Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 20 Ekim 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Enstitü

Birey ve toplum

Bir makinenin dişlileri ve dönen çarkları gibi, sağlıklı bir toplumun dişlileri hükmünde olan kaliteli bireylerin şahıs, aile, meslek, ülke ve dünya çapında farklı sorumlulukları da aynı maksada matuf bir bütünlük içinde yürütülmelidir. Yüzyılın yerel ve küresel özlemi olan "sulh-ı umumi" ancak bu şekilde sağlanabilir.

1- BİREY NEDİR?

Birey sınırsız ihtiyaçları olan ve bu ihtiyaçlarını karşılamak için kabiliyetlerine sınır konmayan, maddî kaynakları sınırlı bir dünyada yaşayan, sosyal ve medenî bir varlıktır. Tek başına hayatını sürdüremez, toplum içerisinde yaşamak zorundadır.

Her birey, farklı özelliklere ve kabiliyetlere sahiptir. Bu farklılıkların herkes tarafından kabul edilmesi ve özel olduğunun bilinmesi sağlıklı bir toplum için şarttır. Bireyler hem kendileri, hem de toplum yararına kabiliyetlerini geliştirmek zorundadırlar.

1.1- Bireyin sorumlulukları

Bireyin Yaratıcısına, kendisine, ailesine, fizikî çevresine, komşularına, sosyal çevresine ve bütün insanlığa karşı sorumlulukları vardır.

Yeryüzünün en güzel ve en şerefli varlığı olan insanın Yaratıcısına karşı sorumluluğu O'nu tanımak ve O'na kulluk etmektir. Yaratıcısı tarafından yeryüzüne "halife" olarak seçilen insan bu görevini hakkıyla yerine getirmek zorundadır. Etrafındaki canlı ve cansız bütün varlıkların kendilerine verilen görevleri hakkıyla yerine getirmeleri aslında insana bu sorumluluklarını sürekli hatırlatmaktadır.

Bediüzzaman kâinatı parlak, temiz ve nazif bir fabrikaya benzeterek; birçok iş görülmesine rağmen kirsiz ve bulaşıksız olduğuna, lüzumsuz bir şey ve tesadüfî kir dahi bulunmadığına, görünüşteki birtakım kirliliğin de çeşitli temizleme mekanizmaları ile makine gibi çabucak temizlettirildiğine vurgu yaparak fiziki çevremizdeki işleyişe göre insanların da gerekli titizliği göstermelerini önermektedir.

İnsanların tabiatın işleyişine yaptıkları yersiz müdahaleler sonucunda ekolojik dengeye zarar verdikleri görülmektedir. Sağlıklı bir fiziki çevrede yaşama arzusunda olan insan bütün bu dengeleri göz önünde bulundurarak tabiatı kendi elleriyle kirletmemelidir.

Bediüzzaman komşuluğu, birbirini tanıyan zerrelerin bir araya gelmelerinden başlatır. Dünyaya gelişinden itibaren de kendisini sarıp sarmalayan bütün mahlûkat ve unsurlarla komşuluk etmek mecburiyetinde olan insanın, içinde yaşadığı toplumun bireyleri ile de düzenli bir komşuluk ilişkisi içerisinde bulunması yaratılışının gereğidir.

Yüce Peygamberimizin (asm), “Cebrail Aleyhisselâm komşulukla ve komşu haklarıyla ilgili o kadar tenbihatta bulundu ki, neredeyse komşunun komşusuna mirasçı olacağını sandım” demeleri komşuluğa dinimizin verdiği önemi göstermektedir.

1.2- Bireyin topluma etkisi

Birlikte yaşamak durumunda olan insanlar, bir yandan kendi ihtiyaçlarını temin etmek için çalışırlarken aynı zamanda da diğer insanların veya genel olarak toplumun ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik mal veya hizmetlerin üretimine katkıda bulunurlar. Bu durum bir yandan insanların toplum nazarında faydalı olmalarını sağlarken diğer yandan da kendini gerçekleştirme ihtiyacını da gidermiş olur.

1.3- Bireyin gelişimi

Bireyin gelişmesi toplumun gelişmişlik düzeyi ile doğru orantılıdır. Gelişmiş toplum değerleri eğitim yoluyla aktarılarak bireyi de geliştirir. Bireyin gelişimi süreklilik arz eder.

2- TOPLUM NEDİR?

Toplum en basit tanımlama biçimiyle insanların oluşturduğu ilişkiler sistemidir. Risâle-i Nur'da bu ilişkiler sistemi, yani toplum hayatı için, "hayat-ı içtimaiye" tabiri kullanılır. İçtima, toplanmak ve cemaat olmak anlamındadır. İnsanın toplumsal olma özelliği ancak bu şekilde öne çıkmakta ve değer kazanmaktadır.

2.1- Toplumun temel özellikleri

Toplum hayatının zembereğinde birbirini tahrik eden, hazırlayan ve domino etkisi yapan farklı bağ ve fonksiyonlar vardır. Birbirini ardı sıra süreçler serisi halinde sürükleyen bu yapıyı, Bediüzzaman; "Herkesin heyet-i içtimaiyede müteselsil revabıt ve vezaifi vardır" ifadesiyle ortaya koymaktadır. Aynı zamanda insanın toplum içindeki sorumluluk ağıyla ilgili "Halita şeklinde gayr-ı muayyen değildir" tesbitini nazara vererek, takım, yani "mütesanit heyetler" halinde çalışmanın ve belirlenmiş amaçlara paralel faaliyetlerde bulunmanın başarı ve verimliliğine işaret eder.

Bir makinenin dişlileri ve dönen çarkları gibi, sağlıklı bir toplumun dişlileri hükmünde olan kaliteli bireylerin şahıs, aile, meslek, ülke ve dünya çapında farklı sorumlulukları da aynı maksada matuf bir bütünlük içinde yürütülmelidir. Yüzyılın yerel ve küresel özlemi olan "sulh-u umumi" ancak bu şekilde sağlanabilir.

Fazileti esas alan bir medeniyetin istediği önemli fedakârlıklardan biri de feragattır. Toplumun ve sosyal hayatın hukuku ve huzuru adına feragat göstermektir. Küresel kuvvet ağı veya toplumun kuvvet dinamikleri haklılık eksenine göre belirlenmelidir. Böylece güçlüler tarafından zayıfların ezildiği toplumsal yapılanmalardan, zulüm ve baskıcı yönetimlerden uzak durmak mümkün olacaktır.

Bediüzzaman'a göre; bütün gelişmelerin temelinde toplumsal hayat yatar. Çünkü; bireylerin çokluğunun sosyal hayatı, sosyal hayatın san’at ve bilgi edinme düşüncesini, tanışmanın ticareti, yardımlaşmanın ortak çalışmayı, fikir alış verişinde bulunmanın da rekabet ve yarışmayı netice verdiğini belirtir.

2.2- Toplumun ortak değerleri

Bireyi sınırsız hisleri ve sınırsız ihtiyaçları çerçevesinde dizginleyecek olan toplumun ortak değerleridir. Ortak değerler bireyin ve toplumun olmazsa olmazlarıdır. Bunları dinî hissiyat, kardeşlik, hürriyet, yardımlaşma, gönül birlikteliği, millî ve manevî değerler, semboller ve ahlâkî değerler olarak sayabiliriz. Bu değerlerin aşındırılmaması hususunda Risâle-i Nurlarda sık sık ikazlara rastlanmakta ve sağlamlaştırılması için de bir hayli gayret sarf edildiği görülmektedir.

İnsaniyet-i Kübra olan İslâmiyetin tesisi, toplum hayatında insanî değerlerin yaşatılmasından ve buna göre alt yapısının kurulmasından sonra mümkün olmaktadır. Ortak insanî değerler, İslâmiyet'in müesses nizamı ile mutabakat zemininde gerçek kıymetini bulmuş olacaktır.

2.3- Toplumda bireyin konumlandırılması

Toplumun kalkınmasında, ihtiyaç, merak ve san’ata yönelme en dönemli dinamikleri oluşturur. Bediüzzaman'ın; "İhtiyaç medeniyetin üstadıdır" tesbiti çok yerinde bir tesbittir. İhtiyaçlar, kalkınma dinamizmini ve büyüme hedeflerini kamçılar.

Toplum içinde bireyin konumlanması; "Her şey istidadı nispetinde terfi etmek lâzımdır" ölçüsü ile performansa göre belirlenecek kriterler çerçevesinde olmalıdır. Öncelikleri ve beceri alanı farklı olan her bireyin ayrı bir yetenek haritası vardır. Uzmanlığın esas alındığı meslekî yeterlilik arttıkça, "Herkes san’atında büyüktür" prensibi geçerli olmakta ve bireylerin konumları gereği bir büyüklük değeri oluşmaktadır. Böylelikle konum ve yeteneğine göre topluma faydalı olan insanların "uzmanlığına" saygı artmaktadır.

2.4- Toplumu etkileyen faktörler

2.4.1- Eğitim

Eğitimin amacı bireylerde davranış değişikliği meydana getirmektir. Eğitim, yeni nesillerin toplum hayatında yerlerini alabilmeleri için, gerekli bilgi, beceri ve kişilik gelişimlerine yardımcı olma faaliyetidir. Mahiyet itibariyle çok mükemmel cihaz ve duygularla donatılan insana maddî ve manevî yönden doyurucu eğitim verme hedeflenmelidir.

