"Gerçekten" haber verir 12 Kasım 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Lahika

Hadis-i Şerif Meâli

Harcamada iktisad geçimin yarısıdır. İnsanlara kendini sevdirip yaklaşabilme aklın yarısı, güzel soru sorma da ilmin yarısıdır.

Câmiü's-Sağîr, No: 1661

12.11.2008


Beşinci Şuâ, umumun imanını tashih edip kurtarıyor

Sabri kardeş, kıymettar Hulusi’nin mektubu hem Hulusi’nin, hem Beşinci Şuâ’nın ehemmiyetini ve kıymetlerini gösterdiğinden çok beğendim. Evet, Beşinci Şuâ, umumun ve bilhassa ehl-i ilmin imanlarını tashih edip kurtarıyor.

Aziz, sıddık ve sadık kardeşlerim,

Bu defa pek çok alâkadar olduğum zatların dört adet mektupları beni o kadar mesrur etti ve Risâle-i Nur hesabına o kadar memnun eyledi ki, güya yeniden o kahraman arkadaşları buldum diye sürur yaşları çok hüzünlerimi sildi.

Evet, dört mektuba dört cevap yazmak isterim ve hakkınızdır; fakat samimi ittihatınıza binâen birle iktifa edildi. Ayrı ayrı beş altı küçük meseleleri beyan ediyorum.

Birincisi: Eskiden beri, “İman kurtarmak zamanıdır” dediğimiz ve ihtiyarım olmadan tekrarla erkân-ı imaniyeye dâir bürhanlardan tahşidat-ı azimeyi yaptığımız çok haklı ve lüzumlu olduğunu zaman gösterdi. Size, bir ay evvel mânevî bir muhaverede Risâle-i Nur’un azîm tahşidatına dair gayptan gelen bir cevabı yazmıştım. Bazı zatlar o fıkrayı Âyetü’l-Kübrâ risâlesinin âhirine ilhak ettiler.

İkincisi: Şamlı Tevfik kardeş, senin mektubun beni derinden derine hem müteessir, hem müferrah eyledi. Sende bir hayırlı tahavvülât bulunduğunu ihsas etti.

Merhum Hafız Ahmed’in akrabasına benim tarafımdan taziyeyle beraber de ki: Bir iki ay evvel birden bire duâ ederken, en has akraba ve en halis talebelerin dairesine Hafız Ahmed girdi, “Benim de bu dairede hakkım var” dedi gibi hissettim. Onu o has daire içinde her vakit manevi kazançlarıma hissedar olmak için bıraktım ve öyle de kalacak inşaallah. Ve anladım ki, ikiniz bidayeten, beraber Risâle-i Nur’a hizmetiniz içindir.

Barla’da bütün dostlara selâm.

Üçüncüsü: Sabri kardeş, kıymettar Hulusi’nin mektubu hem Hulusi’nin, hem Beşinci Şuâ’nın ehemmiyetini ve kıymetlerini gösterdiğinden çok beğendim. Evet, Beşinci Şuâ, umumun ve bilhassa ehl-i ilmin imanlarını tashih edip kurtarıyor.

Hem sen, hem Hüsrev, Halil İbrahim’den bahsediyorsunuz. O zat, Risale-i Nur’un ehemmiyetli bir talebesi ve iktidarlı bir naşiridir, hem haslardandır. Sabık hadisemizden tam bir ihtiyat ve ciddi bir alâkadarlık dersini aldığı kanaatindeyim. Selâmımı ona ve rüfekasına tebliğ ediniz.

Dördüncüsü: Hüsrev kardeş, senin mektubun benim meraklarıma (Hasan, Mustafa’lar gibi) bir şifa ve arzularıma bir devâ (Mu’cizat-ı Ahmediye gibi) ve ümitlerime bir ziya (Refet, Konyalı Sabri gibi) hükmüne geçti.

Hem, Risâle-i Nur’un muhterem bir talebesi ve has dairesinde bulunan ahiret hemşirem validenizin hastalığı ve ihtiyarlığı seni Isparta’ya celbi, hayırdır. Elbette sen ona, Hastalar ve İhtiyarlar risalelerini okumuşsun. O risaleler, benim bedelime onun keyfini sorup teselli versinler.

Ben, oradaki talebeleri ve dostları duayla çok tahattur ediyorum. Onları unutamıyorum.

Umum kardeşlerime birer birer selâm ve duâ ediyorum.

Kastamonu Lâhikası, s. 32

tashih: Düzeltme, daha iyi ve daha doğru hale getirme, yanlışını giderme, sıhhate kavuşturma.

mesrur: sevinçli, memnun, sürurlu.

sürur: sevinç.

ittihat: birleşme, birlik oluşturma.

iktifa: yeterli bulma, kâfi görme.

erkân-ı imaniye: iman esasları.

bürhan: delil.

tahşidat-ı azime: büyük tahşidat, büyük yığınak.

muhavere: konuşma, görüşerek konuşma.

gayp: göze görünmeyen âlem.

âhir: son.

ilhak: ilâve etme, ekleme.

müferrah: feraha kavuşmuş, rahata ermiş.

tahavvülât: tahavvüller, değişmeler.

ihsas: hissettirme, sezdirme.

Bediuzzaman Said Nursi

12.11.2008


Nisbî hakikatler ve Ahiret (1)

“Ey birâder-i kalb-i hüşyar! Ezdâdın cem’indendir tecellî-i iktidar. Lezzet içinde elem, hayrın içinde şerri,

Hüsnün içinde kubhu, nef’in içinde dârrı, ni’met içinde nikmet, nurun içinde nârı, bilir misin ki sırrı?

Hakàik-ı nisbiye sübut, takarrür etsin. Bir şeyde çok şey olsun; bulsun vücud, görünsün. Sür’at-i hareketle bir nokta bir hat olur.

Çevirmenin sürati yapar bir lem’a-i nur, daire-i nurânî.

Hakàik-ı nisbiye vazifesi dünyada dâneler sümbül olur.

Kâinatın çamuru, revâbıt-ı nizâmı, alâik-ı nakşını odur teşkil ediyor.

Âhirette bu nisbî emirler orada hakàik olur.”

(Sözler, s. 661)

isâle-i Nur’da bazı bölümler vardır ki üzerinde saatlerce, hatta günlerce düşünülse ve müzakere edilse yeridir. Derin mânâları ihtiva eden, her okunuşta farklı anlayışlar ortaya çıkaran bu bölümleri elbette ki, anlamak ve idrak etmek de öyle çok kolay değildir. İşte bu yazıda ele alacağımız konu böyle bir konu. Yani üzerinde derin müzakereler yapılabilecek bir konu. Yukarıda naklettiğimiz bölüm Sözler adlı eserin içinde geçmekte. Lemeât adlı bölümde. Açıktır ki, Lemeât adlı eser bir ölçüde Nurların süzmesi olduğundan anlaşılması diğer eserlere göre daha zordur. Ancak yine de bir şeyler anlayıp idrak edebiliriz. Bir şey bütün bütün elde edilmezse de tam olarak da kaybedilmez. İşte burada biz de bu bölümden anladıklarımızı ve kavradıklarımız sizlerle paylaşmak istiyoruz. Daha iyi anlayışlara vesile olursak bu önemli bir kazanç olacaktır bizim için.

Naklettiğimiz bölüm, genel olarak zıtlıklar ve zıtlıkların neticesi olan nisbî hakikatler ve nisbî hakikatlerin nasıl netice verdiklerini izah etmekte. Bu konu Risâle-i Nur’da bir çok yerde izah edilmiş. 29. Söz bilhassa zikredilebilir. Şimdi yukarıdaki ifadenin izah ve yorumuna geçiyoruz.

Bırıncı cümle:

İfadenin başında zikredilen “Ey birâder-i kalb-i hüşyar! Ezdâdın cem’indendir tecellî-i iktidar” cümlesi diğer mânâlara önemli bir kapı açıyor. Öncelikle bu cümle üzerinde durmak gerek. Bu cümlenin en kısa ve açık mânâsı şu: İktidar ve güç, zıtları bir araya getirmekle ortaya çıkar. Yani iki zıddı bir arada tutmak güç ve kudretin işaretidir. Üstelik bu zıtlıklar birbirine müdahale ve tahrip vaziyeti almışlar ise, bu zıtlıkları sükûnetle bir arada tutmak kudretle birlikte haşmet ve azamet göstergesidir de.

Peki zıtlıkların bir arada tutulması nasıl iktidar ve güç göstergesi olur?

Şöyle ki:

Meselâ güçlü bir devlet düşünelim. İçinde çeşitli millet ve ırklardan bir çok unsur yaşamaktadır. Öyle ki bu unsurlar birbirini yok edecek istidat ve kabiliyetinde olsun. Şayet bu unsurlar huzur ve sükûnet içinde o devlet içinde yaşamaya devam ediyorlarsa, bu durum o devletin güç ve kuvvetini gösterir. Düşünün bir Osmanlı Devletini.

Yıllarca çok değişik unsurları bir arada, kavga ettirmeden, adalet içinde idare etmiş. Altı yüz yıl boyunca güç ve kudretini göstermiş. Ne zaman ki gücü kaybolmaya yüz tutmuş, içindeki zıt unsurlar birbirlerine karşı tecavüz vaziyeti almış, bir zaman sonra da kavgalar başlamış. Sonunda koca imparatorluk ancak Anadolu toprakları içinde tutunacak kadar bir yer bulabilmiş. Dikkat edin tarihe, hiçbir devlet sadece kendi milleti ile güç gösterisinde bulunmamış. Güçlü olduğunu hisseden devletler ve milletler mutlaka farklı unsurları ve milletleri hakimiyetleri altına alarak güç gösterisinde bulunmuşlar. Bir ölçüde zıtlıkları bir araya toplayarak güç gösterisinde bulunmak fıtrî bir duygu olmuş. Hatta Hz. Peygamber’in (asm) en büyük mucizelerinden biri de, zâtında zahiren birbirine en uzak ve zıt gibi görünen güzel ahlâkın toplanmasıdır.

İşte Kâinatın Hâkimi olan Allah da, zıtlıkları bir araya getirerek güç ve kudretini gösteriyor. Bu zıtlıkları emir ve kudreti altında tutarak haşmet ve azâmetini izhar ediyor. Birbirini yok etmeye meyilli zıtlıkları sükûnet ve denge içinde birleştirerek adalet içinde hâkimiyetini gösteriyor. Buna kâinat tüm heyet-i mecmuâsı ile şahitlik ettiği gibi en küçük unsurlara kadar, hatta atomun zerrelerine kadar bütün mahlukat da şehadet ediyor. En küçüğünden başlayarak birkaç delil sayalım:

Cenâb-ı Hak atom içine öyle kuvvetler koymuş ki, bu kuvvetler birbirine zıt vaziyetler almış. Meselâ atomun çekirdeğine büyük bir nükleer enerji yerleştirilmiş. Bu enerji sürekli olarak dışarı çıkmak ister. Şehirleri yerle bir edebilecek bir kuvvette olan bu enerji ise, atomda bulunan nükleer kuvvet ile dengelenmiş. Nükleer kuvvet yine zıt unsurlardan oluşan atom çekirdeğini ve atomdaki nükleer enerjiyi dengede tutar. Atomdaki bu denge bozulduğu zaman atom içindeki nükleer enerji açığa çıkar ve atom bombası dediğimiz büyük patlama meydana gelir. Günümüzde bu enerjinin kontrollü olarak açığa çıkarılması ise nükleer santral diye tanımlanan elektrik üreten merkezlerdir.

Yine atomda elektron ve çekirdekteki parçacıkların dağılmasını önleyen elektro manyetik kuvvetler vardır. İşte atom içine yerleştirilen bu zıt kuvvetler sükûnet ve uyum içinde bir arada çalışarak Allah’ın kudret tecellîsine mazhar olmaktadırlar. Yani bu zıt kuvvetleri bir arada tutan sebep Allah’ın güç ve kuvvetidir. Aynı şekilde dünyamız bir yandan kendi çevresinde dönerken üzerindeki mahlukatı savurmak ister. Ancak Cenâb-ı Hak dünya merkezine doğru öyle bir güç yaratıp mahlukatını dünya yüzünde öyle mükemmel dengelemiştir ki, bu denge içinde Allah’ın güç ve kudreti tecellî eder. Güneş dünyamızı kendine çekmek isterken güneş etrafında dönen gezegenler ile dengelenmiştir. Kâinat bir taraftan dağılıp gitme istidadında iken merkezî bir güçle dengelenerek hayatın devamı temin edilmiştir. Allah bu zıtları bir arada tutma kanununu kâinat ölçeğinden tutun da en küçük mahluk ölçeğine kadar aynı tarz ve şekilde tatbik eder. Bu sayede kudret ve azametini gösterir. Bir arının bedeninde zehirle balı yana yana getirir. Bir insanın vücudunda ruh ile bedeni birleştirir. Bu konuda yüzlerce misâl bulmak mümkün. Demek ki, Allah zıt unsurları bir arada tutarak kudreti ile birlikte azamet ve haşmetini de gösterir.

İkıncı cümle:

“Lezzet içinde elem, hayrın içinde şerri, hüsnün içinde kubhu, nef’in içinde dârrı, ni’met içinde nikmet, nurun içinde nârı, bilir misin ki sırrı? Hakàik-ı nisbiye sübut, takarrür etsin.”

Zıtlıkların yaratılmasındaki en mühim sır hakàik-ı nisbiyeyi, yani nisbî hakikatleri netice vermesidir. Zira şu içinde yaşadığımız kâinatın özü, esası, bağı, nizamı ve intizamı, hatta kâinatın bizzat kendisi bir hakaki-i nisbiyedir, bir nisbî hakikattir.

Nısbî hakıkat ne demektır?

Nisbî hakikat dediğimiz şey bir şeye bağlı olarak ortaya çıkan hakikattir. Buna bağıl ve izâfî hakikat de denir. Bu da mutlak hakikatlerin içine zıtlarının girmesi ile meydana çıkar. Meselâ güzellik bir hakikat-i sabitedir. Cenâb-ı Hakk’ın Cemil isminin tecellisidir. Cemil ismi kâinatta tüm mahlukat üzerinde hakiki olarak tecellî eder ve ebedî bir güzelliği gösterir. Ancak bizlerin bu ismin güzelliğini anlamamız için çirkinlik denilen bir zıt aynasına ihtiyacımız vardır. Yani çirkinlik öncelikle güzelliğin anlaşımasına vesiledir. Yani çirkinlik olmasa idi, güzel veya güzellik nedir anlamamız mümkün olmayacaktı.

Çirkinlik aslında izâfî bir kavramdır. Vücud-u hâricisî yoktur. Zira yaratılışta çirkinlik yoktur. Yaratılan her bir mevcut ya bizzat veya neticesi itibari ile güzeldir. Ancak çirkinlik gibi izâfî zıt bir kavram, güzelin içine müdahale ederek, güzelin güzelliğini ortaya çıkarır. Evet, çirkinlik güzeli anlattığı gibi, yine güzelliğin içine izafî olarak nüfuz ederek binlerce güzelliği netice verir. Yani çirkinlik aynasında mahlukat adedince güzellik ortaya çıkar. Bir başka deyişle Allah’ın Cemil ismi mahlûkat adedince farklı tecellî ederek sayısız ve hesapsız güzellik tecellisi gösterir. İşte bu sayısız ve hesapsız tecelli nisbî bir hakikattir. Çirkinlik gibi bir zıttın işin içine girmesi ile hem güzellik nedir o anlaşılmış, hem de güzelliğin binlerce mertebesi ortaya çıkmış, mahlukat sayısınca güzelliğin nisbî hakikati gören güzel gözlere görünmüş olur.

Benzer şekilde elem ve acının aynasında lezzetin ne olduğu anlaşılır ve yine aynı şekilde lezzetin binlerce nisbî hakikati ortaya çıkar. Şer aynasında hayrın, zarar aynasında faydanın, yokluk aynasında varlığın hem hakikatleri görünür, hem de binlerce farklı mertebeleri nisbî hakikatleri netice verir.

(Devami yarin)

HALİL AKGÜNLER

12.11.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
GAZETE 1.SAYFA

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır