26 Ocak 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR Mobil İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Görüş

Şehirden indim köye

Açılım, yayılım diye yollara koyuldum. Hem de bu dondurucu soğukta. Oysa Kemal Emre ne kadar da beni ikâz etmişti. Van havaalanına indiğimde, bir anda sanki kendimi derin dondurucuda hissetim. Anneeee bu ne ya! Hemen erzak torbamdan siyah montumu çıkarıp, bir çırpıda giydim. Van merkez böyleyse bizim köyü hayal bile etmek istemedim.

Havaalanının önündeki taksicilerden daha önce ağır bir kazık yediğimden, yoğurda üfledim. Taksiye binmedim. O ağır valizle tabana kuvvet deyip yola koyuldum. Tabiî, bi yanda da kar, boran boyuna yağıyor. Ehhh biraz yürümeden sonra nihayet bir otobüse bindim. Oturulacak yer bulunca derin bir nefes aldım, ama iki durak sonra 20 kişi binince ve birisi affedersiniz tam üstüme oturunca fıttırdım. Adam 100 kilo, bi de üstüne ‘’pardon biraz sıkıştık’’ diyor. ‘’Bey baba ya ne sıkışması? Az önce yediğim tostları bir bir ağzımdan yere düşürdün,’’ diyesim geldi. Heyhat baktım kalıbına, biraz ürktüm. Bir yerde indim. Her yer paso çamur, Özalp Çarşısına kadar yürüyeyim dedim. Biraz yürüyüşten sonra baktım herkes bana kötü kötü bakıyor. Durup kendime 360 derecelik açıyla baktım. Ooooy babo! cillop gibi elbiseler güme gitmiş. Hepsi çamur deryasında yüzüyor. Artık baktım ahı gitmiş, vahı kalmış. Tam gaz yola devam ettim. Eskiden minibüsçüler zorla bizi Özalp’a götürüyorlardı. Baktım bu defa her şey tersine dönmüş. Yüzüme bakan yok. Uzun uğraşlardan sonra hayırlısıyla çakma bi minibüse teşrif ettim.

Ta ki hacı baba binene kadar. Kimseden çıt çıkmadı. Nuray Mert, Reha Muhtar onun yanında halt etmişler. Bi çene var, susmak bilmiyor. Bi de konu siyaset olunca kulak kabartmak zorunda kalıyorum. Aslında siyaset bile denilemez yaa. Alıyor bi konuyu, diğerine vuruyor. Ne kadar karşısındaki adam dinlemek istemiyor olsa da, o ha bire sayıyor. Ben fazla tahammül etmeyip biraz kestirdim, yoksa sağır olmamam için bi sebep yoktu. Sağ salim vardım Özalp’a. İlk iş; bi taksi bulmaktı. Çünkü bu akşam vaktinde köy arabası bulmak, imkânsız gibi bi şey. Zaten akşam oldu mu? Bizim köylüler hemen kış uykusuna yatarlar. Taksici bana yolunacak gaz gözüyle bakıp, çok acılı bi fiyat söyledi. Ben “Biraz uzaklaşayım, bizim milletin âdetindendir. Nasıl olsa beni çağırır, fiyatı düşürür” umuduyla bir iki adım atım. Eeeeh baktım bizimki tınmıyor ve bende sabredecek göz yok, attım arabanın içine kendimi. Köye uğramayalı bayağı olmuştu, en son herhalde bizim boz eşek hasta iken gelmiştim. Akşam karanlığında nihayet köye vardım.

Birden içime büyük bir kurt düştü. Köy köpeklerle dolu, bizim ev uzak, taksici beni yolun ortasında yalnız başıma bıraktı. Daha önce köpekler tarafında ısırılma tecrübem vardı, ama yine de fena halde tırstım. Bi de yolu kar kaplamış. Gece görüş mesafesi sıfır. Benim halim şehirden köye inmiş şahıs vaziyetinde. Köpeklerin tüm tuzaklarına rağmen sağ salim eve ayak bastım. Tabiî, korkudan bir gömlek gençleşmiş bi vaziyete. O akşam deliksiz uyuyamadım haliyle. Köpeklerin boğuşmaları, horozların cırtlak sesleri, 2 kedimizin geçimsiz miyavlamaları bi dakika rahat vermedi.

Sabah olunca köy ahalisi bizim eve dolmaya başladı. Bizim evi göreceksiniz, yol geçen hanına dönmüştü. Kaç el, yanak öptüğümü ben sayamadım. Böyle boyuna gelip, gidiyorlar. Bazen sert ama tatlı siyasî mülahazalara dalıyoruz. Bazen de ottan, arpadan bahsediyoruz. Çayı çok sevmiyorum. Her gelenle çay içmek zorunda kaldığımdan, bi haller oldu bana. İçim, dışım çay oldu. Oysa ben burada uzlethaneye çekilip, kitap okurum düşüncesindeydim, bu ziyaretçi akınıyla pek mümkün görünmüyor. Aslında benim bi avantajımda var hani. Akşam 8 olunca herkes derin uykuya dalıyor. Yarasa gibi benim için hayat yeni başlıyor.

Buraya günlük gazeteler gelmediğinden, artık 3 gün önceki gazetelerden gündemi takip ediyorum. Gündem ilk önce bayat görünüyor ama tartıştığımız konular hep aynı olunca kaybettiğim bi şeyde olmuyor. Bana tuhaf gelen şey; Bülent Arınç’ın evinin etrafında bazı şüpheli şahısların yakalanması. Yakalanan şahıslardan birinin, sanki Ramazan ayında oruç açacakmış gibi polisten su isteyip, o sırada cebinden çıkarttığı ve üzerinde Arınç’ın adresinin yazılı olduğu kâğıdı yutmaya kalkması. Allah orucunu kabul etsin! Ama oruç kâğıt parçasıyla açılmaz ki kardeşim. Gel sana İran’dan kaçak yurda giriş yapmış, İran hurmasından ikram edeyim. Hem bu günlerde Ergenekon foyası ortaya çıktığından, günler de uzamış. Hakikaten provokatör orucu çok koyuyor insana. Lütfen oruç açmak için ev adresi yazılı hurma yemeyelim. Caiz değil ey ahali!

Açılımın yansımalarına giremedim. Bi sonraki yazıda nasipse.

ÇETİN KASKA - cetinkaska@hotmail.com

26.01.2010

 
Sayfa Başı  Geri

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu

Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.
Kurumsal Linkler: Risale-i Nur Kongresi - Bediüzzaman Haftası - Risale-i Nur Enstitüsü - Yeni Asya Vakfı - Demokrasi100 - Yeni Asya Gazetesi - YASEM - Bizim Radyo
Sentez Haber - Yeni Asya Neşriyat - Yeni Asya Takvim oktay usta yemek tarifleri Köprü Dergisi - Bizim Aile - Can Kardeş - Genç Yaklaşım - Yeni Asya 40. Yıl