Mektubat - page 610

Çünkü, hilkat-ı âlemde görüyoruz ki, mevcudat-ı âlem
bir daire tarzında teşkil edilip, içinde nokta-i merkeziye
olarak hayat halk edilmiş. Bütün mevcudat hayata ba-
kar, hayata hizmet eder, hayatın levazımatını yetiştirir.
demek, kâinatı halk eden zat, ondan o hayatı intihap
ediyor.
sonra görüyoruz ki, zîhayat âlemlerini bir daire sure-
tinde icat edip, insanı nokta-i merkeziyede bırakıyor.
Âdeta, zîhayatlardan maksut olan gayeler onda temer-
küz ediyor; bütün zîhayatı onun etrafına toplayıp ona
hizmetkâr ve musahhar ediyor, onu onlara hâkim edi-
yor. demek, Hâlık-ı zülcelâl, zîhayatlar içinde insanı in-
tihap ediyor, âlemde onu irade ve ihtiyar ediyor.
sonra görüyoruz ki, âlem-i insaniyet de, belki hayvan
âlemi de bir daire hükmünde teşkil olunuyor. Ve nokta-i
merkeziyede rızık vazedilmiş. Bütün nev-i insanı ve hatta
hayvanatı rızka âdeta taaşşuk ettirip, onları umumen rız-
ka hadim ve musahhar etmiş. onlara hükmeden rızıktır.
rızkı da o kadar geniş ve zengin bir hazine yapmış ki,
hadsiz nimetleri camidir. Hatta rızkın çok envaından yal-
nız bir nev’inin tatlarını tanımak için, lisanda kuvve-i za-
ika namında bir cihaz ile mat’umat adedince manevî, in-
ce ince mizancıklar konulmuştur. demek, kâinat içinde
en acip, en zengin, en garip, en şirin, en cami, en bedî
hakikat rızıktadır.
Şimdi, görüyoruz ki, her şey nasıl ki rızkın etrafında
toplanmış, ona bakıyor; öyle de, rızık dahi bütün envaıy-
la, manen ve maddeten, hâlen ve kàlen şükür ile kaimdir,
acip:
hayret verici, acayip.
âdeta:
sanki.
âlem:
bütün yaratılmışlar, kâinat;
dünya.
âlem-i insaniyet:
insanlık âlemi
bedî:
güzel.
cami:
toplayan, içine alan.
cihaz:
alet, organ.
enva:
çeşitler, türler.
gaye:
maksat, netice, sonuç.
hadim:
hizmetçi.
hadsiz:
sınırsız.
hakikat:
gerçek.
hâkim:
hükmeden, hükmü altın-
da tutan.
halk:
yaratma.
Hâlık-ı Zülcelâl:
“celâl, azamet ve
kibriya sahibi yaratıcı” anlamında
Allah’ın bir sıfatı.
hayvanat:
hayvanlar.
hilkat-ı âlem:
âlemin yaratılışı.
hizmetkâr:
hizmetçi.
hükmeden:
hâkim olan.
hükmünde:
değerinde.
icat:
yoktan var etme, yaratma.
ihtiyar:
seçme, tercih etme.
intihap:
seçme.
irade:
dileme, isteme.
kaim:
ayakta duran, devam
eden.
kâinat:
yaratılmış olan şeylerin
tamamı, bütün âlemler, var-
lıklar.
kàlen:
sözle, söyleyerek.
kuvve-i zaika:
tat alma duy-
gusu.
levazımat:
lâzım olan şeyler.
lisan:
dil.
maksut:
kastedilen, istenilen.
manen:
mana itibarıyla, ma-
naca.
manevî:
manaya ait, maddî
olmayan.
mat’umat:
yenecek şeyler.
mevcudat:
varlıklar.
mevcudat-ı âlem:
kâinattaki
varlıklar.
mizancıklar:
ölçücükler.
musahhar:
boyun eğen.
nam:
ad.
nevi:
çeşit, tür.
nev-i insan:
insan cinsi, türü.
nimet:
Allah’ın bağışladığı
maddî ve manevî lütuf ve ik-
ramlar, yiyecek ve içecek
şeyler.
nokta-i merkeziye:
merkez-
deki nokta, odak noktası.
rızık:
yiyecek, içecek şey.
suret:
biçim, tarz, şekil.
şükür:
teşekkür, nimet ve iyi-
liğin sahibini tanıma ve ona
karşı minnet duyma.
taaşşuk:
âşık olma.
tarz:
şekil, biçim.
temerküz:
bir merkezde top-
lanma, odaklaşma.
teşkil:
şekillendirme, meyda-
na getirme.
umumen:
bütünüyle, tama-
men.
vazetmek:
koymak, yerleş-
tirmek.
Zat:
azamet ve ululuk sahibi
Allah.
zîhayat:
hayat sahibi.
Y
irmi
S
ekizinci
m
ekTup
| 610 | Mektubat
1...,600,601,602,603,604,605,606,607,608,609 611,612,613,614,615,616,617,618,619,620,...1086
Powered by FlippingBook