Risâle-i Nur öğretisi, insanlara eğitime ilim ve hikmet penceresinden bakmayı öğreten, din ilimleri ile fen ilimlerini mezc ederek madden ve manen sağlıklı ve güçlü bireylerin yetişmesini, Yaratıcısını tanıyarak O'na hakkıyla kulluk etmesini sağlayan bir öğretidir.

2.4.2- Aile

Aile, toplum hayatının temel taşıdır. İnsanın zarurî bir ihtiyacı, küçük bir cenneti ve sığınağıdır. Toplum, büyük bir ailedir. Aile yapısı sağlam olmazsa, toplumun yapısında da birtakım çürümeler ortaya çıkar.

Bireyin kendi ailesi içerisindeki davranışları daha büyük aile olarak kabul edilen—mahalle, şehir gibi—toplum içinde göstereceği davranış biçimiyle doğrudan ilişkilidir. Birey, güzel ahlâkın esasları olan ihlâs, fazilet, hamiyet, fedakârlık, hürmet ve benzeri hasletlerle donatılmazsa yerine garaz, düşmanlık, kin, menfaat, aldatmak gibi haller meydan alır. Böyle bireylerden oluşan bir toplumun geleceği tehlikededir. Anarşi, kargaşa ve terör gibi huzur bozucu durumların baş göstermesi kaçınılmazdır.

2.4.3- Sosyal çevre

İnsan, diğer varlıklardan çok farklı bir mizaçla yaratılmıştır, çok çeşitli meyil ve arzuları vardır. İnsan her şeyin en güzelini ister, insanlığa lâyık şekil ve şerefle yaşamayı arzu eder. Bu arzularını karşılamak için çeşitli san’atlara ve diğer insanlarla işbirliğine ihtiyacı vardır. Bu sebeple sosyal çevre, bireyin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir.

Bediüzzaman, sosyal hayattaki, statü ve fazileti; "kamet ve kıymet" ile tanımlamakta, Müslümanların sosyal hayattaki saadetlerinin anahtarının istişare olduğunu söylemekte, "beşerdeki telâhuk-ı efkâr" ile müşterekliklerin ve karşılıklı fikir paylaşımının toplum hafızasını oluşturacağını ifade etmektedir.

Sosyal hayatın bir kuralı da, âdetullaha uygun hareket etmektir. Kâinattaki sisteme uygunluk ile sosyal kaliteyi sağlamaktır. Bediüzzaman'ın tabiriyle "tevfik refik" olmalıdır. Meşrû ve kabul edilebilir "umumî cereyana muvafık" ve fıtrî dayanışmanın parçası olmak da, toplum hayatının ahengi ve beraber düşünmenin asgarî gerekliliğidir.

Bediüzzaman'ın, "...hakikatli ve taze bir ders-i içtimaî ve İslâmîdir" dediği ve 1911 yılının başında, Şam'da Emevi Camiinde yaptığı konuşmada; "Ben bu zaman ve zeminde, beşerin hayat-ı içtimaiye medresesinde ders aldım ve bildim ki:" diyerek bizi maddî ilerlemede durduran, sosyal ve manevî hayatımızı tahrip eden altı hastalıktan bahseder. Bunlar:

1- Ümitsizlik

2- Sosyal ve siyasî hayatta doğruluğun ölmesi

3- Adaveti (düşmanlığı) sevmek

4- İnananları birbirine bağlayan nuranî bağları bilmemek

5- Her türlü baskılar

6- Şahsî menfaatine odaklanmak

Bediüzzaman; bunlara karşı, önleyici ve tedavi edici çözümler olarak da şunları sunar:

1- Allah'ın rahmetine kuvvetle ümit beslemek ve maddi, manevî terakkiyi temin etmek.

2- İslâmiyet'in esası olan doğruluğu tesis etmek.

3- Muhabbete muhabbet etmek.

4- Hakikî milliyetimizi İslâmiyet milliyeti bilmek.

5- Meşveret etmek.

6- Himmetini millete vermek.

2.4.4- İdarî sistem

Sağlıklı bir toplumun inşası için kamu yönetiminin ve buna bağlı idarî sistemlerin milletin hakimiyeti esasına dayalı demokratik seçimlerle gelen ve giden, katılımcı, şeffaf, denetlenebilir ve gerektiğinde değişebilir bir yapıya sahip olması gerekir. Bu yapıda seçilmişler de dâhil, yöneticiler ve çalışanlar Bediüzzaman'ın tabiriyle hizmetkârdır.

—Devamı haftaya—

20.10.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler

Başlıklar

  Bayram ve güzellik algımız

  Birey ve toplum

  Ümmü Mâbed (Atike binti Halid)


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004