Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 03 Mart 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Görüş

Rotterdam’dan kısa notlar

Şubat ayının ilk günlerine Hollanda Rotterdam İslâm Üniversitesindeki iki günlük Said Nursî ve Schilder Konferası yapıldı. İstanbul İlim ve Kültür Vakfı ile Simonstraat Kilisesi’nin katkılarıyla düzenlenen konferansın birinci bölümü, Rotterdam İslâm Üniversitesi Konferans salonunda gerçekleşti. Açılış konuşmasını, Hıristiyan din adamı Marten de Vries yaptı. Daha sonra Risâle-i Nurları İngilizce’ye tercüme eden Şükran Vahide Hanımefendi Üstadın hayatını konu alan tebliğini sundu. Diğer konuşmacılar Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Prof. Dr. Bünyamin Duran, Prof. Dr. Faris Kaya ve İngiltere Durham Üniversitesinden Prof. Dr. Colin Turner tebliğlerini sundular.

Konferansın ikinci bölümünde Üstad Bediüzzaman Said Nursî’ye ve Schilder’e göre “vahiy kavramı” konuşuldu. Konferansın üçüncü bölümünde “Nursî’ye ve Schilder’e Göre Haşir Kavramı” idi. Bu bölüme Simonstraat Kilisesinde başlandı. Dördüncü bölümün konusu “siyaset” idi. Bu bölümde de İngiltere Durham Üniversitesinden Prof. Dr. Colin Turner tebliğini sundu. Üstad Hazretlerinin “eüzübillahi mineş şeytani ve siyaseti” görüşlerinin geniş bir şekilde işlendiği bu tebliğ de ilgi gördü. Tanıştığım bazı doslarım, Hollandalı yetkililerin bu tebliğin bir tercümesinin Hollanda Başbakanına, takdim edebileceğini söylediler.

Bu konferas için emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Hollanda’da 2008’in ilk iki ayında olan olayları da şu şekilde özetlemek istiyorum:

Burka ve nikabana kamusal alanda yasaklandı. Yüzü kapatan giysiler devlet dairelerinde ve okullarda bakanlar kurulu kararı ile yasaklandı. İçişleri Bakanı Guusje ter Hors, bakanlar kurulu toplantısından sonra yaptığı açıklamada, yüzü kapatan giysili kişilerin tramvay, otobüs ve trenlere kabul edilmemesinin, bu kurumlara sorulacağını ve onların bunu gönüllü yapmasının isteneceğini, uyulmadığı takdirde ise yasaklama kararının yasayla gündeme geleceğini söyledi.

Diğer bir faaliyet de Anadolu’nun yörük çadırlarının Hollanda’da kurulması. Rotterdam Kunsthal Müzesinde açılan ve Türkiye’deki göçebe hayatını anlatan sergide, yörüklerin günlük yaşantısından kesitler ve Anadolu kilimleri yer alıyor. Sergi 1 Temmuz’a kadar açık kalacak. Karikatürist Osman Turan’ın da 60 karikatürü sergileniyor. Müze Müdürü Wim Pijpes ise “Türkiye’nin bilinmeyen yönlerini Rotterdam’a getirdik” şeklinde değerlendirmede bulundu.

Hollanda’da İslâm karşıtlığını tırmandırmak isteyenler de var maalesef. Hollandalı san'atçılar, Türkler ve Müslümanlar da bu durumdan kaygı ile bahsediyorlar. Hollanda Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders yanlış politika izliyor. 16 milyonluk Hollanda da 1 milyon Müslüman yaşıyor. Özellikle Türk kuruluşlar bu tür provokatif olaylardan uzak kalınması kanaatini taşıyor. Müslümanlar sağduyulu davranmaya çalışıyor.

Şubat’ın son haftasında Hollanda’nın Harlem şehrinde Türkiye Diyanet Vakfı’na bağlı olarak Hollandalı Türklerin katkılarıyla yaptırılan Selimiye Camii muhteşem bir törenle ibadete açıldı. Hollanda Adalet Bakanı Hirsch Balli, yabancılar anlamına “Allochtoon” kelimesinin kullanımdan kaldırılması ve yerine “Amsterdamlıyız” kelimesinin kullanılmasının daha uygun olacağını belirtti. Bunun için de sivil toplum kuruluşlarından destek istedi. Bazı otobüs duraklarında da başörtülü bayan fotoğraflarının altında “I am-sterdam” yazısı dikkat çekiyor.

Geçen ay Hollanda’da Uluslararası Edebiyat Festivali yapıldı. Açış konuşmasını Türk yazar Elif Şafak yaptı. Bilindiği gibi Hollanda topraklarının büyük bir kısmı deniz seviyesinin altında. Hollandalılar su baskınlarına karşı yeni teknikler geliştiriyorlar. Yerleşim ihtiyacını gidermek için ülkenin sembolü sayılan ‘lâle’ şeklinde bir yapay ada kurmayı tartışıyor. Hollanda Parlamentosu, Kıyı Geliştirme Komisyonu’na Kuzey Denizi kıyısında sun’î adalar inşa edilmesine imkân veren yeni planlar geliştirmesi için talimat verdi.

