Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 21 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Haberler

 

Hakimler siyasetçi gibi konuşamaz

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, “Temel ilkeleri kendi yetki ve sorumluluklarımızla değerlendirmek zorundayız. Hakimlerin başka kurumlarla ilişki kurmuş kişiler gibi, politikacılar gibi konuşmaması gerek” dedi. Başörtüsünün yükseköğretimde serbest bırakılmasını öngören anayasa değişikliğiyle ilgili düzenlemeler hakkında ise Gerçeker, somut olaylara girmek istemediğini söyledi.

Makamında basın mensuplarıyla bir araya gelen Gerçeker, yargının sorunlarının çok olduğunu, basın mensuplarından da bu sorunları kamuoyuna doğru şekilde iletmelerini beklediklerini söyledi. Korkunç bir iş yoğunluğu bulunduğunu, mekan ve personel sıkıntısı yaşadıklarını anlatan Gerçeker, tüm Yargıtay personelinin büyük özveriyle çalıştığını belirtti. Yargının sorunlarını gerekli makamlara ilettiklerini kaydeden Gerçeker, onların da sorunları “kabul ettiklerini” ifade etti.

YETKİLER SINIRSIZ DEĞİL

Ceza kanunlarında yapılan yeni düzenlemelerin yargıya büyük yük getireceğini söyleyen Gerçeker, ceza dâvâlarının yarıdan fazlasının geri geleceğini belirtti. Bir soru üzerine, hükmün açıklanmasının ertelenmesine ilişkin yasa değişikliğine “af” denemeyeceğini kaydeden Gerçeker, ancak 5 yıl içinde şartlar yerine gelince davaların ortadan kalkabileceğini, bu sebeple düzenlemelere “dolaylı af” denilebileceğini belirtti. Yasama, yürütme ve yargının ayrı ayrı güçler olduğunu, fonksiyonlarının da farklı olduğunu dile getiren Gerçeker, “Yasa koyucu bunu ortaya koymuş. Biz bunu uygulamakla yükümlüyüz” dedi.

Yasama, yürütme ve yargının yetkisinin sınırsız olmadığına işaret eden Gerçeker, bunların kendi mekanizmaları içinde denetlendiğini, yargının da belli kurallara bağlı olduğunu söyledi. Gerçeker, “İstediğim gibi karar veririm” denilemeyeceğini vurguladı.

Başörtüsünün yükseköğretimde serbest bırakılmasına öngören Anayasa değişikliğiyle ilgili düzenlemelerin hatırlatılması üzerine Gerçeker, somut olaylara girmek istemediğini söyledi. Yargı olarak üzerlerine düşen görevleri kendi yetki ve sorumlulukları içinde yerine getirdiklerini anlatan Gerçeker, konunun Anayasa Mahkemesine gidebileceğini, bu sebeple bir görüş belirtemeyeceğini kaydetti. Gerçeker, yargı olarak duyarlı olunması gereken bir konunun da “ihsas-ı rey” olduğunu ifade etti.

Gerçeker, hakimler olarak bazı şeyleri az söylemek durumunda olduklarını vurgulayarak, “Temel ilkeleri kendi yetki ve sorumluluklarımızla değerlendirmek zorundayız. Hakimlerin başka kurumlarla ilişki kurmuş kişiler gibi, politikacılar gibi konuşmaması gerek” dedi.

“Rejim tehlikesi görüyorum diyemem’’

Gerçeker, ‘’Türkiye’de bir rejim tehlikesi görüyor musunuz?’’ sorusuna karşılık, ‘’Türkiye’de bir rejim tehlikesi görüyorum diyemem’’ dedi.

‘’Böyle bir şey olmadığı için mi yoksa bulunduğunuz konum itibariyle mi?’’ denilmesi üzerine Gerçeker, ‘’Böyle bir şey söylemem mümkün değil. Birey olarak da Yargıtay Başkanı olarak da... ‘Olmaz’ diye bir şey yok, yani böyle bir şey söylemeniz mümkün değil. Onu söylediğiniz zaman olayları çok farklı değerlendirmeniz lâzım. Yani böyle bir şeye girmenin zamanı ve zemini olmadığını düşünüyorum’’ diye konuştu.

Gerçeker, bu konularla ilgili belli mesajlar vermenin kendi görevleri olduğunu, ancak bunların sık sık yinelenmemesi gerektiğini söyledi.

Gerçeker, ‘’Ben bu kurumu temsil ediyorum. Yetkili kurullarımız var. O kurullarda bunlar konuşulmalı. Benim tek başıma söylemem olmaz. Bizim yetkimiz dışında değil. Cumhuriyet’in getirdiği kazanımları hepimizin koruması ve kollaması gerekir. Bu herkesin görevidir’’ diye konuştu.

/ ANKARA

21.02.2008


 

Olumsuz etkileri, olumluları geçti

Avrupalı düşünür Edgar Morin, Batının, medeniyetin özellikle maddî ve teknik yönünü geliştirdiğini, ama maneviyat gibi konularda tamamen bir azgelişmişlik hâli sergilediğini belirterek, “Bu hususlarda başka medeniyetlerden destek alınabilir” dedi. Morin “Bugün olumlu etkilerinden çok olumsuz etkileri görülen Batı medeniyetinin bir reformdan geçmesi gerekiyor” diye konuştu.

Avrupalı düşünür Edgar Morin, teknik ve ekonomik gelişmelerin halkın bir kısmına refah getirdiğini, ama manevî huzur sağlayamadığını belirtti.

