Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 23 Haziran 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Haberler

 

Darbeye karşı binlerce adım

Çeşitli sivil toplum kuruluşlarının oluşturduğu “DurDe Girişimi” tarafından Beyoğlu’nda gerçekleştirilen “Darbeye Karşı 70 Milyon Adım Yürüyüşü”ne binlerce kişi katıldı. ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras’ın sanatçı eşi Zeynep Tanbay tarafından okunan basın açıklamasında, “Bundan sonra yaz günü, kış günü, sonbahar akşamı, kış sabahı fark etmeden darbeye karşı ses çıkarmaya devam edeceğiz. Darbeye karşı Türkiye’nin her yerinde sokaklarda olacağız” denildi.

Yürüyüşe katılmak için İstiklal Caddesindeki Tünel girişinde toplanan ve beyaz eldiven takan grup, ellerini havaya kaldırarak düdük çaldı.

Çeşitli dövizler taşıyarak Taksim Meydanı’na doğru yürüyüşe geçen gruba çevreden bazı vatandaşlar da katıldı. Beyaz elbiseler ve eldivenler giyen eylemciler, basın açıklamasının ardından ellerinde marakaslar, darbukalar, zillerle gürültü çıkararak, Taksim’e doğru yürüyüşe geçti. Çevrede yoğun tedbir alan polis, grubu Galatasaray Lisesi önünde durdurarak, kalabaliği Taksim’e yürütmedi. Bunun üzerine oturma eylemi yapan yedi bin kişi, “Dur de, dur de darbeye dur de” sloganı attı.

Gazeteci-yazar Nazlı Ilıcak, sanatçı Lale Mansur ve ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Dağı’nın da aralarında bulunduğu gruptakiler adına basın açıklamasını ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras’ın san'atçı eşi Zeynep Tanbay okudu.

Tanbay, ‘’Bugün darbelere, tüm darbe girişimlerine karşı ses çıkarma günü. Bundan sonra yaz günü, kış günü, sonbahar akşamı, kış sabahı fark etmeden darbeye karşı ses çıkarmaya devam edeceğiz. Darbeye karşı Türkiye’nin her yerinde sokaklarda olacağız’’ dedi.

/ İSTANBUL

23.06.2008


 

HERŞEY FUTBOLDAN İBARET DEĞİL

Euro-2008 elemelerinde İsviçre ve Çek takımlarından sonra Hırvatistan millî takımını da, beraberlikle sonuçlanan uzatmalı maçın ardından yapılan penaltı atışlarıyla mağlûp etmemizin sevinç ve coşkusu gerek Türkiye'de, gerek yurt dışındaki Türkler arasında, gerekse Japonya, Orta Asya, Ortadoğu ve Afrika başta olmak üzere bizi destekleyen dünya ülkelerinde devam eder ve millî takımımızın başarısına övgüler sürerken, diğer alanlarda aynı başarının gösterilemeyişi eleştiriliyor.

AB SÜRECİNDE ARTIK OYALANMAYALIM

Özellikle AB ve reform sürecinde iyice yavaşladığımız hatırlatılırken, üyelik müzakerelerine aşağı yukarı aynı tarihlerde başladığımız Hırvatistan'ın şimdiye kadar 36 müzakere başlığından 18'ini açmasına karşılık, bizde bu sayının, geçen hafta açılan iki başlıkla ancak 8'e çıkabildiğine dikkat çekiliyor. Aradaki bu hız farkıyla Hırvatistan'ın da, diğer eski Doğu Bloku ülkeleri gibi bizden çok önce AB'ye girebileceği, bizim de zaman kaybettiren iç kavgaları bir an önce aşıp süreci hızlandırmamız gerektiği vurgulanıyor.

23.06.2008


 

Halk bu sistemi artık reddediyor

Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Selçuk, Türkiye’de kapalı bir sistemle idare edilen bir demokrasi anlayışının geçerli olduğunu belirterek, “Halk bu sistemi artık reddetmeye başlamıştır. Bu çok önemli bir olgudur. Bunu yönetenlerin çok iyi değerlendirmesi gerekir” dedi.

Memur Sendikaları Konfederasyonu ile Kemalpaşa Belediyesince Kemalpaşa Dere Mesire Yeri Yunus Emre Salonu’nda düzenlenen konferansa katılan Prof. Dr. Selçuk burada yaptığı konuşmada, anayasa tartışmalarını değerlendirdi. Mevcut anayasanın 12 Eylül müdahalesinin ardından yürürlüğe girdiğini hatırlatan Prof. Dr. Selçuk, anayasanın özüne ‘’12 Eylül darbesinin sinmiş’’ olduğunu, 1982 Anayasası’nın hem biçim, hem de öz açısından ‘’meşruluğunu yitirdiğini’’ söyledi.

Prof. Dr. Selçuk, ‘’Anayasayı iktidar yaparsa ‘kendisi için anayasa yapıyor’ havasına girer. Bizden bağımsız, özgür kafalardan oluşan, ülkenin her kesimini temsil eden bir meclis yapsın. Görüşler açık bir şekilde oylansın. Bu anayasayı yapan insanların hiçbir beklentisi olmasın’’ diye konuştu.

Prof. Dr. Selçuk, Türkiye’nin adeta ‘’bunalımlar’’ ülkesi olduğunu, gelecekte de yeni bunalımların yaşanacağını ve buna herkesin hazırlıklı olması gerektiğini belirtti.

İnternet teknolojisi ve iletişimin hızla gelişmesinin sonucunda dünyanın yeni bir demokrasi anlayışına doğru hızla ilerlendiğini savunan Prof. Dr. Selçuk, Türkiye’de ise ‘’kapalı bir sistemle idare edilen’’ bir demokrasi anlayışının geçerli olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti: ‘’Halk bu sistemi artık reddetmeye başlamıştır. Bu çok önemli bir olgudur. Bunu yönetenlerin çok iyi değerlendirmesi gerekir. Bir başka olay üreten ve tüketen bir dünya, fakat kim daha çok üretiyorsa, üretim ile tüketim arasındaki gerilimi üretimin lehine kim kullanıyorsa demokrasi orada daha çok ivme kazanıyor ve daha çok başarılı oluyor demektir. Aç bir insana özgürlükten söz ederseniz bu biraz lüks kaçar ama karnını doyuran bir insana özgürlüğü vermezseniz sizden alacaklıdır. Bugün artık devlet birçok şeyi gizleme gücünü yitirmiştir. Bilgi hızla topluma yayılmaktadır. O zaman devlere düşen bunun gereklerine uymaktır.

Türkiye’de insanlar artık Anayasa Mahkemesinin kararlarını tartışıyor. Bu çok önemli bir olaydır. Anayasa Mahkemesinin kararlarını tartışırken neyi tartışıyor? Hukuk fakültesinde okutulan dersleri artık halk katmanları tartışıyor. Bu farkına varılmayan çok önemli bir gelişme.’’

Türkiye’nin demokrasiden vazgeçme lüksü olmadığını kaydeden Prof. Dr. Selçuk, ‘’Hiçbir ülkenin böyle bir lüksü yoktur. Ben hep söylüyorum. Demokrasi ikinci iyidir. Birinci iyiyi dünya henüz bulmamıştır. O zaman bu ikinci iyiye razı olacaksınız ve elinizden de kaçırmayacaksınız. Türkiye bunu sık sık kaçırıyor’’ dedi.

/ KEMALPAŞA

23.06.2008


 

Çağa uygun anayasa şart

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ergun Özbudun, tüm sivil toplum kuruluşlarının çağa uygun bir anayasa ihtiyacı olduğunda hem fikir göründüklerini söyledi. Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serap Yazıcı da, Türkiye’de acil bir anayasaya ihtiyaç olduğunu ifade etti.

Iğdır Barosu tarafından, Iğdır Kültür Merkezinde düzenlenen, ‘’Demokrasi, Hukuk Devleti ve Yeni Bir Anayasa Arayışı’’ konulu panelde konuşan Özbudun, 1924 Anayasası’nda TBMM’de tek parti bulunduğunu, 1961 ve 1982’de asker tesiriyle anayasa yapıldığını, her iki anayasada geniş katılım rahat tartışmaların olmadığını ifade etti. Bu anayasaların halkın özgürlükleriyle, değerleriyle tam uyumlu olmadığını belirten Prof. Dr. Özbudun, ‘’Bu son alınan Anayasa Mahkemesi kararı, parlamentonun anayasa yapma ve anayasa değişikliğini, Anayasa Mahkemesinin onayına mahkûm etmiştir’’ dedi.

Bütün sivil toplum kuruluşlarının çağa uygun bir anayasa ihtiyacı olduğunda hem fikir göründüklerini ifade eden Özbudun, şöyle devam etti:

‘’Genel olarak iki eğilim var. Biri evrensel normlara uygun olan, özgürlükleri ön plana çıkaran, diğeri ise 1982 Anayasası’nın kurduğu bir çeşit vesayet hükümetinin devam ettirmek istediği anlayış. Cumhurbaşkanlığı makamı bir vesayet makamı haline getirilmiştir. Yetkiler ona göre düzenlenmiştir. Yargı ve üniversitelerde atama yetkileri buna örnek verilebilir. Kenan Evren darbeyle gelen bir cumhurbaşkanı olmasına rağmen, tarafsız cumhurbaşkanı olabilmiştir. Bu bağlamda da hakkını teslim etmeyi hakşinaslık adına söyleyebilirim. Hazırlamış olduğumuz yeni Anayasa taslağıyla Cumhurbaşkanlığı makamını, görev ve sorumluluklarının kısıtlandığı sembolik bir makam haline getirmeyi amaçlıyoruz.’’

DOÇ. DR. YAZICI: ACİL

BİR ANAYASAYA İHTİYAÇ VAR

BİLGİ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serap Yazıcı ise konuşmasında, demokrasi, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı konularına değinerek, Türkiye’de acil bir anayasaya ihtiyaç olduğunu ifade etti. 1980 yılında Turgut Özal ile başlayan değişim ve dönüşüm hareketinin bir döneme damgasını vurduğunu belirten Yazıcı, şöyle devam etti: ‘’Bugün değişen Türkiye’de toplum, anayasal bilgileri öğrenmek istiyor. Fakat vatandaşın bilgi kirliliği karşısında kafası karışmış durumda. Yargının ve hukukun bağımsızlığı önemlidir. Hukuk devletinin amacı devlet karşısında bireylerin varlığını, hakkını koruyabilmektir. Sanki yasama ve yürütme sürekli yanlış yapar, yargı da buna gerekirse hukuk dışına da çıkarak engel olur gibi yanlış bir anlayış var. Anayasa Mahkemesine yürütme durdurma yetkisi verilmemiştir. Yargının bağımsızlığı demek anayasanın dışında bir yetki var saymak demek değildir. Bugün yargı organları, yayınladıkları bildirilerle ülkenin siyasî düzenine yön vermeye çalışmaktadırlar.’’

PROF. DR. ARSLAN: AYM’NİN

KARARI YARGI DARBESİ

GÜVENLİK Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zühtü Arslan da konuşmasında, ‘’Darbe deyince aklımıza Hasan Mutlucan’ın kahramanlık türküleri ve siyasî partiler ile TBMM’nin kapısına kilit vurulması gelmektedir. Ama yargının yetkilerini aşması da bir darbedir’’ dedi. Anayasa Mahkemesinin son başörtüsü kararıyla bizzat anayasa kurucu ve anayasaya norm koyma halini ortaya koyduğunu ve hukuk dışına çıktığını ifade eden Arslan, şöyle devam etti:

‘’Bu karar yürürlüğü olmayan bir uygulamanın durdurulmasıdır ve çok gariptir. Anayasa Mahkemesinin almış olduğu son karar 367. madde kararında olduğu gibi bir yargı darbesidir. Anayasaya uyması ve anayasayı koruması gerekli olan bir kurum, açıkça anayasa dışına çıkmıştır. Anayasa Mahkemesi kendisini her türlü yetkinin üstünde görerek anayasanın 11. maddesini görmezden gelmiştir. Anayasa Mahkemesi gerekçesini yazmadan kararını açıklayamaz hükmü açıkça ihlâl edilmiştir.’’

/ IĞDIR

23.06.2008


 

Elini öpenler hocalarını hapse mahkûm ediyorlar

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ömer Vehbi Hatipoğlu, ‘’Elini öpenler Cumhurbaşkanı, Başbakan olmuş ama hocalarını hapse mahkûm etmişler’’ dedi.

Saadet Partisi Genişletilmiş İzmir İl Divan Toplantısı’nda konuşan Hatipoğlu, partisince düzenlenen faaliyetlerde ülke meselelerinin masaya yatırıldığını söyledi. Hatipoğlu, şöyle konuştu: ‘’Millî görüş, milletin kendisi demektir. Bir medeniyetin yeniden inşa hareketidir. Herkese özgürlük, refah isteyen harekettir. Türkiye’nin geleceği tehlike altındadır. Usta bir kaptanın selametle gemiyi limana yanaştırması gerekiyor. Çoluk, çocukla bu iş yürümüyor. Bunu herkes gördü, onlar da görüyor. AKP iktidarı, koyu karanlık gidecek. Millî görüş 3. defa ülkenin kurtuluşunu sağlayacak. Millî görüş, bünyesinden 2 cumhurbaşkanı, 4 başbakan çıkarmıştır. Elini öpenler cumhurbaşkanı, başbakan olmuş ama hocalarını hapse mahkûm etmişler. Kendi mahallesine muhtar olamayacaklar o makama oturmuş ama kendini oraya getireni hapse atmış. Hocalarına yapılan zulmün hesabını soracağız.’’

/ İZMİR

23.06.2008


 

“Ordu’nun dereleri” taştı

Ordu'nun merkez ve Kabadüz ilçesinde etkili olan şiddetli yağış sonucu Melet Irmağı’nda taşkın meydana geldi. Irmağın yakınındaki 2 ev ile tarım alanlarını su bastı.

Şehirde gece başlayan sağanak, Melet Irmağı’nda su seviyesinin yükselmesine neden oldu. Taşkın meydana gelmesi sonucu, ırmağın yakınındaki 2 ev ile ekili alanları su bastı.İlçeye bağlı Özlükent Köyündeki ilköğretim okulunda da su baskını sonucu maddi zarar meydana geldi. Toprak kayması sebebiyle Ordu-Kabadüz kara yolunda ulaşım yer yer aksadı. İlçe merkezi ile Düz Mahallesi’nde menfezlerin tıkanması sonucu bazı iş yerlerini su bastı.

/ ORDU

23.06.2008


 

Konya Ovası'nda yağış ''çöl iklimi'' sınırına yaklaştı

Uzun yıllar yağış ortalaması 323 milimetre olan Konya’nın son 3 yıldaki ortalaması çöl iklimi yağış sınırı olan 250 milimetreye yaklaştı.

Hollanda firması Grow Group B.V. ile Türk ortakların bir araya gelmesiyle Antalya’da kurulan Grow Fide Üretim ve Ticaret AŞ’nin Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hasan Ünal, yaptığı açıklamada, Türk tarımını bekleyen en büyük tehlikenin küresel iklim değişikliği ve kuraklık olduğunu vurguladı. Ünal, yaptıkları detaylı araştırmaya göre, Konya’nın uzun yıllar yağış ortalamasının metrekareye 323 milimetre olduğunu ancak son 3 yılda yağışın daha da azaldığını dile getiridi. Ünal, ‘’Bu yağış miktarı, son 3 yılın ortalamasında 285 milimetreye düştü, çöl iklimi yağış sınırı olan 250 milimetreye yaklaştı" dedi.

/ KONYA

23.06.2008


 

Makedonya’da sünnet şöleni

Deniz Feneri Derneğince Makedonya ve Karadağ’da sünnet ettirilen 600 çocuk için şölen düzenlendi.

Deniz Feneri Derneğinin organizasyonu, Doğu Makedonya Yörük Türkleri Derneği’nin katkılarıyla Makedonya’nın Radoviş şehir merkezinde açık alanda düzenlenen şölene, Makedonya milletvekili ve Türk Demokratik Partisi (TDP) Genel Başkanı Kenan Hasip, Deniz Feneri Derneği Genel Başkanı Engin Yılmaz, Makedonya Türk Sivil Toplum Örgütleri Birliği (MATUSİTEB) Genel Başkanı Süleyman Baki, Anadolu Ajansı Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Tek, Batı Trakya, Bulgaristan, Kosova, Karadağ ve Türkiye’den dâvetliler ile sünnet olan Türk ve Boşnak çocuklar aileleriyle birlikte katıldı.

Deniz Feneri Derneği Genel Başkanı Engin Yılmaz, şölende yaptığı konuşmada, derneğin kurulduğu 1998 yılından bu yana, gönüllüleri ve bağışçılarının destekleri sayesinde yardım isteyen yüz binlerce sese cevap verdiğini belirtti. Makedonya ve Karadağ’da ailelerin maddî imkânsızlık ve hijyenik şartlar altında çocuklarını sünnet ettiremediğini ifade eden Yılmaz, bu sebeple Yeryüzü Doktorları Türkiye Temsilciliği ve Doğu Makedonya Yörük Türkleri Derneği ile iş birliği yaparak bölgede bu yıl üçüncüsü düzenlenen sünnet faaliyetini gerçekleştirdiklerini söyledi.

/ RADOVİŞ

23.06.2008


 

Beşinci kıt'ada sıcak bir program

Avustralya Nur Vakfı tarafından organize edilen “Çiçekler üşümesin” adlı programda “Çocuğun dünyevî ve uhrevî eğitiminde anne-babanın rolü” bir seminer verildi.

Avustralya Nur Vakfı tarafından organize edilen “Çiçekler üşümesin” adlı program Nur Vakfı Konferans Salonunda gerçekleştirildi. Program Melbourne Yeni Asya okuyucularından yoğun ilgi gördü. Program sunuculuğunu Ruhan Kaya yaptı.

Program Zeynep Özer’in Kur’ân tilâvetiyle başladı. Ardından kürsüye gelen Zeynep Kaya “Çocuğun dünyevî ve uhrevî eğitiminde anne-babanın rolü” konulu bir seminer sundu.

Konuşmasına “Cenâb-ı Hak ‘Muhakkak ki biz insanı en güzel şekilde yarattık’ buyuruyor. İnsan diğer yaratılanlardan farklıdır. Onu farklı ve üstün kılan, yaratılışındaki istidatlar ve bunların açığa çıkarılması, geliştirilmesidir” diye başlayan Kaya istidatları açığa çıkaran ve insanın olgunlaşmasını sağlayan sebebin talim ve terbiye olduğunu söyledi.

Talim ve terbiyenin yani eğitimin bir insan için, bir toplum için, hatta bütün insanlık için en önemli mesele olduğunu ifade eden Kaya konuşmasına şöyle devam etti:

“Madem insan dünyaya bir öğrenci olarak, öğrenmekle vazifeli olarak gönderilmiş. İnsan, bu vazifesini en güzel şekilde nerede ve nasıl yerine getirecek? Bu soruya tabiî ki aile diye cevap veriyoruz. Çünkü insanın şuuraltı aile içinde geçirdiği yıllarda oluşur. Dolayısıyla aile içinde verilecek eğitim çok önemlidir. Aile kurumunun sarsıldığı, çocuğun sokağın, medyanın ve hayatın içine aktığı ve daha pek çok şeyin onu aileden koparmaya çalıştığı günümüzde bu daha da önemli olmaktadır.’

Günümüzde dışarıda çalışan bir baba ve evde çocuklarıyla, onların eğitimiyle, beslenmesiyle, giyinmesiyle sorumlu olan bir anne modelinin karşımıza çıktığını söyleyen Zeynep Kaya konuşmasına “Hayat şartlarının zorlaşmasıyla babalar dışarıya daha fazla mahkûm oluyor. Ve çocuğun eğitimi konusunda anne yalnız kalıyor. Çocuk anneyle doğal olarak bir bağ kuruyor. Fakat bir çocuk babanın sıcaklığını da hissetmeli. Çünkü Cenâb-ı Hak babayla çocuk arasına, hiçbir iki kişinin arasında olmayan manevî bir bağ koymuştur. Çocuk babasının sevgisini sözlerinde duymalı, gözlerinde hissetmelidir” şeklinde devam etti.

Bir çocuğun 0-6 yaş arası kişilik oluşumunun büyük bir bölümünü tamamladığını ve bu kişi-liğin oluşumunun aile içinde gördüklerinden ve duyduklarından meydana geldiğini söyleyen Zeynep Kaya konuşmasını şu şekilde noktaladı:

“Bülûğ çağından önce çocuğa din, ahlâk konularında ihtiyacı olan her türlü bilgiyi vermek anne ve babanın vazifesidir. İyi bir eğitim almak çocuğun hakkıdır. Ahirette kendilerine şefaatçi veya kendilerinden şikâyetçi bir çocuk yetiştirmek anne-babanın elindedir.”

İlgi ve beğeniyle dinlenen Zeynep Kaya’nın konuşmasının ardından Nur Vakfının çiçekleri sahneye gelerek koro halinde ilâhiler seslendirdi. Çocuklar tarafından söylenen “annem” ilâhisi salonda duygusal anlar yaşattı.

Ardından Büşra, Kevser, Zehra ve Saliha Koyu ile Sema Yavaş tarafından Zübeyir Gündüzalp’in kaleme aldığı bir mektup seslendirildi.

Nur Vakfının gençlerince seslendirilen “anne oratoryosu” beğeniyle dinlenirken, salonda hüzünlü anlar yaşandı.

Rumeysa Yargı tarafindan hazırlanan 2007-2008 Hizmet Yılı Avustralya Nur Vakfı Hanımlar Kolu faaliyetleri fotoğraf albümü slayt gösterisi çok beğenildi.

Yoğun ilgi gören programdan katılımcıların çok memnun ayrıldığı gözlendi.

Yeni Asya / MELBOURNE

23.06.2008


 

Tarihî cezaevi ‘Adalet Müzesi’ oluyor

Tarihî Sinop Cezaevinin kültür kompleksi haline getirilmesi amacıyla 5 yıldır süren master planı kapsamında Deniz Müzesi ve Adalet Müzesi çalışmalarına başlandığı bildirildi.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Hikmet Tosun, Adalet Bakanlığı’nın tarihî cezaevinde Adalet Müzesi oluşturulması projesi kapsamında çalışmalar yürüttüğünü belirterek, projenin tamamlanmasıyla birlikte Türkiye’nin ilk Adalet Müzesi’nin kurulmuş olacağını ifade etti. Hikmet Tosun, yaptığı açıklamada, Türkiye’nin ilk Adalet Müzesi ile Selçuklu, Osmanlı ve Türk mahkemelerinin ve mahkûmların tasvir edilmesinin planlandığını kaydetti. Tosun, kültür kompleksi kapsamında cezaevinde tarihî dokuya uygun olmayan yaklaşık 30 binanın yıkımına 2 ay içinde başlanacağını söyledi.

Son yıllarda çok sayıda film ve diziye ev sahipliği yapan tarihî Sinop cezaevine ziyaretçi sayısında da büyük artış yaşandığını anlatan Tosun, ‘’Cezaevine günde 15 ile 20 tur otobüsüyle ziyaretçi geliyor. Cezaevine ziyaretçi sayısı filmler ve dizilerin katkısıyla 10 kat arttı’’ dedi. Tosun, 250 dönümlük alana yayılan tarihî Sinop Cezaevine gelecek ziyaretçi sayısının bu yıl 500 bini bulmasını beklediklerini söyledi.

Tosun, Deniz Müzesi ile ilgili yaptığı açıklamada, cezaevinde oluşturulacak Deniz Müzesi için Deniz Kuvvetleri Komutanlığınca fizibilite çalışması yapıldığını söyledi. Deniz Müzesinde 20 metrelik Selçuklu takası, toplar ve çapaların yer alacağını kaydeden Tosun, tarihî Rus baskınının da tasvir edileceğini belirtti.

TARİHÎ SİNOP CEZAEVİ

Üç tarafı denizle çevrili tarihî kale duvarlarının içerisinde yer alan cezaevi, Türkiye’nin en eski cezaevlerinden birisi olarak biliniyor. Selçuklu Sultanı İzzettin Keykavus tarafından tersane olarak yaptırılan ve Şehrin dokusunu yansıtan tarihî yapı ilk kez 1568 yılında cezaevi olarak kullanıldı. Aralarında Kırım Hanı Devlet Giray, Nazım Hikmet, Refik Halit Karay, Sebahattin Ali, Zekeriya Sertel, Mustafa Suphi, Burhan Felek’in de bulunduğu birçok ünlü mahkûma ev sahipliği yapan tarihî yapı, 1999’da kapatıldıktan sonra ziyarete açıldı.

/ SİNOP

23.06.2008


 

Kemalistler demokrasiden korkuyor

Yeni Asya’ya konuşan yazar Murat Belge, “Türkiye Cumhuriyeti paranoya temeli üzerine oturur. Bu paranoyalar mahşerin dört atlısı gibi dört düşünce üzerine oturtulur. Bugüne kadar hep irtica, bölücülük, komünizm gibi üç tehlikeden bahsedilse de perdenin arkasındaki asıl tehlikenin demokrasi olduğunu görüyoruz. Yavaş yavaş ortaya çıkıyor ki rejimin korktuğu şey demokrasi” dedi.