Bir ara haremlik-selâmlık taksi uygulaması gündeme geldi. Tilbrg şehrinde bir şirket, sadece bayanların kullanabileceği taksilerle hizmet vermeye başlayacaklarından bahsetmişlerdi.

Hollanda’da bir grup Facebook’çu, ayda iki saat daha eğitim almak istemeyen 13-17 yaşlarındaki bin kadar öğrenci örgütlenip gösteri yapmıştı. Epeyce olaylı olan bu gösteride 15 öğrenci tutuklanmıştı.

Yine Hollanda’da yaşayan başörtülü Türk avukat Fadime Arslan’ ı Time dergisi kapak konusu yapmıştı. Fadime Arslan, “Başörtülü çalışmanın epeyce zorlukları var, fakat bu olumsuz durumları olumlu hale getirmeye gayret ederek diğer başörtülü kardeşlerime de örnek olmak istiyorum” şeklinde konuşarak Hollanda’daki başörtülülere moral vermeye gayret ediyor.

Hollanda, 14 Şubat Sevgililer Gününde, dünyada en çok çiçek satan ülke aynı zamanda. Hollanda’nın eski sömürgesi olan Güney Afrika’da yetiştirilen çiçeklerin de satışı Hollanda üzerinden yapılıyor. Hollanda çiçek halinin yıllık geliri 2,2 milyar euro. Avrupa’nın en çok turist alan güzel ülkelerinden biri olan Hollanda; sütüyle, peyniriyle, yel değirmenleriyle, lâleleri ve kanalları ile adını duyurmuş bir ülke. Şu an kanallar buz tutmuş durumda. Hava şartları çok çabuk değişen bir ülke Hollanda. Bazen bahar havası, bazen kış oluveriyor.

H. Kübra Akdemir

03.03.2008


Helâl gıda, yalnızca potansiyel pazar mı?

Ülkemizdeki gıda ürünleri pazarı konusunda son günlerde gündemde olan bir husus; Helâl gıda damgalı ürünler. Çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, ‘Helâl gıda’ damgalı ürünlerin pazarda yer alıp almaması konusunu tartışmaktan ziyade atılması gereken en önemli adım, bu konuya yaklaşımın gözden geçirilmesidir. ‘Helâl gıda sertifikası’ konusu sadece pazarın büyüklüğü düşünülerek tartışılmamalı, gıda tüketimi konusunda hassas çevrelerin hassasiyetleri göz önünde bulundurularak adımlar atılmalıdır. Fikhî bir konuda sadece pazarlama mantığı eksik adımlara-açılımlara sebebiyet verir. Muhakkak ki bu işin erbabı bu konuyu düşünmüştür, düşünmelidir.

Bu konuda hassas insanların (tüketici), Amerika’da karşılaştığı durumdan bahsetmek istiyorum. WalMart, Kroger gibi büyük çaptaki marketlerin raflarında ‘Helâl gıda’ damgalı ürünlere rastlamak mümkün. Süt ürünlerinde, et ve et ürünlerinde Helâl damgasını görebiliyoruz. Fakat ürün yelpazesi çok geniş olan bu tür marketlerde, iki veya üç çeşit üründe ancak helâl damgası oluyor. Müslüman toplumun gıda ihtiyacını karşılamak üzere başvurduğu çarelerden birisi, sadece Helâl ürün satan marketler açmak olmuş. Ürünlerin yarısından fazlası Müslüman ülkelerden ithal. Raflardaki birçok ürün Malezya, Endonezya ve Arap ülkelerinden... Türk gıda firmalarının bu konuda eksiklik içinde olduğu (en azından raflar öyle söylüyor) açık bir husus.

Yahudilerin yiyecek konusunda Tevrat’a göre tercih yapmaları ürün raflarına yansımış ve birçok üründe (Cipsler, kekler, süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri...) “K” (Kosher: Tevrat’a göre helâl) harfini veya buna benzer harfleri görmek mümkün. Tam da bu noktada bir hatırlatma: Bu harflerin tüketici tarafından tam bir güvenle karşılanması çok önemlidir. Kesimhanede hayvan kesilirken oradaymış gibi güven duyulması, sistemin bütün yönleriyle iyi oturtulmasına bağlıdır. Sadece pazarlama mantığı bu noktalarda yanlış anlamalara veya yanlış adımlara sebep olabilir.

Evet bu konuda çok büyük bir pazarın varlığı da söz konusudur. Gıda pazarında yeni gelişmelere sebep olabilecek, hatta Türk gıda firmaları için, dışa açılma konusunda anahtar görevi görebilecek bir konudur.

Hitap edilecek kitle dünyanın her hangi bir yerindeki Müslümanlardır. Amerika veya başka herhangi bir yer; pazara hitap edebilmek için toprak parçasının bir önemi yok. Bu hassasiyetin ‘kaynağı’ belli ve bütün dünya Müslümanları buna göre hareket ediyor. Dolayısıyla pazara çıkarken allayııp pullamaya hiç gerek yok (İslâmda mütevazilik hususu), önemli olan nokta, hassasiyetlere tam mânâsıyla cevap verebilmektir.

Özellikle kırmızı et konusunda sıkıntılı bir dönemde olan Anadolu insanının ‘Bismillah’lı etlerinin dünyaya açılma vaktidir.

Said Hafızoğlu

03.03.2008


Ecevit’in çöken hayali

Bülent Ecevit’in 5.11.2006 tarihinde vefat ettiği malûmunuzdur. Fakat, 1.3.2008 günü mynet.com’da yayınlanan bir haberi okuduğumda yaşasaydı, hayallerinin bir kez daha yıkıldığını görmüş olacaktı, demekten kendimi alamadım. Haber Ecevit’in köy-kent fabrikasının çöktüğünü yazıyordu.

Ecevit her muhalefete düştüğünde kalkınmanın başlaması için köy-kent adını verdiği projesini anlatır ve bu anlatışı ile etrafında ki, sempatizan kitlesinin bir şekilde partisine oy veren kitle olmasını sağlardı.

Hayal üretimindeki başarısını başka konularda hiçbir zaman yakalayamayan Bülent Ecevit’in en büyük hayalini gerçekleştirmek için seçilen yer, Ordu’nun Mesudiye ilçesinin Çavdarlı Köyü olmuştu. Çavdarlı Köyü çevresindeki 8 köy ile birlikte birbirine ulaşım, eğitim, altyapı hizmetleri ile entegre olması sağlanarak, yeni istihdam alanları açılması tahrik edilecek, bu şekilde şehre göç edenlerin bile bir süre sonra köylerine dönmeleri mümkün olacaktı. Plan güzeldi, zira önce istihdam alanları açılması ardından yeni nüfusun Çavdarlı’da yoğunlaşması, bölge üretiminde aynı paralelde arttırılmış olacaktı. Bunun için bir başbakanın hayali uğruna her ne gerekiyorsa yapıldı ve Çavdarlı’ya büyük törenler içerisinde kütüphane açılışından başlayarak (Dayılı) Orman Ürünleri Fabrikası bile kuruldu.

Ecevit’in seçimi kaybetmesi ve vefatı sonrası ile proje hamisini kaybetmesinden, işletme sermayesi yetersizliğinden, işi fiilen yürütecek kalifiye personel ve profesyonel yönetim oluşturamayışına kadar, birçok sebeple Köy-kent projesi yürümedi. Fakat benim kanaatimce projenin asıl yürümeyişinin temelinde, proje hedeflerinin özellikle göçün tersine çevrilmesi anlamında, 40 yıllık hayalin ötesine geçememiş olması yatmaktadır. Haritada bile yerini bulmakta zorlanacağınız bir yerleşim yerine, yeterli nüfus ve talebin olup, olmadığına bakılmaksızın, yapılan ve bugün atıl hale gelen yatırımlar.

Muhtarların köyleri adına ortak olarak girdikleri Dayılı Orman Ürünleri Fabrikasının iflâs etmesi, yapılan lojmanların boş kalması, itfaiye ve fabrika binasının harabeye dönüşmesi, tayin ve geçici görev ile gelenlerin bir şekilde başka merkezlere gitmesi, Ecevit’ler için hep hazin hatıralar. Ekonomi ve işletme bilimleri açısından, yatırım fizibilitesinde ilk bakılan tesisin yeri ve o yerin tercih edilmesinin sebepleri, alternatif yerlere üstün oldukları özellikleri ile birlikte ortaya konulması gerekir. Bilimden uzak hayal uğruna yapılan ve bugün atıl kalan Dayılı Orman Ürünleri Fabrikası, kooperatif yönetiminin iflâs etmesi ve icralık olmasının ardından iklim şartlarına dayanamayarak duvarlarının yıkılmasının ardından çatısı da yağan yoğun kar sebebiyle üzerindeki ağırlığı taşıyamayarak çökmesi, yalnız bir hayalin değil yanlış kararlarında çöktüğünü işaret ediyor. Taşıma suya ihtiyaç duymayacak ve kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayacak (Mesudiye merkezi gibi) bir yer seçimi ile başlasaydı, neticesi farklı olabilirdi.

Devletin taşıma su ile bir hayali diri tutmaya çalışmasına rağmen, su taşıma işi sekteye uğrayınca yürümeyen bir proje. Belki daha kötüsü icralık olan ve sivil insiyatif gücünü ve niyetini kaybederek, şehre daha fazla göç etmek zorunda kalan bir yöre halkı, kendi kaderi ile başbaşa kalmış durumda.

Emin Talha Karamusa

03.03.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri