Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 29 Ocak 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Sivil Toplum

Veliler, öğretmenlere ne zaman not verebilecek?

26Ocak 2007 akşamı bir çok evde tatlı bir telâş yaşandığı gibi bizim evde de karne alma heyecanından dolayı bir telâş-sevinç vardı. İlkokul 3. sınıf öğrencisi oğlum Emin Cevat’ın getirdiği karne gerek notları, gerekse kişisel gelişim bilgileri konusunda anne-baba olarak bizleri sevindirmişti.

İlk sevinç ve heyecan geçtikten sonra karnelerin, bizim eski karnelere pek benzemediğini fark ettim. İlk fark ettiğim bizim oğlanın her hafta bir kitap bitirdiğini teyit ediyordu ki, çok okuyup yazanı olmayan bir toplum için güzel bir teşvikti. Diğeri, kişisel ve sosyal beceriler olarak adlandırılan ve karnenin sağ tarafında 3’lük not sistemine göre hazırlanmış çocuğun gelişimini takip eden değerlendirmelerdi. “Etkili İletişim Kurma”, “Sorun Çözme”, “Adil Olma”, “Araştırma Yapma” gibi yeni kriterler bulunmasının beni etkilediğini söylemeliyim. Biraz bize müstakil bir yenilik ise satranç derslerinin müfredata girmiş olması. Oğlumdan ve eşimden satranç öğrenmiş bir kişi olarak yenilmenin bile ayrı bir tat verdiğini söyleyebilirim.

Bu yılki karnelerin bir promosyonu vardı. Velilere mektup. İlköğretim Genel Müdürlüğü tarafından kaleme alınan ve karne alan tüm öğrenciler vasıtası ile yaklaşık 14 milyon veliye ulaştırılan, ilköğretimin hedefleri hakkında kısa bilgiler veren mektuptan bahsediyorum. Öncelikle güzel bir Türkçe ile kaleme alınan mektup, iyi bir fikir olmasının yanında bundan sonraki yıllarda devam ederek bir teamül halini almalı, velilere plan ve programlar hakkında bilgi vermeye devam etmelidir.

Mektupta beni özellikle “teknoloji ve tasarım, satranç, düşünce eğitimi, halk kültürü…”, “Hedefimiz öğrenmeyi öğrenen, bilgiye erişim yol ve yöntemlerini bilen, yeni bilgi üretebilen, bunları problem çözümünde kullanabilen bireyler yetiştirmektir” cümlelerinin etkilediğini ve aynen katıldığımı belirtmek isterim.

Bu yıl ilk defa karşılaştığımız başka bir yenilik ise, dönem başında öğrenci-veli-okul sözleşmesine istinaden velinin sorumluluklarını yerine getirip getirmediğinin değerlendirildiği “Değerlendirme Formu” oldu. Esas olarak bu yenilikte ileri bir adım olmakla birlikte, anket cümlelerinde daha dikkatli bir dil kullanılabilirdi. Meselâ onuncu cümlede “Okul yönetimine katkıda bulundu” yerine “okul yönetimine destek oldu” veya “okul aile birliğinde görevi var/yok” gibi değerlendirme yapılabilirdi.

Yine onüçüncü ve son cümle; “Aile ortamında fiziksel ve psikolojik şiddete yer vermedi” başlı başına formu hazırlayandan Sayın Bakan’a kadar herkesin başını belâya sokacak kadar bozuk bir Türkçeyle yazılmış ki, neresinden tutmak gerekir bilemiyorum. Bizim öğretmenimiz, çocuğumuz ile ilgimizi görerek, kendisine kötü muamele yapmadığımızı kabul ve ilân etmiş olacak ki “Evet” işareti koymuş. Yani, çocuğumuzu dövmediğimiz, sövmediğimiz, aç ve açık bırakmadığımız öğretmen kararı ile tesbit olunduğu için kendimizi kurtardık. Peki, bir öğretmen bu cümleye “Hayır” (yani, çocuğa ailenin kötü muamele yaptığını ben fark ediyorum anlamında) diyebilir mi? Dediğini varsayalım. Bunu nasıl veliye gönderip, değerlendirme ile ilgili görüşlerini isteyecek. Eğer böyle bir kötü muamele var ise, öğretmen resen okul idaresi ile birlikte mülki amirlere durumu iletmelidir. Bunun için ayrıca bir ankete gerek yoktur, bu insan olmanın gereğidir.

“Karnede Yenilik, Velilere Mektup, Değerlendirme Formu” hepsi güzel fakat okul ve öğretmenler konusunda velinin görüşünü alacak ve bunu değerlendirecek sistem nerede? Sistemin bu ayağı ortada yok. Ben bu konuda kendi teklifimi kısaca ifade edeyim;

Öğretmenlerin meslekî performanslarını değerlendirmek üzere objektif kriterlere göre hazırlanmış 20-30 sorudan oluşan anket formları, öğretmen ve öğrenciler vasıtası ile velilere ulaştırılır. Veliler tarafından doldurulan veya sanal ortamda gönderilen formlar doğrudan ilçe müdürlüklerinde özel bir büroda değerlendirildikten sonra öğretmen hakkında her anket sorusuna kendi velilerinden kaç tanesinin ne şekilde cevap verdiği okul idaresi ile birlikte kendisine iletilir. Bu ileriki aşamalarda kariyer basamaklarında bir değerlendirme kriteri olarak da kullanılabilir. Böylelikle sistem kendi kendini kontrol eder şekli ile yürüyebilir.

[email protected]

Emin Talha KARAMUSA

29.01.2007


Dink: “301’in arkasında derin devlet var”

Katledilmeden önce en son Alman Die Welt gazetesine konuşan Hrant Dink, röportajında yasaların yapılış biçimini ve 301. madde ile ilgili görüşlerini çok net bir şekilde ortaya koyuyor. İşte Hrant Dink’le yapılmış son röportajdan bazı bölümler:

WELT. DE: 301. madde ve Türk Yargısı hakkında ne düşünüyorsunuz? Avrupa Birliği’yle uyumlu olunmaya çalışılıyor. Enteresan şekilde 301. madde de AB üyeliği kapsamında yapılan reform düzenlemeleri içinde yazılmış bir kanun.

DİNK: Reform paketi üzerinde tartışmalar sürerken, Avrupa zinanın suç sayılmasıyla ilgili madde üzerine yoğunlaştı. Sonradan bu madde paketten çıkartılınca bir rahatlama oldu. Bu esnada 301. madde hiçbir şekilde fark edilmedi, çünkü herkes zina maddesine yoğunlaşmıştı. Avrupa’nın hukuk kültüründe birey devlete karşı korunmaktadır. Türkiye’de ise bu durum tam tersinedir. Burada kanunlar devleti bireylerden korumaktadırlar. Tabiî bu durum tamamen gayrı Avrupai’dir.

WELT. DE: Başbakan Erdoğan 301. maddeyle ilgili, ‘şayet gerekliyse’, düzeltmeler yapılabileceğinden bahsetti. Bu madde iptal edilecek mi?

DİNK: Hiç sanmıyorum. Bu maddeyi iptal etmek çok zor. Bunun için bütün bir mantalitenin değişmesi gerekli. Sadece bürokrasiyi kastetmiyorum, bunun arkasında ‘derin devlet’ var ve bunların devamı bu tip kanunlarla sağlanıyor. Ben tam tersi olarak bu tip kanunların daha da sağlamlaşması tehlikesini görüyorum.

WELT. DE: Başbakan Erdoğan’ın yargıyı etkileme suçlaması üzerine, TÜSİAD temsilcisi hakkında dahi soruşturma açıldı.

DİNK: Bunu Türk yargı sisteminin krizi üretiyor. Bu durum tam anlamıyla siyasetin yargıyı nasıl etkilediğini gösteriyor. Fakat kim bu durumu eleştirirse ona, senin yargıyı etkilemeye hakkın yok deniyor. Siyaset ve yargı birbiriyle iç içe geçmiş durumda. Kanunları sadece hükümet yapmıyor, bir kısmını ‘derin devlet’ belirliyor. Çoğu zaman da haksız ve eleştiriyi engelleyen maddeler. Argümanları da ‘yargının bağımsızlığı’.

(Kaynak: http://www.welt.de, Çeviren: Kadir

Kon -Dünya Bülteni)

29.01.2007


Cemaat ve yazar olmak

Nobel ödüllü edebiyatçımız Orhan Pamuk, geçtiğimiz ay Sabancı Üniversitesi`nde “Orhan Pamuk ve Edebiyatı” konulu toplantıda, “cemaat” konusuna da değinerek iyi bir yazar olmada ve dünyayı yeniden değerlendirmede tek başına karar verme cesareti, cemaat dışına çıkmak ve sabırla çalışmak gibi hususlara değinmiş. Görüşlerine elbette saygı duyulur. Ama sivil toplum açısından bunları iyi irdelememiz gerekir.

Sanırım burada sivil örgütlenmeler demek olan cemaatlerin varlığını reddettiği anlamı bulunmuyor. İnsan sosyal bir varlık olduğu için muhakkak diğer insanlarla birlikte yaşamak durumundadır. Tek başına en basit ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz; kaldı ki iyi bir yazar olsun! Toplum hayatının örgütlü olmasının da sadece yazar olmak için değil, özgür insan olmada ne kadar önemli olduğu günümüzün artık en basit gerçeğidir.

İyi bir yazar olmada, “Cemaat dışına çıkılabilip, tek başına kalabilmek” olgusu yerine, “Kendi doğrularına bağlı kalma yanında, başkalarının da var olan doğrularına saygı duyma erdemi”, böylece herkesin “Kendi doğrularını demokratikleştirmesi ve sivilleştirmesi” olgusu eksen alınmalıydı. Tek başına kalıp, kalabalıktan kurtularak; akabinde de sabırla bir yazar olmak belki mümkündür ama, tanımadığı toplumu aydınlattığını sanma yanılgısını da hesap etmelidir.

Ayrıca cemaat yani örgütlü hayat, bireyleri ekip çalışmasına yönlendirerek daha da güçlendirmekte, her insanda bulunan aidiyet duygusunu tatmin etmekte, ortak hareket sürecinde yine bir kişi seçilerek tayin ve değerlendirme hakkı ona verilmektedir. Böylece birey aklı, ortak akıl ve nihayet Yaratıcının “külli” aklına doğru yönelinmektedir. Stresi azaltan bu ortamlarda nice yazarlarımız yetişmiştir.

“Her zaman ‘bir odaya gideyim, bu kalabalıktan kurtulayım, kafamdaki düşünceleri dinleyeyim, bunlar daha ilginç’ diyen bir ses vardır. O sese saygı duyan, o sesi takip eden insanlar sonunda yazar olur” diyen Orhan Pamuk, burada sanırım fiziksel ve ruhi bir yorgunluktan kurtulup dinlenmeyi kastediyorsa bu doğrudur; özellikle günlük hayatın oldukça zor olduğu ülkemizde. Fakat sürekli böyle yaşayarak da yazar olunması acaba ne kadar mümkündür? Hatta çoğu zaman, bu tür yorgunluklar diğer insanlarla birliktelikte ve sohbetlerde daha kolay atlatılıyor. Ama her insanın ara sıra yalnız kalarak bir iç yolculuğa çıkması da gereklidir. Eğer yazarımız bunu kastediyorsa el hak doğrudur.

Özellikle ülkemizde örneklerine sık rastladığımız, “ya bu, ya o” veya “ya hep ya hiç” gibi her şeyde bir takas kültürü oluşturan mantık yerine; “hem bu, hem o” gibi bir mantıkla pozitif bir kültür iklimi sağlamak; birey ve toplumu geliştireceği gibi, içlerinden daha da fazla yazarlar çıkabileceğini söylemek hayalcilik olmaz sanırım.

Unutmayalım ki, cemaati ya da örgütlü toplumu olmayanın bireyi de az olur, yazarı da.

Prof. Dr. Gürbüz AKSOY

29.01.2007


STGM’den üç yeni yayın

Sivil Toplumu Geliştirme Merkezi (STGM) STK aktivistleri ve çalışanları için üç yeni yayın hazırladı. Kitapçıkların adı ve özet bilgiler şöyle:

1- STK’lar İçin Savunuculuk Rehberi: Bilgi Üniversitesi STK Eğitim ve Araştırma Birimi’nden Yiğit Aksakoğlu tarafından hazırlanan “STK’lar İçin Savunuculuk Rehberi”nde, “Savunuculuk nedir?”, “Savunuculuk faaliyetleri meşrû mudur?”, “STK’lar politika yapar mı?” sorularının cevaplarını bulabilirsiniz. Rehberde ayrıca, sorun analizi, savunuculuk stratejisinin hazırlanması, aktörlerin belirlenmesi, SWOT analizi gibi konularda anahtar bilgiler örnek kampanyalar üzerinden somutlaştırılarak aktarılıyor.

2- STK’lar İçin Gönüllülük ve Gönüllü Yönetimi Rehberi: Nafiz Güder ve Özel Sektör Gönüllüleri Derneği’nin ortak çalışması olarak ortaya çıkan “STK’lar İçin Gönüllülük ve Gönüllü Yönetimi Rehberi”nde gönüllü çalışmanın bireye ve gönüllülerle çalışmanın STK’lara kazandırdıkları anlatılıyor. STK’ların gönüllü kazanmak ve gelen gönüllüleri kaçırmadan doğru yönlendirmek, eğitmek ve motive etmek için izlemeleri gereken yol ve yöntemler açıklanıyor.

3- STK’lar İçin İletişim ve Kampanya Hazırlama Rehberi: Nafiz Güder tarafından hazırlanan ve Sunay Demircan’ın da katkıda bulunduğu rehberde, STK’ların kendi iç iletişimlerinin yanı sıra, hedef kitle ve paydaşları, basın, devlet ve resmi makamlar, siyasetçiler, bilim kuruluşları, uluslararası kuruluşlar, sponsor ve destekçi kuruluşlar, özel sektörle iletişim kurarken nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda püf noktaları bulunuyor. STK’ların dış dünyayla iletişim kurarken başvurdukları yazışma, İnternet, basılı malzeme, basın duyurusu, sempozyum gibi araçları nasıl kullanmaları gerektiği konusunda tekliflerin yer aldığı rehberde, örnek bir kampanya üzerinden bir kampanyanın nasıl hazırlanacağı, uygulanacağı ve izleneceği anlatılıyor.

29.01.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004