"Gerçekten" haber verir 29 Ocak 2009
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formuİletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Röportaj

MUSTAFA GÖKMEN

‘Muavenet gemisi, Türkiye’ye gözdağı vermek için vuruldu’

EMEKLİ DENİZ YÜZBAŞI VEHBİ KARA, MEDYANIN GEÇMİŞTE AMERİKA’NIN POLİTİKASI SONUCU ŞEHİD EDİLEN ASKERLER KONUSUNDA SESSİZ KALDIĞINI BELİRTEREK, MUAVENET’İN VURULMASININ DETAYLARINI ANLATTI.

1990’ların başında Baba Bush yönetimindeki ABD, Saddam yönetimindeki Irak’ın Kuveyt’e girmesini bahane ederek Irak’a savaş açtı. Irak’ın Basra Körfezi’ndeki ve ülkenin güneyindeki gücü kırıldı. Zengin petrol yataklarının bulunduğu Irak’ın Kuzeyi için de Amerika’nın planları vardı. Bu plan çerçevesinde Irak topraklarının kuzeyini kendi denetimine alacak bir plan geliştirdi. 36 paralelin kuzeyini denetlemek üzere Çekiç Güç adında bir askerî mekanizma kurdu. Bu mekanizmayı da Türkiye üzerinden yürüttü. Kuzey Irak’ı Türkiye’den denetledi.

Dönemin Cumhurbaşkanı Özal, “bir koyup üç alacağız” düşüncesiyle Çekiç Güç’e destek verdi. ANAP iktidarından sonra iş başına gelen DYP-SHP koalisyon hükümeti, Irak’ın bölünmesinden ve Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti kurulmasından endişe duyuyordu. Bu konuda İran, Suriye gibi komşu ülkelerle diplomatik temaslar kurmaya başladı. İşte tam bu sırada bir NATO tatbikatı sırasında 2 Ekim 1992’de Türk Deniz Kuvvetlerine ait TCG Muavenet muhribi, ABD’nin Saratoga gemisinden atılan iki Sea Sparrow güdümlü mermileriyle vuruldu. Gemi komutanı Dz. Kur. Yb. Kudret Güngör, ile beş denizcimiz şehid oldu. Çok sayıda da askerimiz yaralandı. Bunun arkasından dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in uçağı şüpheli bir şekilde düştü ve Bitlis şehid oldu.

17 sene önce gerçekleşen bu acı olaylar Türk-Amerikan ilişkileri açısından önemli bir dönüm noktası. Bu olayın ardından Türkiye bir ölçüde Amerikan politikalarına boyun eğmeye mecbur oldu. Ardından gelen Demokrat Başkan Clinton dönemi kısmen sorunsuz devam etti. 8 yılın ardından bu sefer Oğul Bush Amerika’ya başkan oldu. Onun 8 yıllık dönemi hem Türkiye, hem de dünya açısından kâbus gibi geçti. Amerika yeni bir iktidar değişikliği yaşadı. Bu sefer Amerika tarihinde ilk defa bir siyah ve demokrat başkan iş başına geldi. Yeni dönem nasıl olacak yaşayıp hep birlikte göreceğiz.

Yeni Asya Neşriyat Yayınları arasında çıkan ve ikinci baskısını yapan “Bahriye’de 15 Yıl” kitabının yazarı Emekli Deniz Yüzbaşı Vehbi Kara (Horasanlı) ile “Muavenet gemisinin vurulması olayını ve Türk-Amerikan ilişkilerini konuştuk. Kitap üzerine yaptığımız bu sohbetle sizleri başbaşa bırakıyorum.

NATO tatbikatında Muavenet muhribimiz, ABD’nin Saratoga gemisinden atılan iki güdümlü mermi ile vuruldu. Beş denizci şehid oldu. "Bahriye’de 15 Yıl" kitabınızda bu olayın bir kaza olmadığı söylüyorsunuz. Deliliniz nedir?

Bu olay bir kaza değil. Ve kaza olmadığının anlaşılabilmesi için o dönemde yaşanan siyasî olaylara dikkatle göz gezdirmek lâzım. Gerçekten o dönemde ABD’nin Türkiye üzerinde bir baskı kurmaya çalıştığını görüyoruz. Açıkca belli ki Kuzey Irak’ta Amerika tarafından bir Kürt devleti oluşturulmaya çalışılıyordu. Bu konuda Kuzey Irak’tan birçok insan Amerika’ya götürüldü, eğitildi. Daha sonra da İkinci Körfez harekâtından sonra da buraya getirilip yerleştirildi. Şu anda da orada yarı bağımsız bir bölge ve devlet var.

Çekiç Güç orada böyle bir devletin oluşması için ihtiyaç duyulan askerî güç idi. Ve Türkiye ile Çekiç Güç arasında yaşanan sorunlar, genelde hükümetin baskısıyla hep ertelendi. Ve sonuçta Muavenet benzeri bir olaydan korkulduğu için hükümet etkisiz kaldı. Bu olaylar, belli bir süreç sonrasında da aynen planlandığı gibi gerçekleşti. Hükümetler bilerek veya bilmeyerek, tedbir almadığı ve gereken karşılığı vermediği için iş daha detaylı ve kötü bir noktaya kadar geldi. Biliyorsunuz yakın bir geçmişte Irak’ın kuzeyinde Süleymaniye’deki Türk askerî birliğinde askerlerin başına çuval geçirme hadisesi yaşandı. Amerikalılar bir nev’î baskın yaparak oradaki askerlerimizi tutukladılar başlarına çuval geçirdiler. Aslında bu olay, yani geminin vurulması olayı Amerikalıların Türk askerinin başına çuval geçirme olayı dense mübalâğa olmaz.

Niçin bu olay bir kaza değil?

Bu olay kaza değil, bir gözdağıdır. Benim kitapta dile getirmeye çalıştığım konu buydu. Amerika, Türkiye’ye "Sen kim oluyorsun. Sen benim verdiğim silâhlarla ordunu donatıyorsun. Dolayısıyla bana karşı söz söyleme, karşı çıkma hakkın yok” diyerek gözdağı verdi.

Türkiye ile Çekiç Güç arasında yaşanan sorunlar neydi? Çekiç Gücün Kuzey Irak’daki misyonu neydi?

Bu olay kesinlikle bu bir gözdağıdır. Ve gözdağı istenen etkiyi göstermiştir. İşin acı tarafı Türkiye tamamen Amerika’ya boyun eğdi. Üzülerek söyleyebilirim ki, Türk hükümeti ve Türk askerî yetkilileri gerekli tepkiyi vermekte pasif kalmış, ülkemizi temsil etme sorumluluğu taşıyan insanlar beceriksizce hareket etmiştir. Bu olay sonrasında hiçbir devlet yetkilisi siyasetçiler, bürokratlar karşı çıkmadı. İşin kötü tarafı muhalefetten de etkili bir söz söylenmedi. Devlet olarak, millet olarak, iktidarda kim olursa olsun gösterilmesi gerekli olan tepki gösterilmedi. Ve bunun üzerine gözdağı verme olayı aşama kaydederek bugün işte çuval geçirme olayına dönüştü.

Muavenet adlı gemimizin vurulmasının ardından biliyorsunuz Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in uçağının düşürülmesi olayı var. Bu, Çekiç Güç konusunda direncin devam etttiğini göstermez mi?

Eşref Bitlis Paşa’nın öldürülmesi olayında da kaza olmayacak şekilde büyük iddialar var. Orada şehid olan bir orgeneral. Bugün Ergenekon olayında orgeneraller tutuklandı diye basbas bağıran medya organları, Eşref Bitlis Paşa şehid edildiğinde niçin suskun kaldılar? Bunu anlamak mümkün değil. Ben anlayamıyorum. Bazı olayların üzerini örtmek için komplo teorisi tarzında yaklaşımlar sergileniyor. Burada bahsettiğimiz konular, kesinlikle komplo teorisiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan, Türk dış politika ve askerî politika sahasındaki acı unutulmaz olaylardır. Sonuçta komplo terorisi değil, ortada şehit olan askerler vardır. Birisi Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis ve biri Muhrip komutanı ki—bu askerin amiral olma şansı—çok yüksekti. Muhrip komutanları geleceği parlak subaylardan seçilir. Maalesef bu insanlar Amerika’nın politikası sonucu şehid edilmiş insanlardır. Ne yazık ki, medyada silâhlı kuvvetlerde bu acı cinayetler, komplo teorisi demiyorum, “cinayetler” ört bas edilmiştir. Bütün bunlar üstü örtülmüş cinayetlerdir. Aynı Ergenekon’un tertiplemiş olduğu bazı cinayetler gibi....

Amerika istediği hedeflere ulaştı mı sizce?

Kaza sonucu biz maalesef yeni sitimli gemiler aldık. Kitabımda bu bilgilere de yer veriyorum. 9 tane almak istemediğimiz KNOX sınıfı gemiyi aldık. Ki bunların teknolojisi eskiydi. Sitimliydi en azından. Biz dizel tahrikli PERYY CLASS gemiler almak istiyorduk. Bir yerde bu olayın sebeplerinden bir tanesi de bu gemileri almak istemeyişimizdir. Amerika’ya—gemi alımıyla ilgiliolarak—giden Türk heyeti belki de daha Türkiye’ye dönmeden bu olay gerçekleşti. Yani "Sen kim oluyorsun. Sen benim verdiğimi ancak alabilirsin. Senin söz hakkın yok” anlamına gelen bir baskı, bir gözdağı olayıdır. Muavenet ve Eşref Bitlis cinayetleri. Bu konuda sizin aracılığınızla şunu söylemek istiyorum. Bu konunun üzerindeki örtünün çekilmesi büyük hayırlara vesile olacaktır. Çünkü üstünü örte örte cinayetler dağları aştı.

Türkiye’ye Çekiç Güce karşı başlattığı bu direnişi durdurması için bir mesaj mı verildi bu olayda?

İsterseniz kitabımda yer verdiğim hususları burada dile getireyim. Bir kere kaza nasıl olabilir? Atış yapılacaktır. Gerekli talimnameler çıkarılır. Ki ben denizciyim. Şu anda da bu işi yapıyorum. Atış yapılmadan önce notam yayınlanır. Buna göre atış yapılacak bu bölgeye ticaret gemilerinin girmemesi için tedbirler alınır. Bu aylar öncesinden belirlenir. Koordinatları belirlenen bölgeye gemilerin girişleri çıkışları yasaklanır. Bu birçok seyirle ilgili yayınlarda dile getirilir. Haritalarda dahi pilotlanır (işaretlenir) belirtilirdi. Bir kere böyle bir planlı atış yok. Atış olsa,”atışta mermi hedefinden şaştı, hata oluştu, kaza ile mermi dost gemiyi vurdu” denilebilir. Böyle bir atış söz konusu değil. Bu birincisi. İkincisi ise iki tane mermi atılıyor. Birincisi kaza olabilir. Kolum çarptı gibi bir söz söylenebilir, ama teknik olarak böyle bir şey mümkün değil. Bir güdümlü merminin atışının yapılabilmesi için öyle yanlış bir düğmeye basmakla atış gerçekleşmez.

Muavenet’e isabet eden Sea Sparrow mermilerinin özelliği nedir?

Ben silâh elektronik subayıydım. Ve bu konuda Türk ve Amerikalı uzmanlardan birçok kurs gördüm. Sea Sparrow konusunda da bilgisi olan az sayıda olan kişilerden birisi olarak da kendimi söyleyebilirim. Çünkü mesleğim icabı bu konu ile ilgili teknik kurslara gittim. Eğitim aldım. Bu konuda sertifikalarım var. Sea Sparrow mermisi ile birlikte birçok güdümlü merminin çalışma usûllerini çok iyi biliyorum. Sea Sparrow güdümlü mermisi “yarı aktif homing” adı verilen bir çalışma prensibiyle çalışıyor. Yarı aktif homing en önemli özelliği sevk edilebilir bir mermi olması. Yani kaza olduktan sonra mermiye müdahale etme imkânınız var. Aktif homing mermiler ile pasif homing mermilerden ayıran en önemli özellik bu. Sea Sparrow mermisi de böyle bir özelliğe sahip.

Nedir "aktif", "pasif" homing mermiler?

Aktif homing özelliğine sahip mermiler “At, unut” prensibine göre çalışır. Bu mermileri atarsınız. Verdiğiniz koordinatlara mermiyi sevk edersiniz. Ondan sonra mermi kendi küçük bilgisayarıyla hedefini bulur ve imha eder. Artık ona müdahale etme şansınız yoktur. Keza pasif homing mermiler de meselâ ısıya hassas mermiler. Mermi atıldıktan sonra artık kendini ısıya doğru yönlendirir. O gider hedefini kendisi vurur. Müdahale şansınız yoktur. Fakat yarı aktif homing mermiler ki—Sea Sparrow güdümlü mermisi—yarı aktif homingdir. Mermiyi sevk etmek zorundasınız. Nasıl sevk ediliyor? Bir atış kontrol radarı hedefi aydınlatır. Bu aydınlatma dediğim hedefi traklar, hedefle temas kurar. Hedeften yansıyan ekolar mermiye gelir. Ve mermi o ekolara doğru kendini yönlendirir. Yani burada bir kontrol mekanizması mevcuttur. Nitekim yanlışlıkla atış gerçekleşmiş olsa bile, bu olaya kaza süsü vermeye çalışalım. Böyle olsa bile hedefe varmadan mermiyi geri çevirme imkânı var. Fakat Muavenet olayında böyle bir işlem yapılmamıştır. Kasıt unsuru vardır. Nitekim Bahriye’de 15 yıl kitabında bu konuyu elden geldiğince açıklamaya çalıştım. Bu işin kaza olmadığı çok açık. Bir gözdağı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Nitekim ikinci bir husus daha söyleyeyim. Tek mermi değil, iki mermi atılıyor. Eğer kaza olsaydı tek mermi atılmış olurdu. Fakat bu Sea Sparrow güdümlü mermisi uçaklara karşı da kullanıldığı için, harp başlığı küçük. Tahrip gücü düşük. Yani patlayıcısı düşük. Dolayısıyla iki tane atılmış ki, ciddî bir hasar verme amacı güdülüyor.

Amerikan hükümeti o olaya sebep olan askerlere ne yaptı? Bir ceza verdi mi?

Olayda yaralanan ve tazminat için mahkemeye başvuran subaylardan bir tanesinin verdiği bilgiye göre mahkemeden, Amerikalı subayların kariyerlerini meslekî yönden etkilemeyen bir sonuç çıktı ortaya... Benim bu konuda çok bilgim olmamakla birlikte, ceza almadıklarını biliyorum. Nitekim olayın perde arkasına bakıldığı takdirde bir sindirme hareketi...

“Verilen ani bir emir ile Muavenet Muhribi ile Kılıç Ali Paşa Muhribinin yerleri değiştirilerek Muavenet, Saratoga’ya hedef seçildi” iddiası var.

Tatbikatta yer değiştirmeler mümkündür. Ben yıllarca Deniz Kuvvetlerinde muhriplerde görev yaptım. Buna benzer olaylara rastladım. Tatbikatı yöneten komutan bu şekilde talimat verebilir. Ancak şunu söyleyebilirim. Belki de bu nokta ilk defa söylenen bir husus. Kitapta da yer vermediğim bir husus. Bunu ilk defa sizinle paylaşıyorum. Muavenet gemisinin bir özelliği var. Bu geminin diğer gemiden farkı “millî” gemi olmasıdır. Millî gemi ne demek? Şimdi bizim Amerika’dan aldığımız silâhlar, gemiler kiralama usûlüyle alınır. Büyük çoğunluğu kiralamayla alınmıştır. Kiralama şöyledir: Gemi için cüz’î bir kira ücreti alır Amerika. Ama silâhlarını ve yedek parçalarını para karşılığı alırsınız. Bunun karşılığında büyük bir bedel ödettirir Amerika. Fakat kira usûlünün özelliği gemi hizmet dışına çıkarıldığında, bu kiralık gemiler Amerika’ya iade edilir. Türkiye’nin öz malı değildir, kiralıktır.

Yani “Muavenet millî bir gemi olduğu için hedef seçilmiş olabilir” mi demek istiyorsunuz?

Muavenet kiralık değil, Türkiye’nin öz malı olan millî bir gemidir. Nitekim benim çalıştığım muhrip de Türkiye’nin millî gemisiydi. Dolayısıyla kiralık bir gemi—bir nev’î Amerika’nın kendi gemisini vurmasından öte—bir nev’’î diyorum, Türk gemisi vurulmuştur. Ben diğer kiralanmış gemilerin Türk gemisi olmadığını söylemiyorum. Burada yanlış anlaşılma olmasın. Bu gemilerin tapusu Amerika’nındır. Öyle dersek, belki daha doğru olur. Kullanım hakkı bize aittir. Nitekim Kıbrıs’ta çok sıkıntı oldu biliyorsunuz. Amerika ambargo koydu. Türkiye’ye “Kıbrıs’ta verdiğim silâhları kullanamazsın” diye. Keza Almanlar da “Güney Doğu’da bizim verdiğimiz silâhları kullanamazsınız” dediler. Gerçi bilemiyorum, bu kiralama konusunda, bu hususlar bu ayrıntılar ne şekilde. Ama sadece şu kadarını söyleyebilirim; Muavenet millî bir gemiydi. Deniz kuvvetlerinde çoğunluk millî gemi değildir. Bunu da bu arada söylemek istedim. Bunu ilk defa bir gazeteci ile paylaşıyorum. Türkiye’de bunu bilen, Deniz kuvvetleri mensupları dışında çok az insan vardır.

Eski bir askersiniz. İsrail-ABD ve Türkiye zaman zaman ortak tatbikatlar yapı-yor. Biliyorsunuz, İsrail barışı baltalayan bir ülke... Gazze’de yaptıklarını ibretle ve üzüntüyle izliyoruz....

Ben yaklaşık 12 yıldır Deniz Kuvvetlerinden ayrıldığım için, son zamanlarda gelişen olayları ve tatbikatları bilemiyorum. Fakat benim dönemimde, yani 1997’ye kadar İsrail hiçbir tatbikata katılmadı. Çünkü İsrail, NATO’nun dışında bir ülkedir. Bizim katıldığımız tatbikatlar da NATO tatbikatları olduğu için, NATO ülkeleri yer almaktaydı. Ama o zaman NATO bu kadar da geniş değildi. Belirli sayıda ülkeler vardı. NATO tabiî ki aradan geçen yıllar sonucunda kabuk değiştirdi. Komünist blok olan Varşova Paktına karşı geliştirildiği halde, şimdi yeni yapılanması, maalesef İslâma ve Müslüman ülkelere karşı bir blok şekline dönüştü. Bu maalesef acıdır. Türkiye, bu ittifak içinde nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan bir ülke olmasına rağmen, NATO içerisinde bulunmasına rağmen Müslüman ülkeleri temsil kabiliyetini yeterince gösteremedi. Bu NATO nezdindeki askerî ve sivil bürokratlarımızın beceriksizliği ve aymazlığıdır.

mgokmen@yeniasya.com.tr

MUSTAFA GÖKMEN

29.01.2009

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Röportaj

  (27.01.2009) - CLINTON, LOBİYİ DIŞLAMIŞTI

  (19.01.2009) - YAPILANLAR “SINIR BELİRLEME”YDİ

  (12.01.2009) - Askerî anlaşmalarda hükümet dışlanamaz

  (05.01.2009) - ÖLENLERİN YARIDAN FAZLASI SİVİL HALK

  (29.12.2008) - Hepimizin yaşadığı acılar değerli

  (23.12.2008) - Ordu, dinle barışmalı

  (17.12.2008) - MAZLUMDER GENEL BAŞKANI ÖMER GERGERLİOĞLU IRAK İZLENİMLERİNİ ANLATTI

  (15.12.2008) - Toplum, CHP’yi terbiye ediyor

  (14.12.2008) - KÖKLÜ DEĞİŞİKLİKLER OLACAK

  (08.12.2008) - Bayramlar sevinçle hüznün dengesidir

 
Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır