilgili değil, gönüllerinin kabarıklığıyla alâkalı bir şey… Zenginlerden 10 kişi yardım ediyorsa, orta ve alt gruplardan 20–25 kişi yardım ediyor, tabiî yekûnda zenginlerinki daha çok tutuyor. Öğrencilerden cep harçlıklarını biriktirerek “Bizim de katarakt ameliyatına katkımız olsun” diyenlerle çok karşılaşıyoruz. İHH; 10 bin yetim edindirme kampanyası başlattı. Biz de Bursa olarak kaç yetime bakabiliriz gayreti içindeyiz, şu an 200 yetime bakıyoruz.

*Yetim edindirme nasıl oluyor?

Masrafları karşılanıyor.(Bir yetimin aylık barınma, yiyecek, sağlık ve eğitim gideri 70 ytl) Bunlar uluslar arası kanunlar çerçevesinde oluyor. Yetimleri kendi ortamlarından, coğrafyalarından koparıp getirmek doğru değil, kanunlar da müsaade etmiyor buna. O insanı kendi kültüründen koparmakla bir şey veremezsiniz. Bülbülü altın kafese koymak gibi, kendi coğrafyalarında akrabalarıyla beraber bulunmaları daha doğru… Veya bölgede açılan yetimhanelerde bakılıyor… Yurt dışına çıktığınız zaman, özellikle İslâm coğrafyasına; bizim en fakirimizin çok çok altında. İşte Afganistan, yakınımızda Irak’ta binlerce yetim var, binlerce… Her gün de onlarca çocuk yetim kalıyor…

*Dış ülkelere yardım ulaştırma nasıl oluyor?

Yardım ulaştırmanın birçok yolu var. İHH’nın uluslar arası yardım kuruluşlarına üyeliği var, o yönden bir problem yok. Yasal prosedürle yapılıyor yardımlar. Malzeme götürmek pahalı olduğundan, birçok şey o bölgeden tedarik ediliyor. Birkaç defa çıktım, Afganistan’ a gittim meselâ… 2006’nın Aralık ayında Kurban Bayramında oradaydım. Uzaktan anlatılıyor, Afganistan’ı hep duyarız, 30 yıldır gündemimizdedir… Şöyle söyleyeyim, ben 56 doğumluyum, 60’lı yılların Anadolu’sunu hatırlıyorum, biliyorum, bugün Afganistan o yılların gerisinde yaşıyor. Şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim; Afganistan’daki zengin bir ailenin imkânları bizim fakirimizden daha düşük. Paranız olsa bile, satın alamayacağınız şeyler var; meselâ temiz su, elektrik yok. Kanalizasyon teşkilâtı yok. Bir örnek vereyim; 4–5 milyon insanın yaşadığı başkent Kabil’de su iki saat veriliyor günde, elektrik dört saat. O da her gün verilmiyor. Böyle bir ülke düşünün, üstelik idaresinde eğitimin de, sağlığın da, her şeyin yok olduğu bir ülke.

Ben Afganistan’a kurban organizasyonu için gittiğimde bölgeden aldığımız büyük baş hayvanların bile zayıf olduğunu gördüm; bir iki kişi yatırıp rahatlıkla kesebiliyor. Yoksulluk besledikleri hayvanlara kadar sirayet etmiş. Manzara bu, çok ihtiyaçları var; ama bizim de onlara yapacağımız çok şey var; İdarecilik, teşkilâtlanma, alt yapı, sağlık açısından… Biz de bu konulardaki birikimlerimizi onlarla paylaşmalıyız.

İHH’nın hedefi sadece erzak göndermek, kurban eti dağıtmak, kırtasiye yardımı yapmak değil, bunlar işin bir cephesi, asıl olan oradaki insanların ahvalini iyi tahlil edip, onlar için neler yapılabiliri tesbit edip projelendirmek ve bunları uygulamak… Maksat bu… Geçen yıl kurban organizesi için 100 ülkeye gidildi, bu yıl da 111 ülkeye. Her ülkeye bir veya birkaç arkadaş, gönüllü gidiyor, bunların içinde aydın- münevver yazarlar, gazeteci ve san'atçılar da oluyor. Giden arkadaşlardan raporlar isteniyor, ne gördünüz, o insanlar neler istiyor proje bazında. Gelen bu raporlar komisyonlarda masaya yatırılıyor, araştırılıp tetkik ediliyor, yapılabilecekler ele alınıyor.

*Sadece İslâm ülkelerine mi yardım yapılıyor?

Esasta sınır yok, insanî yardım için kurulmuş vakıf olduğu için, gittiğimiz bölgelerde insanların kimliğine bakılmıyor. Hıristiyan mış, Müslümanmış veya başka bir dindenmiş bakılmıyor. Acil ihtiyaçların karşılanmasına bakılıyor. Kalıcı proje yapımında dinimize, örfümüze öncelik elbette yapılıyor...

Yetim çocuklarını Hıristiyan misyonerleri alıp kendi dinlerine göre yetiştiriyor. Peygamberimiz (a.s.m.) bir hadisi şerifinde “Çocuklar İslâm fıtratı üzerine dünyaya gelir, sonra anaları, babaları Hıristiyan veya Yahudi olarak yetiştirirler” buyuruyor. Çocuk kimin elinde yetiştirilirse, onun diniyle büyüyor. Bu meyanda yetim faaliyetlerine önem veriyoruz. Ayrıca o yetimler misyonerlerin elinde kalmıyor, organ mafyasının eline düşüyor–bu çok çok tehlikeli, çok vahim olan bir hadise–ayrıca cinsel obje olarak kullanan art niyetli insanların eline düşüyor. Birçok tehlikeleri var. Bu tür kötü durumlardan Müslüman çocuklarını koruma ve kollamaya yönelik İHH’nın faaliyetleri elbette ki oluyor. Dediğim gibi, insanî yardım noktasında fark gözetilmiyor.

Örnek olarak vereyim, Afrika’da Zimbabwe’de olacak galiba… Kurban organizesinde bir kabileye; “Size de et verelim” deniyor, “Niye vereceksiniz bu eti?” diyorlar. “Dinimizde kurban kesilir, fakir fukaraya dağıtılır” diye açıklama yapılıyor. “Karşılığında bizden ne istiyorsunuz?” diye soruyorlar, “Biz sizden bir şey istemiyoruz, bu dinimizin gereği, Allah’ın rızasını kazanmak için yaptığımız amel” deniyor. O kabileye et dağıtılıyor, reisleri merak ediyor, “Sizin dininiz nedir?” diye soruyor. Oraya giden arkadaşlar anlatıyor; sonra diyorlar “Bunu bizim kabilemize de anlatın.” Kabilelerine de anlatıyorlar, 800 kişilik kabile orada Müslüman oluyor. Böyle güzel sürprizlerle karşılaşılıyor. Biraz önce dediğim gibi, maksat sadece o insanlara bir çiğnem et götürmek değil, sizin Anadolu’da Müslüman kardeşleriniz var, sizin derdinize derman olabilecek insanlar var umudunu vermek.

*Projelendirme dediniz de şu anda yürüyen bir projeniz var mı?

Genel mânâda çok yerde var, 4-5 ülkede yetim hanelerimiz var. Afganistan, Pakistan, Açe’de var, Lübnan’da var. 30 ülkede de yetim faaliyetleri var. Fizikî olarak yapılan yetimhaneler var, ayrıca o ülkelerde akrabaları yanında kalıp masrafları karşılananlar var. Afrika’nın birçok ülkesinde yüzlerce su kuyusu açıldı, bu su kuyuları halen devam ediyor. Sudan Sağlık Bakanlığı ve Türkiye Sağlık Bakanlığının desteğiyle katarakt ameliyatları gerçekleştiriliyor Sudan’da. Kampanyaya 50 bin adet destek veren var, 5 bin adet ameliyat gerçekleştirilmiş durumda. Bunun için hastaneler, yeni yeni teşkilâtlar oluşturulmaya çalışılıyor ki, bu ameliyatlar daha hızlı oluşsun diye. Çünkü orada sadece paranızın olması yeterli değil, fizikî imkânlar yok, doktor yok. Örnek olarak söyleyeyim; Nijer’de 12 milyon insan yaşıyor. 11 adet göz doktoru var. 1.2 milyon insana bir doktor düşüyor. Afrika’nın böyle bir ahvali var.

Kalıcı proje olarak okullar yaptırılıyor, okullar tamir ettiriliyor. Aşhaneler açılıyor, kadınlara yönelik meslek edindirme kursları açılıyor, bunlar birçok yerde olduğu için, şurada şurada var demeyeceğim. Hastaneler açılıyor, şu anda Bursa’mızın desteklediği iki proje var; Birisi Acera özerk bölgesinde dinî eğitim veren teşkilât var. Diğeri Kamerun’da bir cami ve külliyesi…

*Hangi bölge dediniz?

Gürcistan Acera özerk bölge… Gürcistan bizim Artvin’le sınırımız, bizim sınırımıza hemen yakın bir bölge. Yaklaşık 430 bin nüfusu var. Bu bölge Osmanlının masa başında kaybettiği topraklardan biri. Gürcistan’ın 3 adet özerk bölgesi var, biri Acera. Geçmiş yıllarda nüfusunun yüzde ellisi Müslümanken, şimdi otuzlara düşmüş, bu da kimlikte, isimde Müslüman kalmış. Bu bölgede eğitim çalışmalarımız var, oranın insanları tarafından kurulmuş teşkilatlara destek veriyoruz Bursa olarak.

Ayrıca Kamerun, bildiğiniz gibi Afrika’nın bir ülkesi. Kamerun’da Osmanlı Camisi ve Külliyesi proje aşamasında, finansmanını Bursa karşılayacak Allah nasip ederse. Caminin 3-4 dört dükkânı olacak, su kuyusu, şadırvanı yapılacak. İmkânlar çerçevesinde Osmanlı mimarîsi verilmeye çalışılacak, malzemeler ve teknik donanım açısından zor olmakla birlikte, yapılmaya çalışılacak. Caminin ismi de Osmangazi olacak inşallah.

*İslâm dünyasında bu mânâda yardım dernekleri var mı, yoksa sadece Türkiye’de mi var?

İslâm dünyasında bu tür kurumlar var, geçen sene Ürdün’den bir misafirimiz gelmişti; 150 yıllık bir teşkilâttan bahsetti. Osmanlı’dan kalma. Dolayısıyla İslâm coğrafyasında bu tür faaliyetleri yürüten kuruluşlar var. Bir de İHH olarak şunu uyguluyoruz; her gittiğimiz yerde partner kuruluşlar buluyor, bir nev'î kardeş kuruluşlar, onunla beraber çalışıyoruz. Yoksa kişiler buluyoruz, bu kişilere de dernekler veya vakıflar kurduruyoruz. Teşkilâtlanmaya yönlendiriyoruz. Afganistan’da bu şekilde kurdurduğumuz vakıf, dernek var, yine aynı şekilde Gürcistan’da var, birçok ülkede de var. Aynı zamanda teşkilâtlanmayı da öğretiyoruz. Bunda daha çok Türkiye’de okumuş, eğitim almış insanları tercih ediyoruz. Dil problemi aradan kalkmış oluyor.

*Meselâ, Afganistan’a gittiğinizde devletle görüşmeniz oluyor mu?

Oluyor. İdarecilerle koordineli çalışılıyor, Türk Elçiliğiyle görüşüyoruz. Bazı hizmetler var ki idareden izin almanız gerekiyor. Dolayısıyla o konuda sıkıntı yok.

*Yardımların taşıma suyla değirmeni döndürmeyi geçip de kendi kendine dönmesine daha zaman var mı?

Dediğiniz çok doğru, taşıma suyuyla değirmen döndürmek çok zor. Bu işlerin böyle yürümeyeceği de muhakkaktır. Balık yedirmektense, balık tutmayı öğretmek asıldır. İslâm coğrafyasında şöyle bir eksiklik var; gönüllü kuruluşlar, sivil teşkilâtlar oldukça zayıf. Bu belki Türkiye’de ivme kazanmıştır, ama genelde göremiyoruz. Dolayısıyla müteşebbis sivil teşkilatları oluşturmak, o insanları teşkilâtlanmayı öğretmek bu zaman alır. Mesafe kat edilen ülkeler muhakkak var, ama yeterli değil. Örnek olarak vereyim; Kamerun’da Müslümanların oranı % 50’ye yakın olmakla beraber, STK faaliyet sahasında yoklar. Müslümanların sahip olduğu kurum, teşkilât nerdeyse yok. Problem de yok, günü birlik yaşamış gitmişler. Bu insanlara müesseseleşmeyi öğretmek zor. Kamerun’da Müslümanlara ait ilk hastane İHH tarafından tamamlanacak Allah nasip ederse.

Balık tutmayı öğret dedik ya; tarım teknikleri öğretiliyor, sulama öğretiliyor özellikle Afrika ülkelerinde. Meslek edindirme kursları yapılıyor. İnsanların midesinin doyması, elbette ki önemli, güven hadisesinin yerleşmesi de önemli. “Anadolu’da bize yardım eden insanlar var” ümidi olması ve ben de bir şeyler yapmalıyım özgüveninin kazanılması ve bunun İslâm coğrafyasına yayılması; yatan hastanın ayağa kalması olsa gerek. Gayretlerin temelinde o var; İnsanımızı kalkındırmak, kalkınmanın yolunu yöntemini öğretmek. Bu meyanda Türkiye’nin yapacağı çok şey var; Her türlü birikimlerini İslâm coğrafyasıyla paylaşmak zorunda. Bu memleketimizin geleceği için de gerekli, bir olmazsa olmazıdır. Osmanlı sömürü maksatlı gitmemiştir, hizmet maksatlı gitmiştir, yine hizmet amaçlı gidiyoruz. Aynı zamanda bu tür teşkilâtlar Türkiye’nin tanıtımını yapan gönüllü elçilikler… Yeleğimizin bir tarafında bayrak, diğer tarafında İHH amblemi var, o insanlar İHH geldi değil de, Türkiye’den geldi diye biliyorlar. Bu memleketimizin geleceği için iyi bir çalışma.

Selim Ayhan

16.02.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Röportaj

  (11.02.2008) - Uzlaşmanın dağılmasına izin vermeyelim

  (06.02.2008) - Kontrolsüz üretim ve haksız rekabet var

  (04.02.2008) - Başörtüsü serbestisi modernleşmeyi hızlandırır

  (31.01.2008) - Duvarlar yıkılacak, Filistin kurtulacak

  (29.01.2008) - Tasfiye edilen Gladio mu, başkaları mı?

  (21.01.2008) - “Türkiye, tabuları yıkmaya başladı”

  (14.01.2008) - “301’i en çok Genelkurmay kullanıyor”

  (11.01.2008) - Geniş bir şûrâ oluşturup kararlarına teslim olacağız

  (08.01.2008) - Sigara dumanı trafik kazalarından da beter

  (04.01.2008) - “Risâle-i Nur’daki örnekler beni çok etkiledi”

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri