Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 02 Aralık 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Haberler

 

Maddeler değişse de zihniyet aynı

Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zühtü Arslan, ifade özgürlüğünü kısıtlamak için sürekli “yedeklenen maddeler” bulunduğunu, her döneme uygun olarak bu maddelerin işletildiğini, 301. maddenin de bunlarda biri olduğunu söyledi.

İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP) ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Merkezi’nin birlikte düzenlediği “İfade Özgürlüğü: İlkeler ve Türkiye” konulu uluslararası konferansın ikinci gününde “Şiddet, terörizm ve ifade özgürlüğü” konuşuldu.

Burada yaptığı konuşmada, devletlerin istisnai halin sürekli hale getirilmesi ve olağanlaştırılması için belli başlı teknikleri uyguladığını ifade eden Doç. Dr. Zühtü Arslan, terörün ve şiddetin meydana getirdiği korkunun bir müddet sonra toplumsal ve siyasal paranoya haline dönüşebildiğini ve temel haklar üzerinde çok ciddî bir tehdide dönüşebildiğini söyledi. Türkiye’de en çok kullanılan tekniğin “yedekleme” olduğuna dikkat çeken Arslan, ifade özgürlüğünü her zaman için sınırlayabilecek maddelerin yedekte tutulduğunu söyledi. Arslan, “Yedekleme bizim çok kullandığımız bir teknik. Mevzuatınızda, bu TMK da TCK da olabilir. Sürekli ifade özgürlüğünü sınırlayacak yedek bir takım maddelerin olduğunu görüyoruz. Geçmişte 141, 142, 163 vardı. Bunlar kaldırıldı ama TMK 8. madde ortaya çıktı. TCK’da birden 312. diye bir maddenin varlığı keşfedildi. Sonra özgürlüklerin alanının genişletmesi sürecinde bunların ıslahı gündeme geldiğinde başka maddeler keşfedildi. Meselâ bugünlerde çok kullanılan 301. madde gündeme geldi. İstisnai durumun sürekleşmesinde bu yedekleme ve boşlukların sürekli doldurulması işleyen bir yöntem. Bunlar her zaman her dönemde ceza kanunlarında ifadeyi sınırlandırmak için kullanılabiliyor” dedi.

ŞİDDET VE TERÖRE KARŞI İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

Bu tekniklerde ilkesel bir yaklaşımdan ziyade pragmatik bir yaklaşımın söz konusu olduğunu belirten Arslan, “Avrupa’ya ihtiyacımız yok diyen ulusalcılar 301. maddenin aynısının İspanya, İtalya ve Almanya’da olduğunu Türkiye’de daha da ağırlaştırılarak uygulanması gerektiğini söylediler” diye konuştu.

Doç. Dr. Zühtü Arslan, tehdit algılamalarının yoğun olduğu durumlarda temel hak ve özgürlüklerin ciddî tehdit altında olduğunu vurgulayarak, bu gibi durumlarda “kurunun yanında yaşın da yandığını”, şiddete başvuranla sadece düşüncelerini ifade edenler arasındaki ayrımın belirsiz hale geldiğini hatırlattı. Şiddet ile ifade özgürlüğü arasında ters orantılı bir ilişkinin olduğuna dikkat çeken Arslan, şöyle konuştu: “Şiddetin ve terörün yükseldiği zamanlarda mutlaka ifade özgürlüğü kısıtlanıyor. İnsanlar bir şekilde ya kendilerini sözlerle anlatıyorlar ya da silahla anlatıyorlar. Silahların konuştuğu dönemde insanlar susuyor. O yüzden söze de söz vermek gerekiyor. İfade özgürlüğünü sağlarsak, bize en aykırı gelen görüşleri de ifade dilmesine olanak verirsek şiddet ve terörle daha etkin bir mücadele etmiş oluruz. Türkiye bunu çok fazla denemedi şu ana kadar. Hep aksi fikri ön kabul olarak benimsedik.”

Toplantıda konuşan Av. Fikret İlkiz ise TMK’da yapılan değişiklikte “öz”ün korunduğunu, gazete, radyo, televizyon, internet sahip ve yayın sorumlularının büyük müeyyidelerle karşı karşıya bulunabileceklerini söyledi. Mazlumder Genel Başkanı Ayhan Bilgen de toplumun hak arama yollarının tıkanmasının şiddete davetiye çıkardığını ifade etti. Bilgen, YAŞ kararlarının da yargı denetimine açılması gerektiğine de işaret etti.

Kemal BENEK / ANKARA

02.12.2006


 

Çok hassas davranılmalı

Sosyal Hizmetler Genel Müdürü İsmail Barış, cinsellikle ilgili artan ve yetişkinleri bile olumsuz etkileyen haberlerin, çocuklarda travmaya yol açabildiğini, bu konuda medyadan son derece hassas bir davranış beklediklerini bildirdi. Barış, kurum olarak, himayeleri altında bulunan çocukların bakımının yanı sıra daha önceden yaşadıkları olayların travmaya yol açmaması, ruhen ve bedenen sağlıklı yetişmeleri için olağanüstü çaba harcadıklarını söyledi.

Sosyal Hizmetler Genel Müdürü (SHÇEK) İsmail Barış, gazetelerde cinsellikle ilgili artan haberlerin yetişkinleri bile olumsuz etkilerken, çocuklarda travmaya yol açabildiğini, bu konuda medya mensuplarının son derece hassas davranmasını beklediklerini bildirdi. Barış, yaptığı açıklamada, çocukların, özellikle de istismara uğrayanların korunması konusunun sadece ilgili kurum ve kuruluşların değil, tüm toplumun görevi olduğunu vurguladı.

Son dönemlerde gazetelerde artan cinsellikle ilgili haberlerde sağduyulu davranılması gerektiğini ifade eden Barış, ‘’Gazetecilerin görevlerini yerine getirmesine elbette saygımız var. Ancak, bir gazeteci istismara uğramış bir çocuğu kamerasıyla görüntülerken ya da fotoğrafını çekmeye çalışırken, o çocuğun kendi çocuğu olabileceğini aklına getirmeli’’ dedi. Barış, kurum olarak, himayeleri altında bulunan çocukların bakımının yanı sıra daha önceden yaşadıkları olayların travmaya yol açmaması, ruhen ve bedenen sağlıklı yetişmeleri için olağanüstü çaba harcadıklarını vurgulayarak, şunları söyledi: “Son dönemlerde cinsellikle ilgili artan haberler yetişkinlikleri olumsuz etkilerken, çocuklarda travmaya yol açabiliyor. Bu haberlerle ilgili çocuğun korunması konusunda Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ya da savcılara başvurarak, tahribatı önlemeye çalışıyoruz.’’

MEDYA DAHA DİKKATLİ YAYIN YAPSIN

Barış, kendileri bu çabayı gösterirken, medyada yer alan haber, fotoğrafların model alınabileceğine dikkati çekerek, şunları kaydetti: “Meselâ, biz kurum olarak çocukları, kendilerine olumsuz örnek olacak her türlü araçtan uzak tutmaya çalışıyoruz. Suça karışmış, istismara uğramış çocukları yetiştirme yurtlarımızda diğer çocuklarla aynı ortamda tutmak istemiyoruz. Buradaki amaç, suça karışmış çocukları, diğer çocukların örnek almasını önlemek. Bu nedenle suça karışan çocuklar için ayrı bir rehabilitasyon merkezleri oluşturma çabasındayız. Bakım ve Sosyal Rehabilitasyon Merkezleri, suça karışmış ancak duygusal, cinsel ve fiziksel istismara uğramış çocukların, olumsuz yaşam deneyimlerinden kaynaklanan travmaları ve davranış bozukluklarını giderilmesi amacıyla hizmet verecek. Koruma Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi ile Bakım ve Sosyal Rehabilitasyon Merkezi, kız ve erkek çocuklar için ayrı ayrı oluşturulacak.’’

/ ADANA

02.12.2006


 

Bardakoğlu: Atatürkçülükle dindarlığı birlikte yaşatıyoruz

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Türkiye’nin, İslam’ın aydınlık yüzünü temsil etmesi, Cumhuriyeti, modernliği, Atatürkçülüğü, laikliği, dindarlığı bir arada yaşatması, İslamı kendi kaynaklarıyla anlayıp, hizmete dönüştürüp insanları yarına hazırlamasıyla ayrı bir ülke olduğunu söyledi.

Bardakoğlu, Dağsu Mahallesi’nde yapılacak Diyanet Eğitim Merkezinin temel atma törenine katılmak üzere geldiği Rize’de, Belediye Başkanı Halil Bakırcı ve Vali Kasım Esen’i makamlarında ziyaret etti. Daha sonra Diyanet Eğitim Merkezinin temel atma törenine katılan Bardakoğlu, yaptığı konuşmada, Türkiye’nin, İslam’ın aydınlık yüzünü temsil etmesi, Cumhuriyeti, modernliği, Atatürkçülüğü, laikliği, dindarlığı bir arada yaşatması, İslamı kendi kaynaklarıyla anlayıp, hizmete dönüştürüp insanları yarına hazırlamasıyla ayrı bir ülke olduğunu belirtti. Her şeyin başının sağlıklı eğitim olduğunu, bu eğitimin temelininde üniversal bilgi bulunduğunu vurgulayan Bardakoğlu, ‘’Bu bilgiyi hizmete dönüştürebilirsek, İslam’ın aydınlık ve evrensel mesajını temsil etmiş ve hem çocuklarımıza hem de dünyaya tanıtmış oluruz’’ dedi.

Eğitim merkezlerini ve kurumlarını ibadet yerlerinden daha çok önemsediğini ifade eden Bardakoğlu, ‘’İnanıyorum ki burada yapılacak eğitim merkezi, İslam’ın aydınlık yüzünü anlatacak din görevlisi yetiştirecektir” diye konuştu.

GELSİNLER BİZİ GÖRSÜNLER’’

Papa 16. Benediktus’un ziyaretinin, Türkiye’nin dünyaya tanıtımı açısından çok güzel olduğunu belirten Bardakoğlu, şunları kaydetti:

‘’Ben, bizim tanınmamızın daima hayrımıza olacağına inanıyorum. Gelsinler bizi görsünler. Aramızdaki hoşgörüyü, birliği, beraberliği, bir arada yaşama tecrübemizi görsünler. Bizi daha yakından tanısınlar. Sıcakkanlılığımızı, sevecenliğimizi, insaniyetimizi ve medeniyetimizi tanısınlar. Bizim tanınmaktan, konuşmaktan, gelişmekten çekinecek hiçbir şeyimiz yok. Çünkü her şeyimize, öz güvenimize, tarihimize güveniyoruz. Pırıl pırıl bir tarihimiz, aydınlık bir dinimiz var. Bizim devletimizle, Cumhuriyetimizle güzel insanlarımız var.’’

/ RİZE

02.12.2006


 

‘Türkiye, asıl Müslüman olduğu için AB’ye girmeli’

İletişim dâhisi’ kabul edilen Oliviero Toscani, Türkiye-AB ilişkileri hakkında, “Türkiye çok ilginç bir ülke, bazen korkutucu. Çok büyük, çok farklı. Ben Avrupa’nın parçası olması gerektiğine inanıyorum. Avrupa’ya kaybettiği enerjiyi ancak Türkiye verebilir” dedi.

‘İletişim dâhisi’ kabul edilen Oliviero Toscani, homojen bir Avrupa’ya karşı belirterek “Ben Türkiye Müslüman olduğu için AB’ye girmesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.

6. Perakende Günleri’nde konuşma yapmak üzere İstanbul’a gelen dünyanın en çok tartışılan iletişim sanatçısı Oliviero Toscani, Milliyet’e yaptığı açıklamada, Türkiye’yi ‘büyüleyici’ sözcüğüyle tanımladı. Türkiye - AB ilişkileri hakkında, “Türkiye çok ilginç bir ülke, bazen korkutucu. Çok büyük, çok farklı. Ben Avrupa’nın parçası olması gerektiğine inanıyorum. Avrupa’ya kaybetttiği enerjiyi ancak Türkiye verebilir” diyen Toscani, Türkiye’nin asıl Müslüman olduğu için AB’ye gerekli olduğunu düşündüğünü belirtti.

Oliviero Toscani, AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu kaydederek, “Homojen olmayan bir Avrupa için gerekli. AB’ye girmesini istiyorum. Müslüman olması ve diğer nedenler yüzünden. En çok e-posta aldığım ülkeler Brezilya ve Türkiye. Türk gençleri çok meraklı”diye konuştu.

TÜRKİYE KENDİ OLMAKTAN

KORKMAMALI

Toscani, Türkiye deyince aklına “Şiddet ve lezzetin, geçmiş, bugün ve geleceğin merak uyandıran birleşimi. Çarpıcı renkler, çok fazla gizem. Bir de tarih. Yıllardır kullanılan ‘Türkler geliyor’ sözü “ geldiğini söyledi.

Türkiye’nin imajının hızla değiştiğini belirten Toscani, “İstanbul giderek Avrupa şehirlerine benziyor. Bunu olumlu bulmuyorum. Aynılaşmaya karşı durmak gerekli. Tamamen bir Avrupa ülkesine benzerseniz hiç ilgimizi çekmezsiniz. Türkiye kendisi olmaktan korkmamalı. Değerlerinizi Avrupa’ya getirmelisiniz” şeklinde konuştu.

/ İSTANBUL

02.12.2006


 

Barrosa: İnsan haklarında ilerleme yok

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, “Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmediği” görüşünde olduklarını söyledi. Barroso, “Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmediğini düşünüyoruz. Kıbrıs sorununun yanı sıra insan hakları, kadın hakları ve sendikal haklar gibi konularda sorunlar devam etmektedir” dedi.

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, ‘’Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmediği’’ görüşünde olduklarını söyledi.

Barroso, Hamburg Eyalet Meclisinde verdiği bir konferansta, ‘’Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmediğini düşünüyoruz. Kıbrıs sorununun yanı sıra insan hakları, kadın hakları ve sendikal haklar gibi konularda sorunlar devam etmektedir’’ dedi. AB dönem başkanı Finlandiya’nın uzlaşma girişimlerinin de sonuçsuz kaldığını söyleyen Barroso, ‘’Söz konusu gelişmeler üzerine AB Komisyonu da müzakerelerin 8 dosyasının askıya alınması yönünde tavsiye kararı aldı’’ diye konuştu. Barroso, gelecekte büyük bir güç olacağına inandığını AB’nin barış, refah, terörizmle mücadele, demokrasi ve uyum gibi konularda kendi içinde de daha aktif olması gerektiğini söyledi.

AB dönem başkanlığını 2007 yılı başında üstlenecek Almanya’dan büyük beklentileri olduğunu belirten Barroso, ‘’Roma Antlaşmasının 50. yıl dönümü nedeniyle Berlin’de bir zirve yapılacak. Buna katılacağım. Berlin sadece birleşik Almanya’nın değil, birleşik Avrupa’nın da önemli bir kentidir’’ dedi.

/ HAMBURGAB Komisyonu Başkanı Jo

02.12.2006


 

Masadan kalkmayın

Alman Federal Meclisinde temsil edilen partilerin milletvekilleri Türkiye’yle müzakerelerin sürdürülmesi çağrısında bulundu. Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Lale Akgün, Kıbrıs sorununun çözülmesi için tüm tarafların çaba harcaması gerektiğini belirterek, “Almanya’da yaşayan yaklaşık 3 buçuk milyon Türkten dolayı Kıbrıs sorununun çözümü Almanya için diğer AB ülkelerinden daha önemli” dedi.

Alman Federal Meclisinde (Bundestag) temsil edilen partilerin milletvekilleri Türkiye’yle müzakerelerin sürdürülmesi çağrısında bulundu. Mecliste bu çağrının yapıldığı toplantıya daha önce katılacağını bildiren Hristiyan Demokrat Birlik Partili (CDU) Milletvekili Holger Haibach ise toplantıya katılmadı.

Sosyal Demokrat Parti (SPD) Milletvekili Lale Akgün, toplantıda yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununun çözülmesi için tüm tarafların çaba harcaması gerektiğini belirterek, ‘’Almanya’da yaşayan yaklaşık 3 buçuk milyon Türkten dolayı Kıbrıs sorununun çözümü Almanya için diğer AB ülkelerinden daha önemli’’ dedi.

Yunanistan’ın ve Kıbrıs Rum kesiminin AB üyesi olarak soruna taraf olmaları sebebiyle AB’nin bu konuda girişimlerde bulunması gerektiğini ifade eden Akgün, Türkiye’yle üyelik müzakerelerinin kesilmesini istemediklerini söyledi.

Türkiye’de çeşitli dinlerin ortak hayatını dikkate alarak, üyelik müzakereleri konusunda hassas davranılması gerektiğini belirten Akgün, Türkiye’nin üyeliğinin başarısız kalması durumunda, bunun Almanya’da yaşayan Türklere ve uyuma da olumsuz etkisi olacağını kaydetti.

AÇIKLAMALARA GÜVENİLMİYOR

Sol Parti Milletvekili Keskin de, Türkiye’deki gelişmeleri yakından izlediğini ve Türkiye’de AB üyeliğini isteyenlerin oranının sadece halk arasında değil, politikacılar ve gazeteciler arasında da azaldığını ifade ederek, birçok kişinin artık AB’ye ve açıklamalarına güvenmediğini söyledi.

AB tarafından yapılan açıklamalarda, Rum kesiminin engellemelerinin fazla dile getirilmemesinin de eksikliğini hissettiğini kaydeden Keskin, Türkiye’de reformların yavaşladığını, ancak bunun Kıbrıs Rum kesiminin olumsuz tutumundan kaynaklandığını, bu durumun Brüksel’de sağlanacak ilerlemelerle düzeltilebileceğini sözlerine ekledi. Keskin, AB’nin Türkiye’ye karşı müzakereler sırasında bile sürekli bir şekilde olumsuz davranmasının, Almanya’da yaşayan Türkleri öfkelendirdiğini ifade etti.

STOİBER’İN TUTUMU YANLIŞ

Hür Demokrat Parti (FDP) Milletvekili Markus Löning de, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Başkanı Edmund Stoiber’in tutumunu eleştirerek, ‘’Stoiber’in Türkiye’yi her fırsatta eleştirmesi yanlış bir tutum’’ dedi.

Stoiber’in açıklamalarının Türkiye-Almanya ve Almanlarla Türkler arasındaki ilişkilere zarar verdiğini ifade eden Löning, Türkiye’nin Kıbrıs konusunda sorumluluklarını yerine getirmesinin önemli olduğunu, ancak ilişkilerin bozulmamasına özen gösterilmesi gerektiğini söyledi. Almanya Başbakanı Angela Merkel’in AB Komisyonunun raporunu desteklediği için kendi parti üyeleri tarafından da eleştirildiğini belirten Löning, bunun üzüntü verici olduğunu kaydetti.

MÜZAKERELER SAKİN VE

CİDDİ ŞEKİLDE SÜRMELİ

Yeşiller Milletvekili Steenblock, Türkiye’yle müzakerelerin sakin ve ciddî bir şekilde sürdürülmesi gerektiğini ifade ederek, Almanya’nın da gelecek dönem başkanı olarak bu konuda olumlu rol oynaması ve AB’nin bu konuda olumlu bir sinyal vermesi gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin de reformlarını ciddî şekilde sürdürmesi gerektiğini belirten Steenblock, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi için de BM’nin çabalarına ihtiyaç olduğunu sözlerine ekledi. AB’nin bugüne kadar Türkiye’ye çok baskı yaptığını kaydeden Steenblock, ‘’Kıbrıs konusunda belki haklı da. Ancak Kıbrıs’ın (Rum kesimi), kararları sürekli bir şekilde bloke etmesine de katlanamayız’’ şeklinde konuştu.

Steenblock, Türkiye’nin AB üyesi olması durumunda, bunun uyuma, Almanya’da yaşayan Türkler için hazırlanacak yüzlerce uyum planından daha fazla olumlu katkısı olacağını ifade etti.

/ BERLİN

02.12.2006


 

Arınç: ‘Eşiniz başını açsın’ diyene hesap sorarım

TBMM Başkanı Bülent Arınç, ’Eşlerinize söyleyin, başlarını açsın’’ şeklindeki bir açıklamayı, bayanlara karşı yapılan bir saygısızlık olarak gördüğünü belirterek, "Eğer bu sorunun muhatabı olsaydım, benim söyleyeceğim bir şey vardı; benim, eşime böyle bir teklifte bulunacak kadar düşük bir insan olduğumu zannediyorsanız, size bunun hesabını sorarım. Böyle saygısızlık olmaz.’’ dedi.

Arınç, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin çeşitli konulara ilişkin sorularını cevapladı. AB Komisyonun, müzakereleri kısmi olarak askıya alınması teklifinin sorulması üzerine Arınç, komisyonun kararının Türk halkını üzdüğünü ancak Türkiye’yi sarsmadığını söyledi. Dışişleri Bakanları Toplantısında bu tavsiye kararının değişmesini umduğunu ifade eden Arınç, ‘’Alınan karar, Türk halkını rencide etmiştir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi gibi küçük bir ülke, AB’yi adeta rehin almıştır’’ dedi.

Kıbrıs konusunda sürekli tavizler istenmesinin Türkiye’yi rahatsız ettiğini kaydeden Arınç, şöyle konuştu: ‘’Bu kararın da Kıbrıs konusuna dayanak yapılması bizi üzmüştür. Ancak, bu tavsiye kararının değişmesi ihtimali güçlüdür.

Arınç, AB’nin Rum yönetimini üye olarak almakla tarihinin en büyük hatasını yaptığını ifade ederek, ‘’Türkiye, feda edilecek, gözden çıkarılacak, rencide edilecek bir müzakere ülkesi değildir’’ diye konuştu.

Başörtüsüyle ilgili bir soruyu cevaplarken de Arınç, ‘’Eşlerinize söyleyin, başlarını açsın’’ şeklindeki bir açıklamayı, bayanlara karşı yapılan bir saygısızlık olarak gördüğünü söyledi. Arınç, şunları söyledi ‘’Siz, bizim eşlerimizi köle mi zannediyorsunuz? Siz, bizim eşlerimizin; ‘başını kapa’ dediğimiz zaman kapadığını, ‘aç’ dediğimiz zaman açacağını mı düşünüyorsunuz? Siz kadına saygı diye bir şey bilmez misiniz? Bu, bu kadar basit bir olay mıdır? Kendi hür iradesiyle kendi kıyafetini belirlemiş insanlara, bir eş de olsanız ‘onu çıkar bunu tak’ deme hakkına sahip misiniz? bu kadına karşı bir ayrımcılık olmaz mı? Bundan daha büyük bir saygısızlık düşünebiliyor musunuz? Birileri daha önceleri başka formüller de bulmuştu. ‘Kumaş fabrikalarını kapatalım da örtü yapacak kumaş bulamasınlar’ diye... bu da biraz ona benziyor. Eğer bu sorunun muhatabı olsaydım, benim söyleyeceğim bir şey vardı; benim, eşime böyle bir teklifte bulunacak kadar düşük bir insan olduğumu zannediyorsanız, size bunun hesabını sorarım. Böyle saygısızlık olmaz.’’

Arınç, bir ABD gazetesinde yer alan ‘’2007 yılında Türkiye’de darbe ihtimali yüzde 50’’ başlıklı yazının hatırlatılması üzerine de ‘’Darbe sözünden nefret ederim. Bu, irticanın belirtisidir’’ diye konuştu.

/ ANKARA

02.12.2006


 

Ağar: İç çatışmalar bitmeli

DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, Türkiye’nin kendi iç çatışma alanlarını bitirmek zorunda olduğunu vurgulayarak, ‘’Türkiye bununla yıllarca yola devam edemez’’ dedi.

Mehmet Ağar, Boğaziçi Üniversitesi Robert Koleji Mezunu Sanayici, İşadamı ve Yöneticileri Derneğince düzenlenen sohbet toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin sıkıntılarından bahsetti. Türkiye’nin bugünün dünyasında AB zorlamalarıyla, yol göstermeleriyle demokratikleşmesini yapmaya çalıştığını dile getiren Ağar, Türkiye’nin değişime ve gelişime açık olduğunu, ancak bunun yeterince değerlendirilemediğini ifade etti. Ağar, şunları söyledi:

‘’Bugün ortaya çıkan tabloda AB sürecinde gözüken bir tıkanma vardır. Bu tıkanmanın önemsiz olduğu söylenebilir. Ancak şöyle görmek lazım; mesele, her şekilde demokrasinin ikliminin ılıman ve güneşli tutulması meselesidir. Bu, görmezden gelinemez. Türkiye bu konuda çok emek sarf etmiştir.’’Ağar, Türkiye’nin, AB yolculuğu sürecindeki sıkıntıları aşmakla birlikte farklı açılımların da sahibi olma kabiliyeti bulunduğunu söyledi. Mehmet Ağar, ‘’Türkiye, bir yandan hem AB yolculuğunu yürütecek, hem de etrafındaki coğrafyada olagelen değişimlerin, oluşumların ne olacağını iyi kavrayacak, görecek ve bütün bunları inisiyatifiyle şekillendirmeye çalışacak. En azından Türkiye’ye yönelik risk ve tehdit yaratacak tüm gelişimlere karşı tedbirli olmaya gayret edecek’’ diye konuştu.

Türkiye’nin kendi iç çatışma alanlarını bitirmek zorunda olduğunu vurgulayan Ağar, ‘’Türkiye bununla yıllarca yola devam edemez’’ dedi.

Mehmet Ağar, Türkiye’nin geçmişte yaşadığı sıkıntılara da değinerek, ülkenin artık aynı sıkıntıların kıskacında enerjisini tüketemeyeceğini ifade etti. Hükümetin 2002 seçimlerinde yakaladığı açık alandan yeterince yararlanamadığı görüşünü aktaran Ağar, yalancı bir bahar havası yaşandığını savundu. Ağar, ‘’Türkiye, yeni yılın ilk aylarında seçime gitmek ve yeni iktidarla yoluna devam etmek zorundadır’’ dedi.

/ İSTANBUL

02.12.2006


 

Cami ziyaretinin arkası gelmeli

İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı, Papa 16. Benediktus’un ziyaretinin önemli bir kapı açtığını, bunun arkasının gelmesinin gerektiğini söyledi. Öte yandan, dün gezisini tamamlayan Papa, Harbiye’deki Holyy Spirit Katedrali’nde düzenlenen ayine katılarak barış mesajları verdi.

Papa 16. Benedict, İstanbul turu kapsamında Ayasofya Müzesi’nin ardından Sultanahmet Camii’ni ziyaret etti. Ayakkabılarını çıkararak camiye giren Papa’nın, İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı ile birlikte huzur duruşunda bulunarak duâ okuması, daha önce sarf ettiği ve büyük tepki toplayan sözleri için bir “özür” olarak yorumlanıyor.

Öncelikle Ayasofya Müzesi’ni ziyaret eden Papa 16. Benedict, burada yaklaşık yarım saat kaldı. Papa, müzenin ardından yoğun güvenlik tedbirleri altında zırhlı araçla Sultanahmet Camii’ne geldi. Papa 16. Benedict’i cami girişinde İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı ve Sultanahmet Camii İmamı Emrullah Hatipoğlu karşıladı. Cami girişinde Müftü Çağrıcı ve Hatipoğlu ile bir süre görüşen Papa, daha sonra basın mensuplarına el salladı. Papa 16. Benedict, ayakkabılarını çıkararak Sultanahmet Camii’ne giriş yaptı. Camiyi gezen Papa 16.Benedict’e bilgiler veren Çağrıcı, İslâmın şartlarını anlattı. Çağrıcı, Cuma namazı ve okunan hutbeler hakkında da Papa’ya bilgiler verdi. Papa 16. Benedict, İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı’nın anlattıklarını dikkatle dinledi. Papa ve Çağrıcı, daha sonra huzur duruşunda bulunarak duâ okudu. Sultanahmet Camii İmamı Emrullah Hatipoğlu da, Papa’ya cami hakkında bilgiler verdi. Cami ziyaretinin sonunda İstanbul Müftüsü Çağrıcı, Papa 16. Benedict’e barışı sembolize eden güvercin şeklinde Besmele, iki zeytin dalının bulunduğu çini mozaik ve Kız Kulesi’nin portresini verdi. Papa da Mustafa Çağrıcı ve Emrullah Hatipoğlu’na madalyon takdim etti. İstanbul Valisi Muammer Güler’in de eşlik ettiği Papa, yaklaşık yarım saat süren ziyaretin ardından Ermeni Patrikhanesi’ne gitmek üzere Sultanahmet’ten ayrıldı.

ZİYARETTEN NOTLAR

İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı:

Önemli bir kapı açıldı

İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı, Papa 16. Benediktus’un ziyaretinin önemli bir kapı açtığını, bunun arkasının gelmesinin gerektiğini söyledi.

Mustafa Çağrıcı, Papa 16. Benediktus’un, Sultanahmet Camii’ni ziyareti sırasında yaptığı konuşmada, bu ziyaretten dolayı son derece memnun ve mutlu olduklarını belirtti.

Çağrıcı, “Türkiye’ye ayak basar basmaz vermiş olduğunuz mesajlar, Türk toplumunu takdir eden sözleriniz, ayrıca İslâm dininin barış dini olduğu ve gücünün bilgi ve akla dayandığı yönündeki mesajlarınız halkımız tarafından büyük bir memnuniyetle karşılandı” dedi.

Bu mesajların dünya ve Türk medyasında son derece güzel yankılar uyandırdığını kaydeden Çağrıcı, şöyle devam etti: “Bizler din adamları olarak zaten dünya barışına katkı için elimizden ne gelirse yapacağız. Yüce Tanrı karşısında zaten sorumluluğumuz da budur. Özellikle bugün dünyada yaşanan acılar, ıztırap, ahlâkî bunalımlar konusundaki fikirleriniz ve kararlı duruşunuz, ilkeliliğiniz, bizim tarafımızdan izleniyor ve büyük hayranlıkla karşılanıyor.”

Papa’nın, Türkiye ziyaretinin bunun çok güzel bir ifadesi ve önemli bir adımı olduğunu belirten Çağrıcı, şunları söyledi:

“Bu önemli bir kapı açtı. Bunun arkasının gelmesi gerekir. Elbette ki siz de aynı şeyi düşünüyorsunuz. Ümit ediyoruz, eminiz ki bundan sonra bu olumlu adımlar ve bu yürüyüş devam edecek. Dünya barışına, insanlığın huzur ve mutluluğuna doğru hep beraber, birlikte, yüce Tanrının huzurunda, bu ağır görevimizi nasıl yapabiliriz, bunları düşüneceğiz ve realize etmeye çalışacağız.”

Kalbi İstanbul’da kaldı

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in resmi davetlisi olarak 3 gündür Türkiye’de bulunan Vatikan Devlet Başkanı ve Katolik dünyasının ruhani lideri Papa 16. Benediktus, dün Türkiye’den ayrıldı.

Türk Hava Yolları’na ait “Bodrum” adlı uçakla saat 13.10’da Roma’ya hareket eden Benediktus’u, Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi’nden, İstanbul Valisi Muammer Güler, Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Fener Rum Patriği Bartholomeos, Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II, Türkiye Musevileri Hahambaşı İshak Haleva, Vatikan Büyükelçiliği İstanbul Temsilcisi George Marovich, Dışişleri Bakanlığı İstanbul Temsilcisi Fazlı Keşmir ve öteki ilgililer uğurladı.

Uğurlamaya gelen din adamlarıyla teker teker selamlaşan Benediktus, daha sonra kokpit camında Vatikan ve Türk bayrakları bulunan uçağa geçerek Roma’ya hareket etti.

Papa Benediktus, havalimanından ayrılmadan önce Devlet Konukevi’nde Vali Güler’le yaptığı görüşmede ziyaretini değerlendirerek, “Kalbimin bir kısmı İstanbul’da kalıyor” dedi.

/ İSTANBUL

02.12.2006


 

Sezer, YÖK Kanununu veto etti

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, yeni kurulan üniversitelere rektör seçimini düzenleyen Yüksek Öğretim Kanunu’nda yapılan değişikliği veto etti.

Cumhurbaşkanı Sezer, yayımlanmasını uygun bulmadığı 5556 sayılı ‘’Yükseköğetim Kurumları Teşkilatı Kanunu, Yükseköğretim Kanunu, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, Telsiz Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’’u bir kez daha görüşülmesi için TBMM Başkanlığı’na geri gönderdi. Sezer veto gerekçesinde, “Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu, yeni kurulan üniversitelerde kurucu rektör adaylarının Milli Eğitim Bakanı ve Başbakanca önerilmesinin, üniversitelerin bilimsel ve yönetsel özerklikleriyle, Yükseköğretim Kurulu’nun Anayasa’da belirlenen görev ve yetkileriyle bağdaşmadığı, hizmetin gereğine ve kamu yararına uygun düşmediği gerekçesiyle, geçici 1. maddesinin bir kez daha görüşülmesi için TBMM’ye geri gönderilmiştir” dedi.

Recep GÖREN / ANKARA

02.12.2006


 

YÖK denklik konusuna üç aydır cevap vermiyor

YÖK Genel Kurulu’nun 18 Ağustos 2006 tarihindeki toplantısında 1997 yılından itibaren uygulanan diploma denklikleriyle ilgili zorunlu Seviye Tespit Sınavı uygulamasına yeni bir düzenleme getirilmiş, bazı bölümlere sınavsız denklik verileceği bildirilirken, “Bazı adaylar için tereddüt olması durumunda bu adayların usul ve esasları YÖK tarafından belirlenecek seviye tesbit sınavına tabi tutulmaları” kararlaştırılmıştı.

Yurt dışında okuyan öğrencilerin denklik sorunlarıyla ilgili Sağlık-Sen tarafından 23.08.2006 tarihinde YÖK’e yapılan başvuruya 3 aydır herhangi bir cevap verilmedi.

YÖK’e gönderilen yazıda, “Konuyla ilgili kararın 1. maddesinin (d) bendinde yer alan ‘Eğitim düzeyi ve içeriği konusunda tereddüt olması halinde ilgili adayların, usul ve esasları Yüksek-öğretim Kurulu’nca belirlenecek olan Seviye Tespit Sınavına alınmasına...’ şeklinde devam eden paragrafta ‘tereddüt’ kelimesinden ne anlaşılması gerektiği açıkça belirtilmesi istenmişti.

Sağlık-Sen, 23 Ağustos tarihinde uygulamanın tekrar gözden geçirmesi için YÖK’e resmî müracaatta bulundu. Ancak söz konusu müracaatın üzerinden 3 ay geçmesine rağmen, her hangi bir cevap gelmedi. Sendika bünyesinde denklik mağdurları için kurulan Beyaz Masa Koordinatörü ve Sağlık-Sen Genel Sekreteri Hüsnü Kaymaz, “YÖK Genel Kurulu’nun 18 Ağustos’ta verdiği kararının Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir. Biz sendika olarak konuyu önce YÖK’e götürdük ve bu yanlıştan dönmesini istedik. Ne yazık ki aradan 3 ay geçmesine rağmen her hangi bir cevap alamadık. Bundan dolayı Danıştay’a başvuruda bulunacağız. YÖK’ün bu yanlış kararından vazgeçmesini bekliyoruz. Aksi takdirde olayın yargı boyutu tarafımızca başlatılacaktır” diye konuştu.

02.12.2006


 

“İSTANBUL-9” denize iniyor

İlk kez 1977 yılında suya inen Şehit Sami Akbulut Vapuru, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından tamamen yenilendi ve yenilenmiş haliyle “İSTANBUL-9” Vapuru olarak Boğaz sularında iniyor.

Neredeyse enkaz haline dönmüş ve hurdaya çıkarılması planlanan yılların yorgunu vapur, adeta yeniden doğdu.

Gemileri yok etmek değil, yaşatmak için çaba sarf eden ve jilet olmaktan kurtaran İstanbul Büyükşehir Belediyesi, devraldığı diğer vapurların yenileme çalışmalarına da devam ettiriyor. Vapurun hizmete girmesi sebebiyle 5 Aralık’ta Kabataş İDO iskelesinde bir tören düzenlenecek.

Yeni Asya / İSTANBUL

02.12.2006


 

Özürlüler devletten ilgi bekliyor

Özürlüler İdaresi Başkanlığının ‘’Türkiye Özürlüler Araştırmasına’’ göre, engellilerin yüzde 36.3’ü okuma yazma bilmiyor, yüzde 33.3’ü ilkokul, yüzde 1.8’i ise üniversite mezunu.

Zihinsel engellilerin yüzde 63.9’u, konuşma engellilerin yüzde 45.9’u, bedensel engellilerin yüzde 27’si, işitme engellilerin yüzde 18.2’si, görme engellilerin ise yüzde 15.4’ü ‘’çalışamaz’’ durumda olduklarını düşündükleri için iş aramıyor.

Araştırmaya göre, Türkiye’de engelli nüfusun yüzde 22’si Marmara Bölgesi’nde yaşıyor. Marmara bölgesini, yüzde 17.3 engelli nüfusla İç Anadolu ve yüzde 14.9 engelli nüfusla Karadeniz bölgeleri izliyor.

Araştırma, engelli bireylerin sağlık hizmeti dışında kalan hizmetlerden yararlanamadığını ortaya koyuyor. Sağlık hizmetlerinden yararlanan engellilerin oranı yüzde 55.7 iken eğitim hizmetinden yararlananların oranı yüzde 12.27 olarak gerçekleşiyor. Bakım ve rehabilitasyon hizmetlerinden engellilerin sadece 5.9’u yararlanabiliyor.

/ ANKARA

02.12.2006


 

Gökhan Aydıner veda etti

Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner, yaş haddinden emekliye ayrılması sebebiyle polislere veda etti.

Emniyet Genel Müdürü Aydıner için Emniyet Genel Müdürlüğü Dikmen binasında veda töreni düzenlendi. Törene, genel müdür yardımcıları, daire başkanları ve üst düzey emniyet mensupları katıldı. Gökhan Aydıner, yaptığı konuşmada, Türk emniyet teşkilâtının suç ve suçlularla mücadelesinde canı pahasına çalışmalar ortaya koyduğunu söyledi. Uyuşturucu ile mücadele, organize suçlar gibi sınır aşan suçlarda Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli başarılarının, kendisinin çalıştığı dönemde elde edildiğini vurgulayan Aydıner, şunları kaydetti:

“Zaman zaman devletin kurumları çatışır gibi gösterilmek istenilir. Böyle bir çatışma devletin kurumlarında olmaz. Devletin kurumları ancak millete hizmette yarışırlar. Türk emniyet teşkilatının şiarı, her zaman milletine hizmet olmuştur.’’Çalışma arkadaşlarından haklarını helal etmelerini isteyen Aydıner’in emekli olması sebebiyle Genel Müdürlük görevine vekalet edecek Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Necati Altıntaş, törenin ardından Aydıner’e Türk bayrağı ile polis flaması hediye etti.

/ ANKARA

02.12.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004