"Gerçekten" haber verir 01 Ağustos 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

 

Şimdi bana kaybolan aylarımı verseler...

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Mart ortasında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kapatılması istemini içeren iddianamesini yazmayı tamamladığında, onu bir Cuma günü akşamüzeri saatlerinde Anayasa Mahkemesi’ne gönderdiğinde ne çeşit toplumsal dinamikleri harekete geçirdiğinin farkında mıydı acaba?

En insani cephesiyle başlayayım...

15 Mart’tan bugüne kadar geçen 3.5 aylık süre içinde, kırk yıldır yakın arkadaş olan insanlar birbirleriyle kavga ettiler, sadece ben etrafımda uzun yıllara dayalı onlarca dostluğun bozulduğuna tanıklık ettim. Bazı evlerde karı-koca kavgaları yaşandı sırf bu kapatma davası yüzünden, eşler yatakları ayırdı!

Ekonomiyle devam edeyim... Uluslararası piyasalardaki bozulmayı Türkiye çok daha kuvvetli yaşadı. Borsanın düşmesini bir kenara bırakacak olsak bile Hazine faizi 22 puanın üstüne tırmandı, Merkez Bankası iki kez faiz artırmak zorunda kaldı. Geçmişte şikâyet edilen ‘düşük kur-yüksek faiz’ sarmalı bu kısa sürede daha da derinleşti, Türkiye üzerinden kazanılan spekülatif paranın miktarı arttı, bu parayı da biz vatandaşlar ödedik, ödüyoruz.

Sırf kapatma davası açılmış olmasının sonuçları için bir özet oluşturması umuduyla yazdım bu iki paragrafı, istesem başka cepheleri de anlatırım ama şimdilik gereği yok. Tek söylemek istediğim şu: Son üçbuçuk ayda birbirimizi çok ama çok kırdık, bazen haklıydık çoğu zaman da haksız. Biz birbirimizi kırmakla meşgulken de birileri bizim üstümüzden ve bedeli bizim cebimizden çıkmak şartıyla, dünyanın parasını kazandı.

Hepimiz biraz daha fakirleştik bu yüzden, tam tersi olması gerekirken.

Türkiye’nin demokratik olgunluğu böyle bir davanın hiç açılmayabileceği bir seviyede olmalıydı, değilmiş. Anayasa Mahkemesi bu davayı 11 üyesinden 10’unun Ak Parti için şu veya bu ağırlıkta bir ceza istediği bir kararla değil, çoğunluğuyla kapatılmaması yönünde kararla sonuçlandırması gerekirdi, henüz orada da değilmişiz.

Geçmişi geçmişte bırakalım, geleceğe bakalım diyeceğim ama onu bile diyemiyorum aslında. Çünkü şu son üçbuçuk ay hepimizin üzerinde, özellikle de siyasetçilerin üzerinde çok derin travmatik izler bıraktı, kapanmaz yaralar açıldı. Aynen birbiriyle yatağını ayıran kimi karı-kocalar gibi, araya aşılmaz duvarlar girdi.

Girdi ama siyaset aynı zamanda mümkün olanı yapma, yani hep işe olumlu tarafından yaklaşıp hayatı ileri götürme mesleği.

O yüzden de, geçmişte takılıp kalsak da geleceği düşünmek durumundayız.

Şimdi Ak Parti’nin kapatılmamış olması, dün bir internet haber sitesinde gördüğüm başlık gibi ‘Durmak yok, yola devam’ anlamına mı geliyor? Hiç sanmıyorum.

Ak Parti ve Meclis, yoluna sanki hiçbir şey olmamış, bu yaşanan da bir küçük yol kazasıymış gibi davranarak devam edemez. Bu Meclis maalesef bitti. Mart 2009’da yerel seçimle birlikte genel seçim de yapmak gerek!

Daha önce de bu köşede sormuştum: Ak Parti kapatılmazsa demokrasi, kapatılırsa da laiklik kurtulmuş mu olacak?

Hayır. Şimdi Ak Parti ve Meclis, sanki hiçbir şey olmamış, bu devirde salt bazı parti önde gelenleri ifade özgürlüklerini kullandılar diye o partinin hakkında kapatılma davası açılması normalmiş gibi davranabilir mi?

Bence davranmamalı. Ama korkarım davranacak. Ülkemizde bir daha bu seviyede bir kapatma davasının olmaması için gereken büyük uzlaşma, büyük Anayasa değişikliği gerçekleşmeyecek, her şey eski tas eski hamam devam edecek, taa ki bir sonraki Anayasal krize kadar.

