Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 27 Mart 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

Adalet terazisinde medya

Haftanın en hararetli tartışması Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ile Adalet Bakanlığı arasında geçti. Meselenin özeti şu: Yargıtay ve Danıştay’da boşalan üyelikler için uzun süredir seçim yapılmıyor. Yargıtay’da 23, Danıştay’da 9 boş üyelik için HSYK üyelerinin yaptığı son toplantıya Adalet Bakanı Müsteşarı Fahri Kasırga katılmadı.

Ertelenmek zorunda kalınan seçim üzerine HSYK Başkanı isyan ediyor, yaptığı basın toplantısıyla zehir zemberek bir açıklama yapıyor. 7 üyenin bir araya gelmesi gerektiği için müsteşarın katılmaması, seçim yapılmasını imkânsız kılıyor. Bu durum HSYK Başkan Vekili Mahmut Acar’a göre “yargı bağımsızlığına karşı bir duruş”.

İlk bakışta HSYK’nın seçim istediği, boşalan üyeliklere yeni atamalar talep ettiği; ancak hükümetin buna engel olduğu sanılıyor. Oysa HSYK’ya sorulan bazı sorulara kurum yetkililerince tam ve net bir cevap verilemiyor. Mesela deniyor ki geçmişte 60 üyelik boştu; ama seçim yapılmamıştı. Şimdi alelacele seçim dayatmasının sebebi nedir? Yargıda kadrolaşmak isteyen bir hükümet, üye sayısını 250’den 150’ye indirmek için neden yasa teklifi hazırlasın? Ve en çarpıcı açıklamayı Adalet Bakanı Cemil Çiçek yapmış: “Kuruldaki aritmetiğin aleyhime döndüğü için üye seçilmediğini söylemek, HSYK’nın siyasi atama yaptığını söylemek anlamına gelir.” Düşündürücü bir tespit bu!

Adalet Bakanlığı, Yargıtay’a yeni üye seçilmesini istemiyor. Geçerli bir gerekçesi de var. Bakanlığa göre ‘istinaf mahkemeleri’nin 1 Haziran 2007’de faaliyete başlamasıyla Yargıtay’ın iş yükü azalacak. Bunun için Yargıtay Kanun Tasarısı, Yüksek Mahkeme’nin 250 olan üye sayısının 150’ye düşürülmesini öneriyor. Meclis Adalet Komisyonu’nda gündeme getirilen yasa teklifi CHP’li vekillerin engellemeleri ile karşılaşıyor. Tartışmanın tuhaf bir ayrıntısı 2006’ya dair. Geçen sene Adalet Bakanı’nın iki kez talepte bulunmasına rağmen Yargıtay’a üye seçilmemişti. 1 Mayıs tarihinin yaklaşması nedeniyle telaş yaşandığı söyleniyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok’un görev süresinin 21 Mayıs’ta sona ereceği; ancak yeni başsavcı için 1 Mayıs’ta seçim yapılacağı biliniyor. Konuya vâkıf çevrelere göre “HSYK’nın telaşı” bu yüzden...

Yargıda izahı mümkün

olmayan gelişmeler

Sebep ne olursa olsun üzücü bir gelişme ile karşı karşıya olduğumuz ortada. Her tartışma, “yargının siyasallaşması” konusunda şüpheleri artırıyor maalesef. Kritik her konuda malum bir yargı vakfının yargıdaki siyasallaşmaya karşı çıkma söylemiyle ortaya atılması; ancak belli bir inanç ve düşünceyi temsil ediyor gibi durması kuşkuları büsbütün artırıyor. Vakfın en üst düzey yetkililerinin ideolojik bir gazetede makaleler yazıyor, Lions örgütlerinden ödüller alıyor olması da siyasi bir duruş şüphesine neden oluyor... Bir yerde bu kadar şüphe oluşunca doğruyu yanlıştan, haklıyı haksızdan ayırmak mümkün değildir...

“Yargıda gerginlik” sadece HSYK ile Bakanlık arasında süregiden bir tartışma değil. Neredeyse her gün yargı ile ilgili izahı mümkün olmayan bazı gelişmeler yaşanıyor. Mesela kamuoyunun aylarca tartıştığı Van Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın davasında çok ilginç ve izahı mümkün olmayan hadiselere rastlanıyor. Duruşmadan bir gün önce savcı değiştiriliyor, yerine gelen savcı bey bir gecede 51 klasörü okuyor, sabah katıldığı duruşmada “çete kurarak çıkar sağlamak” suçlamasıyla itham edilen sanıkların beraatını istiyor. Mahkeme heyeti bir gecede okunan 51 klasöre karşı çıkınca savcı bey, redd-i hâkim talep ediyor. Bütün bu ilginç gelişmeler yaşanırken Türk medyası davayı sessiz sedasız takip ediyor. Bu arada birileri “N’oluyor?” diyenleri zan altında tutmayı ihmal etmiyor. Bu şartlarda adalete gölge düşer mi düşmez mi; işte asıl önemli olan budur. Kişiler gelip geçici, makamlar kalıcıdır; o yüzden sarsılan adalet duygusunun telafisi çok zor. Keşke bu tür soru işaretleri adalet mekanizması üzerine bir gölge gibi hiç düşmese...

Maalesef, üzücü hadiselerin ardı arkası kesilmiyor. Düşünün Maliye Bakanlığı’nda müthiş bir skandal ortaya çıkıyor; ancak o bile “usulüne uygun” bir müdahale ile savuşturulmak üzere. Bakanlık eski müfettişi Hamza Kaçar hakkındaki suçlama çok ağır. Dünyanın herhangi bir yerinde böyle bir şey yaşansa kıyamet kopardı. Ağır bir suçlama var karşımızda: Aralarında Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, CHP lideri Deniz Baykal, pek çok şirketin sahibi ve yetkilisinin de bulunduğu kişilerin hesaplarına girilmiş. Vahim bir durum! Banka hesaplarına giren, gizli şifreleri bilen, onları yandaş bir TV’ye taşıyan insanlar belli: Amaç belli, suç belli. Şimdi ortaya çıktı ki Danıştay, skandala adı karışan Hamza Kaçar ile ilgili soruşturma yapılamayacağına karar vermiş. Sebep? Görünen o ki Danıştay 20 günde 7 klasörlük dosyayı incelemiş ve böyle bir sonuca varmış. Şu soruya kim cevap verecek: Başbakan’dan Genelkurmay Başkanı’na, bakanlardan dev şirketlere kadar kişi ve kurumların hesaplarına izinsiz girilmesi suç değil mi?

Medya, skandalları görmezse

Üzülerek kaydetmek zorundayım ki yargıda tuhaf şeyler oluyor. Ve medyanın önemli bir kısmı bu anormal gidişata karşı derin bir sessizlik içinde. Bir yazarın, bir aydının, bir yöneticinin özel hesabına girildiğinde ya da böyle bir söylenti çıkarıldığında mahremiyet ve şahsi hukuk üzerine büyük laflar edenler, son yılların en büyük skandallarından birine yargının “soruşturamazsın” demesi karşısında suspus olmayı tercih ediyor. Suspus olmak ya da olayı hep bir çerçeveden görmek... Bu durum kamuoyu nezdinde sadece yargıyı değil medyayı da zor durumda bırakıyor.

Uzun bir zamandan beri devam eden bir süreç var ortada. İnsanların kafasında birilerinin kollandığı, birilerinin horlandığına dair yaygın bir kanaat oluştu. Uzun yıllardan beri süregelen kadrolaşma faaliyetinin gizlenebilmesi için kadrolaşma suçlamasına başvurulduğuna dair şüphelere de rastlanıyor. Sebebi açıklanamayan tayinler var mesela. En çarpıcı tayin örneklerinden biri yakında ortaya çıktı. “Hortumculuk davaları”nın meşhur hâkimi Mustafa Akın, aniden görevinden alındı ve Ağır Ceza Mahkemesi’ne atandı. Yolsuzluk ve bankacılık davalarındaki tecrübesi ve cesareti ile bilinen Akın’ın bir gecede aniden tayin edilmesi kuşkulara yol açtı. Hatta kamuoyunda dolaşan yaygın kanaat şu: “Kent Bank, İktisat Bankası, Yurt Bank gibi davalara da bakan Akın’ın bu konularda karar vermesi istenmedi.” Doğrudur, yanlıştır bilinmez; ancak bu tür müdahaleler çok sayıda soru işaretinin oluşmasına vesile oluyor. HSYK’nın tayin kararını oybirliği ile değil oyçokluğu ile alması bile bu aşamada kuşkuları çoğaltıyor.

İlginç olan durum şu ki; soru işaretlerinin belirdiği davalarda “soruşturmacı gazetecilik”in izlerine pek rastlanamıyor. Ne olduğunu tam anlamak mümkün değil. Türk gazeteciliğinin o meşhur tecessüs duygusu dumura mı uğradı; bunu anla(t)mak sanıldığı kadar kolay gözükmüyor...

Ölçü şudur: Hiçbir mazeret, adalet kavramının yıpratılmasını meşru kılmaz; kılmamalı. Ancak adaletin yıpranmasına yargı mensupları ve kurumları da müsaade etmemeli. Çünkü insanlar adaletin bağımsızlığına ve tarafsızlığına güvenlerini kaybederse, sadece yargı kurumları değil, ülke bundan zarar görür. Türkiye’mizin böyle bir maceraya dayanacak gücü kalmamıştır üstelik. Hükümetten sivil toplum kuruluşlarına, medyadan en sade vatandaşa kadar herkes yargının siyasetten ve menfaatten arındırılmasına yardımcı olmalı; en çok da yargının kendisi yanlış anlamaya sebep olacak polemiklerden sakınmalı. Çünkü pek çok hayati kurum gibi adaletin de yedeği yok...

Zaman, 26.3.2007

Ekrem DUMANLI

27.03.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler

Başlıklar

  Adalet terazisinde medya

  HSYK’da neler oluyor?

  Üç ilkeyi beraber kullanan bir cumhurbaşkanı istiyorum


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004