28 Ekim 2009 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Basından Seçmeler

ÜST ÜSTE BU KADAR VAHİM HATA

Ertuğrul Özkök- Hürriyet: Hangi ordu bu kadar üst üste vahim hatayı kaldırabilir? Yalçın Doğan-Hürriyet: Darbelerin çoktan tarihe karışmasını isteyen halkın ezici çoğunluğuna rağmen, ordu içinde birileri hâlâ nasıl oluyor da, bu gibi planlar hazırlama cesareti gösterebiliyor? Böyle bir hazırlığın mantığı ne, nerede akıl?

TOPLUM MÜHENDİSLİĞİNİN ÇAĞI GEÇTİ

Taha Akyol-Milliyet: Problem, “askerî ideoloji” ile ilgili ciddî bir sorundur: TSK artık “toplum mühendisliği”nin çağının geçtiğini görmeli; Harbiye’den itibaren eğitimini buna göre gözden geçirmelidir.Derya Sazak-Milliyet: İhbar mektubu doğruysa, “cuntacı” eğilimler varsa Genelkurmay bunları soruşturup, kamuoyunu bilgilendirecektir.

EĞER CUNTA VARSA AÇIĞA ÇIKARILSIN

İsmet Berkan-Radikal: Kendi halkına karşı psikolojik harekât düzenleyen başka bir ordu var mıdır dünyada? Varsa hangi ülkenin ordusudur o?

Bilal Çetin-Vatan: Genelkurmay bünyesinde bircuntasal faaliyet varsa bunun açığa çıkarılması gerekiyor ki, Orgeneral Başbuğ’un bu konuda da çok net taahhütleri var.

28.10.2009


Yüz yıllık gelenek yıkılıyor

BURASI Türkiye. Burada her an, her şey mümkün. Onun için dikkatli olmak gerek.

“Belgenin orijinali savcının elinde”, diye haberler yayınlanıyorsa bile, yoğurdu yine de üfleyerek yemek gerek.

Belge, hani şu Genelkurmay’da hazırlandığı öne sürülen “AKP ve Gülen’i Bitirme Planı” başlığı ile kamu oyuna mal olan belge. Uzun başlıklara gerek yok, kısaca darbe hazırlığı demek yetiyor.

Geçen Haziran buna ilişkin tartışmalarla geçiyor. Var mı, yok mu? O tarihte noktayı Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ koyuyor:

“Böyle bir plan yoktur, bu bir kağıt parçasıdır”.

Ortalığı birbirine katan tartışmalar kesiliyor, herkes öyle bir haber yokmuş gibi davranıyor.

Ne var ki, o fasıl şimdi dramatik biçimde yeniden açılıyor. Belgenin orijinalini Genelkurmay’da görevli bir subay savcılığa gönderiyor.

BAŞBUĞ’A SORULAR

Yoğurdu üfleyerek yemek gerek ya, eğer belge gerçekten orijinal ise, yani doğru ise, sonuçlarına adı geçen herkesin katlanması gerek.

Bazı hukukçulara göre, belge belge olarak kalıyor ve eyleme geçilmiyor, o zaman mesele yok. Yani, haberleri unutalım ve üstüne yatalım.

O kadar basit mi?

Böyle bir plan, sıradan bir tatbikat, manevra, sıradan bir zihin jimnastiği olamayacağana göre, eyleme geçip geçmemek bu saatten sonra artık ikinci planda.

İki gündür karşılaştığım herkes bu konuyu konuşuyor ve herkes Orgeneral Başbuğ’a şu soruları sormak istiyor:

-Sayın Başbuğ, olay ortaya çıktığında, siz “bu bir kağıt parçasıdır” dediniz, hala o düşüncede misiniz?

-Belgenin orijinali ortaya çıktığı varsayımı ile;

a- Kişi olarak siz ne yapmayı düşünüyorsunuz?

b- Karargah olarak hangi kararları almayı planlıyorsunuz?

c- Adı geçenler hakkında ne gibi işleme başvurmayı düşünüyorsunuz?

d- Son bir yıl içinde orduyu güç durumda bırakan çeşitli iddialar ortaya atılıyor, Dağlıca baskını gibi. Bunların hepsini, “bunlar orduyu yıpratma planları” diyerek geçiştirdiniz mi, yoksa onların araştırılması için emir verdiniz mi? Verdiyseniz, hangi sonuçlara vardınız?

Hepsi hayati sorular.

AKIL NEREDE

Şu ne yazık ki, bir gerçek, orduyu dışarıdan birileri değil, ordunun kendi içinden birileri orduyu yıpratıyor. Gerekli emirleri vermeyerek, emrin gereğini yerine getirmeyerek ya da kendi görev alanını aşarak.

Son belge, yıpranmanın son hali.

Yine de, herkesin anlamakta hala güçlük çektiği bir soru var:

Darbelerin çoktan tarihe karışmasını isteyen halkın ezici çoğunluğuna rağmen, ordu içinde birileri hala nasıl oluyor da, bu gibi planlar hazırlama cesareti gösterebiliyor?

Belge gerçekten orijinal ise, böyle bir hazırlığın mantığı ne, nerede akıl? Bu nasıl olabiliyor?

Bu acıklı serüven çok önemli tarihsel bir kapıyı aralıyor.

Ordu bundan sonra kesinlikle siyasetin dışında kalacak. İttihat ve Terakki ile yerleşen yüz yıllık gelenek artık yok olma menzilinde.

Tersi artık mümkün değil.

Bu demokrasinin başarısı. Ama, kişilere göre değişen keyfi uygulamaların değil, siyasal çıkar hesaplarını geride bırakan şeffaf bir demokrasinin.

“Dediğim dedik” çağımızda bir noktaya kadar. Sonra hüsran. Bugün oraya, yarın başkalarına.

Yalçın Doğan Hürriyet, 27.10.2009

28.10.2009


Hangi ordu bu kadar hatayı kaldırabilir?

DOKUZUNCU Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in bir sözü var.

“Bu devlette hiçbir belge kaybolmaz” diyor.

Çünkü, herkes kendi geleceğini garanti altına almak için, kendiyle ilgili her belgenin kopyasını alır.

O nedenle ortaya bir belge çıktığı zaman, iyice araştırmadan kesin bir açıklama yapmamak gerekir.

Açıklamada mutlaka ihtimal kapılarını açık bırakmak gerekir.

Örnek mi istiyorsunuz. İşte Albay Dursun Çiçek’e ait olduğu iddia edilen belge...

Türkiye, bu belgenin kopyasını çok tartıştı.

Şimdi gerçeğinin ortaya çıktığı iddia ediliyor.

Bu tartışma daha da alevlenecek.

Çünkü, Türk Ordusu’nun bir subayı, altına imzasını atarak bir darbe planı yapmışsa, bu vahimdir.

* * *

Türk Ordusu ile ilgili ilk derin şaşkınlığımı Nazlı Ilıcak, andıç olayını ortaya çıkardığında yaşamıştım.

Şaşkınlığımın iki nedeni vardı.

Birincisi, andıcı hazırlayanlar bizi de kullanmıştı.

Ama ondan daha önemlisi, Türk Ordusu’nun böyle bir dezenformasyon olayını tertip edebilmesiydi.

Hadi diyelim ki, aldıkları “psikolojik harp” bilgileri ve geleneği onlara böyle bir şeyi yapma cesareti veriyor.

Alenen suç sayılacak bir şey nasıl olur da, kâğıda geçirilir.

Altına da övüne övüne imzalar atılır?

Ben işte bu cüretin kaynağını merak ediyorum.

Nedir bazı subaylara bu suçu alenen işleten duygu?

* * *

Emir mi?

Varlığı katı disiplin üzerine kurulu organizmalarda, böyle bir şeyi emirle açıklamak mümkün olabilir.

Öyleyse o emri veren kişi kim?

O kişi niye böyle bir planın altına kendi imzasını da atmıyor?

İmzayı atan kişi, kendisine verilen bu emri, acaba “normal görevi” mi kabul ediyor?

Yaptığı işi “ulvi” bir misyon görüp, yerine mi getiriyor?

Bir subay, böylesine aleni bir suçu, normal görevi kabul ediyorsa, o zaman ordunun genetik yapısında sorun var demektir.

Son bir soru.

Acaba bütün bunlar “Nasılsa kimse bize bir şey yapamaz” duygusunun verdiği pervasızlık ve cüretle mi gerçekleştiriliyor?

Hangisi olursa olsun, ortada Türk Ordusu açısından çok vahim ve marazi bir durum var demektir.

* * *

Art arda gelen şu hatalara bakın.

Cezalandırmak istediği erin eline, pimi çekilmiş el bombası verip 4 kişinin ölümüne yol açan subay kamuoyundan saklanmak isteniyor.

Ve saklanamıyor.

Bir kız çocuğu tarlada ölüyor, suçlamalar yapılıyor.

Bunun açıklaması günlerce sonra geliyor.

Bir albayın hazırladığı darbe belgesi için komutan kendini angaje edip “Kâğıt parçası” diyor veya dedirtiliyor.

Sonra belgenin aslı ortaya çıkıyor.

Hangi ordu bu kadar üst üste vahim hatayı kaldırabilir?

Tabii ki bu olaylara bakıp, koskoca Türk Ordusu’nu baştan sonra yerin dibine batırmaya hiçbirimizin hakkı yok.

Neticede hepimizin ordusu ve hâlâ mukaddes bir görevi başarı ile yerine getiriyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ yeni bir belge çıktığı takdirde gereğini yapacağını söylemişti.

Komutanı tanırım.Yapacağına eminim.

Bu olaydan sonra, artık kamuoyunu tatmin edecek samimi bir açıklamanın yapılması şart oldu.

Komutanlarımız bu konuda eleştiri yapan bazı kişileri önyargılı görebilirler.

Ama emin olsunlar ki, benim gibi bütün hayatı boyunca ordusuna gözbebeği gibi bakmış insanların kafasında da sorular uyandı.

Asıl onlar büyük düş kırıklığı yaşıyor.

Vazo belki kırılmadı.

Ama bu çatlakla yaşamak da kolay değil.

* * *

Tabii “ıslak imza” olayından herkesin alması gereken dersler de var.

Demirel ne diyor?

“Bu ülkede hiçbir belge kaybolmaz...”

Astların işlediği suçlar sonunda tepelere kadar tırmanıyor.

Veya üstlerin verdiği kanunsuz emirler, astları yakıyor.

Elinde geçici güç olan herkes bu “Baba nasihatini” iyi dinlemeli.

Ertuğrul Özkök Hürriyet, 27.10.2009

28.10.2009


‘Belge’ ve askerî ideoloji

İRTİCA ile Mücadele Eylem Planı adlı fotokopinin “kâğıt parçası” değil, gerçek bir belge olduğu ortaya çıktı. Başından beri ben de bunu savunmuştum. “Sahte mi, sahih mi?” başlıklı yazımda diyordum ki:

“Ben, belgenin sahih olduğu ama Genelkurmay’ın bilgisi dışında, belki de öneri olarak sunulmak üzere hazırlandığı kanaatindeyim.” (Milliyet, 18 Haziran)

İki sebepten öyle düşünmüştüm:

* Fotokopi, Ergenekon soruşturması sırasında yasalara uygun aramada ele geçirilmişti, ‘tertip’ olması çok zayıf ihtimaldi.

* Dahası, TÜBİTAK’ın raporunda “fotokopi üzerinde, belgenin orijinalinde olmayan unsurların eklenmesi yoluyla tahrifat yapılmadığı” belirtiliyordu.

İşte nihayet aslı da ortaya çıktı.

Ama bir sorun daha ortaya çıktı: Belge gerçekten Genelkurmay’ın bilgisi dışında mı hazırlanmıştı?

GENELKURMAY BAĞLANTISI?

Belgede korkunç provokasyon tertipleri var. Fethullah Gülen hareketini “silahlı terör örgütü” gibi göstermek için “silah, mühimmat, plan vb. materyal bulunmasının sağlanması” ve hakkında açılacak soruşturmanın da “askeri yargı kapsamında yürütülmesi” planlanıyordu mesela.

Belgeyi hazırlayan Alb. Dursun Çiçek, iş ve medya dünyası hakkında da “andıçlar” düzenlemişti.

Alb. Çiçek’in Genelkurmay Harekât Dairesi’nde görevli olması, ister istemez “Genelkurmay bağlantısı?” sorusunu gündeme getirmiş, Org. Başbuğ’un “kâğıt parçası” açıklamasıyla konu kapanmıştı.

Ama şimdi basında çarşaf çarşaf yayımlanan “ihbar mektubu”ndan anlıyoruz ki, Org. Başbuğ bu olayı medyadan öğrenmiş, yani gerçekten bilgisi yok. Ama “Plan” yalnız Alb. Çiçek’in imzasını taşısa da general düzeyindeki yetkililer emir vererek, yazımına katkıda bulunarak bu provokasyonda yer almışlar!

Ortaya çıkınca da Karargâh’taki bütün bilgisayarlar “35 kez ve geri getirilemeyecek şekilde” silinmiş!.. Ve böylece Org. Başbuğ’un, “Araştırdık, aslı yok, kâğıt parçası!” demesi sağlanmış! Sadece hukuk ve demokrasi değil, ordunun kurumsal disiplini açısından da vahim bir olaydır bu!

ÇAĞIMIZDA ORDU

Askerler bütün ciddiyetiyle düşünmelidir ki, Türk Silahlı Kuvvetleri, sadece geçmiş darbe ve müdahalelerle değil, bu tür “andıç” ve “provokasyon” belgeleriyle hayli zedelenmiş bir görüntü sergiliyor. Ordunun itibarına çok zarar veren bir tablodur bu. Dahası, “Komutan”dan habersiz, gizli çalışmalar yapan, bilgi sızdıran, bilgi tertipleyen, bilgi yok eden, hatta komutana yanlış bilgi veren bir “Karargâh” görüntüsü de var ortada! Bunun vahametini askerlere benim anlatmam gerekmez! Hukuk sonuna kadar işlemeli, bir daha kimse böyle şeylere cesaret edememelidir. Bu, demokrasi için de TSK’nın itibarı için de zorunludur.

Askerler bir de şunu düşünmeli: Niye öyle birkaç yıldır değil, en azından yarım yüzyıldan beri darbeler, cuntalar, müdahaleler, provokasyonlar, andıçlar söz konusudur?

Bu problem, “bilgi sızmasını önlemek” gibi teknik bir sorun değil, “askeri ideoloji” ile ilgili ciddi bir sorundur: TSK artık “toplum mühendisliği”nin çağının geçtiğini görmeli; Harbiye’den itibaren eğitimini buna göre gözden geçirmelidir. Çağımızda ordular siyasete ve topluma müdahale ederek değil, sadece profesyonel görevlerini hakkıyla yaparak daha saygın ve daha başarılı oluyorlar.

Türkiye’nin buna ihtiyacı var.

Taha Akyol, Milliyet, 27.10.2009

28.10.2009


Bir ‘derin devlet’ öyküsü

Bundan birkaç yıl önce, Ak Parti hükümeti döneminde ama Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görevi devam ederken, Milli Güvenlik Kurulu’nda, Türkiye için aynı anda hem iç hem de dış güvenlik meselesi olan bir önemli konuda farklı bir karar alınır.

Bu karar sonrası, her toplantısında MGK’ya da katılan ve kurul üyelerine bilgi sunan kurumlardan birinin yöneticisine, alınan kararı uygulama görevi verilir.

Yönetici, kendisine devletin en üst düzeyi tarafından verilen bu görevi yerine getirmek için çalışmaya başlar, çeşitli temaslarda bulunur, yaptığı temasların ve elde ettiği sonuçların her aşamasında da MGK üyelerini bilgilendirir, gelinen noktadan herkesi düzenli olarak haberdar eder.

Ancak bir gün, bu üst düzey yöneticinin eline Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı tarafından yazılmış bir belge geçer. Söz konusu belgede MGK’da kararlaştırılan, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının da onayından geçmiş olan yeni politikadan zımnen ‘vatana ihanet’ olarak söz ediliyor, gerek hükümet ve gerekse bu anlattığım yönetici ile kurumunun ‘ihanet içinde olduğu’ epey ağır bir dille anlatılıyordu.

Yönetici, gerçekliğinden emin olduğu bu belgeyi alır ve dönemin Genelkurmay Başkanı’nın karşısına çıkar, ‘Bu nedir’ diye sorar.

Dönemin Genelkurmay Başkanı belgeyi görünce şaşırır, ‘Nasıl olur’ der ve yöneticiye söz verir, bir daha böyle şeyler olmayacaktır.

Gerçekten de kısa zamanda Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı’nda bu belgeye eli değen herkes oradan uzaklaştırılır, ciddi bir temizlik yapılır.

Yönetici, MGK tarafından kendisine verilen görev uyarınca çalışmaya devam eder. Aradan aylar geçer ve bir gün aynı yöneticinin eline Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı tarafından hazırlanmış yeni bir belge daha geçer. Bir kez daha yapılanlar ‘vatana ihanet’ olarak yorumlanmakta ve gerek hükümet ve gerekse yönetici çok ağır kelimelerle suçlanmaktadır.

Yönetici bir kez daha Genelkurmay Başkanı’nın yanına çıkar, ‘Hani’ der, ‘Bir daha olmayacaktı?’

***

Bu anlattığım ama üstünü çok kapattığım öyküyü umarım isimler ve konu vererek de yazmak zorunda kalmam. Bu öykü, çok ama çok tipik bir durumu gösteriyor ve biz ülkemizde bu tipik durumu nedense hiç konuşmuyoruz.

Mesele biraz da şu: Anayasaya, yasalara rağmen Türkiye’de asker bir kurum olarak veya askerin içinde bazı kesimler, kendilerini her şeyin, hatta devletin bizzat kendisinin de üzerinde görüyor, kendileri (ve fikirleri) olmazsa devletin de olamayacağını sanıyorlar.

Bu dediğim en azından 27 Mayıs 1960 darbesinden beri her zaman böyleydi ama 2002 sonunda Ak Parti’nin iktidara gelmesiyle sanki daha kristalize oldu, daha fazla göze batmaya başladı.

Aslına bakacak olursanız, 1969 seçimi sonrası Süleyman Demirel’in Adalet Partisi’ne karşı ordu içinde yapılmak istenenler ile 2002’den bugüne yaşananlar arasında ciddi paralellikler var.

O zamanlar Demirel ve AP seçimde yüzde 50 oy alsa bile devlet emanet edilemez, güvenilemez kişiydi, bugün Tayyip Erdoğan ve Ak Parti.

***

Ergenekon belgeleri arasında, 2003 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığı karargâhında hazırlanmış bir bilgi notunun kapak sayfası da var. Bu kapakta, Kara Kuvvetleri’nin logo ve sembollerinin altında komutan için hazırlanmış bilgi notunun başlığı yer alıyor: Hükümetin irticai ve TERÖRİST faaliyetleri.

Türkiye Cumhuriyeti hükümetine ‘terörist’ deniyor yani. Ergenekon savcısı bu belgeyi sorduğunda Genelkurmay ‘Bizim değil’ cevabını veriyor ama biliyorsunuz Dursun Çiçek’in ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’ için de ‘Bizim değil’ demişlerdi.

***

Kendi halkına karşı psikolojik harekât düzenleyen başka bir ordu var mıdır dünyada? Varsa hangi ülkenin ordusudur o?

İsmet Berkan, Radikal, 27.10.2009

28.10.2009


Cunta ihbarı

Türkİye’nİn “derin” gündemindeki olaylar, “H1N1” virüsünden de hızlı yayılıyor. Ergenekon savcılarına bir subay tarafından gönderildiği öne sürülen ihbar mektubu, yaz boyunca tartışılan Albay Dursun Çiçek imzalı, “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” üzerindeki tereddütleri ortadan kaldırmakla kalmadı, Genelkurmay karargâhında “Bilgi Destek Dairesi” etrafındaki gizli bir örgütlenmenin -cunta- varlığına ilişkin iddiaları da gündeme taşıdı.

Cuntayı ihbar eden kişi, Dursun Çiçek’le ilgili haberlerden sonra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ’un “kâğıt parçası” diye nitelediği planın aslını dosyadan aldığını öne sürüyor. 30 Eylül’de Ergenekon savcılarına gönderilen ihbar mektubunun eklerinde Albay Çiçek’in “ıslak imzası” bulunan belge yer alıyor. Hafta sonu gazetelerde Adli Tıp Kurumu’nun Çiçek’in imzasını doğruladığı haberleri yer alıyordu.

İhbarı yapan kişi, savcıların çağırması halinde tanıklık yapabileceğini bildiriyor.

Albay Çiçek’le ilgili haberlerin çıktığı ve tutuklandığı günlerde belgelerin imha edilmesi ve bilgisayar kayıtlarının silinmesi yönünde büyük uğraş verildiğini öne süren kişinin açıklamaları Genelkurmay karargâhındaki bir “cunta”yı da ele veriyor. Gerçekten böyleyse, olayı 28 Şubat’taki “Batı Çalışma Grubu”nun deşifre edilmesine benzetmek mümkün. O zaman bir onbaşı tarafından Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda Refahyol hükümetini devirmeye yönelik çalışmalar yapıldığı istihbar edilmiş ancak olay kamuoyuna, “köstebek skandalı” şeklinde yansımıştı.

28 Şubat’ta dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’nın “silahsız kuvvetleri harekete geçirmek” üzere başlattığı çalışma kendisi tarafından da açıklanmış ve anılarında yer almıştı.

Albay Çiçek de denizci!

İlginç olan, AKP hükümetini devirmeye yönelik, 2004’teki “Sarıkız”, “Ayışığı” darbe girişimlerinin de eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in bilgisayarındaki “Günlükler”de açığa çıkmasıdır.

Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Ergenekon savcılarına ifade verdi.

Özkök, “demokrat” kişiliğiyle seçimle gelen iktidarı ordu müdahalesiyle işbaşından uzaklaştırmaya izin vermedi.

Albay Dursun Çiçek olayından sonra yapılan spekülasyonlara karşın Başbuğ’un da Özkök’ten farklı bir tutum içinde olacağını düşünmüyoruz.

İhbar mektubu doğruysa ve “cuntacı” eğilimler varsa Genelkurmay Başkanlığı bunları soruşturarak, kamuoyunu bilgilendirecektir. Türkiye’de darbeler dönemi kapanmıştır. Ve Başbuğ, “demokrasiye bağlılığını” defalarca beyan etmiştir.

“Kâğıt parçası” dediği şey, Dursun Çiçek’e ait orijinal imzalı bir belgeyse ve arkasında “cunta” varsa komutan herhalde gereğini yapar.

Demokratik açılımın duraklamaya girdiği bir sırada Ergenekon ateşinin yeniden tütmeye başlaması dikkat çekicidir.

Derya Sazak Milliyet, 27.10.2009

28.10.2009


Cunta varsa...

Eğer böyle bir belge var ise, gerçekse bunun tek sorumlusunun Albay Dursun Çiçek olamayacağını hemen herkes biliyor. Çiçek’in bu belgeyi aklına estiği için hazırladığına kimseyi inandırabilmek mümkün değil.

O zaman şu sorulacak:

“Belli ki Orgeneral Başbuğ’un bu hazırlıktan, belgeden haberi yok. Genelkurmay 2. Başkanı’nın, Harekat ve İstihbarat Başkanı olarak görev yapan korgenerallerin de karargahta olup bitenden haberi yok mu? Öyle olsa bile Acaba Albay Çiçek hazırlık emrini kimden, kimlerden aldı?”

Eğer belge gerçekten gerçek çıkarsa bu soruların yanıtının bulunması ve iddia edildiği gibi Genelkurmay bünyesinde bir cuntasal faaliyet varsa bunun açığa çıkarılması gerekiyor ki Orgeneral Başbuğ’un bu konuda da kamuouyuna çok net taahhütleri var...

Bilal Çetin, Vatan, 27.10.2009

28.10.2009

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Mehmet Kutlular’ın STV Haber’deki programını izlemek için tıklayın.
Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.