Mektubat - page 603

o dedi: “neyi?”
dedim: “Bu dehşetli yılanı.”
dedi: “Yok, görmedim ve göremiyorum.”
“Fesübhanallah,” dedim. “Bu kadar büyük bir yılan
ikimizin ortasından geçtiği hâlde nasıl görmedin?”
o vakit hatırıma bir şey gelmedi; fakat sonra kalbime
geldi ki: “Bu sana işarettir, dikkat et!”
düşündüm ki, gecelerde gördüğüm yılanlar nev’in-
dendir. Yani, gecelerde gördüğüm yılanlar ise, hıyanet
niyetiyle her ne vakit bir memur yanıma gelse, onu yılan
suretinde görüyordum. Hatta bir defa müdüre söylemiş-
tim: “Fenâ niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde gö-
rüyorum; dikkat et” demiştim. zaten selefini çok vakit
öyle görüyordum. demek, şu zahiren gördüğüm yılan
ise, işarettir ki, hıyanetleri bu defa yalnız niyette kalma-
yacak, belki bilfiil bir tecavüz suretini alacak.
Bu defaki tecavüz, çendan zahiren küçük imiş ve kü-
çültülmek isteniliyor. Fakat vicdansız bir muallimin teşvi-
kiyle ve iştirakiyle o memurun verdiği emir, “Cami için-
de namazın tesbihatında iken o misafirleri getiriniz” diye
jandarmalara emretmiş. Maksat da beni kızdırmak, eski
said damarıyla bu fevkalkanun, sırf keyfî muameleye
karşı, kovmak ile mukabele etmekti. Hâlbuki o bedbaht
bilmedi ki, said’in lisanında kur’ân’ın tezgâhından gelen
bir elmas kılıç varken, elindeki kırık odun parçasıyla mü-
dafaa etmez; belki o kılıcı böyle istimal edecektir.
zahiren:
görünüşte, görünürde.
bedbaht:
zavallı.
bilfiil:
gerçek olarak, fiilen uy-
gulamada.
çendan:
gerçi.
damar:
huy, tabiat.
fenâ:
kötü iyi olmayan.
fesübhanallah:
“Allah’ı her
türlü kusur, ayıp ve eksikler-
den tenzih ederim” manasın-
dadır; şaşkınlığı anlatmak için
kullanılır.
fevkalkanun:
kanunsuz, ka-
nun üstü, kanunun kabul et-
mediği.
hatır:
zihin, fikir, kalb.
hıyanet:
hainlik, ihanet.
istimal:
kullanma.
iştirak:
ortaklık etme, katıl-
ma.
keyfî:
kanun ve nizama uy-
gun olmayarak.
lisan:
dil.
maksat:
kastedilen, istenilen
şey.
muallim:
öğretmen.
muamele:
davranma, davra-
nış, iş.
mukabele:
karşılık verme,
karşı koyma.
müdafaa:
savunma.
nevi:
çeşit, cins, tür.
niyet:
maksat, düşünce.
selef:
önce geçen; önceki.
suret:
biçim, görünüş, şekil.
sırf:
yalnız, tamamıyla, büs-
bütün.
tecavüz:
saldırma, sataşma.
tesbihat:
tesbihler, Cenab-ı
Hakkın bütün noksan sıfatlar-
dan uzak ve bütün kemal sı-
fatlara sahip olduğunu ifade
eden sözler.
teşvik:
şevklendirmek, cesa-
ret vermek.
vicdansız:
zalim, acımasız.
Mektubat | 603 |
Y
irmi
S
ekizinci
m
ekTup
1...,593,594,595,596,597,598,599,600,601,602 604,605,606,607,608,609,610,611,612,613,...1086
Powered by FlippingBook