Mektubat - page 630

Birinci ‹şaret
Yirmi sekizinci Mektubun sekizinci Meselesinin Birin-
ci nüktesinde beyan edilmiştir ki;
tevafukat’
tır.
ezcümle, Mu’cizat-ı Ahmediye Mektubatında, üçüncü
‹şaretinden tâ on sekizinci ‹şaretine kadar altmış sahife,
habersiz, bilmeyerek, bir müstensihin nüshasında iki sa-
hife müstesna olmak üzere mütebaki bütün sahifelerde,
kemal-i muvazenetle, iki yüzden ziyade
Resul-iEkrem
AleyhissalâtüVesselâm
kelimeleri birbirine bakıyorlar.
kim insaf ile iki sahifeye dikkat etse, tesadüf olmadığını
tasdik edecek. Hâlbuki, tesadüf, olsa olsa bir sahifede
kesretli emsal kelimeleri bulunsa, yarı yarıya tevafuk
olur, ancak bir iki sahifede tamamen tevafuk edebilir. o
hâlde böyle umum sahifelerde
Resul-iEkremAleyhissa-
lâtüVesselâm
kelimesi, iki olsun, üç olsun, dört olsun ve-
ya daha ziyade olsun, kemal-i mizan ile birbirinin yüzü-
ne baksa, elbette tesadüf olması mümkün değildir. Hem,
sekiz ayrı ayrı müstensihin bozamadığı bir tevafukun,
kuvvetli bir işaret-i gaybiye, içinde olduğunu gösterir.
nasıl ki, ehl-i belâgatin kitaplarında, belâgatin derecatı
bulunduğu hâlde, kur’ân-ı Hakîm’deki belâgat, derece-i
i’caza çıkmış; kimsenin haddi değil ki ona yetişsin. öyle
de, mu’cizat-ı Ahmediyenin bir âyinesi olan on dokuzun-
cu Mektup ve mu’cizat-ı kur’âniyenin bir tercümanı olan
Yirmi Beşinci söz ve kur’ân’ın bir nevi tefsiri olan risa-
le-i nur eczalarında tevafukat, umum kitapların fevkinde
bir derece-i garabet gösteriyor. Ve ondan anlaşılıyor ki,
aleyhissalâtü vesselâm:
salât ve
selâm onun üzerine olsun.
âyine:
ayna.
belâgat:
düzgün, kusursuz, yerin-
de ve hâlin ve makamın icabına
göre söz söylenmesi.
beyan etme:
açıklama, izah.
derecat:
dereceler.
derece-i garabet:
hayret vericilik
derecesi, gariplik derecesi.
derece-i i’caz:
mu’cizelik derece-
si, âciz bırakma derecesi.
ecza:
parçalar, kısımlar.
ehl-i belâgat:
güzel, kusursuz söz
söyleme konusunda uzman olan-
lar, edipler, edebiyatçılar.
emsal:
benzer.
ezcümle:
bu cümleden olarak,
meselâ.
fevkinde:
üstünde, üzerinde.
had:
güç, seviye, sınır.
hâlbuki:
oysa ki.
insaf:
adaleti ve hakkı düşünerek
davranma.
işaret-i gaybiye:
gizli işaret,
gaybla ilgili işaret, Cenab-ı
Hak’tan gelen işaret.
kemal-i mizan:
mükemmel
ve kusursuz ölçü.
kemal-i muvazenet:
mü-
kemmel derecede ölçülü ve
dengeli olma.
kesretli:
çok.
kur’ân-ı Hakîm:
her ayet ve
suresinde sayısız hikmet ve
faydalar bulunan Kur’ân.
mesele:
sorulup karşılığı iste-
nilen şey, cevabı istenen so-
ru.
mu’cizat-ı ahmediye:
Pey-
gamber Efendimizin gösterdi-
ği mu’cizeler.
mu’cizat-ı
kur’âniye:
Kur’ân’ın mu’cizeleri.
müstensih:
bir yazının kop-
yasını çıkaran, yazarak çoğal-
tan.
müstesna:
istisna.
mütebaki:
geri kalan.
nevi:
çeşit, tür.
nükte:
herkesin anlayamadı-
ğı ince mana, ancak dikkat
edildiğinde anlaşılan ince söz
ve mana.
nüsha:
birbirinin aynı olan
yazılı metinlerden her biri.
Resul-i ekrem:
Allah’ın en
şerefli ve değerli elçisi olan
Hz. Muhammed.
sahife:
sayfa.
tasdik:
doğruluğunu kabul
etme, doğrulama.
tefsir:
açıklama.
tercüman:
tercüme eden.
tesadüf:
rastlantı.
tevafuk:
uygun gelme, denk
gelme.
tevafukat:
birbirine uygun
gelişler, denk gelmeler.
umum:
bütün, tüm.
ziyade:
çok, fazla.
Y
irmi
S
ekizinci
m
ekTup
| 630 | Mektubat
1...,620,621,622,623,624,625,626,627,628,629 631,632,633,634,635,636,637,638,639,640,...1086
Powered by FlippingBook