Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 26 Aralık 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

Muvazzaf gazeteci

Başbakanı astılar da ne oldu? Hayatımızdan 50 yıl çalmak dışında ne işe yaradılar?

İnanmayacaksınız ama, vallahi de billahi de bir yazısında aynen şöyle diyordu: ‘Futbol maçları sırasında, özellikle Milli Marş söylenirken çıkarılan sesler ve kimi Türk futbolcuların dudaklarının ‘kıpırdamaması’ acaba önlenemez mi?’

Bu adam bir gazeteci...

Hıncal Uluç’un zaman zaman ‘duayen’, ‘ustam’, ‘ağabeyim’ diye taltif ettiği, bizim de ‘kışla bilgisi’ konusundaki duayenliğine itiraz etmediğimiz bir gazeteci.

Ustalığına da itiraz etmiyorum...

Çünkü, Hıncal Uluç gibi birini yetiştirmek gerçekten de ‘ustalık’ gerektiriyor.

Bu bir gazeteci ama, ‘sivillerin asker eliyle terbiye edilmesi’ fikrini savunanlara ‘gazeteci’ demek mi gerekir, bilemiyorum. Bunu kamuoyunun yüce takdirine bırakıyorum.

Elbette bir gazeteci savunma konularıyla ilgili olabilir, arada sırada kışla canibinden haberler geçebilir. Normaldir.

Fakat bizimki, içeriden biri gibi yazıyor.

O kadar ‘içeriden biri’ ki, örneğin ‘Kenan Evren’in deneyimi ve bilinen sağduyusu’ diyebiliyor, kendisini daha da içerilere konuşlandırıp ‘Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ‘halkla ilişkiler ve enformasyon’ alanında gereken çağdaş gelişmeyi sağlayamadığı için eleştiriyorum’ türünden şeyler yazabiliyor.

Hemen her şeyi askere yontmak, militarizme terbiye edici ve yola getirici bir işlev yüklemek, her meseleyi götürüp ‘Siviller bu kadar kötü olmasaydı asker hiç müdahale eder miydi?’ sonucuna bağlamak nasıl bir zihin yapısına işaret ediyor?

Bunu da kamuoyunun yüce takdirine bırakıyorum...

Bazen, ‘Tezkere mi bıraktı acaba bu’ diye şüpheleniyorum. Çünkü, sivillerden çıkan her şeyin ‘kafadan kötü’, askerlerden çıkan her şeyin ‘koşulsuz iyi’ olduğunu söylemek için insanın ‘muvazzaf gazeteci’ filan olması gerekiyor.

Bu beyefendi son zamanlarda bir de alışkanlık edindi:

Hükümeti ve parlamentoyu ‘darbe’yle korkutmak...

İsterseniz kendisi anlatsın:

‘Daha önce işbaşında olan ve Meclis’te çoğunluğu ellerinde bulunduran Başbakanlardan AKP’nin ders alıp almadığını, ders almamaları halinde ülkeyi ne hale getireceklerini hep birlikte göreceğiz. Tabii bu beklenen gelişmelerde en önemli öncü rolü TBMM içinde yadsınamayacak bir çoğunluğa sahip CHP, başta diğer muhalefet partileriyle birlikte oynayacak. Onların ardından da, AKP kendi cumhurbaşkanını seçtiğinde ülkenin ne hal alacağının farkındaki kurum ve kuruluşlar gelecek.’

Demek ki neymiş?

Hükümet ve Başbakan, Meclis’te çoğunluğu elinde bulunduran önceki Başbakan’lardan (hadi daha açık konuşalım) 27 Mayıs cuntasının ipe gönderdiği Adnan Menderes’ten ders almalıymış.

Ders almaması, yani ‘Cumhurbaşkanını bu parlamento seçecek’ inadını sürdürmesi durumunda, Erdoğan’ı bekleyen akıbet de farklı olmayacakmış. Çünkü ‘ülkenin ne hal alacağının farkındaki kurum ve kuruluşlar’ alesta bekliyormuş. (‘Ülkenin ne hal alacağının farkındaki kurum ve kuruluşlar’, bildiğiniz gibi, silahlı ve silahsız bürokrasinin ‘kod adı’ oluyor.)

Ben de şunu merak ediyorum:

Neden ders alması gerekenler her defasında siviller ve anayasanın kendisine verdiği yetkiyi kullanan parlamentolar oluyor? Demokratik normale müdahale edenler ve onların muvazzaf destekçileri neden ‘ders’ çıkarmıyorlar bundan?

Ne oldu yani?

Başbakanı astılar da ne oldu?

Hayatımızdan 50 yıl çalmak dışında ne işe yaradılar?

Star, 25.12.2006

Ahmet KEKEÇ

26.12.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler

Başlıklar

  Türkiye’nin gerçek gündemi ve irtica fobisi

  Muvazzaf gazeteci

  İnalcık Hoca’dan ‘Kubilay Vak’ası’na

  Yanlış bir anayasa ile doğru yapılmaz


 Son Dakika Haberleri

Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004