"Gerçekten" haber verir 02 Ekim 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.
 

Kültür-Sanat

 

400 yılın mirası görücüye çıktı

LONDRA'NIN merkezindeki Yabancı Basın Kulübü’ndeki açılışı, KKTC Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu yaptı.

Osmanlı döneminden bu yana Kıbrıs Evkaf İdaresi’nce tutulan tapu kayıtlarından fermanlara dek pek çok tarihsel belgenin İngilizce çevirileriyle birlikte yer aldığı serginin açılışında kalabalık bir topluluk hazır bulundu. Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği Müsteşarı Atılay Ersan, Londra Başkonsolosu Bahadır Kaleli, eşi büyükelçilik siyasi müsteşarı Serra Kaleli, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, KKTC Vakıflar İdaresi Genel Müdürü Hatice Çavlan ve yönetim kurulu başkanı Hüseyin İnan ile vakıf yönetim kurulu üyelerinin hazır bulunduğu açılışta konuşan KKTC Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, sergiyle gün ışığına çıkartılan binlerce belgenin önemine işaret etti. Osmanlı İmparatorluğu’nun, 1571 tarihinde Kıbrıs’a gelirken Ada’da yaşayan Türk, Maronit, Rum ve Ermeni gibi türlü din ve ırklara mensup halka geniş haklar tanıdığını hatırlatan Ekenoğlu, bu sayede bu halkların bütününün bir kültür uyumu içinde birarada yaşayabildiklerine dikkati çekti. Barış içinde yaşanan bu yüzyılları yansıtan belgelerin bilimin hizmetine sunulduğunu hatırlatan ve bu birikimin önemine işaret eden Ekenoğlu, Ada’da yaşayan herkesin bu belgelerin ortaya koyduğu barışla dolu tarihten çıkartacağı büyük dersler olduğuna işaret etti. Vakıflar tarihinin aslında Kıbrıs Türk tarihi olduğunu, ancak Kıbrıslı Rumlar’ın, tarihin bir noktasından itibaren kendilerini Ada’nın gerçek sahipleri, Türkleri ise konuk gibi görmeye başladıklarını anlatan Ekenoğlu, Rumlar’ın Ada’yı Türkler ile birlikte yönetmek istemediklerini hatırlattı.

EKENOĞLU: UMARIM BU SERGİ SES GETİRİR

Oysa Ada’daki Türkler’in 40 yıl boyunca kendi tarihlerini yazan, kendi ekonomik ve siyasal sistemlerini oluşturan bir halk olduğunu ve bu halkın kendini yönetme isteğinin engellenmek istendiğini belirten Ekenoğlu, 50 yıldır Ada’da yaşanmakta olan sorunun temelinde de bunun bulunduğunu vurguladı. Halen Kıbrıs Rum liderliğiyle KKTC Cumhurbaşkanlığı arasında barış görüşmeleri sürecinin sürmekte olduğunu dile getiren Ekenoğlu, bu noktada Kıbrıslı Türkler’in Rumlar’dan bir iyiniyet görmek istediklerini anlattı. Rum liderinin, iyiniyetini hem Türkler hem de dünyaya ispatlaması gerektiğini hatırlatan Ekenoğlu, Kıbrıslı Türkler’e yönelik ambargoların kaldırılmasının bu iyiniyetin iyi bir göstergesi olabileceğine işaret etti.

Barış sürecinin başarıya ulaşması ve barışın tesis edilmesi dileğini de ortaya koyan Ekenoğlu, garantör ülke İngiltere’de açılan serginin iyi bir ses getirmesini dilediklerini de bildirdi.

OSMANLI GELENEĞİNİN BİR PARÇASI

Açılışta konuşan KKTC Vakıflar İdaresi Genel Müdürü Hatice Çavlan da sergide yer alan belgelerin, Kıbrıs’ın Osmanlı yönetiminde bulunduğu 1571-1878 yılları arasındaki döneme ilişkin bilgileri içerdiğini hatırlattı.

Açılışta konuşan KKTC Vakıflar İdaresi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin İnan da binlerce sicil ve belgenin çevirisini içeren serginin 400 yıllık Kıbrıs tarihine ışık tutacağını söyledi.

İnan, amaçlarının, kamuoyunu tarihin ayrıntılarına boğmadan Kıbrıs tarihi konusunda bir bilinç oluşturmak olduğunu ifade ederken, serginin İstanbul’da 1.5 ayda binlerce kişi tarafından ziyaret edildiğini kaydetti.

/ Londra

02.10.2008


 

Frankfurt’ta Türkiye günleri

‘’FRANKFURT’TA İSTANBUL GECELERİ’’ Frankfurt Mousonturm, iki gün üst üste Türk sanatçıları ağırlayacak. Uluslar arası üne sahip ses sanatçısı Aynur, 17 Ekimde Avrupaî tınılarıyla sentezlediği halk müziği parçalarını söyleyecek. Alman kamuoyunun ilk kez yönetmenliğini Fatih Akın’ın yaptığı ‘’Köprüyü Geçmek’’ belgeselinde tanıdığı sanatçı pek çok filmin müziklerini hazırladı. Aynı mekânda, 18 Ekimde ‘’İstanbul by Night’’ adlı program gerçekleştirilecek. Türkiye’nin tanınmış müzik gruplarından Baba Zula’nın sahne alacağı gecede, gruba rap sanatçısı Ceza ile bas gitarist Dr. Das eşlik edecek. Konserin ardından, tanınmış DJ’ler Can Utkan ve Michael Rütten müzikleriyle İstanbul gece hayatından renk ve tonları Frankfurt’a taşıyacak.

DÜNYANIN önde gelen yayıncıları ile edebiyatçılarını bir araya getirecek Frankfurt Kitap Fuarı’na sayılı günler kalırken, Türkiye, ‘’onur konuğu’’ olarak katılacağı fuar için Almanya’daki faaliyetlerine hız verdi.

Türk kültür, sanat ve müziğini fuar süresince duyuracak Türkiye, Almanları, 15 Ekimde ünlü neyzen Kudsi Ergüner, 16 Ekimde Hasbıhal Topluluğu, 17 Ekimde sanatçı Aynur, 18 Ekimde de ‘’İstanbul’un geceleri’’yle buluşturacak. Alınan bilgiye göre, Türkiye, 15-19 Ekim arasında düzenlenecek Frankfurt Kitap Fuarı’nda bir yandan yazar ve yayıncılarıyla edebiyatını ‘’Bütün Renkleriyle Türkiye’’ sloganıyla tüm dünyanın izlenimine açacak, diğer yandan Frankfurt genelinde Türk kültür, sanat ve müziğini yansıtan yeni faaliyetlere imza atacak. Bu kapsamda, 15 Ekimde Frankfurt eski opera binasında ünlü neyzen, komponist ve müzik bilimci Kudsi Ergüner, ‘’Goethe’nin Divanı’ndan Gazeller’’ adlı konser verecek. Konserde, ‘’Doğu’’nun seçkin müezzinleri Halil Necipoğlu ve Yunus Balcıoğlu, Ergüner’in enstrümanları eşliğinde, ünlü Alman şairi Johann Wolfgang von Goethe’nin divanından parçaları yorumlayacak. Böylece, ‘’Goethe’nin, ‘diğerine sabır göstermenin ötesinde onu kabul etme anlamına gelen’ tolerans ve karşılıklı anlayış talebini Ergüner’in müzikle yeniden gündeme getireceği’’ belirtildi.

Konserde ayrıca, kemençede Derya Turkan, kanunda Hakan Güngör ve Salahaddin Maraga, udda Nuri Karademirli, bendir, def ve zarbda Pierre Rigopoulos, kontrebasta Renaud Garcia-Fons olacak. Hasbıhal Topluluğu’nun semah gösterisi de 16 Ekimde Frankfurt Saalbau Griesheim’de yapılacak. Gösteride, geleneksel Hacı Bektaşı Veli öğretisinden beslenen Alevi-Bektaşi semahı izleyiciye sunulacak.

02.10.2008


 

Bayram tatlısı

Bu yazımda, kendimden menkul lâtîfelere yer vereceğim, bayram tatlısı niyetine… Bayramlarımızın maddî ve ma’nevî sâhada tatlı olması dileğiyle.

Bir sıcak yaz günü, Rize’de hizmet mahallerini ziyâret ediyoruz. Kendi vâsıtamız olmadığından bâzen yürüyerek, bâzen dolmuşa binip inerek gitmekteyiz. O sıcakta nem oranı arttığından ter içindeyiz. Bir müddet sonra ince bir yağmur da başlamaz mı? İçten, dıştan iyice ıslandık. İlk ziyâretgâhımızda çay yaptılar. Eh, Rize’nin husûsî çayı bir başka oluyor. İçtikçe, ter artıyor. Trabzon’dan günü birlik geldiğimiz için yedek çamaşır ve giyecek getirmemiştik. Bir ütü bulursak pantolon ve gömleğimizi kurutabileceğimizi düşündük. Aksi gibi oradaki ütü bozukmuş. Başka bir mekânda olabilirdi. Devâm ettik. Gittiğimiz yerde yine çay verdiler. Burada da ütü yoktu. Üçüncü yerde ütü bulduk. Bir parça kurulandık. Mûtâd ikrâmda bulundular; çay içtik. Akşama yakın bir dostun evine ekip hâlinde ulaştık. Hemen çay ikram etmezler mi? Ev sâhibine dedim ki:

-Hocam, şimdi biz memlekete dönünce, bizden soracaklar, [mahallî şîveyi taklîd ederek] “Bu Rize’liler ne yeyiler, ne iceyiler?” Ben de diyeceğim ki: “Yeyiler yağmuru, iceyler câyi. Yeyiler yağmuru, iceyler câyi!!!”

Ferâset sâhibi ev sâhibi, “Aman ağabey, bu çay öncüdür; arkasından yemek geliyor” diye endîşemizi giderdi…

* Arkadaşımızın sevimli bir oğlu var. Adı Sâcid. Kendisine:

- Deden laz olsa idi, sana ne derdi?

- Ne derdi, Ekrem amca?

- Ola uşağum Sâcid; sola citme, saa cit…

* Çay servisinden sonra, boş bardakları toplayan Karadenizli Celâl’e, Karadeniz şîvesini taklîd ederek:

- Ola uşağum Celâl; ha pu poşları cel al!

* Dershanede koşuşturup duran, sevimli yaramaz Burak’a:

- Burak, yaramazlığı bırak!

* Siirt merkez ilçede halkın büyük bir kısmı Arabca konuşur. Dükkânlarda bir şey ararken, “Sende var mı?”, “Bulunur mu?” anlamında, aslı “fî indeke” olan kelime, biraz da mahallîleşmiş bir şîve ile, meselâ “Makarna fî induk?” şeklinde sorulur. Yiyecek maddeleri satan nüktedân bir zâtın yanında otururken, çuvaldaki fındıkları görünce sordum:

- Hacı ağabey, Karadenizliler buna ne derler?

- Finduk.

- Şimdi Temel gelip Senden fındık istese, nasıl söyler?

- Nasıl söyler, Ekrem kardeş?

- “Finduk, fî induk?”

* Siirt çevresinde ve köylerde oturanlar da Kürtçe konuştuklarından, bâzıları, fiil çekimlerinde son ekleri yerli yerinde telâffuz edemezler. Personelimden biri, hastaneye gitmek üzere sevk belgesi hazırlatmış, imzaya getirdi.

- Geçmiş olsun. Neyin var?

- Mudir Bey, başin ağriyor…

Ben anlamazlıktan gelerek, gayet ciddî:

- Yok kardeşim, ağrımıyor!

İnanmadığımı sanarak:

- Mudir Bey, vallâhi başin çok ağriyor…

Ben yine gayet ciddî:

- Niçin yemin ediyorsun; ağrımıyor işte!

Ne diyeceğini şaşırmış, söyleyecek söz ararken, devam ediyorum:

- Benim başım ağrımıyor…

Şakamı fark ederek, rahatlamış:

- Yok Mudir Bey, benim başin ağrıyor…

* Binaya girmeye çalışan bir şahsı fark edip, yakalamaya çalışmayan bekçime:

- Niye peşinden koşmadın; adamı yakalamadın?

Adamın iri yarı ve güçlü olduğunu ifâde sadedinde:

- Mudir Bey, nasil yakalayacaksin, ayı gibisin…

Daha büyük bir pot kıracağı endîşesi ile:

- Tamam, tamam…

* Çoğu zaman kapının önünde alış veriş yaptığımız, merkebinin sırtında getirdiği sebze ve meyveleri satan köylüye:

- Armut ne kadar?

- Bir lira, hocam.

- Yetmiş beş kuruş olmaz mı?

Bir an tereddütten sonra; bazı iyiliklerimi hatırlamış olmalı ki:

- Sen ayi adamsin, Müdür Bey, gel al!

Ekrem KILIÇ

02.10.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
GAZETE 1.SAYFA

Bütün haberler

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır