Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 06 Aralık 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Haberler

 

TÜSİAD: AB sürecinde oyuna gelmeyelim

TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı, ‘’AB’nin 2004 yılında tam üyelik perspektifiyle müzakereleri açma kararı aldığını’’ hatırlatarak, ‘’Şimdi, üye ülkelerden bazıları, iç politik kaygılardan dolayı, bu kararın arkasında durmak istemiyorlar. Gümrük Birliği’nin gereği olarak deniz ve hava limanlarının Güney Kıbrıs’a açılmaması meselesini bahane olarak kullanıp, Türkiye’yi tek taraflı olarak süreçten caydırmaya çalışıyorlar. Tabiî ki oyuna gelmeyeceğiz’’ dedi.

Sabancı, Bursa Sanayici ve İşadamları Derneği’nce (BUSİAD) düzenlenen ‘’2006 yılının değerlendirilmesi ve 2007 yılından beklentiler’’ konulu toplantıda, AB’nin, 2004 yılında tam üyelik perspektifiyle müzakereleri açma kararı aldığını hatırlatarak şöyle konuştu:

‘’Şimdi üye ülkelerden bazıları, iç politik kaygılardan dolayı, bu kararın arkasında durmak istemiyorlar. Gümrük Birliği’nin gereği olarak deniz ve hava limanlarının Güney Kıbrıs’a açılmaması meselesini bahane olarak kullanıp, Türkiye’yi tek taraflı olarak süreçten caydırmaya çalışıyorlar. Tabiî ki oyuna gelmeyeceğiz. Peki, bu durum çok mu kritik? Elbette hayır. Bu konuda Hükümet’in sağduyulu yaklaşımını biz de destekliyoruz. Karşı karşıya kaldığımız durum ciddidir, fakat aşılmaz değildir. Kısa vadede yapmamız gereken, konsey toplantısına kadar, haklı pozisyonumuzu her kademede ve her platformda anlatmaya devam etmektir. Mevcut tavsiyenin siyasî karara dönüşmeden değişmesi ve AB’nin hakkaniyetli, tutarlı ve sürdürülebilir bir çözümü kabul etmesi için çaba sarf etmektir. Orta ve uzun vadede perspektifimizi belirlerken de her şeyden önce bu yeni durumun Türkiye’nin ‘müzakere eden ülke’ konumunu hukuken değiştirmediğini iyi kavramak gerekir. Biz ‘imtiyazlı ortaklık’ gibi seçenekleri asla kabul etmeden masada oturmaya devam edeceğiz.’’

Sabancı, en az 10 yıllık sürçten söz ediliyorsa, bu krizin bu süreçteki ilk ve olmadığını ve olmayacağını herkesin bilmesi gerektiğini ifade ederek, dönemsel etkilerle ortaya çıkan bu tür krizlerin, diplomasinin karmaşık mantığı içinde, daha önce defalarca olduğu gibi bu kez de çözüme kavuşturulabileceğini vurguladı.

/ BURSA

06.12.2006


 

Aklıselimle davranmaya mecburuz

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AB sürecinin duygusallıkla kararların verileceği bir süreç olmadığını belirterek, “Bu süreçte hissî davranamayız, karşımızdaki hissî davransa bile... Aklıselimle davranmaya mecburuz. Türkiye’nin kaybedeceği hiçbir şey yok, kaybederse AB kaybeder” dedi.

Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, AB ile ilişkilere değindi.

Başbakan Erdoğan, AB sürecinde önümüzdeki 10 günün büyük önem taşıdığını, kritik bir dönemece gelindiğini ifade ederek, şunları söyledi:

‘’Biz diyoruz ki; Türkiye’nin AB’ye üyeliği, küresel bir vizyonun parçasıdır, 21. yüzyılın en önemli projesidir. Bu proje, bir medeniyet akışı içinde önemli bir yer almıştır. Onun için de konjonktürel hesaplara, gündelik iç siyasete kurban edilemeyecek kadar önemli bir meseledir. Başından beri hep söyledik, bu kritik aşamada bir kez daha hatırlatmakta yarar görüyorum; AB Türkiye için ne kadar gerekliyse, Türkiye de AB için o denli, o derece gereklidir.”

Türkiye’nin, varlığıyla AB’ye güç katacak bir ülke olduğunu belirten Erdoğan, ‘’Avrupa’da Türkiye’nin önüne engeller çıkarmak, masadan uzaklaştırmaya çalışmak, vahim bir hata olacak aslında’’ diye konuştu.

“AB, VERDİĞİ SÖZLERİN

ARKASINDA DURMALIDIR’’

Türkiye’nin AB üyeliğinin sadece iki taraf için değil, aynı zamanda küresel barış ve refah için de ‘’yüzyılın fırsatı’’ olduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:

‘’Biz de diğer sağduyulu sesler gibi diyoruz ki gelin, bu tarihî fırsatı kaçırmayalım. Bu tarihi fırsatın, Rum kesimi tarafından ucuz oyunlarla rehin alınmasına izin vermeyin. AB, Türkiye’nin üyeliği konusunda ciddiyetini ortaya koymalı, verdiği sözlerin arkasında durmalıdır. Biz üzerimize düşeni yaptık. Kıbrıs meselesinde çözümsüzlüğün sorumlusu Rum tarafıdır. Söylenecek bir söz varsa onun da muhatabı, süreci tıkayan Rum tarafı olmalıdır. Kapsamlı çözümünün zemini de AB değil, BM’dir. Bunu, sadece biz söylemiyoruz. Az önce değindiğim yorumlarda da bu gerçek cesaretle ifade ediliyor. Artık herkes gerçeği görmelidir. Biz Türkiye olarak yapıcı olmaya gayret ediyoruz, bundan sonra da olmaya devam edeceğiz. Geçtiğimiz Cuma günü Ankara’ya gelen AB dönem Başkanı Finlandiya Başbakanı ile bu istikamette birlikte çalışmaya devam ediyoruz. Umuyorum ki sonunda aklı selim galip gelecek.’’

“İNİŞLER ÇIKIŞLAR MUTLAKA OLACAKTIR’’

Erdoğan, AB sürecinin kolay değil zor bir süreç olduğuna; geçmişte bunun yaşandığına, inişler ve çıkışların mutlaka olacağına işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

‘’Ama ben öncelikle siz milletvekili arkadaşlarımdan ve gerekse bizi ekranları başından izleyen sevgili vatandaşlarımdan özellikle bir şey bekliyorum; bu süreç, duygusallıkla kararların vereceği bir süreç değildir. Bu süreçte hissi davranamayız, karşımızdaki hissi davransa bile... Biz tam aksine aklı selimle davranmaya mecburuz. Önünde sonunda, er geç aklı selim galip gelecektir. Şunu bilmenizi istiyorum; Türkiye’nin kaybedeceği hiçbir şey yok, kaybederse AB kaybeder.’’

/ ANKARA

06.12.2006


 

Babacan: Reformlara aynı hızla devam

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, ‘’AB ile ilişkilerde reformları yavaşlatma gibi bir lüksümüz yok, aynı hızla devam edeceğiz’’ dedi.

Avrupa Birliği turu kapsamında Slovakya’nın Başşehri Bratislava’ya gelen Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Babacan, temasları öncesinde Türk gazetecilere yaptığı açıklamada, Merkel'in önerisi karşısında başta AB Komisyonu olmak üzere çok sayıda karşı görüşlerin olduğunu ve bu karşı görüşlerin çok ciddî bir şekilde Merkel'in önerisine karşı mücadele verdiğini söyledi. Avrupa Birliği Komisyonunun tavsiye kararında Merkel'in önerisine ilişkin herhangi bir ifadenin bulunmadığını belirten Babacan, şöyle devam etti:

"Merkel'in fikrine karşı çok ciddî bir mücadele var. Başta Komisyon buna karşı çıkıyor. Karşı çıkanlar, Türkiye'ye böyle bir tarih verilmesinin yeniden sıkıntılara yol açabileceğinden hareketle bu görüşe karşı çıkıyorlar. Zaten bu önerinin karara bağlanması için AB'de bir oy birliği gerekiyor."

AB Liderler Zirvesi’nin önemli olduğunu ve hükümet olarak Zirvenin ardından çıkacak karara göre bir tutum belirleyeceklerini belirten Babacan, Liderler Zirvesinin ardından alınacak karara ilişkin olarak çok olumsuz bir sonuç beklemediklerini kaydetti. Babacan, ‘’Çok olumsuz bir tablo ile karşı karşıya kalacağımızı düşünmüyoruz’’ dedi.

REFORMLARDA YAVAŞLAMA OLMAYACAK

Türkiye’nin AB katılım sürecinde reformları hızlı bir şekilde kabul ederek uygulamaya başladığının altını çizen Babacan, ‘’AB ile ilişkilerde reformları yavaşlatma gibi bir lüksümüz yok, aynı hızla devam edeceğiz’’ diye konuştu.

Türkiye’nin reform yorgunu olduğuna ilişkin iddialara katılmadığına işaret eden Babacan, belki uygulama alanında biraz yavaşlama olduğunu ifade etti. Babacan, gelecek yıl seçim yılı olsa da hükümetin hiçbir reformu yavaşlatmayacağını ve AB ile ilişkilerin aynı hızda devam edeceğini kaydetti.

AB ile ilişkilerde soruna sebep olan Kıbrıs konusuna değinen Babacan, 301. madde değişse bile AB’deki bazı ülkelerin bu değişime bakmayacaklarını, çünkü Kıbrıs konusunun arkasına sığınma gibi bir tavırlarının bulunduğunu belirterek, özellikle son haftalarda Kıbrıs bahanesinin sıkça kullanılmaya başlandığını söyledi.

Babacan, Türkiye’nin yaşadığı bu süreci ise “AB’nin geleceğine ilişkin güç mücadelesi” şeklinde tanımladı.

/ BRATİSLAVA

06.12.2006


 

Müzakere süreci kesilmesin

İtalya Senatosu Dışişleri Komisyonu Başkanı Lamberto Dini, Türkiye’nin AB üyeliğinin Birlik için çok önemli olduğunu belirterek “Müslüman ülkenin AB entegrasyonu tarihi bir gelişmedir. Müzakere süreci kesilmemelidir” dedi.

ABHaber’e Türkiye-AB sürecinde yaşanan son gelişmeleri değerlendiren İtalya eski Dışişleri Bakanı Dini, Türkiye’nin, Ankara Anlaşmasından kaynaklanan yükümlülüklerini, yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Dini, şöyle devam etti: “Avrupa Komisyonu’nun 29 Kasım’da yaptığı öneri geçici olarak bazı başlıkların bekletilmeye alınması şeklinde oldu. Bu öneri üzerinde AB üyesi ülkeler çalışıyor. Türkiye’nin AB’ye karşı olan yükümlülükleri ile Kıbrıs sorunu arasında bir bağ kurulmaması lâzım. Türkiye’nin Kıbrıs konusunda haklı gerekçeleri var. Bunu anlayışla karşılıyoruz. Burada şunu söylemek istiyorum. AB Türkiye’nin tam üyeliği için siyasî angajmana girmiştir. Türkiye’nin AB üyeliği birlik için çok önemlidir. Müslüman ülkenin AB entegrasyonu tarihi bir gelişmedir. Kimse Türkiye’nin AB üyeliğini farklı boyutlara çekmemelidir. Tam üyelik kararı siyasî olarak önceden alınmıştır. Üyelik bugün olmayacaktır. Kıbrıs sorunun çözümü zaman içinde olacaktır. Belki bunu biraz zamana bırakmak daha iyi bir yol olabilir. Ancak müzakere süreci kesilmemelidir. Bu sürec devam etmelidir. Almanya ve Fransa’nın Türkiye’nin müzakere süreci ile ilgili kararını bilmiyorum. Ama bir çıkış yolu bulunacaktır. 11 Aralık’ta AB Dışişleri Bakanları toplantısında belki de Komisyon’un kararı daha da yumuşatılacaktır. İtalya olarak biz Türkiye’nin AB üyeliğine inanıyoruz ve müzakerelerin kesilmesine karşıyız.’’

/ BRÜKSEL

06.12.2006


 

Kapının kapatılması hata olur

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Nicholas Burns, AB’nin Türkiye’ye kapıyı kapatmasının “hesap hatası olacağını” söyledi.

Brüksel’de basın toplantısında konuşan Burns, “AB’nin, Türkiye’ye kapıyı açma kararı, önemli bir stratejik karardı” dedi ve bu kararın, Avrupalıların 20. yüzyılın sonuyla 21. yüzyılın başındaki önemli kararlarından biri olarak tarihe geçeceğini belirtti. Burns, “Ama Avrupalı yöneticiler, şimdi kapıyı kapatmaktan söz etmeye başladı. Böyle bir şey, vahim bir stratejik hesap hatası olacaktır” diye konuştu.

Amerikalı müsteşar, “AB’nin, medeniyetler arasında köprü olan Türkiye’siz eksik kalacağını” söyledi. Burns, “Kapılar Türkiye’ye açık kalmalı” dedi.

/ BRÜKSEL

06.12.2006


 

Uluslararası politikanın aktörü olmayız

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, “Başkaları neyi düşünürse düşünsün, din adamları, dinî liderler ve din bilginleri buluşma, bir araya gelme ve barıştan yana olmalı. Biz çatışmacı ve gerilim üretici uluslararası politikaların aktörü veya destekçisi olamayız” dedi.

Bardakoğlu, yaptığı açıklamada, tüm dünya medyasının yoğun ilgi duyduğu Papa’nın ziyaretinin, Türk insanının konukseverliğini göstermesi, Türkiye imajı ve Diyanet İşleri Başkanlığı açısından oldukça olumlu geçtiğini kaydetti. İki dinî liderin karşılıklı saygı içinde kendi düşüncelerini ifade ettiği ziyaretin, Türkiye’nin sahip olduğu zenginliğin ve farklılığın dünya kamuoyuna tanıtımına da katkıda bulunduğunu vurgulayan Bardakoğlu, farklı din ve kültür mensupları arasında diyalog yönünden ne gibi bir anlam ifade edeceğini ise zamanın göstereceğini belirtti. Bardakoğlu, şöyle konuştu:

“Bu tür görüşme ve buluşmalar akabinde genellemeci ve tüketici değerlendirmelerin yapılması doğru olmaz, çünkü karşılıklı ve sağlıklı bir iletişim, güven ve diyalog ortamını kurmak uzun soluklu bir çabayı, pratiğe yansıyan samimi ve tutarlı adımları gerektirir. Bu tür ziyaretleri normal zemininden taşırarak ve abartarak tüm beklentileri ve sonuçları buna bağlamak doğru değildir. Şayet iki farklı din, kültür, ve medeniyet mensupları arasında bir buluşma ve iletişim isteniyorsa iki tarafın da bu konuda abartıdan ve gösterişten uzak bir tavır sergileyerek, gayet yapıcı, tutarlı, etkili ve inandırıcı adımlar atması beklenir.’’

İster aynı, ister farklı dinlere mensup olsun, dinî liderlerin ve din bilginlerinin bir araya gelmesinin, birbirini ziyaret etmesinin, buluşup konuşmalarının birbirlerinin düşünce ve davranışlarını onaylaması anlamına gelmediğine dikkati çeken Bardakoğlu, insanların ortak sorunlarına çözüm için ilgili herkesin buluşulabilmesi ve ortak mesajlar verilebilmesinin, dinlerin yapıcı katkısının ortaya konmasında önemli olduğunu vurguladı.

Türk toplumunun dindar, milli ve manevi değerlere saygılı, özgürlükçü olduğuna, laik ve demokratik yapının toplumda ortak kabul gördüğüne işaret eden ve Türkiye’nin asırlardır devam ettirdiği hoşgörüsünü bugün de en iyi şekilde koruduğuna dikkati çeken Bardakoğlu, ‘’Ülkemizde dinî azınlıkların din özgürlüğü, hem tüm toplumun benimsediği, hem de yasaların güvence altında tuttuğu ve güçlendirdiği bir husustur. Tartışılarak çözülmesi gereken münferit bazı sorunları abartarak, ‘Türkiye’de din özgürlüğü yok’ demek Türkiye’ye haksızlıktır. Keşke dünyanın her ülkesinde dinî azınlıklar benzer bir özgürlük içinde olsalar, bütün dinî liderler ilkesel davranıp her yerde ve herkes için dini özgürlükten yana tavır koysalar’’ diye konuştu.

Bardakoğlu, insanın iç dünyasındaki zaaflarının, bencillik ve hırslarıyla toplum ve ülkelerin strateji ve çıkar hesaplarının, en insani ve en temel değerleri bile çatışma kültürünün bir parçası haline getirebildiğini ifade ederek, şöyle konuştu:

‘’İnsan hakları, demokrasi, özgürlük gibi üst kavramlar ve ahlakın temel erdemleri de zaman zaman çatışmanın bir aracı ya da bahanesi yapılabiliyor; yanlış amaçlar için kötüye kullanılabiliyor. Biz din bilginleri ve İslam dinine inananlar, hiçbir zaman kavgadan yana olmamalıyız. Buluşmadan, görüşmeden, konuşmadan yanayız. Medeniyetler çatışması bir vaka olarak değil, bazı kesimlerce sürdürülen bir planlama ve başka amaçları kolaylaştıran bir araç olarak gündemde tutuluyor. Ancak, başkaları neyi düşünürse düşünsün, din adamları, dini liderler ve din bilginleri buluşma, bir araya gelme ve barıştan yana olmalı. Biz çatışmacı ve gerilim üretici uluslararası politikaların aktörü veya destekçisi olamayız.’’

YANLIŞ BULDUĞUMUZ DAVRANIŞI ELEŞTİRİRİZ

Ziyaret sırasında basın önünde yaptığı konuşmada, şahısları ve kurumları değil, fikirleri ve yanlışları hedef aldığını belirten Bardakoğlu, şunları kaydetti: ‘’Katılmadığımız, yanlış bulduğumuz bir söz ve davranış varsa, onu eleştiririz. Bu yanlışın içine kim giriyorsa, dolaylı olarak o, sözün muhatabı olur. Doğrudan bir şahsı, bir din mensubunu hedef alan, hele genelleştiren konuşmalar yapmayız. Bizim yaptığımız yanlış fikir ve davranışları eleştiren, onların muhtemel olumsuz sonuçlarına dikkat çeken bir konuşmaydı. Günümüzde dini liderler ve kurumlar öteki din mensubunun kutsalına ve inancına saygı göstermede daha özenli davranma, bu konuda daha bir duyarlı olma durumundadır. Ben, bu ziyaretin böyle bir duyarlılığı pekiştireceği, o konuda eğitici bir rol üstleneceği kanaatindeyim.’’

/ ANKARA

06.12.2006


 

Eğitimcilik peygamber mesleğidir

Şanlıurfa’da faaliyet gösteren GAP Eğitim Gönüllüleri Derneği’nin öğretmenler haftası dolayısı ile Otel El Ruha’da düzenlediği programa eğitim gönüllüleri yoğun ilgi gösterdi. Çeşitli branşlarda yaklaşık 500 eğitimcinin katıldığı programda Şanlıurfa İl Millî Eğitim Müdür Yardımcısı Temel Büyükbudak da katıldı.

GAP Eğitim Gönüllüleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sedat Boloğur, bu ülkenin güneşli güzel günlerine talip olduklarını belirterek, “Bilgi çağının koridorlarında yürüdüğümüz şu zaman diliminde insan yetiştirmenin bilinci içerisindeyiz.” dedi.

Kendisi ile barışık, temel dinamiklerine bağlı, cumhuriyetten ödün vermeyen, kalp ve beyin birliğini sağlamış kuşakları oluşturmanın heyecanı ve bilinci ile dolu olduklarını kaydeden Boloğur, “İşte eğitimin bu kadar önem arz ettiği bir zamanda kentimizdeki eğitimci ve eğitim gönüllüleri bir araya gelerek GAP Eğitim Gönüllüleri Derneğini kurduk” dedi.

Dernek olarak amaçlarının, kenar mahallelerdeki çocukların eğitimine destek sağlamaktan, okullardaki şiddeti önlemeye yönelik seminerlere kadar eğitimle ilgili akla gelebilecek her türlü faaliyetler olduğunu ifade eden Başkan Boloğur, geceye katılan eğitim gönüllülerine ve derneğe destek veren herkese teşekkür etti.

Boloğur’dan sonra konuşma yapmak için kürsüye çağrılan İlahiyatçı- Yazar Adem Akıncı ise eğitimciliğin peygamber mesleği olduğunu belirterek, biz bu mesleğin kutsallığının farkına vararak bilinçli nesilleri en iyi şekilde yetiştirmeye gayret ediyoruz” ifadelerini kullandı. Akıncı, öğretmenlerin her yıl yüzlerce genç beyini geleceğe hazırladığını ve onlara planlanmış bir hayat felsefesini öğrettiğini dile getirerek, “Her öğretmen bu kutsi görevi peygamber emaneti bilip ona göre çalışmalıdır” dedi.

/ ŞANLIURFA

06.12.2006


 

Pakistan suçsuz buldu, THY uçağa almadı

Pakistan’da geçtiğimiz aylarda El Kaide üyesi oldukları iddiasıyla gözaltına alınan ve daha sonra serbest bırakılan 4 Türk, güvenlik gerekçesiyle THY uçağına alınmadı.

Pakistan hükümeti tarafından Haziran ayında gözaltına alınan Muhammet Kutcan, Aslan Şahin, Yılmaz Şimşek ve Orhan Özer, ailelerinin ve İnsan Hukukunu Koruma Derneği (İHADER)’nin girişimleri sonucu serbest bırakıldı. Suçsuz oldukları anlaşıldıktan sonra serbest bırakılan ve ailelerinin gönderdiği uçak biletleriyle dün sabah İstanbul’a gelmeleri beklenen 4 Türk, Karaçi’den gelen THY uçağından inmedi. Serbest bırakılan gençlerin yakınları çocuklarının THY uçağına alınmamasına tepki gösterdi. İHADER Başkanı avukat Osman Karahan, 4 Türk’ün havaalanında iner inmez tekrar gözaltına alınmış olabileceğini düşünerek girişimlerde bulundu. Bir süre sonra gençlerin gözaltına alınmadığı ve uçaktaki yolcular arasında da bulunmadığı öğrenildi. Bunun üzerine Karaçi’deki konsolosluğu arayan avukat Karahan, 4 Türk’ün güvenlik gerekçesiyle THY uçağına bindirilmediğini öğrendi. Karahan, “4 Türk aylarca esaret altında yaşadıktan sonra, şimdi de THY tarafından mağdur edilmiştir. Ailelerinin gönderdiği uçak biletleriyle Türkiye’ye gelmeleri beklenirken, uçağa alınmamışlar. Başlarında en az 4 güvenlik görevlisi bulunması gerekiyormuş. Dışişleri ve THY yetkilileriyle gerekli yazışmaları derhal yapıp, gençlerin yanına görevli gönderilmesini isteyeceğiz. Yaşananlar büyük bir haksızlık ve insan hakkı ihlâlidir. Pakistan’ın suçsuz bulduğu gençler, güvenlik gerekçesiyle biletleri olduğu halde uçağa bindirilmemiştir” şeklinde konuştu. Havaalanındaki saatlerce bekleyişin ardından elleri boş dönen aileler ise duruma büyük tepki gösterdi. THY, Basın Müşaviri Al Genç, El Kaide üyesi olmaları şüphesiyle 6 ay önce Karaçi’de tutuklanan ve gerekli incelemelerin ardından sakıncalı görülerek sınır dışı edilen 4 Türk’ün, İslamabad Büyükelçiliği’nden gelen bilgi doğrultusunda uçağa alınmadığını açıkladı.

/ İSTANBUL

06.12.2006


 

Tabelâlara ‘Türkçe’ mecburiyeti

Mersin’in alt birim Toroslar Belediye Meclisi, bölgedeki işyerleri tabelâlarında “Türkçe” isim kullanılması konusunda girişim başlattı.

Toroslar Belediye Meclisi, Aralık ayı olağan toplantısını Belediye Başkanı Hamit Tuna başkanlığında yaptı. Toplantıda, diğer gündem maddelerinin görüşülmesinin ardından 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15/n maddesine göre, Toroslar Belediyesi sınırları içerisindeki işyeri tabelâlarına, afişlere ve benzeri tanıtıcı levhalara belirli standartlar getirilmesine ilişkin teklif görüşüldü. Belediye sınırları içerisinde yer alan esnafın kullandığı tabelâlarda sadece “Türkçe” isimler kullanması konusunun yer aldığı teklif; eğitim, kültür, san’at ve sosyal işler komisyonuna havale edildi. Kararın, 2007 yılının ocak ayında yapılacak olan olağan meclis toplantısında netlik kazanacağı ifade edildi.

Toplantının bir diğer maddesinde ise, mevcut çöp depolama sahası içerisindeki mülkiyeti Toroslar Belediyesi’ne ait olan parsellerin, yeşil alan olarak rekreasyon yapılmak üzere Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne 49 yıllığına tahsis edilmesine ilişkin teklif görüşülerek, oy birliğiyle İmar ve Çevre Komisyonu’na havale edildi.

/ MERSİN

06.12.2006


 

Temiz ekran için 50 bin imza

Merkezi Eskişehir’de bulunan Osmangazi Kültür Dernekleri Federasyonunun Genel Başkanı Niyazi Çapa, Türk insanının aile yapısını bozan, gençliği zehirleyen yayınların kaldırılmasıyla ilgili başlattıkları kampanyanın amacına ulaştığını söyledi.

Çapa, düzenlediği basın toplantısında, ‘’televizyonlarda temiz ekran, sinemalarda temiz perde, gazete ve dergilerde temiz sayfa, tiyatrolarda temiz sahne’’ sloganıyla başlattıkları kampanyanın, Türkçe dilini bozmadan, ahlâka uygun yayın yapılmasını amaçladığını hatırlattı.

Toplam 3 gün süren imza kampanyasına şehir halkının yoğun ilgi gösterdiğini ifade eden Çapa, şöyle konuştu: “Kampanya kapsamında toplanan 50 bin imza ve vatandaşların yoğun şikâyetleri üzerine Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun uyarısı sonucu ulusal kanallarda yayınlanan söz konusu programlar yayından kaldırıldı. Türk insanının aile yapısını bozan, gençliği zehirleyen yayınların kaldırılmasıyla ilgili başlattığımız kampanya amacına ulaştı. (Halkın verdiği destekle başarırız) demiştik ve başardık.’’

Çapa, ulusal televizyon kanallarının, duyarlı vatandaşların söz konusu programların kaldırılması yönündeki isteklerine olumlu cevap vermesinin çocukların geleceği açısından da son derece önemli olduğunu sözlerine ekledi.

/ ESKİŞEHİR

06.12.2006


 

Bu hafta da yağış beklenmiyor

Yüksek basınç yüzünden oluşan Sıcaklık Terselmesinin sürmesi nedeniyle özellikle şehir merkezlerinde görülen hava kirliliğinin bir süre daha yaşanması bekleniyor.

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünce yapılan meteorolojik değerlendirmede, Akdeniz kuşağında yer alan Türkiye ve çevre ülkelerin Kasım ayının ilk haftasından itibaren yüksek basınç sisteminin etkisinde kaldığı belirtildi. Değerlendirmede, alçak basınç sistemlerinin ve cephesel yağışlı sistemlerin Balkanlar ve Türkiye’yi etkilememesi sonucunda yüksek basınç sistemine bağlı Türkiye’de genellikle ılık ve yağışsız bir dönem yaşandığı kaydedildi. Bir haftalık süreçte de mevcut meteorolojik koşullarda önemli bir değişiklik beklenmediği bildirilen değerlendirmede, yurt genelinin yüksek basınç merkezinin etkisinde kalmaya devam edeceğinin ve yurdun büyük bölümünde bir hafta süresince yağış görülmeyeceğinin tahmin edildiği belirtildi.

/ ANKARA

06.12.2006


 

Göç mağdurlarına sosyal şefkat politikaları gerekli

Muğla Üniversitesi Öğretim Üyesi Betül Altuntaş, zorunlu göçün üç biçim travma oluşturduğunu ifade ederek, zorunlu göç mağdurlarına yönelik sosyal bütünlükçü politikalara ihtiyaç olduğunu belirtti.

Türkiye Sosyal ve Ekonomik Etüdler Vakfı (TESEV) tarafından organize edilen “Türkiye’de ve Dünyada Yerinden Edilme” konulu uluslararası sempozyumun ikinci gününün ilk oturumunda, konuşan Betül Altuntaş, modern devletlerde güvenlik pratiği olarak hep var olan zorunlu göçün, MGK açıklamalarında da güvenlik gerekçesine dayandırıldığını hatırlattı. Türkiye’de 80’lerde ve 90’larda kendi iradeleri dışında göç etmek zorunda kalan insanların üç biçim travma yaşadıklarını söyleyen Altuntaş, “Bu insanlar, sürekli şiddet ortamında olmak, kimliklerinden dolayı yargılanmak ve insan hakları ihlallerine maruz kalmak suretiyle, bilmedikleri bir kültürde yaşam mücadelesi vermek suretiyle ve şimdiki yaşamlarında potansiyel suçlu görülmek, kimlikleri dolayısıyla gözaltına alınmak ve tutuklanmak suretiyle travma yaşıyorlar” dedi.

Zorunlu göçün aile değerlerinde ciddi çöküşe sebep olduğuna da değinen Altuntaş, göç sonrasında şehrin gereklerine uygun mesleği, vasfı olmayan erkeğin tamamen işsiz kaldığını vurguladı. Çocukların da işgücü piyasasına bu noktada girdiklerini söyleyen Altuntaş, “Bu çocukların çalışmasını aile istismarı olarak değil, kentsel yoksulluğun ürünü olarak görmek gerekiyor” dedi. Devletin de bu insanları tehdit olarak gördüğü noktada iyileştirme çalışmalarına girdiğinin altını çizen Altuntaş, konuyla ilgili sosyal bütünlükçü politikalara ihtiyaç olduğunu ifade etti.

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nükhet Sirman da gündelik ilişkileri düzenleyen kavram ve iktidar hiyerarşisinin yokoluşunun ortaya çıkardığı şiddetin devlet şiddetiyle örtüştüğünü belirtti.

Rene Descartes Üniversitesi Psikoloji Enstitüsü’nden Zübeyit Gün de, göç öncesinde, göç esnasında ve sonrasında çok yoğun travmalar yaşandığını belirterek, bu travmaların yokolmadığını ve farklı toplumsal ilişkilerde mutlaka yansımalarının görüldüğünü söyledi.

Naciye KAYNAK / İSTANBUL

06.12.2006


 

Doktorlar ‘ters yöne’ girdi

Yaptıkları işin stresini müzik yaparak atmak isteyen İzmir’in çeşitli hastahanelerinde çalışan dört doktor arkadaş, bir araya gelerek ‘’Ters Yöne Gidenler’’ adlı grup kurdu.

Grup hakkında bilgi veren grubun solisti Eşrefpaşa Belediye Hastahanesinde görevli Radyoloji Uzmanı Dr. Tansu Coşkunoğlu, en büyük isteklerinin hastaların yararına düzenlenen organizasyonlarda sahne almak olduğunu belirtti.

İnsan sağlığının bozulmasındaki en önemli etkenlerden birinin stres olduğunu ifade eden Coşkunoğlu, ‘’Bizim işimiz insanların bedenen ve ruhen sağlıklı olarak yaşamlarını sürdürmelerine yardımcı olmak. Onun için stresten kurtulmaya çalışıyoruz. Bunun en eğlenceli yolu da sanırım müzik yapmak’’ diye konuştu.

/ İZMİR

06.12.2006


 

Diyarbakırlı çocuklara şefkat eli uzanacak

Diyarbakır’da risk altında olan çocuklara dikkat çekmek, ailelerine rehberlik yapmak ve toplumsal duyarlılık oluşturmak için ‘’Diyarbakır Çocukları Destekleme Derneği’’ kuruluyor.

Dicle Üniversitesi (DÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melikşah Ertem başkanlığında aralarında avukat, sosyal hizmet uzmanı, sosyolog, psikolog, adli tıp uzmanı ve psikiyatrların bulunduğu yaklaşık 30 gönüllü grubu oluştu. Gönüllü ekip Diyarbakır’da risk altındaki çocuklara dikkat çekmek, ailelere rehberlik etmek, ilgili kurumları yönlendirmek, bu kurumları harekete geçirmek ve toplumsal duyarlılık oluşturmak amacıyla kurulacak ‘’Diyarbakır Çocukları Destekleme Derneği’’ni oluşturmak için çalışmalarının sonuna geldi.

/ DİYARBAKIR

06.12.2006


 

Elektrik kontağından yangın çıkmayacak

Anadolu Üniversitesi’nde (AÜ) yürütülen araştırma kapsamında geliştirilen cihaz sayesinde elektrik kontağından çıkan yangınlar önlenebilecek.

Evlerde ve iş yerlerinde elektrik kullanımını daha güvenli hale getirebilecek cihazın cep telefonunun yardımıyla daha etkin kullanılabilmesi için çalışmalar devam ediyor. AÜ’de yapılan bir çalışma sonucunda, elektrik kontağından kaynaklanan yangınları önleyebilecek bir cihaz geliştirildi.

/ ESKİŞEHİR

06.12.2006


 

İslâm kadına tüm haklarını verdi

Mardin Müftüsü Celal Yıldız, İslâmın kadına dinî, ilmî, idarî, siyasî, iktisadî ve ailevî olmak üzere bütün hakları tanıdığına dikkat çekerek İslâm’da kadınlara seçme ve seçilme hakkının 1400 yıl önce verildiğini söyledi.

Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilişinin 72. yılı vesilesiyle basın mensuplarının sorularını cevaplayan Mardin Müftüsü Celal Yıldız, Allah’ın, meleklere yeryüzünde halife yaratacağını bildirdiği zaman kadın-erkek ayrımı yapmadığını ve bunun için de Allah’ın yeryüzünde görevli memuru olmaları bakımından kadınla erkek arasında hiçbir fark olmadığını kaydetti.

İslâm’da kadının da erkekler gibi haklara sahip olduğunu ifade eden Müftü Yıldız, “Toplumdaki bazı şeyleri dine mal etmek yanlıştır. Bugün camilerimizde bile kadınlar için namaz kılacak yer yoksa bunun sorumluluğu İslâma değil, o camiyi yaptıran topluma aittir” dedi.

İslâmın kadına dinî, ilmî, idarî, siyasî, iktisadî ve ailevî olmak üzere bütün hakları tanıdığına vurgu yapan Yıldız, “Kadın, siyasî bir hak olarak erkek gibi seçme ve seçilme hakkına sahiptir. Hazreti Peygamber ve Raşit Halifeler zamanında kadınların bilimsel çalışma yapıp içtihat ettikleri, hüküm ve fetva verdikleri, hakimlik yaptıkları, savaşa katıldıkları, yönetimin kararlarını etkileyecek siyasî faaliyette bulundukları, tarihî bir gerçektir. Bu da gösteriyor ki, İslâm Dini’nde kadınlara seçilme hakkı 1400 yıl önce verildi” diye konuştu.

Kur’ân ve sünnette kadını siyasî hayattan mahrum bırakacak herhangi bir delilin mevcut olmadığını söyleyen Yıldız, Kur’ân’da Hz. Süleyman ile Sebia Hükümdarı Belkıs arasında geçen olayları da örnek vererek, “Belkıs, devletini danışmayla yürütmekte, parlamentoya sormadan hiçbir iş yapmamakta, böylece memleketi bolluk ve refah içerisinde yönetip gitmektedir. Bu âyetlerde bir kadın olan Belkıs’ın devleti güzel bir şekilde yönettiği haber verilmekte, bu görevi yapamadığı, eksik ve aksak yaptığı hususunda hiçbir işarete rastlanılmamaktadır. Müslümanların bundan ibret ve örnek almaları istenmektedir. Hazreti Ayşe’nin başkanlığında gelişen Cemel Olayı da, açık ve siyasî muhalefet hareketidir. Bu muhalefette Hz. Ayşe’nin yanında büyük sahabeler de vardır” diye konuştu.

/ MARDİN

06.12.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004