"Gerçekten" haber verir 08 Ağustos 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Lahika

Âyet-i Kerime Meâli

O gün onların dilleri, elleri ve ayakları, onların işlediklerini anlatıp aleyhlerinde şahitlik edecektir.

Nur Sûresi: 24

08.08.2008


Kanun namına kanunsuzluk, umumî musibet sebebidir

Risâle-i Nur’un bir kâtibi dedi ki: “Neden dostların kusurâtına tokat gelir; hücum eden düşmanlara bu tarzda gelmiyor?”

Elcevap: Memur olmayan, veya hususî, şahsı itibarıyla hiyanet eden, hususî tokat yer. Bu nevî vukuât pek çoktur. Ve tam sadakat edenlerde, maişetindeki bereket ve kalbindeki rahat cihetinde ikramlara mazhar olanlar dahi pek çoktur. Eğer memur ise, kanun namına kanunsuz hiyanet eden, ilişen, o memlekete, o biçare ahaliye bir umumî tokada vesile olur. Ya zelzele, ya yağmursuzluk, ya hastalık, ya fırtına gibi umumî belâlara bir vesile olur. Kendisi, zahiren hususî tokat yememiş gibi görünüyor.

Hem eğer dinsizlik hesabına, imanî hizmetimize ilişenler olsa “Zulüm devam etmez, küfür devam eder” kaidesince, küfür derecesine giren öylelerin zulümleri—büyük olduğu için—ahirete tehir edilir, ekseriyetçe küçük zulümler gibi cezaları dünyaca tâcil edilmez.

Emirdağ Lâhikası, s. 68

***

İkinci suâl: Niçin gâvurların memleketlerinde, bu semâvî tokat, başlarına gelmiyor; bu bîçare Müslümanlara iniyor?

Elcevap: Büyük hatâlar ve cinâyetler, tehir ile büyük merkezlerde ve küçücük cinâyetler, tâcil ile küçük merkezlerde verildiği gibi; mühim bir hikmete binâen, ehl-i küfrün cinâyetlerinin kısm-ı âzamı, mahkeme-i kübrâ-i haşre tehir edilerek, ehl-i imânın hatâları, kısmen bu dünyada cezası verilir.

Üçüncü suâl: Bâzı eşhâsın hatâsından gelen bu musîbet, bir derece memlekette umumî şekle girmesinin sebebi nedir?

Elcevap: Umumi musîbet, ekseriyetin hatâsından ileri gelmesi cihetiyle, ekser nâsın o zâlim eşhâsın harekâtına fiilen veya iltizâmen veya iltihâken taraftar olmasıyla, mânen iştirak eder, musîbet-i âmmeye sebebiyet verir. (...)

Beşinci Suâl: Âdil ve Rahîm, Kadîr ve Hakîm, neden hususî hatâlara hususi ceza vermeyip, koca bir unsuru musallat eder. Bu hal cemâl-i rahmetine ve şümûl-ü kudretine nasıl muvâfık düşer?

Elcevap: Kadîr-i Zülcelâl, herbir unsura çok vazifeler vermiş ve herbir vazifede çok neticeler verdiriyor. Bir unsurun birtek vazifesinde, birtek neticesi çirkin ve şer ve musîbet olsa da, sâir güzel neticeler, bu neticeyi de güzel hükmüne getirir. Eğer, bu tek çirkin netice vücuda gelmemek için, insana karşı hiddete gelmiş o unsur, o vazifeden men edilse; o vakit o güzel neticeler adedince hayırlar terk edilir ve lüzumlu bir hayrı yapmamak, şer olması haysiyetiyle, o hayırlar adedince şerler yapılır. Tâ birtek şer gelmesin gibi; gayet çirkin ve hilâf-ı hikmet ve hilâf-ı hakikat ve kusurdur. Kudret ve hikmet ve hakikat kusurdan münezzehtirler. Mâdem bir kısım hatâlar, unsurları ve arzı hiddete getirecek derecede bir şümûllü isyandır ve çok mahlûkatın hukukuna bir tahkirli tecavüzdür. Elbette o cinâyetin fevkalâde çirkinliğini göstermek için, koca bir unsura, küllî vazifesi içinde “Onları terbiye et” diye emir verilmesi ayn-ı hikmettir ve adâlettir ve mazlumlara ayn-ı rahmettir.

Sözler, s. 158-159

maîşet: Geçim.

tâcil: Çabuklaştırma, acele ettirme.

kısm-ı âzam: Büyük kısım.

mahkeme-i kübrâ-i haşr: Büyük Haşir mahkemesi.

eşhâs: Şahıslar.

ekseriyet: Çoğunluk.

nâs: İnsanlar.

iltizâmen: Taraftar olarak, gerekli görerek.

iltihâken: Karışarak, katılarak.

musîbet-i âmme: Umumi musibet.

cemâl-i rahmet: Rahmetin güzelliği.

şümûl-ü kudret: Kudretin kuşatıcılığı, genişliği.

muvâfık: Uygun.

Kadîr-i Zülcelâl: Celal sahibi ve herşeye kâdir olan Allah.

hilâf-ı hikmet: Hikmete zıt.

08.08.2008


NUR'A BİRİNCİ MUHATAP OLMAK -3

- Dünden devam -

4- RİSÂLE-İ NURLAR hakkında ilk dönemlerde fikrî bir hücum olmamıştır. Bu hep böyle devam edeceği anlamına gelmez. Bu duruma işaret eden Hulûsi Bey, “Sözler hakkında bugüne kadar sükût edilmesi ve tenkide cür’et edilmemesi”nin sonuna kadar devam edeceğine delil olamayacağını söyler. Bundan sonra gelecek “muhtemel hücumlara” hayatı devam ettiği sürece öncelikle ve bizzat “zat-ı fâzılâneleri” cevap verecektir. Nitekim daha sonra Eskişehir, Denizli, Afyon ve İstanbul (Gençlik Rehberi) Mahkemelerinde Bediüzzaman Hazretlerinin yaptığı müdafaalar şaheserdir. Nurun avukatı merhûm Bekir Berk de mahkeme savunmalarında bu müdafaalardan çok istifade ettiğini söylemiştir.

5- İnsanlar yaşlandıkça dünyadan ilgileri kesilir. Yalnızlık arar. Eski dönem İslâm âlimleri inzivaya çekilmişlerdir. Bir bakıma dünyayı terk etmişlerdir. Bediüzzaman’ın bu mânâdaki düşüncelerine saygı göstermekle birlikte itiraz etmekte ve fikrini şöyle açıklamaktadır: “Dünyayı unutmak isterseniz, başka hiçbir sebep olmasa dahi, yalnız bu mübarek Sözler’le rabıta peydâ eden insanların rica edecekleri izahâtı vermek isteyecek ve cevapsız bırakmayacaksınız.” Nitekim Said Nursî, kendisine yöneltilen soruları cevapsız bırakmamış ve nurlarla ilgili açıklamalarını yapmaya devam etmiştir.

6- Bazı konular risâlelere geçmemiştir. Bunları kısmen son şahitlerin hatıralarında görüyoruz. Allah için sevenlere ve açıklama isteyenlere yazdığı pek kıymetli yazıların tamamını Risâle-i Nur Külliyatı adı altında bulmak mümkündür. Hulûsi Beyin tabiriyle “Meclis-i ilmî”de takrir buyurulan çeşitli meseleler ve Sözler'e (Risâleler) bile geçmeyen meseleler kat’iyetle gösteriyorlar ki, ihtiyaç da, hizmet de bitmemiştir.

Hulûsi Bey, Bediüzzaman’ın sorduğu sorulara verdiği cevapları ve vazifesinin bitmediğini gösteren delilleri böyle sıraladıktan sonra kendisinin karşılaştığı sıkıntıları “birkaç mâruzât” başlığı altında sıralar. Hulûsi Bey, Nurlu Sözler’i cemaate okumak nasip olduğu zamanlarda, kendisinde bazı duyguların hasıl olduğunu söyler. Bunlar ise şunlardır:

1- “Muhterem Üstadıma mâruzatta bulunmak için kalemi elime aldığım zaman, ruhumda büyük bir inkişaf hissediyor ve ihtiyarsız kalemim o andaki muvakkat duygularıma tercüman olduğunu görüyorum.” Bu yazılan mektupların insanlara kazandırdığı faydaları açıklamaktadır. Bediüzzaman daha sonra yazdığı bir mektubunda Hulûsi Beyi “Risâle-i Nur’un gayet ehemmiyetli bir şakirdi” olarak kabul eder ve “birinciliğini” daima muhafaza ettiğini söyler.16 O, daima kalem elinde, Risâle-i Nur’un işi başındadır. Bütün görüşmelerde birinci safta muhataptır. Onun sorularına yazılan Mektubat Risâleleri ve onun yazdığı samimî mektupları, onun yerinde pek çok insanları Risâle-i Nur dairesine celb etmiştir. Yazmanın ruhta meydana getirdiği inkişaf ve kalemin duygulara tercüman olması enteresan bir gelişme değil midir?

2- Hulûsi Bey içinde yaşadığı durumu Üstada bir soru ile sormaktadır. Günümüz Müslümanlarının içinde bulunduğu durumu açıklaması bakımından önemlidir. Bana göre bu soruda ihlâs düsturları yatmaktadır. Hulûsi Beyin sorusu şudur: “Eğer yalnız adüvv-i ekber olan nefsin hilesinden ve cin ve ins ve şeytanların mekrinden emin olayım diye herkes başını karanlığa çekse ve kendisi kûşe-i nisyana çekilse veya çekilmek istese ve âlem-i insan ve âlem-i İslâm mühmel kalacak, kimsenin kimseye faydası olmayacak bir zaman olsa; ben din kardeşlerime bu nurlu hakikatleri iblâğ edeyim de, Allahü Zülcelâl nasıl şe’n-i ulûhiyetine yaraşırsa öyle muamele eylesin. Nefsimi düşünmekten kat’-ı nazar etmeyi yine o zamanlarda çok faydalı görüyordum. Bundaki hikmet nedir?”

Soruda sıralanan hakikatleri açmaya çalışalım: “Adüvv-i ekber” denilen en büyük düşman insanın nefsidir ve nefsinin hileleridir. Cinlerin, insanların ve şeytanların kötülüklerinden korunmak gerekir. Bazı insanlar bu kötülüklerden korunmak için başlarını karanlığa sokmakta ve unutkanlık köşesine çekilmektedir. Bu durumun sonucu insanlık ve İslâm âlemi ihmal edilecektir. En sonunda kimsenin kimseye faydası olmayacaktır. Bu zaman böyle olsa bile Nur talebelerinin vazifesi nurlu hakikatleri bütün insanlara tebliğ etmektir. Bu hakikatleri muhtaç gönüllere yaymaktır. Celâleddin Harzemşah gibi “Vazifemiz hizmettir, Allah’ın vazifesine karışmamaktır.” Bunları yaparken nefsi düşünmemek daha faydalıdır.

3- Hulûsi Beyin son sorusu Besmele'deki Rahman ve Rahim isimleri ile ilgilidir. Bunu şu cümleyle ifade eder: “Esmâ-i Hüsnâdan Rahmân ve Rahîm isimleri en âzam mertebede olduklarından mı, yoksa başka sebep ve hikmetle mi ‘Bismillahirrahmanirrahim’ kelimesi içine dâhil olmuşlardır?”17 Daha sonra Üstad bu sorusuna cevap verecektir. Hulûsi Bey de duyduğu memnuniyeti ifade edecektir. Konu ile ilgili mektupları başka yazılarımda ele almak dileğiyle şimdilik o kapıyı açmıyorum.

Hulûsi Bey mektubunun sonunda yukarıda sayılan hususları özetleyerek “Sizin vücudunuza yalnız bizler değil, bütün âlem-i İslâm muhtaçtır” der. Sebebini de şöyle açıklar: “Mü’minlerin imanına kuvvet veren, gafilleri uyandıran, dalâlete düşenlere râh-ı hidayeti gösteren, hükemâ-yı felâsifeyi beht ve hayrette bırakan Kur’ân-ı Mübînden nebean ve lemeân eden o kudsî Sözler’in vücuduna vasıta oldunuz.” Burada risâlelerin şu özellikleri sıralanır: Kur’ân’dan çıkan ve parlayan risâleler; Mü'minlerin imanına kuvvet verir, gafilleri uyandırır, sapıtanlara doğru yolu gösterir, filozofları şaşırtır ve hayrette bırakır.

Hulûsi Beyin son cümlesi duâ cümlesidir. Bu duâ geneldir. Hem Üstad, hem de ümmetle ilgilidir. Güzel bir duâdır: “Cenâb-ı Erhamürrâhimîn aziz Üstadımızı sıhhat ve âfiyette dâim ve ümmet-i Muhammed üzere kaim buyursun.” Bu duâya biz de Merhûm Hulûsi Bey gibi “Âmin, âmin, âmin…” diyoruz.

Gönderilen seyyidler hürmetine duâlarımızın kabulünü istiyor ve bekliyoruz. 80 yıl önce yazılmış bir nurlu mektupta çok sırlar gizlenmiş. Satırlar arasında aramaya çalıştık.

Dipnotlar:

16- Kastamonu Lâhikası, s. 189-190.

17- Bu sorunun cevabı için Birinci Söze ve Ondördüncü Lem’anın İkinci Makamına bakılabilir. Hulusi Yahyagil Ağabey her yıl Mevlid-i Şerifle anılıyor HULUSİ Yahyagil Ağabey, vefat yıl dönümü münasebetiyle her sene Temmuz ayında, Elazığ'da okutulan Mevlid-i Şerifle anılıyor. Mevlid-i Şerif programı, vefatının 22. yıl dönümü münasebetiyle bu sene de gerçekleştirildi. Mevlidde Kur’ân-ı Kerim ve Risâle-i Nur okunarak duâlar edildi. Hulusi Ağabeyin hayatta iken kaldığı ve dersler verdiği evinde başlayan program, mezarı başında da devam etti. Mevlide, Bediüzzaman'ın talebeleri başta olmak üzere Türkiye'nin pek çok yerinden ve özellikle Türkmenistan, Kazakistan, Tacikistan, Azerbaycan ve Dağıstan gibi yurt dışından da büyük bir katılım oldu. Binlerce kişinin katıldığı Mevlid-i Şerif'te, Bediüzzaman'ın talebelerinin yaptığı duâlar sırasında duygulu anlar yaşandı. Mevlid'e Elazığ Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu, bazı sivil toplum kuruluşu ve siyasî parti temsilcileri de katıldı. -SON-

Ahmet ÖZDEMİR

08.08.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
GAZETE 1.SAYFA

Site yöneticisi | Editör
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır