Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 21 Kasım 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Eğitim

Öğrenme bozuklukları gelişimi olumsuz etkiliyor!

Ebeveynler, çocuklarını okula istek ve hevesle götürürler. Çünkü çocuklarını eğitimli ve başarılı görmek ailelerin en büyük beklentisidir. Okulda, bazı çocuklar diğer öğrencilere göre daha geç öğrenebilmekte ve dersleri anlamada zorluk çekebilmektedir.

Öğrenme bozuklukları, çocuğun yalnız eğitim hayatını değil, sosyal hayatını da etkiler. Çocuğunda öğrenme güçlüğü olduğunu fark eden anne ve babalar paniğe kapılmamalıdır. NJCLD (ABD Ulusal Öğrenme Bozukluğu Birleşik Komitesi), öğrenme bozukluğunu şöyle tanımlar: ‘Dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ile matematik yeteneklerin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüklerle kendini gösteren karma bir bozukluk grubudur.’ Öğrenme bozukluğunun teşhisi için psikometrik testlerden yararlanılmaktadır. Bu testler çocuğun hangi alanlarda başarısız olduğunu belirlemeye yarar ve en uygun tedavi yöntemi belirlenir.

Çocukların öğrenme güçlüğü çekmesine sebep olan pek çok etken olabilmektedir. Bazı öğrenciler görme bozuklukları sebebiyle dersi takip edemez. Yine duyma ve zekâ problemi olan çocuklar konuları anlamakta ve okuma-yazmada sıkıntı yaşayabilirler. Yine disleksi de özellikle okuma–yazmada gerilikleri doğurabilir. Disleksi, genellikle okul öncesi dönemde fark edilmez. Çünkü okuma-yazma ile ilgili bir sorundur. Çocuklar sürekli farklı yerlere gitmek, okul dışında olma isteği duyabilirler. Bu çocukların zekâlarında bir sorun olmamakla birlikte, okulda başarısız olabilirler. Yapabileceklerinden daha az gayret gösterirler ve dikkatleri dağınıktır.

Öğrenme bozukluğu olan çocukların matematiği anlama ve uygulama becerisi beklenenin altındadır. Bu çocuklar problem çözmede, sayıları algılamada, çarpım tablosu ezberlemede ve konular arasında bağlantı kurmakta güçlük çekerler. Okuma hızları ve kelimeleri söyleme biçimleri yaşıtlarına ve eğitim durumlarına göre geridedir. Harf ya da kelimeleri tanıyamama, heceleyememe, kafiyeli sözcükleri söyleyememe ya da ayırt edememe dikkat çeker. Okuma sırasında sık sık duraklarlar, yön ve zaman kavramlarında sıkıntı yaşarlar. Yazılı anlatımlar, ölçülen zekâ düzeyinin altındadır. Karmakarışık, özensiz yazarlar. Bunu yaparken de bazı sözcükleri atlar, arkadaşlarından geri kalırlar. Yavaş yazarlar, ellerini rahat kullanamazlar.

Öğrenme güçlüğü olan çocukların yaşadığı yetersizlikler, onların okula ve eğitime bakışını da olumsuz etkilemektedir. Çocuklar, okumanın çok zor bir iş olduğunu düşünmekte; ders çalışamamakta, odaklanamamakta, yeteneklerini kullanmada sıkıntı çekmektedir. Kendi duygu ve düşüncelerini ifade ederken zorlandığı için, sorumluluk almaktan çekinmektedir. Düzensizdir ve çalışırken yardıma ihtiyaç duyar.

Anne-baba çocuğunun bu durumunu kabul etmeli ve bunun üstesinden gelebilmesinde ona destek olmalıdır. Öğrenciye sorumluluk vermek ve kendisine güvendiğinizi hissettirmek de çok önemlidir. Planlama ve disiplin konusunda dikkatli, aynı zamanda kararlı olmak gerekir. Anlayışla uygulanan eğitim programları daha sağlıklı sonuçlar verecektir.

Mustafa OĞUZ

21.11.2006


Eğitim Şûrası,İzmir Marşıyla başlayıp Mehter Marşıyla son buldu!

Geçen haftaki yazımızda ele aldığımız siyasî determinizmin bir yansımasını, 9 yıl aradan sonra yapılan Eğitim Şûrâsı’nda da gördük. Hükümetin en yiğit Bakanının esip gürlemesiyle, adeta İzmir Marşıyla başlayan Şûrâ, yazılı ve görsel basının derin odakların desteğiyle yaptığı yaylım ateşleri sonunda Mehter Marşıyla vazgeçildi ve adeta “bunu konuşmamış sayalım!” denildi…

Bunlar böyledir zaten; önce bir iş yapıyorlar gibi görünürler, bir iki adım attıktan sonra, gelen tepkilerle hemen takiyye battaniyesine bürünüp kamufle olmaya çalışırlar. Bir nevî deve kuşu gibidirler; ne yük taşımaya yanaşırlar, ne de uçmaya. Sonra da derin avcılar görmesin diye başını kuma gömüp kendilerini o avcıların görmediğini zannederler. Futbolda buna “Topu taca atma” deniyor ya, aynen bunun gibi bir şey işte! Böyle bir durumda, söyler misiniz, kim kimi görmüyor? Kim kimi kandırdığını sanıyor?

Bakanlık bürokrasisinde değişen fazla bir şey yok aslında. Eski hükümetler zamanındaki bürokratlar kimse, şimdi de onlar var. Belki birkaç genel müdür değişikliği söz konusu. Peki, derin avcılar bu değişmemiş yapıyı bilmiyorlar mı? Biliyorlar elbette. Onların amacı bu kadroya daha fazla işler yaptırmak. Bu bakanın atadığı birçok bürokrat da öyle dişli, mişli değil zaten. Sözgelimi, TTK Başkanı Sayın İrfan Erdoğan, bu hükümetin huyunu hemen kapmış meselâ. Sayın Erdoğan, Eğitim Fakültelerindeki çok değerli emekliliği gelmiş ve nesli tükenmiş hocalara yaranmak için çırpınıyor. Onlar üzerinden kimbilir kimlere mesaj gönderiyordur. Kimbilir kimlerden baskı görüyordur! Bu baskıları ve dayatmaları samimiyetle Sayın Bakanla paylaşacağına, ona da kendi hükümetinin politikalarına ters bir şeyler söylettiriliyor.

Şûrânın 1999 yılından bu yana, yani 28 Şubat gölgesinden kurtulmaya çalışılıp gerçekleştirilmesi aslında önemli bir gelişme. Bu pozitif gelişme, Şûrâ’nın muhtevasının oynak ve alınan kararların hem karar sürecinde meydana getirdiği rahatsızlık ve hem de uygulamaya dönüşmesinin hayal olduğu düşünülürse, negatif sonuçlarla karşılaşmamız sürpriz olmayacak.

Şu açıkça anlaşılıyor ki, eğitimin demokratikleşmesi için iktidarın da demokrat olması gerekiyor. Kendini tanımlayamayan; deve mi, kuş mu olduğuna karar veremeyen bir iktidarın, ne şûrâ kanalıyla, ne de icraatlarıyla eğitime bir yararı olmadığı gibi, korkarım ki, mevcut durumundan daha da geriye götürebilir. Bu tür iktidarlar, determinizm gereği, eğitimi derin, baskıcı, dikta rejimi heveslisi, 30’lu yıllara döndürmek isteyenlerin kucağına bırakırlar diye korkarım. Bu iktidar bir iş başarmak istiyorsa, yeni bir şey yapmasın yeter!

B. Sait ÇİFTÇİ

21.11.2006


Öğrenci temsilcisi seçerken sınıfın görüşünü dikkate alın!

Okulda, öğrenci temsilcisi seçerken çocukların istek, beklenti ve sorunlarını göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Seçilen öğrencinin liderlik ve temsil yeteneğinin yüksek olmasına dikkat edilmelidir. Temsilcilerin aday öğrenciler arasından seçimle belirlenmesi uygun olur, ancak bazen seçimi öğretmen de yapabilmektedir.

Sınıf başkanı, sınıf içi iletişime katkı sağlar

Sınıf başkanı, gerek davranışlarıyla, gerekse düşünceleriyle diğer öğrencilere örnek teşkil eder. Sınıf başkanının ve yardımcısının iletişim yeteneği güçlü olmalı, arkadaşlarını kolayca motive edebilmelidir. Öğretmenin isteklerini ve beklentilerini arkadaşlarına doğru şekilde anlatabilmeli, sınıf içi düzeni sağlayabilmelidir. Sorumluluk alan, derslerinde başarılı ve sosyal yönü güçlü öğrencilerin sınıf başkanı seçilmesinin sebebi de budur. Sınıf başkanı adayı olan öğrenci sayısı çok fazla ise, öncelikle sayıyı azaltmak için bir ön eleme yapılmalıdır. Sonra öğrenciler, tercih ettikleri başkan adayı için yazılı ya da açıktan oy kullanırlar. Bir öğrencinin sadece bir kez oy kullanması sağlanmalıdır. Öğrenciler ve öğretmenler, genellikle sınıfta en popüler olan öğrenciyi başkan olarak seçerler. Ancak popüler olmak tek başına sorumluluk taşımasına ve arkadaşlarını doğru yönlendirebilmesine yetmeyebilir. Sınıf başkanı, arkadaşları arasında sevilen, yeri geldiğinde espri yapan ve empati yönü güçlü öğrenciler arasından seçilmelidir. Sınıf başkanı, sınıfın genel düzeni, idare ile olan ilişkiler, sınıf defterinin ve yoklama fişinin idareye ulaştırılması, sınıf nöbetçilerinin belirlenmesi, öğretmene yardımcı olmak v.b. görevleri yerine getirir.

Sınıf temsilcisi, idarenin önemli

kararlarında görüş bildirir

Okul idaresi, okulun genelini ilgilendiren gelişmeleri, olumlu ve olumsuz durumları sınıf temsilcileriyle paylaşır. Böylelikle onların konuyla ilgili görüş bildirmelerini ister. Sınıf temsilciliği, genellikle öğretmen tarafından sınıfın en sosyal bir veya iki öğrencisine verilir. Sınıf temsilcisi, idarenin kararlarını çok hızlı biçimde sınıfa bildirir, toplantılarda alınan kararları açıklar. Açıklanan düşünceyle ilgili sınıf arkadaşlarının neler düşündüğünü öğrenerek, bunları idareye bildirir. Yine okulda düzenlenen çeşitli toplantılara, faaliyetlere sınıfı adına sınıf temsilcileri gider. Sınıf temsilcisinin iyi bir dinleyici olması gerekir. Böylelikle kendisine anlatılanları başkalarına da ekleme veya azaltma yapmadan aktarabilir.

Okul idaresi hangi konularla ilgili sınıf temsilcilerinin görüşlerine başvuracağını önceden bildirmelidir. Böylece öğrenciler toplantı öncesi sınıf arkadaşların istek ve tekliflerini öğrenerek, idareye rahatlıkla anlatabilirler. Çünkü toplantı anında öğrencilerin görüşleri sorulduğunda, çocuklar sınıf arkadaşlarının adına konuşmak konusunda sıkıntı yaşayabilirler.

Eğitsel kol başkanları arkadaşlarını

bilgilendirici çalışmalar hazırlar

Eğitsel kol (kulüpler) çalışmaları farklı sınıflardan öğrencilerin bir araya gelerek ortaklaşa yürüttükleri çalışmalardır. Eğitsel kol başkanları tüm sınıflardan gelen öğrenciler tarafından seçilirler. Kulüp başkan seçimlerinde öğretmenler, genellikle öğrencilerin tercihini dikkate alırlar. Eğitimciler ise, sekreter, yazıcı, üyeler v.b. öğrencileri seçerler. Panolara eğitsel kol ile ilgili farklı bilgiler, yazılar hazırlar, faaliyetler düzenleyerek arkadaşlarını bilinçlendirirler. Her eğitsel kol, panoları belirli aralıklarla dönüşümlü olarak kullanır.

Düşüncelerine değer verilen öğrenci mutludur!

Çocuklar, düşüncelerine değer verildiği sürece kendilerini daha rahat ifade ederler. Okulda gözlerine takılan eksiklikleri ya da çözüm tekliflerini hem öğretmenleriyle hem de arkadaşlarıyla paylaşabilirler. Sınıf başkanı, sınıf temsilcisi, eğitsel kol başkanı vb. öğretmen tarafından öğrencilere sorulmadan seçildiğinde sınıftan tepkiler yükselmeye başlar. Öğrenciler, kendilerine haksızlık yapıldığını düşünebilirler. Temsil gerektiren görevlerde tüm öğrencilerin ortak karar alması sağlanmalıdır.

21.11.2006


Yazılı sınavdan önce yapılması gerekenler!

Çalışmalarınızı hızla gözden geçirin

Sınav öncesinde tüm çalıştığınız konuları yüzeysel olarak tarayın. Konuların muhtevası ve soruların çözümlerine uzun zaman ayırmayın. Konuları baştan sona tekrar etmeye çalışmak hem size zaman kaybettirir, hem de bilgilerin kısa süreli karışmasına sebep olur. Sayfaları hızla çevirirken, çalıştığınız bilgiler de zihninizde canlanmaya başlayacaktır. Unuttuğunuz formüllere, tanımlara tekrar bakabilirsiniz. Bazen öğrenciler, çok çalışmalarına rağmen, hiçbir şey bilmediklerini düşünebilirler. Bu durum geçicidir ve sınav stresinin etkisidir. Konuları iyice kavramış bir öğrencinin panik yapmasına gerek yoktur.

Son dakikada yeni konu çalışmayın

Sınava çok kısa bir süre kala hiç bilmediğiniz ya da neredeyse tamamen unuttuğunuz konuları çalışmayın. Bu konuları öğrenmeye çalıştığınızda zihninizdeki bilgilerle ilişki kuramayarak bir karmaşa yaşabilirsiniz. Yeni öğrendiğiniz formüllerle, daha öncekileri karıştırabilirsiniz. Konuyu son anda tam olarak öğrenemediğiniz için sınavda o soru çıkmasa bile sürekli panik yaşayabilir, sorulara yoğunlaşmakta güçlük çekebilirsiniz. Kendinizi arkadaşlarınızla kıyaslamayın. Bazen öğrenciler abartılı anlatımlarda bulunurlar. Önemli olanın çok çalışmak değil, düzenli ve dikkatli çalışmak olduğunu unutmayın.

Kendinize güvenin

Dikkatli biçimde ve konuları özümseyerek çalıştığınız sürece, sınavlardan korkmanıza gerek yok. Sınava başladığınız ilk anda sorular çok zor gözükebilir. Derin bir nefes alın ve bildiğiniz sorudan çözmeye başlayın. Yazılı sınavlarda da son dakikada teknik değiştirmek zaman kaybına sebep olur. Evde soruları nasıl çözdüyseniz, sınavda da aynı tekniği kullanın. Hızlı düşünmeye ve düşündüklerinizi doğru anlatmaya çalışın.

21.11.2006


Kitaplıklar, beynin çocuklarıdır

Okumayı öğrenmek san’atların en gücüdür. Hayatımın 80 yılını bu işe verdim. Yine de kendimden memnun olduğumu söyleyemem (Goethe). Başarının şartları: Bilmek, istemek, cüret etmek ve susmak (Axel Munthe). İster kişiliğiyle olsun, ister bilgisiyle, bana bir şeyler verebilen herkesi severim. Benim tüm nefretim gevezeleredir (Christian Morgenstern). İnsan bilmediği şeyi sormak için bile, birçok şey öğrenmiş olmalıdır (J.J. Rousseau). İnsanın bilgisi artınca, huzursuzluğu da artar (Goethe). Bir insan söylediği şeylerden çok söylemedikleriyle de insanlaşır (Albert Camus). Okuma san’atı çoğunlukla hayatı kitaplarda tekrar bulmak, kitaplar sayesinde hayatı daha iyi anlamak san’atıdır (Andre Maurois). Çalışmayı ve beklemeyi öğrenin (Longfellow). Başarı her şeyi temizleyen altın yaldızlı bir alevdir (Emile Zola). Madem ki alışkanlıklar, hayatımızın en ileri gelen hâkimleridir, öyleyse ne yapıp edip iyi birini edinmeye çalışmalıyız (Bacon). Dehanın ne memleketi, ne asrı olur, her yer onun, her zaman onundur (Cenap Şehabettin). Bilgi bir hazine ise, uygulama da bu hazineyi açan bir anahtardır (Thomas Fuller).

21.11.2006


Zil

Ufak bir çocuk apartman ziline basmaya çalışıyordu, ama boyunun yetişmesi zordu. Oradan geçen yaşlı bir amca çocuğa yardım etmek istedi: ‘Hangi zile basmak istiyorsun evlâdım’ diye sordu. Çocuk da: ‘İkinci zile amca’ dedi. Yaşlı amca zile bastıktan sonra çocuğa: ‘Şimdi ne yapacaksın?’ diye sordu. Çocuk da: ‘Sizi bilmem, ama ben kaçacağım’ dedi.

21.11.2006


Yılın son sınavı

Renkli kişiliğiyle ün yapmış bir felsefe hocası, yılın son sınavını yapmak üzere sınıfa girer. Bütün öğrenciler çok heyecanlı, hepsi merakla soruları bekliyorlar, felsefe hocası şöyle bir sınıfa bakar, derken sandalyesini kaptığı gibi kürsüsünün üzerine koyar.

“İşte 100 puanlık tek soru, bana bu sandalyenin var olmadığını ispat edin…”

Herkes bir girişir yazmaya. Efendim, hızlı hızlı yazanlar, harıl harıl düşünenler derken, aralarından biri kâğıda tek bir cümle yazar, sonra kalkıp hocasına verir ve sınavı bitirip çıkar. Sonuçlar açıklandığı zaman bir bakmışlar koca sınıfta 100 üzerinden 100 alan tek kişi var, o da sınavı 2 dakikada bitirip çıkan çocuk… Peki, acaba çocuğa 100 puan getiren o tek cümle neymiş?

“Hangi sandalye?”

21.11.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004