Avrupalı düşünür Morin, Le Monde’da verdiği, Mostar dergisinde de yayınlanan röportajında, kültür ile medeniyeti birbirinden ayırmak gerektiğini söyledi. Kültürün, belli bir topluma özgü inanç ve değerler bütünü olduğunu kaydeden Morin, medeniyetin ise, bir toplumdan diğerine aktarılabilen teknikler, bilgiler, ilim, vb. şeyler olduğunu bildirdi. Morin, “Meselâ, benim bahsettiğim, zaten dünyayı sarmış da olan Batı medeniyeti, bütün bilim, teknik ve ekonomik gelişmeleriyle tanımlanan bir medeniyettir. Ve bugün olumlu etkilerinden çok olumsuz etkileri görülen bu medeniyetin bir reformdan geçmesi gerekiyor, yani bir medeniyet siyasetine ihtiyaç var” dedi. Morin, bilimin sadece iyilik ve güzellikler getirmediğini, aynı zamanda kitle imha silâhlarını ürettiği ve biyolojik yapılarla oynama imkânları verdiğini anlatarak, teknik ve ekonomik gelişmelerin, bugün dünyayı saran biyosfer tabakasını mahvetmede ve günümüzde karşılaşılan bütün çevre sorunlarını doğurmada işbirliği ettiğini ifade etti.

“REFAHI TADAN

HUZURSUZLUKTAN KIVRANIYOR”

Teknik ve ekonomik gelişmelerin, halkın bir kısmına belli bir maddî imkân ve refah düzeyi sağlamalasına rağmen, gerçek bir ruhî ve manevî huzur getiremediğini o yüzden de refahı tadan kesimlerin huzursuzluktan kıvrandığını kaydeden Morin, şöyle devam etti:

“Kişisel bağımsızlık ve sorumluluk açısından güzel olan bireycilik, insanların birbirlerine yardım etme ruhunu imha ederek ilerliyor, işte bütün bu bozulma vâkıâlar medeniyetimizin olumsuz yönleridir. Bu durum, kemiyetin keyfiyete, yani daha çok miktarın, daha ‘fazla’ olanın daha iyiye galebe çalmasının neticesidir. İşte bunun için medeniyetimizi reformdan geçirmemiz kaçınılmaz.”

Edgar Morin, her kültürün erdemleri, bâtıl itikatları, yanlışları olabileceğini o yüzden farklı kültürlerin bilhassa erdemlerinin buluşması gerektiğine inandığını kaydederek, “Genel anlamda Batı’nın ve Avrupa’nın, medeniyetin özellikle maddî ve teknik yönünü geliştirmiş olduğunu, fakat ruhu, maneviyatı ve insanın bizzat kendisiyle ve başkasıyla olan münasebeti gibi konularda tamamen bir az gelişmişlik hâli sergilediğini görüyorum. İşte bu hususlarda başka medeniyetlerden destek alınabileceğini düşünüyorum” diye konuştu.

“Medeniyet siyaseti” anlayışının dünyada Batılılaşma olan her yerde geçerli olan bir kavram olduğunu dile getiren Morin, bugünün en önemli meselesinin “Dinler veya medeniyetler arası bir savaşın önüne geçebilir miyiz?” olduğunu söyledi. Edgar Morin, “Bence bu eğilim, medeniyetler çatışmasının tam tersi istikamette yol alıyor” dedi.

“Murâdımız, medeniyetin iyilikleridir”

Eserlerinde batı medeniyetini ikiye ayıran ve “Biliniz ki: Bizim muradımız, medeniyetin mehasini ve beşere menfaati bulunan iyilikleridir. Yoksa medeniyetin günahları, seyyiâtları değil ki, ahmaklar o seyyiâtları, o sefahetleri mehasin zannedip, taklit edip malımızı harap ettiler” diyerek medeniyetin iyi ve güzel yönlerini örnek almak gerektiğine dikkat çeken Bediüzzaman Said Nursî, Batı medeniyetinin dünya insanının çoğunun huzurunu kaçırdığını ise şu sözleriyle ifade etmişti: “Bu medeniyet-i hazıra (şimdiki medeniyet), beşerin yüzde seksenini meşakkate, şekavete atmış; onunu mümevveh (sahte) saadete çıkarmış; diğer onu da, beyne beyne (ikisinin arasında) bırakmış. Saadet odur ki, külle (herkese), ya eksere (çoğunluğa) saadet ola. Bu ise, ekall-i kalilindir (azın da azınındır) ki, nev-î beşere rahmet olan Kur’ân, ancak umumun, lâakal (en azından) ekseriyetin saadetini tazammun eden bir medeniyeti kabul eder.” (Sünûhat, s. 59)

Ahmet Turan Söyler / İSTANBUL

21.02.2008


 

Bakanın 301’den haberi yok

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, TCK’nın 301. maddesindeki değişiklikle ilgili olarak, “acaba izin yetkisini Cumhurbaşkanına versek mi?” diye bir görüşün ortaya atıldığını ifade ederek, “Sonuç ne oldu, şu anda bununla ilgili henüz bir bilgim yok” dedi.

TBMM’de gazetecilerin sorularını cevaplandıran Adalet Bakanı Şahin, bir gazetecinin, 301. maddesinde yapılması planlanan değişiklikte, kovuşturma yetkisinin Adalet Bakanına bırakılması konusunda bir görüş ayrılığı olup olmadığını sorması üzerine, “Benim hazırlığına katkıda bulunduğum, daha doğrusu Adalet Bakanlığı’nın 301 değişikliğiyle ilgili katkısını verdiği metinde, izin yetkisi Adalet Bakanlığı’ndaydı. Ancak bunun bir tasarı olarak değil bir teklif olarak verilmesi görüşü ağırlık kazandı. Zannedersem grup yöneticileri, partinin yetkili organlarıyla da görüşerek metne son şeklini verdiler” dedi.

Grupta, “acaba izin yetkisini Cumhurbaşkanına versek mi?” diye bir görüşün ortaya atıldığını ifade eden Şahin, şöyle devam etti:

“Sonuç ne oldu, şu anda bununla ilgili henüz bir bilgim yok. Çünkü bu çalışmaları Grup Başkanvekilimiz Sayın Bekir Bozdağ’ın takip ettiğini biliyorum. Grup Başkanvekilimiz Sayın Nihat Ergün, önümüzdeki hafta Meclis gündemine gelebileceğini ifade etmişti. Bir an önce bende doğrusu bunun gelmesini diliyorum. Meclis’te görüşülerek bu değişiklik bir an önce gerçekleşmeli diye değerlendiriyorum.”

Şahin, “Sizin görüşünüz bu yetkinin bakanlığınıza verilmesi şeklinde mi?” sorusu üzerine, “Bu konuda ısrarcı değiliz” dedi.

/ ANKARA

21.02.2008


 

Sağlıkçılara YÖK müjdesi

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Genel Kurulu, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Sağlık Kurumları işletmeciliği Programının, sağlıkla ilgili bir üst öğrenim sayılmasına karar verdi.

YÖK Genel Kurulu, Türk Sağlık-Sen’in, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Sağlık Kurumları işletmeciliği Programının sağlıkla ilgili bir üst öğrenim sayılmasına yönelik talebini sonuçlandırdı. YÖK’ten sendikaya gönderilen yazıda, ‘’2547 sayılı Kanun’un 2880 sayılı Kanun’la değişik 43/b maddesi uyarınca, Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı’nın görüşü de dikkate alınarak, ilgili müfredatın incelenmesi sonucunda, Başkent Üniversitesi’ndeki benzer programın üst öğrenim olarak kabul edildiği de göz önünde bulundurularak, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Sağlık Kurumları işletmeciliği Programı mezunlarının aldıkları eğitimin, sağlık ve teknik hizmetler sınıfındaki personel için bir üst öğrenim sayılmasına karar verildiği’’ bildirildi. Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, yaklaşık 40 bin sağlık çalışanını ilgilendiren YÖK’ün bu kararının, düzenleyici kurum olan Sağlık Bakanlığı’na da gönderileceğini söyledi.

/ ANKARA

21.02.2008


 

CHP’den nüfus sayımı için önerge

CHP, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi için Meclis araştırması açılmasını istedi.

Partinin hukukçu milletvekillerinden Halil Ünlütepe ise nüfusu 2 binin altına düştüğü gerekçesiyle kapatılması gündeme gelen belediyelerin ve sayılmayan vatandaşların, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) aleyhine dava açabileceğini söyledi. CHP Grup Başkanvekilleri Kemal Kılıçdaroğlu, Kemal Anadol ve Hakkı Süha Okay imzasıyla, TBMM Başkanlığına sunulan önergede, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi, Merkezi Nüfus İşletim Sistemi (MERNİS) ve seçmen kütüklerinde nüfus sayısında farklı rakamların ortaya çıkmasının nedenlerinin belirlenmesi için Meclis araştırması açılması istendi.

/ ANKARA

21.02.2008


 

TBMM önünde başörtüsüne destek eylemi

Memur-Sen üyeleri, başörtüsünün yükseköğretimde serbest bırakılmasını öngören Anayasa değişikliği kararına destek vermek amacıyla TBMM önünde eylem yaptı.

Sendika üyeleri, eylem için ellerinde Türk bayraklarıyla Meclisin Dikmen kapısı önünde toplandı. Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Aksu, burada yaptığı açıklamada, başörtüsü yasağının sivil Anayasa ve modern Türkiye’nin önündeki en büyük ayıp olduğunu belirterek, bu yasağın kaldırılmasına olan tepkileri hayretle izlediklerini söyledi. “Kaosa 411 el kalktı” şeklindeki bir değerlendirmenin, Meclis’i rencide ettiğini kaydeden Aksu, Meclis iradesinin her türlü zümre dayatmasının üstünde olduğunu belirtti. Aksu, Meclis iradesine ipotek konulamayacağını ifade ederek, herkesin TBMM’nin gücünün halkın gücü olduğuna inanmasını ve kabul etmesini istedi. Aksu’nun konuşması sırasında sendika üyeleri, söz konusu anayasa değişikliği kararı lehinde sloganlar attı.

/ ANKARA

21.02.2008


 

Araştırma görevlisi seçimine yeni düzenleme

Yükseköğretim Kurulu (YÖK), araştırma görevlilerinin Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından yapılacak merkezi bir sınavla seçilip yerleştirilmelerine yönelik çalışma başlattı.

YÖK, 14 Şubat’ta yaptığı Genel Kurul toplantısında, araştırma görevlisi olmak isteyenler için merkezi bir sınav yapılması amacıyla çalışma başlatılmasını kararlaştırdı. Sınavın, Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) benzeri olması öngörülüyor. Bu amaçla oluşturulan komisyon, konuya ilişkin ayrıntıları belirleyecek.

Düşünülen yeni modele göre, üniversiteler ihtiyaçları olan araştırma görevlilerinin özelliklerini merkezi sınavı gerçekleştirecek ÖSYM’ye bildirecekler. ÖSYM de bu bilgileri listeler halinde ilân edecek.

Araştırma görevlisi olmak için merkezi sınava girecek olan adaylar, aranan özellikler ve sınavda elde ettikleri puan dikkate alınarak, yerleştirilecek. Nitelikleri tutan adaylar arasında yerleştirme, yüksek puandan başlanarak yapılacak. Yeni sistemde üniversiteler ayrıca sınav yapmayacaklar. Bu sistemle adayların objektif kriterler ve başarıları esas alınarak yerleştirilmeleri, ayrıca bütün üniversitelerin adaylar için cazip hale gelmesi amaçlanıyor. Yeni sistemin ayrıntıları belirlendikten sonra kanunî düzenlemeye gidilecek.

/ ANKARA

21.02.2008


 

AKP ve MHP umutlarını ek-17’ye bağladı

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Süleyman Soylu, AKP ve MHP’nin başörtüsü konusunda umutlarını YÖK Kanunun’daki Ek-17. maddeye bağladıklarını söyledi.

DP lideri Soylu, parti Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında Kosova’nın bağımsızlığına kavuşmasının mutluluğunu yaşadığını belirterek, “Böyle bir topluluğun sonunda özgürlüğüne kavuşması, bizim için son derece önemlidir. Bu olay, AB açısından da, dünya barışı açısından da, bizim açımızdan da son derece sevindirici bir gelişmedir” dedi.

Hükümetin yerel yönetimlerle ilgili icraatlarını eleştiren Soylu, “Avrupa’da 5-6 bin kişiye bir belediye düşerken, hükümetin 3 bin 200 olan belediye sayısını 2 bin 100’e indirmekle alâkalı olan yerel yönetim uygulamasıyla, Türkiye, her 33 bin kişiye bir belediye düşer hale gelecektir. O insanlara sorulmadan belediyelerinin ellerinden alınması, anti-demokratik bir uygulamadır” değerllendirmesinde bulundu.

DP Genel Başkanı Soylu, Türkiye’de laikliği ve dini istismar etmenin hiçbir sorunu çözemeyeceğini belirterek, AKP ve MHP’nin başörtüsü konusundaki son durumunu da eleştirdi. Soylu, şöyle konuştu:

“Hükümet ve MHP umutlarını Ek-17. maddede yapılacak değişikliğe bağladılar. Bu şu demektir; bu hadiseden siyasal istismar ve kazanım sağlamaya çalışan karşılıklı çevreler, maalesef samimî olmadıklarını, bu konuda Türkiye’yi gerdiklerini ve çözüme ulaştırmadıklarını kanıtladılar. Türkiye’de laiklik ve dini istismar etmekle hiçbir sorun çözülmez. Her fırsatta, bu değerleri dile getirmek, eski siyaset anlayışlarının ürünüdür. Türkiye’ye ise yeni bir siyaset anlayışı lâzımdır.”

Cemil Yüzer / ANKARA

21.02.2008


 

DTP’li Tuncel hakkında fezleke

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, “Terör örgütü PKK’nın propagandasını yaptığı” gerekçesiyle DTP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in “dokunulmazlığının kaldırılması” için fezleke hazırladı. Fezleke, TBMM Başkanlığına sunulmak üzere Adalet Bakanlığına gönderildi.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan fezlekede, Tuncel’in, 9 Eylül 2007 tarihinde Batman’ın Çamlıtepe Mahallesi’nde belediye tarafından yapılan Yaşar Kemal Kent Ormanı’nın açılış töreninde yaptığı konuşmadaki bazı sözlerine yer verildi. Tuncel’in, sarf ettiği sözlerle, “Terör örgütü PKK’nın propagandasının yapıldığı” ifade edilen fezlekede, Tuncel hakkında Terörle Mücadele Kanunu’nun “terör örgütünün propagandasını yapmak” suçunu kapsayan 7/2. maddesinden soruşturma yapılabilmesinin, Anayasa’nın 83. maddesine göre dokunulmazlığının kaldırılmasına bağlı bulunduğu hatırlatıldı.

Sebahat Tuncel, dokunulmazlığının kaldırılması ve bu suç sebebiyle hakkında dâvâ açılması durumunda, 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanacak.

/ DİYARBAKIR

21.02.2008


 

Yeni büyükelçilerden AB beklentisi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yeni atanan büyükelçilerle öğle yemeğinde bir araya geldi

Başbakanlık Resmi Konutu’ndaki yemekte konuşan Erdoğan, özellikle Avrupa başkentlerinde görev yapacak büyükelçilerin çaba harcayacakları önemli bir alanın, Türkiye’nin Avrupa Birliği katılım sürecinin ivme kaybetmeden ilerlemesini sağlamak olacağını belirterek, büyükelçilere, ‘’Bu sürecin önünü kesmeye veya süreci sulandırmaya, geciktirmeye ya da içini boşaltmaya yönelik girişimlerle yoğun şekilde mücadele edeceğinize inanıyorum’’ dedi.

/ ANKARA

21.02.2008


 

Bediüzzaman özgürlük kahramanı

Mazlum-Der Genel Başkan Yardımcısı Emrullah Beytar, savunduğu düşüncelerden kesinlikle taviz vermeyen Bediüzzaman Said Nursî’nin bir “insan haklan ve özgürlük kahramanı” olduğunu söyledi. Taraf gazetesine yazan Beytar, “Özgürlüğü, eşitliği, insan haklarını koruyan, hoşgörü ve muhabbetin kapısını açan, katılımcılığı benimseyen yönetimlerin desteklenmesi Said Nursî'nin siyaset anlayışının temel unsurlarını oluşturmaktadır” dedi.

Beytar, şunları kaydetti: “Said Nursî, başındaki sarığı ve sırtındaki cübbesiyle tüm baskı, işkence ve zehirlenmelere rağmen insan hak ve özgürlüklerinin savunucusu olmaktan geri kalmamıştır. Ekmeksiz yaşayacağını, ama hürriyetsiz yaşayamayacağını söyleyerek, Abdülhamid'in bahşişini ve Mustafa Kemal'in Şark Vilâyetleri Umum Vaizliği tekliflerini reddederek, insan hak ve özgürlüklerinin araç değil, amaç olduğu vurgusunu yapmıştır.”

BASIN BÖLÜMÜNÜ TIKLAYIN

21.02.2008


 

Türkiye artık tam üye olmalı

Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, ‘’Biz AB üyesi olmak istiyoruz. Genciz, yakışıklıyız ve de çok çalışkanız. Türkiye artık tam üye olmalı’’ dedi.

Tüzmen, Mersin Ticaret ve Sanayi Odasında düzenlenen Fransa Dış Ticaret Bakanı Herve Novelli’nin de katıldığı ‘’Türkiye-Fransa Ortak İş Görüşmeleri Toplantısı’’ndaki konuşmasında, Türkiye ve Fransa arasındaki ilişkilerin çok uzun yıllara dayandığını söyledi. Siyasiler olarak iş adamlarının önlerindeki engelli kaldırmak istediklerini belirten Tüzmen, Türkiye’nin Avrupa Birliği konusunda haklı bir mücadelesi olduğunu söyledi. Tüzmen, ‘’Biz AB üyesi olmak istiyoruz. Genciz, yakışıklıyız ve de çok çalışkanız. 1963 yılından beri süren flörtümüz 2003’de nişana dönüştü. Türkiye artık tam üye olmalı’’ diye konuştu. Fransa’da alınan bazı kararları Türk halkına anlatmakta güçlük çektiklerini ifade eden Tüzmen, ‘’Ama bu siyasi iniş ve çıkışlar ekonomik alandaki çabalarımızı yıldıramaz. Bu çabaları en üst seviyeye çıkartacağız. Artık şarkı söyleme değil, dans etme zamanı. Burada kadar konuşma yeter, bırakalım da iki ülke iş adamları yatırımları görüşsün’’ diyerek sözlerine son verdi.

/ MERSİN

21.02.2008


 

Gurbetçi, Göç Yasası’ndan rahatsız

Komisyon üyeleriyle birlikte Almanya’da Türklerin ölümüne sebep olan yangınlar ve Göç Yasası ile ilgili incelemlerde bulunan İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Üskül, TBMM’de düzenledği basın toplantısında incelemeleri hakkında bilgi verdi.

Üskül, ziyaretleri sırasında insan hakları yetkilileri, Federal İçişleri Bakanı ve Göçten Sorumlu Bakan ile de görüştüklerini belirterek, Göç Yasası’nın ayrımcılık içeren bir yasa olduğunu, bu yasanın da Türklerin Almanya’ya entegrasyonunu zorlaştırdığını belirtti. Üskül, Göç Yasası sebebiyle bu ülkede yaşayan Türk toplumunun endişeli ve huzursuz olduğunu belirtti.

/ ANKARA

21.02.2008


 

Suç işlemeyi TV’de öğreniyorlar

“Sokakta Yaşayan, Suç İşleyen ve Suça Maruz Kalan Çocuklar: Ankara ve İstanbul Örneği, Çözümler ve Öneriler” araştırmasına göre, çocukları suç işlemeye yönlendiren etkenlerin başında arkadaş çevresi ve televizyon geliyor.

Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tülin Günşen İçli tarafından yapılan ‘’Sokakta Yaşayan, Suç İşleyen ve Suça Maruz Kalan Çocuklar: Ankara ve İstanbul Örneği, Çözümler ve Öneriler’’ araştırmasına göre, ‘’çocukları suç işlemeye yönlendiren etkenlerin başında arkadaş çevresi ve televizyon geliyor.’’

TÜBİTAK destekli ve Polis Akademisi’nce yönetilen araştırma, toplam 1526 çocuk ve gençle görüşülerek yapıldı. Görüşülen çocukların yüzde 87,5’ini erkekler oluşturuyor. Araştırmaya katılan çocukların yüzde 40,5’i ilköğretim mezunu, yüzde 18,2’si lise öğrencisi ve yüzde 3,5’i lise mezunu; bunların yüzde 42,2’si evde, yüzde 35’i cezaevinde, yüzde 19,5’i de bir merkezde ya da kurumda yaşıyor.

Araştırma kapsamında görüşülen çocukların annelerinin yüzde 30,1’i okuma yazma bilmiyor, yüzde 29,1’inin de ilkokul mezunu; babalarının ise yüzde 33,8’inin ilkokul mezunu, yüzde 13,1’inin de okur-yazar.