Bu gerçekle yüzleşmeliyiz: Türkiye’nin o ‘kendine özgü’ sözde demokratik sistemi geldi ve bir duvara dayandı. O duvarı aşmak için gerçek bir demokrasi olmayı başarmamız, bunu da ciddi bir toplumsal uzlaşma ile becermemiz gerek.

Ancak o zaman şu üçbuçuk ayı kaybetmiş olmamız bir işe yarar, bir musibetten bir iyilik çıkartabiliriz belki. Yoksa, o üçbuçuk ayı kaybettiğimizle kalırız!

Radikal, 31 Temmuz 2008

İsmet Berkan

01.08.2008


 

‘Kapatma ama hırpala..’

Kararı kim açıkladı? Anayasa Mahkemesi Heyeti Başkanı Kılıç. Ne dedi? AK Parti’nin laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiğine ilişkin açtığı davada 6’ya 5 oyla AK Parti’nin kapatılmaması kararı alındığını açıkladı.

Neden? Çünkü, kapatma kararı için 7 üyenin kabul oyu kullanması gerekiyordu.

Peki ne oldu?

Kılıç, dava sonucunda AKP’nin kapatılmadığını, ancak 6 üyenin kapatılma, 4 üyenin de Hazine yardımından yoksun bırakılması kararına vardığını, partinin son yıl aldığı Hazine yardımından 1/2 oranında yoksun bırakılmasına karar verildiğini bildirdi.

Bize bu ne zaman açıklandı? Dün akşam üstü saat 18 sularında... Peki, aynı kararı biz nerede ve ne zaman okuduk?

* * *

Aynı kararı... Dün sabah, Vatan Gazetesi’nde Bilal Çetin’in köşesinde okuduk. O bölüm aynen şöyleydi:

‘Önceki gün Anayasa Mahkemesi’nin toplantıya başladığı saatlerde, çok güvendiğim, bugüne kadar kritik gelişmeler konusunda önceden verdiği hemen her bilgi doğru çıkan bir haber kaynağım telefon etti:

‘Duyum değil, kesin bilgi. Ama yazabilir misin bilmem’ diye söze girdi:

‘Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesi AKP’nin, laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelip gelmediği yönünde uzun tartışmalar yapacak.

Ve sonuçta kapatma eğilimi ağır basacak ve oylamaya geçilecek. Oylama sonunda da karar, 6’ya 5 kapatma yönünde çıkacak. Ama tabii ki Anayasa gereği nitelikli çoğunluk olan 7 oy çıkmadığı için AKP kapatılmayacak.

AKP kapatılmayacak ama ciddi bir imaj ve prestij kaybına uğratılacak. Toplum ve kamuoyu nazarında sicili zedelenmiş olacak. Çok ciddi bir uyarı almış olacak. Bundan sonraki süreçte iktidar partisi imajını düzeltebilmek, laikliğe duyarlığı kesimlerin güvenini yeniden kazanabilmek için daha dikkatli hareket etmek, imajını düzeltmek zorunda kalacak...’

* * *

Aynı heyet, 4 Haziran günkü kararında ise türban konusunda yapılan anayasa değişikliğini 9’a karşı 2 oyla ‘laikliğe aykırı’ bulmuştu.

AKP’nin anayasa değişikliği yaparak ‘laikliği’ çiğnediğine ezici çoğunlukla kanaat getiren heyet, bir buçuk ay sonra bu kez ‘salt çoğunluğu’ bulamadığı için iktidar partisini ‘kapatamıyor’.

Üstelik biz bunun böyle olabileceğini de sabahtan öğrenebiliyoruz.

* * *

Ayrıca...

Yukarda da anımsattığım gibi Anayasa Mahkemesi, 5 Haziran’da üniversitelerde türban düzenlemesini laiklik ilkesi ile cumhuriyetin değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükmüne aykırı bularak 2 ret oyuna karşı, 9 oyla iptal etti, yürürlüğü de durdurdu..

Mahkemeden yapılan yazılı açıklamada, düzenlemenin Anayasa’nın 2, 4 ve 148’nci maddelerine aykırı bulunduğu bildirildi. Aslında Anayasa’ya göre mahkeme, anayasada yapılan değişiklikleri ‘içerik’ açısından denetleyemezdi... Ama denetledi...

Sadece bu mu? İptal kararı aldı ama gerekçe açıklamadı... Üstelik bunu yaparken, aynen dün yaptığı gibi Anayasa’yı da bir kez daha çiğnedi....

Çünkü, Anayasa’nın 153. maddesinin ‘iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz’ demesine rağmen ‘türban düzenlemesinin’ iptali ve dünkü kararı gerekçesiz olarak açıkladı.

Dünkü davada AKP’ye karşı ‘en önemli iddia’ aslında türban düzenlemesiydi. Anayasa Mahkemesi, bir önceki kararın oy dağılımını tekrarlamadı ve farklı bir ‘oy oranı’ çıkardı...

* * *

Hukukçuların, anayasa emirlerine, yasalara ve daha önce verdikleri kendi kararlarına uymadığı bir ülkeyiz...

Bu ne kadar hukuktan uzak, siyasete yakın olduğumuzu göstermekte... Hukuk olsa ‘kapatma’ sürecini hiç yaşamaz, bu kadar ırgalanmazdık...

Şimdi hukuksal olmaktan ziyade siyasi bir mesaj çıktı... ‘Kapatmayalım ama hırpalayalım’ mesajı...

* * *

Türkiye gerçek bir hukuk devleti olabilecek mi? Türkiye gerçek bir demokrasi olacak mı?

Zamana ve zemine göre verilmiş kararlardan uzak, insanların geleceğe güvenle bakacağı, istikrarlı bir ülke olabilecek mi? Ak Parti başta olmak üzere herkes bu soruyu bir kez daha kendine sormalı...

Ve herhalde soracak.

* * *

AK Parti kapatılmadı... Ama zaten gerçek demokratik bir hukuk devleti olsak dava da açılmazdı.

Ve tam Şark’a uygun, kurnaz ‘ara formüllere’ de ihtiyaç duyulmazdı. Mahkemenin açıklamasından önce gazetelerde okuduğumuz formüllerin değil, evrensel hukukun sağlam rotasında yol alırdık...

* * *

Aslında dün bulunan ‘ara formül’ herkesi rahatlattı ama Türkiye’nin her an geriye doğru nasıl kolay kayabileceğini de bir kez daha gösterdi. Açılmaması gereken bir dava iktidarın ağır biçimde hırpalanmasıyla sonuçlandı.

Bugünden itibaren siyasal iktidar hem kendi yanlışlarını, hem de Türkiye’deki bu yorucu Şark havasını değiştirip düzeltmek için devreye girip, yeni ve taze bir başlangıç yapabilecek mi?

Yeni gündemi şimdi herhalde bu oluşturacak...

Star, 31 Temmuz 2008

Mehmet Altan

01.08.2008


 

Vesayet rejimi aynen devam ediyor

Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararı yorumlarken, olaya ‘ekonomi’, ‘iç barış’ ya da ‘siyaset’ gibi çok çeşitli açılardan bakabiliriz.

OLUMLU açıdan:

* Ekonomide istikrar ve güven sürecek. Bir krize karşı tek parti hükümetiyle tedbirler alınabilecek.

* Bence en önemlisi Ergenekon davasının ardındaki siyasi irade devam edecek.

* Kürt meselesinde ilerleme sağlanabilecek. Bazı açılımlar yapılabilecek.

* Yavaşlayan bürokrasi tekrar çalışmaya başlayacak.

* Avrupa Birliği yolunda demokratikleşmeye ağırlık verilebilecek. Avrupa’nın da desteğiyle bazı Anayasa ve yasa değişiklikleri yapılabilecek.

OLUMSUZ açıdan:

* AKP’nin karizması fena halde çizilmiş oluyor. Anayasa Mahkemesi adeta partinin kulağını çekiyor, tek ayağının üstünde durma cezası veriyor.

* Laikçi kesim, 6’ya 5 (hatta 5 bile değil, 4+1) oranından hareketle iddialarını sürdürmeye devam edecek.

* ‘Şaibeli’ AKP ne kadar çırpınırsa çırpınsın, “tamam şeriatçı değil ama laiklik yanlısı olmadığı da kesin” diye anılacak.

* Yani bu karar laiklikle ilgili tartışmaların, aynı yoğunlukta devam etmesine yol açacak.

Özetle: Bu sonuç AKP açısından bir ‘Pirus Zaferi’dir. Vesayet rejimi aynen sürüyor. AYM’nin 10’uncu ve 42’nci maddelerde içerik denetlemesi yaparak Anayasa’yı ihlali etmesi meşrulaşıyor. “Demokles’in Kılıcı” AKP’nin tepesinde sallanıyor: “Sen ekonomiyle ilgilen, pastayı büyüt, belediyelerle hizmet götür ama devlet işlerine fazla karışma” denmekte.

Not 1: Bence bu kararda ABD’nin de ciddi etkisi var. Bu etkinin tam olarak nasıl işlediğini bir süre sonra öğreniriz.

Not 2: Bu kadar zayıf, bu kadar yanlış bir iddianame, böylesine yüksek onay gördü ya, vay halimize!

Sabah, 31 Temmuz 2008

Emre Aköz

01.08.2008


 

Ergenekon’dan fazla umutlanmayalım!

Ergenekon İddianamesi’nin açıklanması, beklendiği gibi, bu soruşturma konusunda medyada ve siyasi çevrelerde aylar öncesinden oluşmuş olan ‘taraflar’ın konumlarında herhangi bir değişikliğe yol açmadı. Baştan beri bu soruşturmanın Türk demokrasi tarihinde bir dönüm noktası olduğunu düşünenler şimdi iddianameyi daha da heyecanla savunurken; ‘karşı taraf’ soruşturmayı görmezlikten gelmekten veya küçümsemekten artık vazgeçmek şöyle dursun, -belki bir-kaç istisnayla- eski tutumunu iddianameyi karalama seviyesine yükselterek devam ettiriyor.

Ama bana kalırsa, her iki ‘taraf’ da heyecanlanmakta acele ediyor. Çünkü, korkarım ki, bu davadan çıkacak sonuç ne demokrasi ve hukuk devleti kaygılarıyla hareket edenleri fazlasıyla memnun edecek, ne de Ergenekon sempatizanlarının korkularını haklı çıkaracak kadar dişe dokunur bir sonuç olacaktır. Hepsi bir yana, Türkiye’deki ‘derin devlet’in, ‘sistem’in illegal unsurlarından tamamen arındırılmasına ve bütün karanlık bölgelerine ışık tutulmasına izin vereceğini düşünmek safdillik olur.

Her şeyden önce, iddianamenin kendisinin devlet içindeki illegal, karanlık yapılanmanın tam bir resmini sunmuş olduğu bana şüpheli görünüyor. Bu resim, belki, bu meseleyi ciddiye alacak, önüne çıkarılacak engellerden ve korkutmalardan yılmayacak, kararlı bir yargı mekanizmasının kendisinden hareketle asıl büyük resmi ortaya çıkarması için bir başlangıç noktası olabilir. Ama halihazırda Türk yargı sisteminin böyle bir şeye hazır olduğundan ne yazık ki emin olamayız.

Esasen bunun önemli bir işaretine iddianamenin kendisinde rastlıyoruz. Bir kere, Savcı iddianamede Ergenekon örgütünün siláhlı kuvvetlerle ilgisi olmadığını peşinen belirtme ihtiyacı duymuş ve suçlamalarını siviller ve bazı emekli subaylarla sınırlı tutmuş. Oysa, bizatihi iddianamedeki anlatımdan, büyük Ergenekon resminin muvazzaf askerlerle de ilgili olabileceği hissediliyor.

Öte yandan, bu tür kritik davalardan sonuç alınabilmesi için, sadece hükümetin kararlılığı ve yargının dirayeti yeterli değildir. Kimi marjinal gruplar dışında, toplumun ve siyasetin bütünüyle bu davanın arkasında durması, savcılar ve mahkemeleri cesaretlendirmesi gerekir. Oysa, Türkiye’de şu anki durum pek böyle değildir. Düşününüz ki, ana muhalefet partisi başkanının devlet içindeki yasadışı örgütlenmenin ‘avukatlığı’na soyunduğu ve görevli mahkemenin ciddi bulduğu iddianameyi alaya almak ve karalamakla iştigal ettiği bir ülke burası.

Kaldı ki, hükümetin de bu meseledeki kararlılığının geleceği garanti değil. İktidar partisi kapatılsa da kapatılmasa da durum esas olarak budur. AKP’nin kapatılması halinde, kapatmayı izleyecek olan siyasi istikrarsızlık ve belirsizlik ortamının Ergenekon davasının akıbetini olumsuz etkileyeceği kesin gibidir. Yok eğer parti kapatılmazsa, hükümetin bu meselenin üzerine aynı kararlılıkla gideceği de şüphelidir. Çünkü, bu satten sonra AKP’nin kapatılmaması yönünde çıkacak bir karar bu parti açısından bir tür ‘bağışlanma’ gibi olacaktır. Bunun ise, açıkça teláffuz edilmese de, bir bedeli olacağı açıktır.

Son bir nokta da şu: Bu gibi olumsuz etkenler olmasa bile, daha önce de yazdığım gibi, yargı bu olayları tam olarak aydınlatamayabilir. Çünkü, yargısal-hukuki gerçek başka, siyasi gerçek başkadır. Onun için, hukuk ve yargı hiçbir zaman siyasî gerçekliği bütünüyle aydınlatamaz.

Star, 31 Temmuz 2008

Mustafa Erdoğan

01.08.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
GAZETE 1.SAYFA

Bütün haberler

Site yöneticisi | Editör
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır