Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 17 Aralık 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Lahika

ÂYET-İ KERİME MEÂLİ

İbrahim "Ya Rabbi, bana sâlih kullardan olacak bir evlât nasip et" diye duâ etti. Biz de onu yumuşak huylu bir evlâtla müjdeledik.

Sâffât Sûresi: 100-101

17.12.2006


HADİS-İ ŞERİF MEÂLİ

Kendisine öfkeli davranıldığı halde yumuşaklık gösteren için Allah'ın sevgisi vâcip olur.

Câmi'ü's-Sağîr, c: 3, 3834

17.12.2006


Zerreler, Mevlevî gibi dönerek zikrediyor

Mevlevî gibi zerreyi döndüren kim ise, müteselsilen mevcudatı tahrik edip, tâ şemsi seyyârâtıyla gezdiren aynı Zât olmak gerektir. Çünkü kanun bir silsiledir; ef’âl onunla bağlıdır.

Mektubat, s. 320

***

..belki beş bin hikmetle tahrik olunan zerrâtın tahavvülâtını, o akılsız feylesoflar hikmetsiz zannetmişler ve hakikatte; biri enfüsî, diğeri âfâkî iki hareket-i cezbekârânede zikir ve tesbih-i İlâhî ile Mevlevî gibi zikreden ve deverâna kalkan o zerreleri, kendi kendine, sersem gibi dönüp oynuyorlar zum etmişler. İşte, bundan anlaşılıyor ki, onların ilimleri ilim değil, cehildir; hikmetleri, hikmetsizliktir.

Sözler, s.508

***

Hem hangi kanunla zerreyi Mevlevî gibi tahrik ederse, aynı kanunla küre-i arzı meczup ve semâa kalkan Mevlevî gibi döndürüyor. Ve o kanunla âlemleri böyle çeviriyor ve manzume-i şemsiyeyi gezdiriyor.

Mektubat, s.281

***

Güneşlerin deverânından ve seyir ve seyahatlerinden tut, tâ zerrelerin mevlevî gibi devretmelerine ve dönmelerine ve ihtizazlarına kadar kâinattaki bütün sa’y ve hareket, kanun-u kader-i İlâhî üzerine cereyan ediyor ve dest-i kudret-i İlâhîden sudur eden ve irade ve emir ve ilmi tazammun eden emr-i tekvînî ile zuhur eder.

Lem’alar, s.129

***

Muvahhid-i ekber ve tevhidin bürhan-ı muazzamı olan kâinat, değil yalnız erkân ve âzâsı, belki bütün hüceyratı, belki bütün zerratı birer lisan-ı zâkir-i tevhid olarak bu büyük bürhanın sadâ-yı bülendine iştirak ederek, hep birden Lâilâhe illallah diye mevlevî-vârî zikrediyorlar.

Hutbe-i Şamiye, s.142

17.12.2006


“İki adamın tesirinde kaldım: Mevlânâ ve Said Nursî”

Muhterem din kardeşlerimiz! Kıymetli mektubunuzu aldım, çok çok teşekkürler.

Hazret-i Üstadımız Said Nursî’nin hal ve sıhhati nasıldır? Onu seven talebeler ve halk soruyor. Bana haber göndermenizi ricâ ederim.

Bu ay içerisinde Hindistan’da, İslâmiyetin ve Türklerin hakîki düşmanı olan siyonist ve kızıl kâfirlere karşı dört makale neşrettim. Türk-Pâkistan dostluğunun esas ve tarihi hakkında da, Karaşi’de bir fıkra neşrettim, size de gönderdim. İmam adlı aylık bir gazetede, “Rusya’da Mazlûm Müslüman” başlıklı bir makale yazdım, bunu da gönderdim ve başka Orduca gazetelere de gönderdim. Maksadım, İslâmiyete hizmet, Türk edebiyatını tanıtmak ve Türk düşmanlarına karşı yazmak ve çalışmaktır...

Burada mühim bir kitap neşretmek istiyorum, bunun için size yazıyorum. Bu hususta Halkçıları tanıttırıyorum ki, bunlar, Türklere karşı çalışmışlar ve cumhuriyet adına bütün milleti aldatıp dindarları zindanlara atmışlardı. Karaşi’de neşredilen bu makaleleri bir kitap halinde tâb’ etmek istiyorum. Bize ne kadar materyal verirseniz, hepsi burada neşrolacak.

Bu mektubumdan sonra, size mühim bir mektup yazacağım ve bunda, niçin Üstadın İslâm dünyasının en büyük din şahsiyeti olduğu ve bunun gibi hiçbir adam, ne Endonezya, ne Hind-Pak Yarımadası, ne Arap ve ne de Afrika’da çıkmadığı gösterilecek.

Ey Nurcu dostlarım! Türk-Pâkistan dostluğu için çalışınız, komünistlerden âgâh olunuz. İftihar ederiz ki, Türkiye ile Pâkistan, Bağdat Paktı muâhedesinde şeriktir. Yolumuz İslâmîdir, ne Arapçılık, ne İrancılık...

Geçen ay, Seyyid Ali Ekber Şah beni çağırdı. Bu zât 1950’de Üstadımızı görmüş; bana çok iyi malûmât verdi. O, makalelerle de Üstadı tanıtmış ve Yahudîler aleyhinde yazmıştır. Bu zât, Üstada selâmlar ve talebelere duâlar ediyor ve diyor ki: “Ben iki adamın tesiri altında kaldım: Biri Mevlânâ, diğeri de Said Nursî.”

M. Sabir

Tarihçe-i Hayat, s. 619

17.12.2006


ESMA-İ HÜSNA

Allah (c.c.), bütün varlıkların ve bütün âlemlerin Sahib’idir. Yerler, gökler, tüm varlıklar, tüm kâinat Allah’ındır. Her şeyin sahibi Odur. Kullarının en yakın ve en samîmî dostu Allah Teâlâdır. İlhamı, merhameti, şefkati, yardımı, inâyeti ve muhtelif nîmetleri vasıtasıyla her an kullarının imdadındadır. İbâdet, duâ ve niyaz yoluyla da kulları her an Kendisiyle bağlantı kurarlar. Gariplerin, kimsesizlerin, yetimlerin, fakirlerin, ümitsizlerin, her sığınanın ve herkesin sâhibi Cenâb-ı Allah’tır.

Sahib ism-i şerifi Hazret-i Ali’nin (r.a.) Peygamber Efendimizden (a.s.m.) rivâyet ettiği1 Cevşenü’l-Kebir’de vârittir.

Bedîüzzaman’a göre, dünya bir misâfirhânedir. İnsanlar da, dünyalar da aslında birer misâfirdirler. İnsan, dünyada az duracaktır. Vazifesi ise iyi bir misâfirlikten başka bir şey değildir. İnsan, kısa bir ömürde, ebedî hayata lâzım olacak şeyleri tedârik etmekle mükelleftir. Öyleyse en ehemmiyetli ve en elzem işleri öne almalı, lüzumsuz işlerle uğraşmamalı, dünya hayatını ebedî zannetmemelidir. İnsan, hak ve hakîkate önem vermeli, âhiret ve ebediyet hususunda hassas olmalı, Sahibine ibâdette kusur etmemelidir.2

Bediüzzaman Saîd Nursî, bu kâinatın Sânii ve Müdebbirinin ve bu memleketin Sultânı ve Mürebbîsinin ve bu sarayın Sahibi ve Bânisinin bir, tek, Vâhid ve Ehad olduğunu, misli, nazîri, vezîri, dengi, benzeri, yardımcısı, şerîki, zıddı, aczi ve kusuru aslâ bulunmadığını belirtir. Bedîüzzaman’a göre, intizam tam bir birlikle olur, tek bir düzenleyici ister, hâkimiyette münâkaşaya sebep olan şirki ve ortaklığı aslâ kaldırmaz. Şu halde, bu misafirhanenin Sânii ve Sahibi birdir, hem gayet Kerîm bir misâfirperverdir ki, güneş, ay, bulutlar, yağmur, toprak gibi yüksek ve büyük memurlarını zîhayat yolcularına hizmetkâr edip istirahatleri için çalıştırmaktadır.3 Dünyâ ve âhiret mülkünün Mâliki ve Sahibi, dünya öldükten sonra dünyayı daha güzel bir sûrette tâmir edecek, âhiretten bir menzil olarak yeniden ihyâ edecektir.4

Yalnız gıda ilminin bile, bir gıda deposu hükmündeki yeryüzünün sahibi olan Cenab-ı Hakkı ilmiyle ve kudretiyle bildirdiğini, tanıttırdığını ve sevdirdiğini5 beyan eden Bediüzzaman, şu kâinatın Sahip ve Mutasarrıfının elbette bilerek yaptığını ve hikmetle tasarruf ettiğini, her tarafı görerek tedvîr ve terbiye ettiğini, her şeyde görünen hikmetleri, gayeleri ve fâideleri irâde ederek kâinatı tanzim ettiğini kaydeder.6 Bedîüzzaman, Sâhip ve Fâtır-ı Bâkî’nin isimlerinde bütün kâinatın güzelliklerinin kaynağı bulunduğunu, dünyada güzel şeyler geçici olsa da, isimler bâkî olduğundan keder ve üzüntüye aslâ mahâl olmadığını ehemmiyetle vurgular.7

(Risâle-i Nur’da Esmâ-i Hüsnâ)

Dipnotlar:

1- Mecmuatü’l-Ahzab, 2: 257

2- Sözler, s. 241

3- Şuâlar, s. 149

4- Sözler, s. 492

5- A.g.e., s. 142

6- Mektûbat, s. 90

7- Şuâlar, s. 82

Sahib

17.12.2006


“Mevlânâ bu zamanda gelseydi Risâle-i Nur’u yazardı”

Ahmet Gümüş anlatıyor:

Üstad Bediüzzaman Hazretleri “Hz. Mevlânâ benim zamanımda gelseydi, Risâle-i Nur’u yazardı. Ben de Hz. Mevlânâ zamanında gelseydim, Mesnevî’yi yazardım. O zaman hizmet Mesnevi tarzındaydı, şimdi Risâle-i Nur tarzındadır” demişti.

Son Şahitler, 4. Cild, s. 152

17.12.2006


BİR KISSA, BİN HİSSE

Göçerlerden birisi Hz. Peygamber’e (asm) kıyametin ne zaman kopacağını sordu.

Hz. Peygamber (asm):

“Kıyamet için ne hazırlık yaptın?” buyurdu. Göçer:

“Hiçbir şey hazırlamadım ya Resûlallah. Sadece içimde sonsuz bir sevgi var. Allah’ı ve Peygamberini çok seviyorum” dedi.

Hz. Peygamber (asm):

“Sen sevdiğinle beraber olacaksın” buyurdu.

Şanlı sahabeler:

“Ya Resulallah! Biz de böyle miyiz?” diye sordular. Peygamber Efendimiz (asm):

“Evet, siz de böylesiniz!” buyurdu.

Biz Resûlullah’ın bu sözüne sevindiğimiz kadar hiçbir şeye sevinmedik.

(Buhari, Tirmizi)

Süleyman KÖSMENE

17.12.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri

Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004