Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 10 Aralık 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Görüş

Devletin adaleti mi, güçlünün adaleti mi? (2)

Aile ayrıca, kimi emekli komutanlarla, yine emekli polis şeflerini de kadrosuna alır ve devleti böylece her cihetten kuşatmayı başarır.

Bu kadar açık destek alan ve rahat bir ortam yakalayan aile, yasal olmamasına rağmen, villalardan başka, arazi içinde 35 katlı 3 Plaza’nın yapımına halen devam etmektedir.

BU DURUMA, ŞİMDİKİ ORMAN

BAKANI, BAKALIM NE DİYOR ?

AKP iktidarının Orman Bakanı Osman Pepe, iktidara geldikten 4 yıl sonra durumu hemen (!) fark eder. Bu durum, Bakanın görevine karşı olan titizliğinden ya da merakından değil de, Bakanlık görevlilerinin inşaat alanına sokulmamasıyla ortaya çıkar. Bakan, devletin otoritesine karşı gelinmesine çok kızar ve basının karşısına çıkıp ilk tepki olarak, ”Yanlışa dur dedik” diyerek konunun üzerine kararlılıkla gideceğini söyler. Bakanın bu sözünü televizyonlardan duyanlarla, gazetelerden okuyanları bir “gülme krizi” alır. Çünkü, “güçlünün adaleti”nin geçerli olduğu toplumlarda, bu tür lâflar insanları hep güldürür.

Ancak, Bakan konuşmaya devam eder ve bakın daha neler söyler? “İstanbul’da bu çeşi işlerle boğuşmak öyle kolay değil. İstanbul’da dükalık kurmuşlar. Bakanlığımda bu işe bulaşan iki kişiyi, hemen kulağından tutup attım. Gördüm ki, bu işe bulaşanlar hep zengin olmuşlar. Şimdiye kadar olan olmuş, biz bundan sonrasını kurtarmaya çalışıyoruz. Başbakan bana, ‘bir gün bile bekleme ve üzerlerine git’ dedi.”

Güçlünün karşısında devletin gücünü görüyor musunuz? Devletin otoritesini temsil eden Bakanın bile “Ne yapalım olan olmuş, bundan sonrasına bakalım” demekten başka elinden hiçbir şey gelmiyor. Yani, “Kanunu uygulayacağız ve usulsüz yapılan ne varsa yıkacağız” diyemiyor. Eğer, “Adalet bunun neresinde?” diye sorarsanız, ortada işi kitabına uyduran bir adalet var, ama o ‘haklı’nın değil, ‘güçlü’nün adaleti’

SON ÇEYREK ASIRDA, İSTANBUL TALAN EDİLDİ

Merhum Turgut Özal’ın iktidara gelmesiyle, devlet yönetiminde oluşturulan “liberal” anlayışın ürettiği yolsuzluklar, tarihî ve tabiî güzelliklere sahip olan İstanbul’un, talan edilmesinden başka bir işe yaramadı. Önce, İstanbul Boğazı’nda başlayan talan ve yağmalama, her tarafa yayıldı. Yukarıda sözünü ettiğimiz “orman talanı” da bunun sadece bir parçası olarak bugün karşımızda.

Bu liberal anlayışın uygulamaları, hakkı ve haklıyı ezip geçerken, güçlüyü daha da güçlü yaptı. Soluduğumuz hava kadar muhtaç olduğumuz adaleti de, sadece “güçlünün adaleti” yaptı.

“GÜÇLÜ’NÜN ADALETİ”NİN

KURBANLARINDAN, BİRİ DE BENİM

YENİ ASYA gazetesi okuyucularının hatırlayacağı üzere, İstanbul Millî Eğitim Müdürü iken, kamu haklarını gözeterek, kanunsuz isteklerine engel koyduğum kimi kişiler tarafından, nasıl bir haksızlık ve zulme, daha doğrusu “linç”e uğradığımı, daha önce bu gazetede yazmıştım. Devletin adaleti haklıdan değil de, güçlüden yana olunca, bu zulmün nasıl katlanarak arttığını, ayrıca anlatmaya çalışmıştım.

Gördüğüm ve yaşadığım şuydu ki, güvenip hak aramak için çaldığım Adliyenin kapısı, sadece güçlülere geçit veriyordu. Benim gittiğim Adliyede de, tıpkı Beykoz Adliyesi’ndeki gibi “güçlünün adaleti” geçerliydi.

Bu sebeple, yargıda yapılacak bir reformun “yargı reformu”ndan öte, bir “yargıç reformu” olması gerektiğini, yine bu sütunlarda anlatmaya çalışmıştım. Yargı, kendi içindeki çürükleri temizlemediği sürece, bundan rahatsız olan “dürüst, adil ve cesur” olan diğer yargı mensuplarının adaleti tecelli ettiremeyecekleri ortadadır. Artık iyice anladım ki, toplumda “güçlünün adaleti” egemen oldukça bu isteklerimin hepsi, ne yazık ki boş bir hayâlden öte gidemeyecektir. Ve, yapılan bu haksızlıklar uzaktan seyredildiği sürece, Adalet Bakanı’nın “Yargı, kendi kontrolüne bırakılamaz” sözü de boştur.

PEKİ, BU ORMAN TALANI’NIN

SONUCU NE OLABİLİR ?

Devletin takibi yönünden, göreceksiniz ki tek kelime ile “fiyasko” olur. Yani, gazeteler yazar, televizyonlar haberlerine alırlar. Orman Bakanı da, haberler devam ettiği sürece, “Gereken yapılacaktır, sonuna kadar üstüne gideceğiz” demeye devam eder.

Haberler biter, Orman Bakanı’nın söylemleri de biter. Bu arada yavaşlayan inşaat çalışmaları yeniden hızlanır. Suçlananlar, “Bu da geçti” diyerek birbirlerine sarılırlar. Ve “Artık, kazanma zamanı” deyip, kaldıkları yerden işlerine devam ederler.

Başını sokabilecek iki göz odası olan sıradan vatandaşın rüzgârda sallanan, yağmurda sele teslim olan evi ise, “ruhsatı yok” denilerek 10 dakikada yerle bir edilirken, villaların yanına hiç kimse yaklaşamaz.

Gelen haberlere göre, “Beykoz Konakları” olarak bilinen yapılanma da ruhsat dışı ve yine ormanlık alandan çalınarak yapılmış. Ormanı talan edip, kanunsuz yapılan ve satılan bu villaların sahiplerine Orman Bakanlığı şimdi “tapu iptal dâvâsı” açacakmış. Peki, insana sormazlar mı? ”Ruhsat verilirken ve inşaat yapılırken aklınız neredeydi? Ormanı talan eden bu yapılanmaları, şimdiye kadar neden görmediniz? Ruhsat verdiğiniz bir inşaattan mülk edinen vatandaşın suçu nedir ki? Sıradan vatandaşa göz açtırmayan, geçen gün yine aynı bölgedeki bir okulun bahçesine yapılan küçük bir eklentiyi, üstelik öğretmenleri döverek yerle bir eden zabıtanız, bu inşaat yapılırken acaba neredeydi?

Bu arada, önemli bir hususu hemen belirtmeliyim. Şaşıracaksınız ama, iş bitiren ailenin ya da şirketinin, bu olayda zerre kadar suçu yoktur. Çünkü şirket, inşaat alanına silâhlı bekçiler koysa da, verilen o ruhsatlar pek tabiî ki silah zoruyla alınmadı. Hiç kimse, gidip de Adliyedeki savcılar ya da hakimlerle, Orman İdaresi’ndeki bürokratların, Belediye yetkililerinin ya da Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu üyelerinin başına silâh dayamadı. Çünkü, orman gibi geç ve zor yetişen millî bir serveti satanlar, bu devletin içinde. Yani, devlet bu hainler tarafından kuşatılmış. Yani, bu talan devletin içindeki hainlerin desteği ile kotarılıyor.

Bundan sonra söylenmesi ve yapılması gerekenleri ise, halkımızın “sağduyu”suna bırakıyorum. Ama, şu soruyu sormadan geçemiyorum: “Halen iktidarda olup, adını ‘adalet’ten alan bir partiye, ‘güçlünün adaleti’ yerine toplumda ‘haklının adaleti’ni geçerli kılması için verilen BEŞ YIL, acaba yeterli olamadı mı?”

–Son–

Naci AKAY / (E.) İstanbul Millî Eğitim Müd

10.12.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004