Türkiye’de çıkartılan kanunlar sert ve baskıcıdır. Bir problem çıktığında, ilk iş, bu kanunları daha da sertleştirmektir. Normal ahvalde bir önceki sıkıyönetim düzeninde konulmuş kurallar, sonra normal düzenin kuralları haline gelirler. Bunun üstüne bir sıkıyönetim geldiğinde, bir önceki sıkıyönetim kanunlarını sertleştirme gereği duyar. Kendi yaptıkları yasakçı kanunların içine kendileri bile sığmazlar. Biraz daha yetki isterler. Bugünkü anayasayı kendileri yapmıştır ve onlar için ideal olan devlet başkanı Evren’e yetkiler vermişlerdir. Bugün Evren yerine Abdullah Gül geçtiğinde bütün yetkileri kısıtlamaktan bahsederler. Kendilerine giyecek elbise yapıyorlar. Başkası “Bu elbiseyi ben giyeceğim” deyince üstünden çekip almaya çalışıyorlar. RÖPORTAJ BÖLÜMÜNÜ TIKLAYIN

/ Hasan Hüseyin Kemal

23.06.2008


 

Turisti rahatsız eden taksiciye 30 gün ceza

Dalyan'da bir turisti rahatsız ettiği iddia edilen taksi sürücüsüne çalıştığı kooperatif tarafından 30 gün süreyle taksi kullanmama cezası verildi.

Muğla’nın Ortaca ilçesine bağlı Dalyan beldesinde, İngiliz turisti rahatsız ettiği iddia edilen taksi sürücü hakkında Ortaca Cumhuriyet Savcılığınca soruşturma başlatıldı. Dalyan Kaunos Taksi Birliği başkanı Barbaros Erkoç, bu tür olayların bir daha yaşanmaması için her türlü tedbiri aldıklarını söyledi. Erkoç, ‘’Yönetim kurulu olarak, ‘ticarî ve genel ahlâk kurallarına uygunsuz davranışlarda bulunarak diğer üyeleri maddî ve manevî zarara uğrattığı’ gerekçesi ile turisti taciz ettiği iddia edilen arkadaşımıza 30 gün süreyle taksi kullanmama cezası verildi’’ diye konuştu. Muğla Valisi Ahmet Altıparmak, taksi kooperatifi üyelerini kutlarken, Dalyan Belediye Başkanı Suat Tufan da kooperatifin kararını desteklediğini belirterek, ”Biz, güzelliklerimizle, sevgimizle ve misafirperverliğimizle anılmak istiyoruz. Olay adlî makamlara intikal etmiştir. Böyle olayları bir daha yaşamak istemiyoruz’’ dedi.

/ ANKARA

23.06.2008


 

Kansere karşı karpuz

Karpuzda bulunan laykopen maddesinin kansere karşı koruyucu olduğu bildirildi. Erciyes Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksek Okulu Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Betül Çiçek karpuzda bulunan laykopenin kansere karşı koruyuculuğunun A vitamininden 2 kat, E vitamininden 10 kat daha fazla olduğunu ifade etti.

rciyes Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksek Okulu Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Betül Çiçek, karpuzda, kansere karşı koruduğu bilinen laykopen maddesinin bol miktarda bulunduğunu, kan basıncının dengelenmesinde ve vücuttaki bazı atık maddelerin idrarla dışarı atılmasında sayısız yararı olduğunu ifade etti. Yaz aylarında her bölgede bulunması ve fiyatının diğer meyvelere göre ucuz olması sebebiyle karpuza talebin fazla olduğunu kaydeden Çiçek, şunları söyledi: ‘’Karpuzun yaz aylarında bolca tüketilmesini tavsiye ediyoruz. Karpuz, kansere karşı koruma özelliği olan laykopen maddesi bakımından oldukça zengin bir meyvedir. Kansere yol açan en büyük sebeplerden biri, doku ve organların zararlı maddeler sebebiyle hasar görmesidir. Laykopen maddesi ise antioksidan özelliği sayesinde, serbest radikaller denilen zararlı toksinlerin sağlıklı doku ve organlara bağlanmasını engeller. Laykopen, doku ve organlara bağlanarak zararlı maddelere karşı koruma sağlar. Bu nedenle karpuz, kansere karşı koruma sağlayan en önemli besinlerden biridir.’’ Vücudu kansere karşı en fazla koruduğu bilinen maddelerin başında A ve E vitaminlerinin geldiğini kaydeden Çiçek, karpuzda bulunan laykopenin kansere karşı koruyuculuğunun A vitamininden 2 kat, E vitamininden 10 kat daha fazla olduğunu ifade etti.

/ KAYSERİ

23.06.2008


 

Sivrisineklere karşı gambusya balığı

Adana'nın Merkez Seyhan ilçe belediyesi, sivrisinek sorununun çözümü için ilâçlı mücadele yanında larvalarla beslenen “Gambusya” balıklarını da değerlendiriyor.

Seyhan Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü ekipleri, sinekle mücadelede kimyasal ilâç kullanımına zorunlu kalmadıkça başvurmaktan kaçınırken, maliyeti azaltmak ve etkin sonuç almak için çevre dostu balıkları, adeta üreme merkezine dönüşen sulak alanlara bırakıyorlar. Seyhan Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürü Zeki Bozkurt, 1970’li yıllarda Adana’nın “sıtma hastalığının başkenti” olarak adlandırıldığını, etkin çalışmalarla bu olumsuz imajı ortadan kaldırdıklarını söyledi. Sivrisinekle mücadele alanının yüzde 20’lik bölümünde “larva düşmanı” olarak bilinen gambusya balıklarından yararlandıklarını anlatan Bozkurt, şöyle konuştu: ”Bu yöntemde zehirli ilâç kullanımına gerek kalmıyor. Tamamen çevreci olan bu balıklarla biyolojik mücadeleyi başarı ile gerçekleştiriyoruz. 1970’li yıllarda, sıtma ile mücadele için baraj gölüne bu balıklardan bırakıldığını tesbit ettik. Bu balıklar kanallar vasıtasıyla su göletlerine yayılmış.”

23.06.2008


 

Bilgisayar oyunları çocuklara zararlı

Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Üre, ‘’Bilgisayar oyunları, çocukları, sağlıklı gelişmelerinde önemli rol oynayan sosyal oyunlardan uzaklaştırıyor’’ dedi.

Prof. Dr. Üre, yaptığı açıklamada, yaz tatilinin başladığı bugünlerde ailelerin, çocuklarının ruh ve beden gelişimleri için oyunun önemini unutmamalarını istedi. Üre, çok sayıda çocuk için bilgisayar oyunlarının adeta bağımlılık haline geldiğini, bu durumun da çocukların oyun ihtiyacını yeterli düzeyde karşılamadığını vurguladı.

Bilgisayar oyunlarının, çocukları, sağlıklı gelişmelerinde önemli rol oynayan sosyal oyunlardan uzaklaştırdığını ifade eden Üre, ‘’Çocuğa hep şekerli süt verirseniz, zamanla daha sağlıklı ve doğal olan şekersiz sütü içmez. Bilgisayar oyunları da benzer bir etkiye neden oluyor’’ dedi. Üre, ‘’Birlikte oynanan oyunlar çocuğa ahlâkı öğretiyordu, mülkiyet duygusunu, iyiyi kötüyü, sosyal normları, adet, gelenek göreneği öğretiyordu. Bilgisayar oyunlarına kendilerini kaptıran çocuklar ise bağımlı hale geliyor’’ diye konuştu.

Bilgisayarın en olumsuz etkisinin sosyalleşmeyi engellemesi olduğunu ifade eden Üre, şunları kaydetti: ‘’Çok fazla bilgisayar oyunu oynayan çocuğun sosyal yönü, arkadaş ilişkileri zayıflıyor. Fakat günümüzde ne yazık ki internetten ayrı kalamıyoruz. Burada anne babalara veya okul idarecilerine önemli görevler düşüyor. Çocukların planlı şekilde internetten yararlanmalarının sağlanmasına önem verilmeli, çocuğun ne zaman internete girip en zaman çıkacağı, internetle ne yapacağı denetlenmelidir. İnternet kullanımı konusunda çocuğu çok da rahat bırakmamak gerekir.’’

/ KONYA

23.06.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
GAZETE 1.SAYFA
Download

Gezi Eki Pdf

Bütün haberler

© Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır