"Gerçekten" haber verir 07 Temmuz 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

 

Maymundan öte

“Üç maymun” duymamak, görmemek, konuşmamak ile tescillidir. Oysa başka tür bir maymunluk türü, “doğru gördüğü taraf”ta olmak ve aklınca “tarafsızlık ile dengecilik”i kınamak adına, bağımsızlığını da bağımsız olması gereken vicdanını da çiğniyor, yiyip bitiriyor .

“Duruma göre” duyan veya duymayan, gören veya görmeyen, konuşan veya konuşmayan bir maymunluk türü bu.

İlke savunduğunu ileri sürerken bir sürü ilkeyi ezip geçen bir maymunluk, kapı açtığını zannederken vicdanın, aklın, hukukun, demokratlığın sınırlarını ihlal eden bir maymuncuk!

1. Medya, bu maymunculuk ve maymuncukluk biçimleri ile dolup taştı.

“Darbe günlükleri” ni taşlaya taşlaya, yokmuş farz ede ede sözde büyük gazete olanlardan, bahçesine atılan bombaların bombacıları ile aynı safa düşen “cumhuriyetçi solcular”da...

“Önyargısız yargı” talep ederken başka meselelerde; şimdi iddianame, dava, mahkumiyet, hakikat filan beklemeden adam asanlar, başka meselelerde linçlere tavır almışken şimdi “demokrat linç” ten kaçınamayanlar da!

Hakikaten haber olanı görmen, sansür eden ya da saptıranlar da...

Tam tersine, hakikat olduğu belirsiz haberleri manşet tacı yapanlar da!

2. Siyaset sahnesi maymunlar cehennemi gibi.

İktidar kanadı ikide bir “bağımsız yargıya saygı” filan demesine rağmen kendini tutamıyor.

Şemdinli’de savcıyı kazıyan, muhtıra ile açıktan hesaplaşamayan, muhtıra sahiplerini görevden alabilmenin hayalini dahi kuramayan “demokrat iktidar”, şimdi sızma yağcılar vasıtasıyla “yargı kuşatması” oluşturuyor.

Anamuhalefet de ana felaket gibi. “Ergenekon avukatıyım” diye ortaya atılabilen bir “sosyal” ve “demokrat” olabilir mi? İktidar henüz onların suçlu olduğunu iddia edemez tabii; ama sen neyi nereden biliyorsun. Ayrıca şöyle bir şey de var tabii:

İddia makamı suçu kanıtlayamazsa, sanıklar suçsuz sayılabilir. Lakin, bir “avukat” her halükarda, bir suçluyu, suçlu olduğuna kanaat getirdiği müvekkilini dahi savunabilir.

Anamuhalefetin işi bu mudur!

3. Yargı sahnesi maymun talep ediyor

Anayasa Mahkemesi Başkanvekili onca zaman “dinlenme ve izlenme kuşkusu” ndan bahsetti. Bu kuşkusuna da saygı duyduk.

Lakin, şimdi çıkıyor, orada burada, ülkenin en hayati davalarından biri için konuşuyor da konuşuyor, yorumlar yapıyor, “kıyametler”den bahsediyor. Onu kimse dinlemek istemese dahi, kendisi zorla dinlettiriyor!

Nasıl bir şey bu!

Ergenekon meselesinde sorulduğu ileri sürülen sorulara, suç ve hakikat arama çabasına, zaman zaman “azarlama tonu”nun karıştığı intibaı doğuyor. Oluyorsa, olacak şey mi!

Genelkurmay’la ilgili haberler yapan Taraf’ı, bir savcı, Genelkurmay gölgesinde, “çıkmamış haberler, ifşa edilmemiş belgeler”i talep ederek adeta tehdit ediyor.

“Adeta” ise adeta lüzumsuz!

Oysa o belgeler konusunda, yani “haber alınan bir baskın” da onca askerin nasıl şehit olabildiğine dair gerçeklerin aranmasında, ne sivil ve asker devletin, ne hukukun, ne medyanın kılı kıpırdıyor.

Hep söylediğim mesele.

Cumhuriyetçi olmadan cumhuriyetçi, demokrat olmadan demokrat, hukuk ilkesi olmadan hukukçu, her hakikati talep etmeden hakikatçi olunabilen “kolay” bir sahne bu.

O yüzden bu kadar zor.

O yüzden bu kadar cehennem.

O yüzden maymun dolu!

O yüzden maymunlar sevimli değil!

O yüzden maymunlar maymundan bile öte!

Sabah, 6 Temmuz 2008

Umur Talu

07.07.2008


 

Ergenekon avukatı

Deniz Bey, NTV’ye Ergenekon soruşturmasını yorumlarken, ”Eğer bu davanın savcısı Başbakansa, avukatı da ana muhalefet lideri Baykal olur” diye konuşmuş.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal şunu da eklemiş: “Demokrasilerde muhalefet bütün mazlumların, mağdurların insan hakları ihlal edilenlerin avukatıdır.”

