Mektubat - page 388

daha ziyade dikkat ettikçe, o tanzim ve tevzin altında
bir hikmet ve adalet görünüyor. Her harekette bir hikmet
ve maslahat gözetiliyor; bir hak, bir fayda takip ediliyor.
daha ziyade dikkat ettikçe, gayet hakîmâne bir faali-
yet içinde bir kudretin tezahüratı ve her şeyin her şe’nini
ihata eden gayet muhit bir ilmin cilveleri nazar-ı şuuru-
muza çarpıyor.
demek, bütün mevcudattaki şu nizam ve mizan, umu-
ma âmm bir tanzim ve tevzini; ve o tanzim ve tevzin,
âmm bir hikmet ve adaleti; ve o hikmet ve adalet, bir kud-
ret ve ilmi gözümüze gösteriyor. demek, bir kadîr-i külli
Şey ve bir Alîm-i külli Şey, şu perdeler arkasında akla gö-
rünüyor.
Hem her şeyin evveline ve ahirine bakıyoruz; hususan
zîhayat nev’inde görüyoruz ki, başlangıçları, asılları, kök-
leri, hem meyveleri ve neticeleri öyle bir tarzdadır ki, gü-
ya tohumları, asılları birer tarife, birer program şeklinde,
bütün o mevcudun cihazatını tazammun ediyor. Ve neti-
cesinde ve meyvesinde, yine bütün o zîhayatın manası
süzülüp onda tecemmu eder, tarihçe-i hayatını ona bıra-
kır. güya onun aslı olan çekirdeği, desatir-i icadiyesinin
bir mecmuasıdır. Ve meyvesi ve semeresi ise, evamir-i
icadiyesinin bir fihristesi hükmünde görüyoruz.
sonra o zîhayatın zahirine ve bâtınına bakıyoruz, ga-
yet derecede hikmetli bir kudretin tasarrufatı ve nafiz bir
adalet:
her hak sahibine hakkının
tam ve eksiksiz verilmesi
ahir:
son.
alîm-i külli Şey:
her şeyi bilen ve
her şey ilminde bulunan Allah.
âmm:
genel.
bâtın:
iç yüz, iç.
cihazat:
cihazlar.
cilve:
görünme, yansıma.
desatir-i icadiye:
yoktan yarat-
manın, vücuda getirmenin kanun-
ları.
evamir-i icadiye:
yoktan var et-
me emirleri, kanunları.
evvel:
önce.
faaliyet:
çalışma, hareket.
faide:
fayda.
fihriste:
bir kitapta bulunan şey-
leri sırayla gösteren liste.
gayet:
son derece.
güya:
sanki.
hakîmâne:
hikmetli bir şekilde;
belirli gayelere yönelik, yerli ye-
rinde olarak, faydalı bir şekilde.
hikmet:
gaye, fayda, anlam; her
şeyin belirli gayelere yönelik ola-
rak, manalı, faydalı ve tam yerli
yerinde olması.
hususan:
özellikle.
ihata etme:
kuşatma, sarma.
Y
irminci
m
ekTup
| 388 | Mektubat
kadîr-i külli Şey:
her şeye gü-
cü yeten sonsuz kudret sahi-
bi, Allah.
kudret:
güç, kuvvet.
mana:
anlam.
maslahat:
fayda, gaye.
mecmua:
toplanıp biriktiril-
miş, düzenlenmiş ve sıralan-
mış şeylerin hepsi.
mevcudat:
var olan her şey,
varlıklar
mevcut:
varlık.
mizan:
ölçü.
muhit:
kuşatan, saran.
nafiz:
hükmü geçen, etkili.
nazar-ı şuur:
şuurlu bakış.
netice:
sonuç.
nev’:
çeşit, tür.
nizam:
düzen.
semere:
meyve.
şe’n:
durum, hâl.
tanzim:
düzenleme, sıraya
koyma.
tarife:
bir şeyi gerektiği şekil-
de anlatıp bildiren yazı.
tarihçe-i hayat:
bir şeyin do-
ğumundan ölümüne kadar ba-
şından geçen şeyler, hayat hi-
kâyesi.
tarz:
şekil, biçim.
tasarrufat:
tasarruflar, bir şe-
yin sahibi olup idare etmeler,
mülkünü istediği gibi kullan-
malar.
tazammun etme:
içinde bu-
lundurma.
tecemmu’ etme:
toplanma,
birikme.
tevzin:
ölçülü hale koyma; öl-
çülü yapma.
tezahürat:
görüntüler.
umum:
genel.
zahir:
dış yüz.
zîhayat:
hayat sahibi, canlı.
ziyade:
çok.
1...,378,379,380,381,382,383,384,385,386,387 389,390,391,392,393,394,395,396,397,398,...1086
Powered by FlippingBook