Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 19 Nisan 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Dizi Yazı

Umut YAVUZ

Kıbrıs'ı doğru anlamak lâzım

Biz Türkiye’den bakınca “yavru vatan” deriz ona. Oraya gidince sahiden de vatanımız olduğunu hissederiz. Ama farklıdır, yine de bize ait olan yönleri bir yana, kendine has bir yapısı vardır onun.

Kıbrıs’tan bahsediyoruz. Kıbrıs derken, onun da kuzey kesiminden, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden, yani KKTC’den.

Gittiğimizde, İstanbul üşürken, Kıbrıs’ta günlük güneşlik bir hava vardı. Baharın başlangıcını yaşadığımız günlerde, Kıbrıs’a da, her yerde olduğu gibi, bahar daha da erken gelmişti.

İstanbul’dan Lefkoşe’deki Ercan Havalimanı’na 1saat 15 dakikalık bir uçuşla varıyorsunuz. Ercan, Lefkoşe’ye 20 dakika mesafede, KKTC’nin en büyük havalimanı. Lefkoşe de KKTC’nin başşehri. Lefkoşe’yi anlatmadan önce Kıbrıs’a genel bir bakış gönderelim istiyorum.

KKTC, biliyorsunuz, Kıbrıs adasının kuzey kesiminde yer alan Türk Cumhuriyeti. Bunu Türkiye’de bilmeyen yoktur. Bugün durum böyle, ama gelin biz tarihte daha gerilere gidelim. Adanın ilk sakinlerinin Anadolu, Suriye ve Filistin’den M.Ö. 7000-6500 yılları arasında göç ettikleri sanılıyor. Göçün sebebinin ise, tabiî afetler ve düşman saldırıları olduğu tahmin ediliyor. Yani tâ o devirlerden beridir Kıbrıs bir tenezzüh yeri, bir sığınak ve barış dolu bir korunak olarak görülüyormuş. Biz de İstanbul’un dağdağasından Kıbrıs’ın tenhalığı ve dinginliğine gittiğimizde, adanın bu özelliğini müşahede etmiş olduk. Her ne kadar zaman zaman suları ısınsa da Kıbrıs’ın bir barış adası olması gerektiğine kanaat getirdik.

Kıbrıs, Doğu Akdeniz’in en önemli adası. Adını zengin bakır kaynaklarından aldığı sanılıyor. Aynı zamanda konumu ve tabiî zenginlikleri sayesinde de Kıbrıs önemli bir ticaret merkeziymiş. Tam da bu sebeple tarih boyunca pek çok uygarlık onu ele geçirmek için çetin savaşlar vermiş. Sırasıyla Mısırlılar, Asurlular, Fenikeliler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Lüzinyanlar, Venedikliler ve Osmanlılar adada hüküm sürmüşler. Her dönemde insanların huzur içinde yaşadıkları ada ise, günümüzde olduğu gibi zaman zaman gerginliklere sahne olmuş ne yazık ki… İnsanlar, güzellikleri paylaşmak yerine, dünyanın tek sahibi olmak dürtüsüyle hareket ettiğimizden midir nedir, her yeri kana bulamakta üstümüze yok.

Bugün Kıbrıs Adasında iki ülke bulunuyor. Her ne kadar Rum kesimi kabul etmese de, ülkede bir Rum, bir de Türk yönetimi var. Ada aynı zamanda Avrupa Birliği üyesi. Ancak bu durum da tartışmalı. Rumlar Türk tarafını Kıbrıs Cumhuriyeti’ni işgal edenler olarak tanımlarken, KKTC tarafı ise, kendilerinin bağımsız bir devlet olduklarını söylüyor, ancak onlar da resmen tanınmamaktan şikâyetçi. Ada, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB üyesi olunca, durum daha da karmaşıklaştı haliyle. İkiye bölünmüş tek ülke olarak mı Birliğe girdi, yoksa sadece Rum tarafı olarak mı katıldı, belli değil ne yazık ki. Bir süre daha da belli olacak gibi görünmüyor.

4 Bayraklı Ada

Kıbrıs sorununun tarihî sürecine ya da bugünkü siyasî duruma fazla girme ihtiyacı hissetmiyorum. Zaten bunlar fazlaca yazılıyor gazetelerde. Daha çok müşahede ettiğimiz ilginçliklerden söz etmek istiyor ve bu ülkeyi biraz da bilmediğimiz yönleriyle, tarihî ve tabiî güzellikleriyle, insanlarıyla ve yerel problemleriyle tanımalıyız diye düşünüyorum.

Hiç Kıbrıs’a gitmeden, orada yaşayan halkın düşünce ve duygularını bilmeden, bunları paylaşmadan, yani Kıbrıs’ı tanımadan Kıbrıs dâvâsı güdenlerin de bu yazıdan istifade etmelerini istiyorum.

Bugünkü KKTC, 15 Kasım 1983’te kurulmuş ve başşehri Lefkoşe olarak belirlenmiş. Aynı şekilde Rum kesiminin de başkenti Lefkoşe ya da diğer adıyla Nicosia. Bu bakımdan Lefkoşe’nin çok ilginç bir kaderi var. Çünkü bu şehir, tıpkı Berlin gibi ortadan ikiye bölünmüştür. Ve tıpkı Adanın genelinde olduğu gibi, bu şehirde de çok bayraklı bir görünüm var. Yani Lefkoşe şehrinde 4 ülkenin bayraklarını görmeniz mümkün. Türkiye’nin, KKTC’nin, Yunanistan’ın ve de Kıbrıs Rum Yönetiminin.

Türkiye ve Yunanistan bu ülkelerin bayraklarını kendi bayraklarının gölgesi altında tutmaya devam ediyorlar. Bir de bunlara İngiliz etkisi eklenince, ülke karmakarışık bir hale geliyor haliyle.

Evet, her yerde ağır bir İngiliz etkisi görünüyor. Adayı karıştıranlar İngilizler olduğu için ve hâlâ İngilizlere ait bölgeler bulunduğundan buradan el çekmişe benzemiyorlar.

Bunun yanında, ABD ile BM’nin de eli bulunuyor bu Adada. “Bir adada neden bu kadar el olur?” diye soracak olursanız, Kıbrıs’ın stratejik önemi diye cevaplanabilir herhalde.

Kıbrıs’ta geçirdiğimiz bir haftada, zaman zaman beraber seyahat ettiğimiz Amerikalı, KKTC’de İngilizce tabirlerin çokluğuna dikkatimi çekmiş ve şaşkınlığını dile getirmişti. Zaten Ada sakinlerinin çoğunluğu da İngilizce’yi çok iyi biliyor. Son olarak da KKTC’de, tıpkı İngiltere’de olduğu gibi, trafik soldan akıyor.

Evet Kıbrıs’a dört bayraklı ada diyebiliriz, ama Ada üzerinde at koşturanlar dörtten fazla ne yazık ki…

Ortadan bölünmüş şehir: Lefkoşe

Dünyada ortadan ikiye bölünmüş son şehirlerden biri Lefkoşe. Bu sebeple tarihinin en sıkıntılı günlerini yaşıyor belki de. Yedinci yüzyıla ait Asur kaynaklarında adı Ledra olarak geçiyormuş Lefkoşe’nin. M.Ö. 300 yılında ise, Lefkos adlı hükümdar, şehri yeniden inşa ederek kendi adını vermiş. Nicosia ismi ise, tarihçilere göre, ilk kez 1192’de yerli halk, Adaya saldıran Tapınak Şövalyelerine başkaldırdığı zaman kullanılmış. O günlerden beridir de Adanın başkenti olmuş Lefkoşe. Şehir 1570 yılında ise, Osmanlı egemenliğine geçmiş.

Girne kapısından giriliyor

Lefkoşe’yi önce Girne kapısından girerek gezmeye başlıyoruz. Lefkoşe’nin sur içi bölgesine kuzeyden giriş sağlayan bu kapı, 1562 yılında Venedikliler tarafından yapılmış. Kemerli bir yapıya sahip olan kapı Lefkoşe’nin en önemli kapılarından biri. Hâlâ bu kapının duvarlarında Venedik ve Osmanlı dönemine ait kitabeler bulmak mümkün. 1821 yılında Osmanlı döneminde tamirat görmüş ve üst kısmına kubbeli bir bekçi odası eklenmiş. 1931 yılında da iki tarafına bugün yürüdüğümüz yollar açılmış. Uzun yıllar Girne yönünden Lefkoşe’ye girmek için sadece bu kapı kullanılıyormuş. Bu kapı, şimdi Turizm ve Enformasyon bürosu olarak kullanılıyor. Girne Kapısı’nın hemen ilerisinde solda ise, KKTC’nin önemli isimlerinden merhum Dr. Fazıl Küçük’ün bir heykeli bulunuyor. Küçük, ömrünü Kıbrıs dâvâsına adamış, 1959 yılında Adada bir bütün olarak kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nde cumhurbaşkanı muavini olmuştu. O zaman Cumhurbaşkanı Rum, muavini ise Türk olmak durumundaydı. Dr. Fazıl Küçük, daha sonra, 1967’de kurulan Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi’nde başkanlık da yaptı. 1973 yılına kadar Cumhurbaşkanı muavini olarak yürüttüğü görevini, şimdi Türkiye’de Kıbrıs denilince ilk akla gelen isme, yani Rauf Denktaş’a bıraktı. Dr. Küçük, 1980’li yılların başında hayatını kaybetti. Küçük, Kıbrıs dâvâsının Türkiye olmadan çözülemeyeceğine inanıyordu ve böyle yaşadı.

Girne kapısından sonra İstanbul caddesi üzerinden doğuya doğru devam edip, caddenin Yeni Cami Caddesiyle kesiştiği yerden döndüğünüzde, Yeni Cami’ye ulaşıyorsunuz. Yeni Cami de 14. yüzyılda yapılmış olan bir Latin Katolik Kilisesi’nden camiye dönüştürülmüş. Asıl yapı 1740’da yıkılmış, hemen yanı başına yenisi inşa edilmiş. Bu mahalleye de Yeni Cami adı verilmiş. Yeni Cami Mahallesi’nde Lüzinyan Evi olarak bilinen ve 15. yüzyılda inşa edilmiş olan bir de tarihî konak bulunuyor. Konak günümüzde Osmanlı, Lüzinyan ve Venedik eserlerinin sergilendiği bir müze olarak kullanılıyor.

Buradan daha güneye doğru devam ettiğinizde, 14. yüzyılda inşa edilmiş bir kiliseden çevrilen Haydarpaşa Camisi’ni görebilirsiniz. Burası 50’li yıllardan beridir bir sergi salonu olarak kullanılıyor. Camiin hemen çaprazında caddenin daha da aşağısında ise, bir Taş Eserler Müzesi yer alıyor. Bu müze Selimiye Camii’nin avlusunda bulunuyor. Binanın geçmişte Adaya uğrayan hacıların ve seyyahların ağırlandığı bir misafirhane olarak kullanıldığı sanılıyor.

Selimiye Camii şahane

Lefkoşe’de daha bir çok döneme ait tarihî eserler bulmak mümkün. Bunların en önemlileri arasında da eski bir katedral olan Selimiye Camii sayılabilir. St. Sophia Katedrali’nden çevrilen Selimiye Camii 1208 ile 1326 yılları arasında Lüzinyanlar tarafından inşa edilmiş. Bu eser Kıbrıs’taki gotik tarzı mimarinin en önemli örneği olarak tanınıyor. 1570 yılında Osmanlıların Lefkoşe’yi fethinden sonra katedrale bir minare eklenerek Aziz Sofya Camiine dönüştürülmüş, 1954 yılında ise, ismi Selimiye Camii olarak değiştirilmiş. Lefkoşe’nin en güzel tarihî abidesi olarak ayakta duran bu yapı, dışardan taş mimarîsiyle hayranlık uyandırırken, içerden ise, bem beyaz tavanıyla göz kamaştırıyor.

Selimiye Camii’nin güney tarafına düşen kısımda bulunan Bedesten ise, Lefkoşe’nin çok kültürlü tarihini yansıtan en önemli eserlerden biri. Selimiye Camii’nin güney tarafına düşen Bedesten’in temeli 12. yüzyılda Bizanslılar tarafından atılmıştır. Daha sonraki dönemlerde ise, yapıya hep yeni bir şeyler eklenmiş. Rum-Ortodokslar tarafından piskoposluk merkezi, Latin Katolikler tarafından kilise olarak kullanılan bina, Osmanlıların yaptığı mimarî değişiklikle bir kapalı çarşıya dönüştürülmüş. Günümüzde kullanılmayacak kadar harap olan bina, AB’nin katkılarıyla restore edilmiş.

Bu civarda aynı zamanda bir de Büyük Hamam bulunuyor. Hamam tam 14. yüzyıla tarihleniyor ve Latin Aziz George tarafından inşa edildiği rivayet ediliyor. Şu anda Türk Hamamı olarak faaliyetine devam ediyor.

—DEVAM EDECEK—

Umut YAVUZ

19.04.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Dizi Yazı

  (17.02.2007) - İttihad-ı İslâma ihtiyaç var

  (16.02.2007) - Türkiye de hedef tahtasında

  (15.02.2007) - Yerli işbirlikçiler

  (14.02.2007) - Çağdaş Şerif Hüseyinler

  (13.02.2007) - Ayrışan İslâm dünyası

  (03.02.2007) - Konya’dan sonra Hanya’yı da gördük

  (02.02.2007) - Beyaz Atina, AB fonlarıyla süslenmiş

  (01.02.2007) - Üsküp’te Müslümanlara ikinci sınıf muamele

  (31.01.2007) - Kosova’da Türk gücünün varlığı çok önemli

  (30.01.2007) - Osmanlı şehri Belgrad

 

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004