Siyaseten basit bir iktidar-muhalefet atışması gibi gözükse de ‘etik’ yönden kimsenin itiraz edemeyeceği sözler bunlar. Keşke cümleyi biraz daha uzun tutsa ve düşüncelerinden ötürü hedef gösterilen masum insanların ‘yaşam haklarının ortadan kaldırılmasına’ da itiraz edebilse, örneğin Hrant Dink davasına da ‘müdahil avukat’ olarak girmeyi akıl edebilseydi sayın Baykal.

CHP yönetiminin ‘sol’ refleksleri bu denli zayıflamamış olsa, Susurluk’ta açığa çıkan devlet içindeki çetenin uzantısı güçlerin Türkiye’de iktidar mücadelesini ‘Gladio’ türü örgütlenmelerle sürdürme niyetlerine ve siyasi suikast girişimlerine de ‘Ergenekon’un avukatlığına soyunmadan’ karşı çıkardı Deniz Bey. Elbette bu davada kamu vicdanını rahatsız eden görüntüler var: 13 aydır sürdürülen soruşturmada davanın henüz açılmamış olması başlı başına eleştiri konusu. (...)

İddianame belli ki gecikecek, ‘Paşaların rötarı’ diye başlık atıyor gazeteler.

CHP lideri Baykal ‘insani’ gerekçelerle davanın avukatlığını üstlenecekse mesele yok. Ancak ‘Ergenekon’ adı verilen yapılanmayı AKP ve Tayyip Erdoğan’la siyasi mücadelesinin bir parçası haline getirmesi, Danıştay saldırısından Hrant Dink suikastına, 2003-2004 yılındaki darbe hazırlıklarına dek pek çok iddiayı içeren bir ‘dosya’yı henüz görmeden avukatlığa soyunması bir ‘emeklilik’ uğraşı olarak bile ilerideki kariyerine gölge düşürebilir.

Ergenekon avukatlığı Baykal’a yakışmıyor!

Milliyet, 6 Temmuz 2008

Derya Sazak

07.07.2008


 

Ergenekon faso fiso mu?

İstanbul Adliyesi’nden gelen her tutuklama haberi Ergenekon davasına yeni boyut kazandırıyor. Gözaltına alınanların bir bölümü serbest bırakılırken bir bölümü tutuklandı.

ATO Başkanı Sinan Aygün tutuklananlar arasında. Mahkeme, savcının tutuklama talebine olumlu yanıt verdi. Aygün’ün cezaevine gönderilmesi Başkent’te şok etkisi yaptı. Bu seçeneğe hazır olanların sayısı çok azdı, gözaltının tutuklanmaya dönüşmesini beklemeyenler çoğunluktaydı. Aygün’ün tutuklanmış olması Ergenekon soruşturmasında önemli bir gelişme. Eldeki kanıtları, ne ile suçlandığını, niçin tutuklandığını şu an bilmiyoruz, zaman içinde öğreneceğiz. Bir işadamı ve iş örgütünün başında olan bir isim acaba Ergenekon örgütü ile tutuklanmaya sebep olacak nasıl bir ilişki kurdu? Finans desteği iddiasını dillendirenler var. Gerçeği yargı süreci ortaya çıkaracak.

İddianamenin açıklanması Ergenekon davasının çerçevesini göstermesi açısından çok önemliydi. Ancak Başsavcılık biraz daha gecikeceğini duyurdu. Son gözaltı ve tutuklamalar iddianameyi daha bir sabırsızlıkla beklenir hale getirdi. İleri tarihe ertelenmeden en kısa sürede mahkemeye teslim edilmesinde kamuoyunun vicdanı ve davanın sıhhati açısından yarar var. Nasıl bir iddianamenin çıkacağı soru işareti. 2 bin 500 sayfalık metin taraflı tarafsız herkese kendisini kabul ettirebilecek mi? Şüphesiz, bu kolay değil. Herkes çok keskin biçimde taraf durumuna düştü çünkü. Ergenekon toplumu ikiye böldü. Bir yanda olup biteni demokratik sürecin geleceği açısından çok önemseyenler ve bir dönüm noktası olarak görenler, diğer yanda ise olayı hafifletmek, küçültmek ve sıradanlaştırmak için yoğun çaba harcayanlar... Ben milat olarak görenlerdenim. Siyaset tarihi bir bakıma darbeler, müdahaleler tarihi. Siyasete dokunulmadığı dönemler daha az. 28 Şubat’ı geçelim, Bülent Ecevit 2002’de başbakan koltuğundan normal yollarla mı uzaklaştırıldı? Siyasetin dışından zorlandı mı? Tıp darbesinin zeminini kim, nasıl oluşturuldu?

Son bir yılda yaşananları bir düşünün... Cumhurbaşkanı seçimiyle başlayan Ankara gelişmeleri normal siyasetin doğasından kaynaklanan gelişmeler olarak yorumlanabilir mi? Değişen sadece müdahalenin şekli. Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt ‘Ne karar çıkarsa çıksın bu psikoloji ile Türkiye’de yine kıyamet kopacak’ dedi. Kararın Türkiye’nin kaderi üzerinde etkisi olacağı kesin. Mahkeme Başkan Vekili’nin bunu ‘Kıyamet kopacak’ şeklinde yorumlaması ne kadar doğru? Paksüt adını koydu; AK Parti hakkında vereceği karar Ankara’nın kıyamet günü olacak.

Anayasa’nın başlangıç kısmında yer alan sistemin demokratik yapısı sık sık tehlikelerle karşı karşıya kaldı. Maalesef darbelerin, müdahalelerin en çok örselediği demokrasi ilkesi, cumhuriyetin diğer nitelikleri kadar önemsenmedi. Şimdi devlet demokrasiyi tehdit eden Ergenekon oluşumuna karşı kendini savunuyor. Eğer darbeciler ortalıkta kol geziyorsa sistemin demokratik yapısını koruyacak mekanizmaları harekete geçirmesi gayet normal karşılanmalı. Ben Ergenekon gelişmelerini bu açıdan okuyorum.

Anamuhalefet partisi CHP’nin tutumu ibret verici. CHP Ergenekon’un avukatlığına soyundu. Gerçi önceki çetelere de pek farklı davranmamıştı. Ya görmezden geldi ya da küçültmeye çalıştı. Ergenekon’un tam yanında yer aldı. Baykal yıllar yılı unutulmayacak, bahsi geçtiğinde hep hatırlanacak bir söz sarf etti: ‘Ben Ergenekon’un avukatıyım.’ Bu, vaktiyle Erbakan’ın Susurluk çetesi için söylediği ‘faso fiso’ değerlendirmesinden de öte bir durum. Bunu salt hükümete muhalefet veya AK Parti karşıtlığıyla açıklamak mümkün değil. Bazı çevrelerin siyasî misyon biçtiği ve aynı kesimlerin AK Parti sonrasına dönük beklenti içine girdiği TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun açıklamaları da büyük talihsizlikti. Yakın arkadaşının gözaltına alınması ilk anda duygusal tepki vermesini gerekli kılabilir, ama yine de dikkatli üslup kullanmalıydı. İddiaların vahameti, son gözaltıların bir bölümünün tutuklamaya dönüşmesi, darbe projeleri, Ergenekon’un hafife alınmaması gereken bir örgüt olduğunu göstermiyor mu?

Zaman, 6 Temmuz 2008

Mustafa Ünal,

07.07.2008


 

Türkiye, bugüne dek neler yaşamadı ki!

(...)

Muvazzaf bir general televizyonlarda dönemin resmi, görev başındaki Başbakanına küfür etti, bir şey olmadı.

Devlet organlarının bir biçimde bir bölümünün işin içinde olduğu aşikar cinayetler işlendi, bir şey olmadı.

Devletin çok üst düzey kurum ve kişileri arasında çok kuşkulu, tedirgin edici ve daha önemlisi illegal ve meşruiyet dışı ilişkiler saptandı, bir şey olmadı. Bu karanlık süreçlere Cumhurbaşkanı’nın anayasal statüsü doğrultusunda müdahil olması talep edilmedi.

Ne zaman ki iki orgeneral gözaltına alındı, birileri devlet kurum ve organlarının ahenkli ilişkisinin bozulduğuna hükmetti ve devreye Sayın Cumhurbaşkanı’nın girmesi istendi.

Bu talepler dahi ülkemizin normalleşme yolunda daha alacağı çok mesafe olduğunun kanıtı. Temel hedef yurttaşların özgürlüğü, refahı ve güvenliği ise, küresel örnekler bu konuda generalleri tutuklayan ülkelerin iktidar partilerini kapatan ülkelere oranla daha fazla mesafe aldığını gösteriyor.

Normalleşme demek herkesin, ve dahi askerlerin tüm hukuk süreçlerinde eşit yurttaş olması da demek.

Cumhuriyetçilik, kemalizm adına ‘herkes eşittir, askerler daha eşittir’ diyenlere de şaşmamak elde değil; askeriyenin içinde gerçek cumhuriyetçiliği kavrayanların sayısı da artıyor, bu da sevindirici.

Gel de tepkilere ‘Allah, Allah!’ deme.

Star, 6 Temmuz 2008

Eser Karakaş

07.07.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
GAZETE 1.SAYFA
Download

Gezi Eki Pdf

Bütün haberler

© Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır