|
Görüş |
|
Topçu olmak zor kardeşim
Futbolcuyu; hep sağcı, solcu olmayan, ekmek elden su gölden rahatlığıyla yaşayan, koskoca dikdörtgen sahada amansızca koşan, sırasıyla antrenör, teknik direktör sonra da yorumcu olan, futbolun etinden, sütünden ve derisinden faydalanan, gündelik hayatta cici cici giyinmeyi, büyük saat takmayı, bol jöle ve briyantin kullanmayı, gazete-dergi okumayı, kendisine hayli özenmeyi seven bir insan diye biliyordum. Ama yanıldığımı geç de olsa anladım. Bir futbolcunun şu sözlerini okuyunca gözlerimden yaş gelmedi, ama gelebilirdi de: ‘’Her işin bir zorluğu var. Nasıl bir işçi sabahın 7’sinde kalkıp işe gidiyorsa, biz de antremana çıkarız, maça çıkarız. Yapacağız elbette işimiz bu.’’ Profesyonel hayatın zorluğundan söz açıldı mı, hemen her futbolcu; bu ismi bende saklı futbolcu gibi sayıklamaya koyulur ve ardından devam eder: ‘’Dışarıdan bir topa vurup ne biçim para kazanıyor gibi görünüyorsunuz. Öyle düşünürler. Ama işin içine girdin mi zor. Her şey kısıtlı. Evli olsan Cuma’dan kampa gidiyorsun, Pazartesi evde oluyorsun. Ne kadar zor olduğunu anlamak için işin içine girmek lâzım. Ama iyi kazandıran bir meslek olduğunu inkâr etmemek lâzım.’’ İstanbul’da Anadolu’da, büyük takımda, küçük takımda profesyonel futbolcunun mesai düzeni pek değişmez. Haftada 5, en az 4 antreman, kimi zaman iki maç, iki yolculuk, sezon başı kampları, maç öncesi kampları bütün bunlara rağmen futbolcunun hayatı bir beden işçisinkinden zor değildir. Mesaisi de saate vurulduğunda daha azdır. Üstelik herkese aynı düzeyde yansımasa bile sonuçta parası iyidir. Ama ‘’oooh ne rahat, iki topa vur sonra yat‘’ sefası da hariçten okunan gazelin yanlış makamı gibi gelir futbolcuya. Yağmurda çamurda her Allah’ın günü top peşinde koşuşturmak kimi zaman çok kötü şartlarda yolculuk etmek, onca küfür işitmek her an bir tekmeyle işsiz kalabileceğini düşünmek ve aralıksız kadroya girilecek, yani primlerden yararlanabilecek formda olmak…. Davulun sesi, yakından dinlenildiğinde böyle hüzünlü nağmeler çıkarıyor işte. Profesyonelin yemesi, içmesi, gezmesi, yatması üzerindeki ipoteklerden dem vuruyor. Üstelik transfer konusunda olduğu gibi hayatları zor parantezinde de bir noktayı göz ardı etmemek gerekiyor. Az kazananlarda, çok kazananlar kadar kısıtlı yaşamak zorunda.
ÇETİN KASKA [email protected] |
|
12.12.2010 |
|
Wikileaks’i Anadolu’ya bekleriz
ABD ve İsrail endeksli olduğu anlaşılan Wikileaks internet sitesi bir sürü yazı yayınlamış. Türkiye için olanlar bana ilginç gelmez. Biz ülkemizde her gün bu yenilikleri basın ve yayın kuruluşlarımızdan izliyoruz. Wikileaks bir gazetecilik yapmak isterse ona bir bilgi vereceğim. Türkiye insanını tanımak için öyle “ecnebi” birilerinin yazılarına gerek yok. Buyursunlar, ülkemize gelsinler. Anadolu insanı onlara en tatlı nükteleri ile “gerçekleri” anlatır. Hem öyle “gizli” mizli yazılara da gerek kalmaz. Çünkü burası sözün mânâ ile birleştiği medeniyet diyarı: Anadolu’dur.
Ben “kaçağa kaçak demem” büyüklerim demeyince
Kaçaklar aranır! Bir kimse asker kaçağı ise aranır. Bir suç isnat ediliyor ise yine aranır. Son YAŞ toplantısını izlerken güldüm. Hem de çok güldüm. Aslında ağlanacak bir durumdu, ama güldüm işte. Orta tarafta Başbakan. Sağ tarafında Millî Savunma Bakanı. Sol yanında Genelkurmay Başkanı ve diğer kuvvet komutanları… Bir de “aranan general.” Biz sade vatandaşların zor izah edeceği bir tablo idi galiba, “Aranan kaçak generalle” beraber en tepedeki büyüklerimizin beraber oturması. Biz garip ülkeyiz, Keşfedilmemiş güzelliklerimiz var, Bu da onlardan biri idi. Sade vatandaş “aranırken” bunları düşünse ne diyeceğiz acaba? “Ben büyüklerimin yolundayım” derse, cevabımız ne olur? Bilmem! “Yemezler be adam, sen sade vatandaşsın” denirse. Zor ikna olur. Bizden söylemesi…
“Hoşnutsuzluk”
Enerji Bakanı Taner Yıldız’a Kayseri’de yumruk atılınca üzülmüştüm. Herkes de üzüldü. Mahkeme ne karar verdi, çok takip etmedim. Ama bakanın karara saygılı olacağını biliyorum. Bence öyle de olur. Sn. Bakan “Pahalı benzinden ben de hoşnut değilim” demiş. (Zaman, 24.11.2010) Çok güzel söylemiş. Vatandaş da “hoşnut değil.” O zaman bunu kim değiştirecek? Galiba görev vatandaşta değil; bakanda olmalı. Çünkü iktidar: Ağlama duvarı değil; icraat yeridir. “Hoşnut olmadığınızı” gidermenizi bekleriz. Yoksa vatandaşın dört yılda bir “Hoşnutsuzluğu gidermesine” bırakmayın!
ŞİRİN ŞEMDİNOĞLU |
|
12.12.2010 |
|
FIKRALAR
“En güçlü devlet Osmanlı’dır”
OSMANLININ son dışişleri bakanlarından olan Keçecizade Fuat Paşa, o zamandaki Avrupa krallarından biriyle bir görüşmesi sırasında, Avrupa kralı kendisine, Osmanlı Devletiyle istihzâ için dünyada en güçlü devletin hangisi olduğunu sorar. Fuat Paşa, “En güçlü devlet Osmanlıdır” der. Kral: “Güldürme beni. Devletiniz hasta adam gibi sallanıyor” der. Fuat Paşa: “Efendim, gerçekten en güçlü devlet Osmanlıdır. Siz dışarıdan, bizde de bazıları içeriden yıllardır yıkmaya çalışıyor, yine de yıkılmıyor” deyince kral susar.
Cep telefonu
TEMEL otobüste cep telefonuyla konuşuyormuş, yolcular uyarmış: “Otobüste cep telefonuyla konuşmak yasaktır!” Temel telefonun öbür ucundaki arkadaşını uyarmış: “Ula Cemal, otobüsün içinde konuşmam yasakmış, sen konuş ben tinleyeyum!” |
|
12.12.2010 |