Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 19 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Eğitim

Okul yönetimi ile ebeveynlerin işbirliğini engelleyen etkenler

Okul yönetiminin görevi, okuldaki bütün imkânları ve insan kaynaklarını eğitimin amaçlarına uygun olarak en iyi şekilde gerçekleştirmektir. Bununla birlikte okul yönetiminin iç ögelerden (yöneticiler, öğretmenler, uzmanlar ve eğitici olamayan diğer personel) ya da dış ögelerden (merkez yöneticileri, veliler, çevredeki baskı grupları, gönüllüler, meslek kuruluşları ve endüstri temsilcileri) kaynaklanan sorunları yönetebilmesi gerekecektir. Öğrencilerin başarı durumlarında bütün sorumluluğun öğretmenlere ait olduğunu düşünmemeliyiz. Çocukların eğitim sürecine katılmalarında yöneticilerin velilerle işbirliği içerisinde çalışması ve ebeveynlerin bilinçlendirilmesi sağlanmalıdır.

Günümüzde okul yönetimi ile ebeveynler arasındaki iletişim sadece veli toplantıları ve faaliyet günleriyle sınırlı kalmaktadır. Şunu unutmamalıyız ki okul yönetimi okul çevresinde, toplumsal ve öğretim lideridir. Okul çevresinde öğrenciler ve eğitim süreciyle ilgili sorunları gözlemleyerek, bu sorunları ortadan kaldıracak çözüm yolları bulmaya gayret eder. Çalışmaların uygulanabilir olması için ebeveynlerin de desteği çok önemlidir.

Okul yöneticileri zamanlarını veli katılımını

sağlamaya dönük faaliyetlere ayıramıyor

Okul yönetimlerinin özellikle iç ögelerden kaynaklanan sebeplerle velilerin eğitimi, bilgilendirilmesi ve eğitim sürecine katılımı ile ilgili çalışmalara yer veremediklerini görüyoruz. Toplam kalite yönetimi ile birlikte aile, öğretmen, öğrenci ve velilerin işbirliğini güçlendirmesi gündeme gelmiştir. Ancak geleneksel yönetici anlayışı ve her şeyi tecrübe ederek öğrenme isteği koordine çalışmayı engellemektedir. Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nce (2004) İstanbul’daki 744 okul müdürüyle görüşülerek yapılan araştırmaya göre; Okulun büyüklüğü ile orantılı olarak okullardaki sorunlarda çeşitlilik ve nicelik açısından artış görülüyor. Okul yöneticileri zamanlarını veli katılımını sağlamaya dönük faaliyetlerden daha çok kaynak temini, çalışanların koordinasyonu, çatışmaların önlenmesine ayırıyor. Yöneticilerin yaşları yükseldikçe, deneyimleri artıyor ve bunun sonucunda okul-veli işbirliği daha kolay sağlanıyor. Kadınlar, erkeklere göre velilerle daha sık iletişim kuruyorlar.

Aileler, yöneticilerden anlayış ve saygı bekliyor

Millî Eğitim Bakanlığı’nın (2002) yönetici, öğretmen, veli ve öğrenciyle yaptığı bir araştırma, velinin okuldaki faaliyetlere katılmamasında ilk sebebin ‘‘işten izin alamama’’, önemli etkenlerden birinin de ‘‘para isteneceği endişesi’’ olduğunu ortaya koydu. Velilerin faaliyetlere katılmama sebepleri: % 26.2’si işten izin alamıyor, % 16’sına göre duyuru geç yapılıyor , %14.8’inin haberi olmuyor, %14’ü para istenmesinden çekiniyor. Velilerin %10.6’sı söz verilmemesinden şikâyetçi. %10.2’si çocukları hakkında şikâyet duyma endişesi taşıyor. % 8.4’üne göre okuldaki öğretmen ve yöneticiler ailelerin hayat tarzı ve kültürel değerlerine saygı duymuyor. % 7.7’si öğretmen ve yöneticilerin velilere yeterli zaman ayırmaması sebebiyle okula gitmiyor. % 6.7’si sorunları dile getirdiklerinde çocuklarına zarar verileceği endişesi taşıdığı için gitmiyor. % 5.4’ünün düzgün bir kıyafeti yok. % 4.9’u öğretmen ve yöneticilerin velileri küçümsemesi ve azarlamasından şikâyetçi.

Araştırmaya göre velilerin okula gelme sebeplerinin başında ise yüzde 81.7 ile çocuğunun ‘‘başarı durumunu öğrenmek’’ geliyor. Araştırmaya katılanların yüzde 61.2’si ‘‘çocuğunun derslerdeki başarısını artırmak’’, yüzde 50.7’si ‘‘kötü alışkanlıklardan korumak’’, yüzde 29’u ‘‘derslerinde nasıl yardımcı olacağını öğrenmek’’, yüzde 19.5’i ‘‘okula devamsızlığı önlemek’’, yüzde 14.9’u ise ‘‘okula maddî yardımda bulunmak’’ gibi sebeplerle velilerin okula geldiğini belirtti. Araştırmanın sonuç bölümünde, ‘‘Velilerden çeşitli sebeplerle para istenmesi, velileri okuldan uzaklaştırmakta’’ deniliyor.

Okullar, öğrenci ve velilerle sözleşme imzalıyor

Artık okul, öğrenci ve veli arasında sözleşme imzalanıyor, veliler çocuklarıyla ilgilenmek için okul yönetimlerine, öğretmenlere söz veriyor. Çocukların başarısında okul- veli ilişkisinin kalitesi, velilerin ilgisi önemli rol oynuyor. Bireyin kendini gerçekleştirmesi, okulda demokrasi kültürünün yerleştirilmesi, okulun bütün imkânları ile çevreye açılması, veli ve öğrencinin beklentilerinin sisteme dâhil edilmesi, hizmet üretenler ile alanlar arasındaki ilişkilerin belirlenmesi için sistematik bir düzenleme gerekmektedir. Bu amaçla MEB tarafından hazırlanan Öğrenci-Veli-Okul Sözleşmesi ; öğrenci ve velinin okulun işleyişine etkin katılımlarını sağlamak, velileri, öğrencilerin neyi nasıl öğrenecekleri konusunda bilgilendirerek çocuklarının okul dışındaki zamanlarını en etkili şekilde değerlendirmelerine yardımcı olmalarını sağlamak, öğrencileri ve velileri okul kuralları ve genel eğitim politikaları konusunda bilgilendirmek, okulun hizmet ve imkânları konusunda tarafları bilgilendirerek faydalanma imkânlarını artırmak, okul içinde ve dışında fiziksel ve psikolojik şiddete karşı iş birliği yapmak, taraflar arasındaki iletişim kanallarını açık tutmak, tarafların birbirlerinden beklentilerini sağlam bir zemine oturtmak, tarafların bireysel potansiyellerini üst düzeye çıkarabilecekleri şartları oluşturmak, öğrencilerin ve velilerin okulun performans değerlendirilmesi sürecine etkin katılımını sağlamak konularında taraflar için bir yol haritası niteliği taşımaktadır.

Aileleri bilgilendirme çalışmaları önemsenmelidir

Aileleri, öğrencilerin faaliyetleri ve okulda yeniliklerle ilgili bilgilendirebilecek okul dergisi ve bülten vb çıkarılmasında okul yönetimi öğretmen ve öğrencilere destek olmalıdır. Böylelikle anne-baba faaliyet ve diğer çalışmalardan haberdar olabilir, çocuğu katılımcı olması yönünde destekleyebilir ya da bizzat sürece katılabilir. Marmara Üniversitesi’nce (2008) yapılan “Bilgi Toplumunda Okul ve Medya İlişkileri” konusundaki ankete göre; Okul yöneticileri medya ve iletişim konusunda kendilerini geliştirmek istiyor. Yöneticilerin yüzde 88’i bu konunun hizmet içi eğitim seminerleri kapsamına alınmasını istiyor. “Eğitim kurumlarının kendi medya organı olmalıdır” sorusuna okul yöneticilerinin yüzde 15’i kesinlikle katılıyorum cevabı verirken, gazetecilerin ise yüzde 24’i bu görüşe kesinlikle katılıyor. Ebeveyn ve okul yönetiminin işbirliği ile uygulanması gereken çalışmalar velilere çocuklar aracılığı ile duyurulduğunda aksilikler ortaya çıkmaktadır. Öğrenci, bilgilendirici mektubu ya ailesine hiç göstermemekte ya da çok geç ulaştırmaktadır. Bu durumun önüne geçmek için internet sistemlerinden yararlanılmaktadır. Artık okul yöneticileri, duyuruları ailelere elektronik mektupla yollamakta ve bütün çalışmalar okulların internet sayfalarında duyurulmaktadır. Bu konudaki çalışmalar son yıllarda hızla artmış; Öğrencilerin devamsızlık durumlarının, karne notlarının internet üzerinden öğrenilmesinin yolu açılmıştır. Ayrıca kamera sistemleri sayesinde çocukların dersteki davranışları izlenebilmektedir.

Yetişkinler, okul yöneticileriyle görüşmekten, onlarla bilgi, fikir alış verişinde bulunmaktan çekinmemelidirler. Ancak ebeveynin görüşmek istediği konuyu belirterek randevu alması, görüşmenin daha nitelikli olmasını sağlar. Yöneticinin de velilerin düşüncelerini dikkatle dinlemesi, bilgilendirmesi ve okuldaki uygun birime yönlendirmesi çok önemlidir. Konuşurken kullanılan ses tonu, mimikler ve ifade iletişimin yönünü belirleyecektir. Okul yönetimi ailelere saygı göstermeli ve velileri şikâyet kutusu olarak görmemelidir. Aileler de çocuklarının sorunlarıyla ilgili bütün sorumluluğu öğretmen ve yöneticilerin üstüne yıkmamalıdır.

Mutlu bir hafta geçirmeniz dileğiyle, sevgiyle kalın…

Mustafa Oğuz

19.02.2008


Eğitim bilimleri pek bilinmiyor

Eğitim Bilimleri Bölümleri, eğitimin çeşitli alanlarına uzman yetiştirmek, öğretmenlik yapmak isteyen öğrenciler ile üniversite ya da yüksekokul mezunu olup da öğretmenlik sertifikası almak isteyenler için düzenlenen programlara yardımcı olmak, program düzenlemek ve uygulamak; eğitim araştırmaları yapmak; eğitim-öğretim ile ilgili hususlarda çeşitli kurumlarla işbirliği yapmak amacıyla kurulmuştur. X1. Eğitim Şûrâsı’nda eğitim uzmanı şöyle tanımlanmıştır:

“Eğitim uzmanı, değişik sistemlerde, kurumlarda ve kademelerde öğretme, öğrenme ortamını en etkili biçimde oluşturarak eğitimin amaçlarını gerçekleştirmede, yöneticilere, öğretmenlere, öğrencilere, velilere kılavuzluk ve yardım edecek nitelikte, eğitim bilimlerinin bir dalında kuramsal alanda ve uygulamada uzmanlaşmış kişidir.” denilmektedir.

Bu eğitim uzmanlarının sunacakları hizmetler veya görevleri şu şekildedir:

Ölçme ve Değerlendirme Uzmanı: Değişik eğitim kurum ve kademeleri ile okullarda öğrencinin ilgi, yetenek, tutum ve başarısını ölçüp değerlendirecek, öğrenciyi değerlendirme sonuçlarına ve toplumsal ihtiyaçlara uygun eğitim programına yöneltecek düzeyde, kuramsal alanda ve uygulamada yetişmiş kişidir.

Program Geliştirme Uzmanı: Toplumdaki gelişmeleri dikkate alarak eğitim programlarının genel ve özel amaçlarını, muhtevasını, eğitim süreçlerini belirlemeye ve değerlendirmesini yapmaya; bunları araştırma yolu ile düzeltmeye, geliştirmeye yeterli olacak nitelikte kuramsal alanda ve uygulamada yetişmiş kişidir.

Eğitim Yöneticisi: Değişik sistem, kurum ve kademelerde eğitim hizmetlerini yönetmeye yeterli olacak nitelikte kuramsal alanda ve uygulamada yetişmiş uzmandır.

Eğitim Müfettişi: Değişik sistem, kurum ve kademelerde eğitim hizmetlerini denetlemeye yeterli olacak nitelikte kuramsal alanda ve uygulamada yetişmiş uzmandır.

Eğitim Planlaması Uzmanı: Değişik sistem, kurum ve kademelerde eğitim hizmetlerini planlamaya yeterli olacak nitelikte kuramsal alanda ve uygulamada yetişmiş uzmandır.

Halk Eğitimi Uzmanı: Değişik sistem, kurum ve kademelerinde, halk eğitimi alanında eğitim programları geliştirmeye, uygulamaya ve değerlendirmeye yeterli olacak nitelikte kuramsal alanda ve uygulamada yetişmiş kişidir.

Ülkemizde Eğitim Bilimlerinin esas temeli Ankara Üniversitesi Senatosu, 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu’nun ikinci maddesine dayanarak, 31.03.1964 gün ve 463/2718 sayılı karar ile Eğitim Fakültesi’ni kurması ile başlamıştır. Bu tarihten sonra fakültelerde eğitim bilimleri bölümleri açılmıştır. 1960’lı yıllarda kurulan lisans, yüksek lisans doktora düzeyinde eğitim veren bu fakülte ve bölümlerin lisans bölümleri 1998 yılının Mart ayında Yüksek Öğretim Kurumunun “Eğitim Fakülteleri Öğretmen Yetiştirme Programlarının Yeniden Düzenlenmesi” raporu kapsamında kapatılmıştır. Kuruluşundan kapanışına kadar lisans bölümlerden mezun olanlar Millî Eğitim Bakanlığı’nca Sınıf öğretmeni, Rehber öğretmen, Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmeni olarak atanmışlardır. Bölümler kapatıldıktan sonraysa kamu ve özel sektörde çalışan mezunların hepsi özlük hakları açısından sıkıntılar yaşamışlardır…

5 Nisan 2007 tarihinde Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sayın İrfan Erdoğan’ın basında ve Talim Terbiye Kurulu’nun kendi sayfasında OKS ile ilgili yer açıklamalarında her ilde ölçme ve değerlendirme birimlerinin kurulacağına dair bir gelişme haberi yer almaktadır. Bu gelişmenin perde arkasında Eğitim Bilimleri Derneği’nin 4 Şubat 2007 de TTKB’ye ilettiği “ Eğitim Bilimleri Mezunları İstihdamı ve Eğitim Sistemimiz İçin Çözüm Önerileri” raporunda önemli önerileri vardır. OKS’nin kaldırılması ve yerine getirilen kademeli geçiş sisteminde ölçme ve değerlendirme işlemlerinde doğacak sıkıntılara dikkat çekerek “her okula ölçme ve değerlendirme biriminin kurulması gerektiğini” önerdik. Eğitimde yaşanan sorunlara büyük çözümler getirecek olan raporun Millî Eğitim Bakanlığı yetkilileri tarafından dikkate alınması ve uygulamaya geçilmesi çok sevindiricidir. “Eğitim Bilimleri Mezunları İstihdamı ve Eğitim Sistemimiz İçin Çözüm Önerileri” raporuna www.egitimbilimleridernegi.org adresinden ulaşabilirsiniz.

Aylin Çalışkan

19.02.2008


Çocukların rüyalarını etkileyen nedir?

Sınıf öğretmeni, çocukların uykuları üzerine bir araştırma yapıyordu. Rüya görmenin insan ruhunu ne kadar rahatlattığını ve onlar için ne kadar gerekli olduğunu belirttikten sonra: ‘‘Söyleyin bakalım!’’ dedi. ‘‘Bu gece ne gördünüz?’’ Çocuklar tek tek el kaldırarak rüyalarını anlatmaya başladılar. O haftaki rüyaların birçoğu, üç gün önce meydana gelen tren kazasıyla ilgiliydi. Bir de, cinnet geçiren bir emeklinin, karısı ve çocuklarını yol ortasında bıçaklaması ile... Öğretmen arka sıralarda oturan bir öğrencinin el kaldırmadığını görünce, ona doğru yaklaşıp: ‘‘Hayrola arkadaş’’ dedi, “yoksa sen hiç rüya görmüyor musun?” ‘‘Elbette görüyorum!’’ diye gülümsedi öğrenci. ‘‘Ama benim rüyalarım çok farklı.’’ ‘‘O zaman gördüğünü anlat!’’ dedi öğretmen, ‘‘aynı şeyleri görmen gerekmiyor.’’

Küçük çocuk: ‘‘Ben, dedemle birlikte gittiğim balık avını gördüm!’’ dedi. ‘‘Köyümüze yakın olan derede idik. Ve koca bir balık tutarak eve götürdük.’’

Öğretmen yaptığı çalışmayı bir sonraki dersinde de sürdürdü. O hafta görülen rüyaların birçoğunda, petrol zengini bir ülkenin bombalanması sırasında ölen yüzlerce çocuk vardı. Diğer rüyalar ise, meşhur bir şarkıcının ayağından vurulması ve iş adamlarından birinin kaçırılması ile ilgiliydi. Öğretmen arka sıradaki öğrencinin bu sefer de el kaldırmadığını görerek yanına gitti ve ne rüya gördüğünü sordu. Küçük çocuk dışarıdaki karlı dağlara bakıp: ‘‘Geçen hafta birçok kuzum doğdu’’ dedi. ‘‘Rüyamda onları, dağın yamacındaki pınara götürmüştüm. Bu arada çiçeklerle konuşup, gökyüzündeki kuşlarla yarıştım. Onlar gibi uçuyordum havada.’’

Öğretmen araştırmasını biraz daha derinleştirdiğinde, çocuğun kardeşlerinin de aynı türde rüyalar gördüğünü öğrendi. Hatta dedesi bile onlar gibiydi. Sonunda merak edip: ‘‘Hep bu türde rüyaları görmeniz çok harika!’’ dedi. ‘‘Sanki birer film gibi her biri. Yoksa bunun için bir formül mü var?’’

Küçük çocuk: ‘‘Bilmiyorum öğretmenim!’’ diye gülümsedi. ‘‘Televizyon alamayacak kadar fakir olduğumuz için, Allah bize bu filmleri gösteriyor olmalı.’’

19.02.2008


İyi bir yönetim için güven

Çu Kung, hocası Konfüçyüs’e iyi bir yönetimin nasıl olacağını sordu. Usta şöyle cevap verdi: Yeteri kadar yiyecek, yeteri kadar silâh ve halkın güveni. “Hiçbir alternatifiniz kalmadı ve sıkıştınız. Önce bunlardan hangisinden vazgeçersiniz?” sorusuna Usta, “silâh” dedi. “Sonra yiyecek”. ‘‘Niçin?’’ denilince, Konfüçyüs şu cevabı verdi: “Çünkü eski zamanlardan beri insanlar birçok sebepten ölümü tatmışlardır, ancak yöneticisine güveni olmayan halkın ayakta kaldığı görülmemiştir.”

19.02.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri