Mektubat - page 231

demişler: “Feth-i Mekke gününde, kâbe ve etrafında,
taşta rasasla mıhlanmış üç yüz altmış sanem vardı.
resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, elinde kavse ben-
zer bir değnekle o sanemlere birer birer işaret ederek,
(1)
Ék
bƒo
gn
R n
¿Én
c n
?p
WÉn
Ñr
dG s
¿p
G o
?p
WÉn
Ñr
dG n
?n
gn
Rn
h t
?n
?r
G n
ABÉ n
L
deyip, hangi-
sine işaret etti; yere düştü. sanemin yüzüne işaret ettiy-
se, arkasına düşer; arkasına işaret ettiyse, yüz üstüne dü-
şer ve hakeza, sanemler yere yuvarlandılar.”
(2)
SekizinciMisal
: Meşhur Buheyra-i rahibin meşhur
kıssasıdır ki, nübüvvetten evvel, resul-i ekrem Aleyhissa-
lâtü Vesselâm, amcası ebu talip ve bir kısım kureyşî ile
beraber Şam tarafına ticarete gidiyorlar. Buheyra-i rahi-
bin kilisesi civarına geldikleri vakit oturdular. İnsanlar ile
ihtilât etmeyen münzevi Buheyra-i rahip birden çıkagel-
di. kafile içinde Muhammedü’l-emin’i (
AsM
) gördü. kafi-
leye dedi: “Şu seyyidü’l-âlemîndir ve peygamber olacak-
tır.” kureyşîler dediler: “nerden biliyorsun?” Mübarek ra-
hip dedi ki: “siz gelirken baktım ki, havada, üstünüzde
bir parça bulut vardı. siz otururken, şu Muhammedü’l-
emin (
AsM
) tarafına bulut meyletti, gölge yaptı. Hem gö-
rüyordum ki; taş, ağaç ona secde eder gibi bir vaziyet gör-
düm. Bu ise nebîlere yapılır.”
(3)
İşte, bu sekiz misal gibi, belki seksen misal var. Bu se-
kiz misal birleştirilse, öyle kopmaz bir zincir olur ki, hiç-
bir şüphe onu koparamaz ve sarsamaz. Şu cins mu’cize,
umumiyeti itibarıyla, yani cemadatın dava-i nübüvvete
delil olarak konuşmaları, manevî tevatür hükmünde
Mektubat | 231 |
o
n
d
okuzuncu
m
ekTup
ret ve ders verici hâdise.
kilise:
Hristiyanların ibadet ettiği
bina.
kureyşî:
Kureyş kabilesinden olan.
manevî tevatür:
bir topluluğa ait
olayın o topluluğa ait birisi tara-
fından nakledilmesi ve bu naklin
topluluğun diğer fertleri tarafın-
dan yalanlanmamış olması, söy-
leyenin doğruluğunun, diğerleri-
nin susması şeklinde tasdik edil-
miş olması.
meyletme:
bir tarafa doğru eğil-
me.
mıhlanma:
çivilenme.
misal:
örnek, numune.
mu’cize:
peygamberler tarafından
ortaya konmuş olağanüstü hâl ve
hareketlerin her biri.
muhakkak:
kesinlikle, şüphesiz.
Muhammedü’l-emin:
“Güvenilir
Muhammed” manasında Peygam-
berimize verilen bir ünvan.
mübarek:
hayırlı, uğurlu; bereket-
li.
münzevi:
inzivaya çekilen, her-
kesten uzaklaşıp yalnız yaşayan.
nebî:
haberci, Allah’ın elçisi, pey-
gamber.
nübüvvet:
nebîlik, peygamberlik.
Rahip:
Hristiyan din adamı, pa-
paz.
rasas:
kurşun.
Resul-i ekrem:
çok cömert, ke-
rim ve Allah’ın insanlara bir elçisi
olan Hz. Muhammed.
sanem:
put, Allah’tan başka tapı-
nılan şey.
secde etmek:
baş eğmek, başı
yere koymak.
Seyyidü’l-Âlemîn:
Âlemlerin Re-
isi, Efendisi, Hz. Muhammed.
ticaret:
alım satım.
umumiyet:
genellik, çoğunluğu
içine alma.
aleyhissalâtü vesselâm:
sa-
lât ve selâm onun üzerine ol-
sun.
batıl:
yalan, hurafe, dinde ye-
ri olmayan.
cemadat:
cansız varlıklar.
civar:
çevre, etraf, yakın yer.
dava-i nübüvvet:
peygam-
berlik davası; peygamber ol-
duğunu ilân etmek.
evvel:
önce.
Feth-i Mekke:
Mekke’nin Pey-
gamber Efendimiz tarafından
fethi.
hadis:
Hz. Muhammed’e ait
söz, emir, fiil veya Hz. Pey-
gamberin onayladığı başkası-
na ait söz, iş veya davranış.
hak:
doğru, gerçek.
hakeza:
bunun gibi, benzeri.
ihtilât etme:
karışma, karışıp
görüşme, beraber yaşama.
itibarıyla:
bakımından.
kafile:
birlikte yolculuk eden
topluluk.
kavis:
yay.
kıssa:
baştan geçen olay, ib-
1.
Hak geldi, batıl yok oldu. Muhakkak ki batıl yok olup gidicidir. (İsra Suresi: 81.)
2.
Yedinci misaldeki bu hadisin bazı kaynakları: Buharî, 3:178; Müslim, 3:1407, 1408.
3.
Kadı İyaz, Şifa, 1:308, 364; Beyhakî, 3:161-163; Tuhfetü’l-Ahvezî, 10:90-93, hadis no: 3699.
1...,221,222,223,224,225,226,227,228,229,230 232,233,234,235,236,237,238,239,240,241,...1086
Powered by FlippingBook