Mektubat - page 575

ve ehl-i hakkı, o mesleğe girmeye meş’umâne bir sebe-
biyet verirler.
* * *
Onuncu Mesele
Ziyaretçilereait,bazıdostlartarafındanihtarile,birdüstur
izahedilmekistenilmiştir.Onuniçinyazılmıştır.
Malûm olsun ki, bizi ziyaret eden, ya hayat-ı dünyevi-
ye cihetinde gelir; o kapı kapalıdır. Veya hayat-ı uhrevi-
ye cihetinde gelir. o cihette iki kapı var:
Ya şahsımı mübarek ve makam sahibi zannedip gelir.
o kapı dahi kapalıdır. Çünkü ben kendimi beğenmiyo-
rum; beni beğenenleri de beğenmiyorum. Cenab-ı Hak-
ka çok şükür, beni kendime beğendirmemiş.
İkinci cihet, sırf kur’ân-ı Hakîm’in dellâlı olduğum ci-
hetledir. Bu kapıdan girenleri alerre’si velayn kabul edi-
yorum. onlar da üç tarzda olur: Ya dost olur, ya kardeş
olur, ya talebe olur.
Dostunhassasıveşartıbudurki
: kat’iyen sözlere ve
envar-ı kur’âniyeye dair olan hizmetimize ciddî taraftar
olsun; ve haksızlığa ve bid’alara ve dalâlete kalben taraf-
tar olmasın; kendine de istifadeye çalışsın.
Kardeşinhassasıveşartışudurki
: Hakikî olarak söz-
lerin neşrine ciddî çalışmakla beraber, beş farz namazını
eda etmek, yedi kebairi işlememektir.
neşir:
dağıtma, yayma.
sebebiyet verme:
sebep olma.
sırf:
yalnız, sade.
şükür:
görülen bir iyiliğe karşılık
hoşnutluk, memnunluk ve min-
nettarlık ifade etme, teşekkür.
talebe:
öğrenci.
tarz:
şekil, biçim.
zannetmek:
sanmak.
alerre’si velayn:
baş ve göz
üstüne
bid’a:
dinin aslında olmayıp
sonradan ortaya çıkarılan ye-
ni âdet ve uygulamalar.
Cenab-ı Hak:
hakkın ta ken-
disi olan şeref ve yücelik sa-
hibi Allah.
ciddî:
samimî.
cihet:
yön, taraf.
dair:
ait, ilgili.
dalâlet:
doğru yoldan, İman
ve İslâmiyetten ayrılma.
dellâl:
ilân edici; hakka davet
eden.
düstur:
kural, prensip.
eda etmek:
yerine getirmek.
ehl-i hak:
hak ve doğru yolda
olanlar.
envar-ı kur’âniye:
Kur’ân
nurları, Kur’ân’ın saçtığı parıl-
tılar, ışıklar.
farz:
İslâmiyette kesin olarak
yapılması gereken emir.
hakikî:
gerçek.
hassa:
özellik.
hayat-ı dünyeviye:
dünya
hayatı.
hayat-ı uhreviye:
ahiret ha-
yatı.
ihtar:
hatırlatma, uyarma.
istifade:
faydalanma, yarar-
lanma.
izah edilmek:
açıklanmak.
kat’iyen:
kesinlikle.
kebair:
büyük günahlar.
kur’ân-ı Hakîm:
her ayet ve
suresinde sayısız hikmet ve
faydalar bulunan Kur’ân.
makam:
manevî mevki.
malûm:
bilinen.
mesele:
önemli konu.
meş’umâne:
kötü bir şekilde,
uğursuzca.
mübarek:
hayırlı, uğurlu.
Mektubat | 575 |
Y
irmi
a
lTıncı
m
ekTup
1...,565,566,567,568,569,570,571,572,573,574 576,577,578,579,580,581,582,583,584,585,...1086
Powered by FlippingBook