Bu çocukların yüzde 38’i Ankara ve İstanbul’a başka bir yerden göç ettiğini belirtirken, bunların yüzde 46,8’inin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan, yüzde 13,7’sinin ise İç Anadolu’dan geldiğini söyledi. Göç eden çocukların yüzde 55,6’sı ailesinin ‘’çalışmak amacıyla’’ bu şehirlere geldiğini belirtti. Görüşülen çocukların yüzde 25,5’i yedi veya daha fazla kişiden oluşan kalabalık ailelerde yaşıyor.

ÇOCUKLAR VE ŞİDDET

Görüşülen çocuklardan yüzde 37,2’sinin ilk işlediği suç ‘’gasp, dolandırıcılık, yankesicilik ve kapkaç’’, yüzde 15,4’ünün ‘’adam öldürme, yaralama, darp’’, yüzde 9,4’ünün ise hırsızlık. Çocukların yüzde 27,4’ü ilk suçunu ‘’para için’’ işlediğini ifade etti. Yüzde 39,7’si suç işleme fikrini ‘’çevresi’’, ‘’arkadaşları’’ ve ‘’televizyondan’’ edindiğini söyledi. Araştırma sonuçlarına göre, çocukların yüzde 15,6’sının ailesi işledikleri suça hak veriyor. Yüzde 13,8’inin ailesi ise çocuklarının suçlarına kayıtsız kalıyor.

TAVSİYELER

Araştırmanın, ‘’Çözümler ve Öneriler’’ bölümünde çocukların önemli bir kısmının durumlarından ailelerini ve arkadaşlarını sorumlu tuttuğunu belirten İçli, ailelerin eğitilmelerinin önemine dikkati çekti.

Kalabalık aileye sahip olan çocukların daha çok ‘’istismar, ihmal ve ekonomik yetersizlik gibi problemlerle karşılaştıklarını’’ belirten İçli, ‘’aile ilişkilerini güçlendirici aileye yönelik öğrenim programları düzenlenmesi, aile planlamasının öneminin vatandaşlara anlatılmasını’’ tavsiye etti.

‘’Köyden kente göç konusunda makro tedbirlerin alınması gerektiğini’’ ifade eden İçli, koruyucu tedbirlerle göçün sebep olabileceği olumsuz durumların önünün kesilebileceğini kaydetti. İçli, ayrıca tiner gibi kimyevi maddelerin amacı dışında çocuklar tarafından kullanımını ve çocuklara satışını yasaklayan yasal düzenlemelerin yapılmasını tavsiye etti.

/ ANKARA

21.02.2008


 

360 köye ulaşılamıyor

Van’da etkili kar sebebiyle 360 köy yolu ulaşıma kapandı.

Karayolları 11. Bölge Müdürlüğü yetkilileri, bölgede kapanan ana yolun bulunmadığını belirterek, tipi sebebiyle bazı geçitlerde ulaşımın güçlükle sağlandığını dile getirdi. Yetkililer yola çıkan sürücülerin zincir takmaları ve yanlarında takoz ve çekme halatı bulundurmalarını istedi.

/ VAN

21.02.2008


 

Gözleriniz yaşınızı ele veriyor

Danimarkalı bilim adamları, bir kişinin yaşının göz merceğine bakılarak anlaşılmasının yolunu buldular.

Danimarkalı araştırmacılar, buldukları yeni yöntemde, doğum zamanında gelişen ve hayatın geri kalanında değişmeden kalan göz merceği olarak bilinen özel proteinleri ölçmek için radyo karbon kullandıklarını kaydetti. PLoS One dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, Danimarkalı araştırmacılar, göz merceğindeki karbon 14 olarak bilinen karbon izotopunu analiz ederek, 13 kişinin yaşını 1,5 yıllık bir çalışma sonunda doğru olarak buldu. Gözlerden yaşın bulunması yönteminin, ölenlerin kimliklerinin belirlenmesi konusunda adlî uzmanlara ve bilim adamlarına yardım edebileceğine dikkat çekiliyor. Kısa zaman önce araştırmacılar, yakın zamanda ölmüş bir kişinin yaşının diş minesinden hesaplanmasıyla ilgili tekniği onaylamıştı.

/ LONDRA

21.02.2008


 

3,5 ton mesir macunu saçılacak

Manisa’yı Mesiri Tanıtma ve Turizm Derneği Başkanı Ufuk Tanık, bu yıl düzenleyecekleri 468. Geleneksel Mesir Şenliği Festivali’nde Sultan Camii’nin kubbe ve şerefelerinden halka 3,5 ton mesir saçılacağını bildirdi.

Tanık, yaptığı açıklamada, şenlik programı ve bütçesini Manisa İl Özel İdaresi, Manisa Belediyesi ile ortaklaşa oluşturduklarını belirtti.

Şenlik hazırlıklarını hızlandırdıklarını, halka saçılacak 3,5 ton mesir macunun imalathanelerinde karılmaya başlandığını kaydeden Tanık, bu yılki şenliğin bütçesinin 600 bin YTL olduğunu söyledi.

Manisa’yı Mesiri Tanıtma ve Turizm Derneğinin 1959 yılında kurulduğunu, kendisinin 9. başkan olarak görev yaptığını anlatan Ufuk Tanık, diğer başkanlar gibi Manisa’yı ve mesiri daha fazla tanıtmak için gayret gösterdiğini ifade etti.

Tanık, şöyle dedi: ‘’Mesir, geleneklere uygun olarak derneğimiz imalathanesinde 20 Manisalı bayan tarafından 41 baharatın karışımıyla üretiliyor. Derneğimiz ilk zamanlar sadece Mesir Festivali zamanlarında saçım yapılmak üzere mesir macunu üretiyordu, ancak geçen zaman içerisinde mesir macununa gelen talepler doğrultusunda saçım töreni dışında da imal edilmesine başlandı.

Günümüzde artık yılın her günü talebe göre gelenek ve göreneklere uygun olarak gerçek mesir macunu üretimi yapılmaktadır. Türkiye’nin değişik illerine ana ve tali bayiler kanalıyla pazarlıyoruz. Satışlardan elde edilen gelir ise tamamen Manisa’nın tanıtımında kullanılmaktadır.’’

Geçen yıl törende 3,5 ton mesiri 45 dakikada halka saçtıklarını hatırlatan Tanık, bu yılki mesirin ‘’Milat’’ niteliği taşıyacağını ve köklü değişikliklerin yapılacağını kaydetti. Tanık, ‘’mesir macununun üretimi artırarak, yurt dışına da ihraç edilmesi ile ilgili çalışmalarımız devam etmektedir. 2008 yılı bu sebepten dolayı mesir için Milat olacak diyebiliriz’’ diye konuştu.

/ MANİSA

21.02.2008


 

Peri bacaları kara büründü

Türkiye’nin önemli turizm merkezlerinden Kapadokya’da her mevsim ziyaretçilerine ayrı güzellikler sunan peribacaları, kar ile birlikte beyaza büründü.

Kar altında bambaşka bir manzaraya kavuşan peribacaları, görülmeye değer manzaralar oluşturdu.

Erciyes Dağı, Hasan Dağı ve Güllü Dağ’ın günümüzden milyonlarca yıl önce püskürttüğü lavların zaman içinde yağmur, kar ve rüzgârın yanı sıra erozyon ile şekillenmesiyle oluşan bu eşsiz tabiat şekilleri, yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı olmayı sürdürüyor.

Hafta sonu etkili olan kar yağışıyla yabancı turistler, kimi zaman yürüyerek kimi zamanda kartopu oynayarak, karın keyfini çıkardı.

Kar yağışı dolayısıyla, Göreme, Zelve, Ürgüp, Paşabağları, Uçhisar ve Avanos gibi peri bacalarının en yoğun olduğu bölgeler, beyaz örtü ile kaplandı.

/ NEVŞEHİR

21.02.2008


 

Karlı zeminde nasıl yürümeli?

Kış aylarında artan kırık ve çıkıklara karşı uzmanlar, yolda yürürken dikkat edilmesi gereken noktalar olduğu konusunda uyarıyor.

Uzmanlar, buz tutan ve kayganlaşan yollarda yürümenin ayrı bir maharet ve dikkat istediğini anlatarak, yürürken ellerin cepte olmasının düşmeye dâvetiye çıkardığı uyarısı yaptı.

Dengesini kaybeden kişi düşme sırasında ellerini kullanarak, düşme şiddetini azaltıp özellikle tehlikeli kalça kemiklerine zarar vermeyi engelleyebileceği belirtildi. Ellerin cepte olması, kişinin kaygan yolda dengesini sağlamakta zorluk çekeceğine işaret ediliyor. Ellerin serbest olmasının, kayma sırasında vücudun dengelenmesi adına önemli etken olacağına dikkat çekiliyor.

/ KAYSERİ

21.02.2008


 

Kavşakkaya Barajı devreye girdi

nkara Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ) Genel Müdürü Kamil Kılıç, Kavşakkaya Barajı’ndan ilk aşamada her gün 80 bin metreküp suyun Kurtboğazı Barajı’na verilmeye başlandığını bildirdi.

Kamil Kılıç, yaptığı yazılı açıklamada, Başşehrin içme suyu ihtiyacına büyük destek sağlayacak Kavşakkaya Barajı’nın 2007 yılının başından bu yana su tutulmaya başlandığını, baraj havzasında 10 milyon metreküp su biriktiğini kaydetti.

/ ANKARA

21.02.2008


 

Camide barkovizyonlu tebliğ

Antalya Manavgat Müftülüğü cami girişine kuracağı barkovizyon ekranla gün boyu İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça, İtalyanca ve Flemenkçe olarak İslâm dini hakkında temel bilgiler verecek.

Antalya Manavgat Müftülüğü, turizm sezonu öncesi Külliye Camii’ni ziyarete gelen turistlerin İslâm dini ile ilgili genel bilgi sahibi olmaları için barkovizyon ekran kuracak. Müftülük, cami girişine kuracağı barkovizyon ekranla gün boyu İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça, İtalyanca ve Flemenkçe İslâm hakkında temel bilgiler verecek.

Müftü Halil Taş, turizm sezonunun yoğun olduğu Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında Külliye Camii’ni ziyarete gelen günlük turist sayısının 400 olduğunu belirtti. Dört şerefeli cami imam hatibi Mustafa Yılmaz ile turist rehberlerinin kütüphane yaptığını belirten Halil Taş, kütüphanede Diyanet İşleri Başkanlığı’nın gönderdiği Almanca, Fransızca, İngilizce ve Rusça Kur’ân-ı Kerim, İslâm ilmihali kitapları ile bol sayıda broşür ve kataloğun bulunduğunu ifade etti. Halil Taş, “Külliye Camii, Antalya Bölgesinde turistlerin en fazla ziyaret ettiği mabetlerin arasında yer alıyor. 2004 yılında ibadete açılan 5 bin kişilik Külliye Camii’ne haftanın 7 günü turist ziyareti oluyor. Kuracağımız barkovizyon sistemi ile camiyi ziyarete gelen turistlere kendi dillerinde İslâm dini ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (asm.) hakkında bilgilendirme yapacağız. Barkovizyon kurulumu ve yayını ile ilgili çalışmalarımız tüm hızı ile devam ediyor. Turizm sezonunda barkovizyon yayınımız başlayacak.” diye konuştu.

İmam hatip Mustafa Yılmaz, Pazartesi ve Perşembe günleri öğle namazından önce hatim yaptıklarını, hatimi dinlemeye gelen turistlere de okudukları âyetlerin İngilizce ve Almanca meâl açıklamasını yaptıklarını ifade etti.

Gezi kapsamında her Perşembe Manavgat’a Belçikalı ve Fransız turistler getirdiklerini belirten Diana Tur Turist Rehberi Mehmet Ali Özen, turistleri Manavgat Şelâlesi’ni gezdirmeden önce Külliye Camii’ni ziyaret ettirdiklerini söyledi. Müftülüğün, cami girişine kuracağı barkovizyon sisteminin turistler için faydalı bir hizmet olacağını ifade eden Mehmet Ali Özen, cami ziyaretlerinde turistlere İslâm dini ile ilgili genel bilgilendirme yaptıklarını söyledi.

/ ANTALYA

21.02.2008


 

Karın suyu az, “kepeği” çok

Yer altı ve yer üstü suları önemli oranda azalan Konya Kapalı Havzası’na yağan karın su yoğunluğunun sadece yüzde 11 olduğu bildirildi.

DSİ 4. Bölge Müdür Yardımcısı Mevlüt Pınarkara, hafta sonunda etkili olan kar yağışı sonrasında Konya kent merkezinde kar kalınlığının 30 santimetre, Çumra’da 28-30 santim, Seydişehir’de 40, Beyşehir’de 42 ve Hadim gibi yüksek kesimlerde ise 1 metreye kadar ulaştığını söyledi.

Havzanın son 20 yılın en iyi kar yağışını aldığını vurgulayan Pınarkara, en son 1988 yılında kar kalınlığının 35 santimetreye ulaştığını kaydetti. Yağan karın, son yıllarda ciddî anlamda su sorunu yaşayan, yer altı ve yer üstü suları hızla azalan Konya Kapalı Havzası için sevindirici olduğunu dile getiren Pınarkara, “kepek kar” olmasına ise üzüldüklerini bildirdi. Kepek karın su yoğunluğunun çok az olduğunu ve su açısından beklenen oranda fayda sağlamayacağını ifade eden Pınarkara, şunları söyledi: “2 yıl önce Konya’ya yağan kar yüzünden ağaçların dalları kırılmış, direkler devrilmişti. Ağaç dallarının karı taşımaya gücü yetmedi. O dönem yağan karın su yoğunluğu yüzde 45’ti. Şimdiki karın yoğunluğu ise sadece yüzde 11. Yani hacminin yüzde 11’i su oluyor. Erime sonucunda ortaya çıkan suyun da sadece yüzde 15’i yer altına iner. Bu oran yavaş erime olursa geçerli. Rüzgârın etkisiyle hızlı erime olursa daha da az yer altına besleme olur.”

/ KONYA

21.02.2008


 

Göle kar takviyesi

Ankara’nın Gölbaşı ilçesi Belediye Başkanı Abdulnasır Haşlak, cadde ve sokaklardan topladıkları karları kamyonlarla Mogan Gölü’ne akan dereye döktüklerini belirterek, “Kar yağışı, ilçemizin en eski ve önemli sorunu olan Mogan Gölü’ndeki su seviyesinin düşüklüğü için de umut olmuştur” dedi.

Gölbaşı Belediye Başkanı Abdulnasır Haşlak, ilçede cadde ve sokaklarından belediye kepçeleri ve temizlik personelince toplanan karların kamyonlarla Mogan Gölü’ne akan Sukesen Deresi’ne döküldüğünü belirtti.

/ GÖLBAŞI

21.02.2008


 

Su için 15 gündür tezek yakıyorlar

Muş’ta, merkeze bağlı Mercimekkale köyünde içme suyu şebekesi tamamen donunca, köylüler, donan boruları çözmek için 15 gündür ateş yakıyor.

Alınan bilgiye göre, il merkezinin 25 kilometre uzağında, 450 nüfuslu Mercimekkale köyünde, soğuk havanın etkisiyle içme suyu şebekesi dondu. İçme suyu ihtiyacını derelerden karşılamak zorunda kalan köylüler, 15 gündür donan içme suyu borularını çözmeye çalışıyor. Köy meydanında, içme suyu şebeke hattı üzerinde ateş yakarak donan boruları çözmeye çalışan köylülerin mücadelesi sürüyor. Köy sakinlerinden Ahmet Menteş boru hattı üzerinde, evlerde ısınma ihtiyacını karşılamak için kullanılan tezek yaktıklarını söyledi.

/ MUŞ

21.02.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri