Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 10 Mayıs 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

Asker ne istediğini biliyor mu?

Ordunun ve laik çevrelerin AKP’nin bu kez geçen seçimdeki gibi kıl payı değil, Anayasa’yı rahatlıkla değiştirecek çoğunlukla iktidara gelmesini istediğini söylesem ne dersiniz? Cevabınızı duyar gibiyim.

Peki, laiklik adına İslam dinini hedef aldığı buram buram kokan beyanların, Hz. Muhammed’in kutlu doğumu vesilesiyle düzenlenen törenleri muhtıra gerekçesi yapmanın siyaseten kime yarayacağını sorsam ne dersiniz? Vazgeçtim; bunca senedir benzer laiklik söylemlerinin siyasi pratiğe nasıl yansıdığını araştırmanın zor olmadığını, dolayısıyla neyi güçlendirip, neyi gerilettiğini ortaya çıkarmanın keşif sayılmayacağını hatırlatarak ‘Kellim kellim ya lenfa’ tutkusunun ne manaya geldiğini sorsam? (Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur, Arapça deyim)

Kurmay zekâsı, diye bir tabir vardır Türkçede. Bu, şartları değerlendirme kabiliyetinde, gerekiyorsa yeni şartları oluşturma, hedef belirleme ve hedefe götüren harekâtı tayin etme yeteneğinde kişi demek. Peki her defasına şartları değerlendirmede yanlış yapan, belirlediği hedefe hiçbir zaman varamamış, hatta tam tersi sonuç doğurmuş olana ne denir? Cevap: Ya ortada bir yanlış yoksa! Her şey hesaplı kitaplıysa.

Türk ordusunun mütemadiyen hata yapmayacağını bilirim. Öyleyse: “Demek ki AKP’nin güçlenmesini istiyorlar” diye düşünmek çok mu abes?

12 Mart döneminde Erbakan’ın genel başkanı olduğu Nizam Partisi aralarında Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Muhsin Batur’un da bulunduğu komuta heyetinin şeriatçılık suçlamasına maruz kalıp kapanmış, Hoca da İsviçre’ye gidip yerleşmişti. Şartlar kısmen normale döndüğünde Türkiye’ye gelmeyi reddetti. Rahmetli Abdi İpekçi’nin kendisini orada bulup yaptığı söyleşide yansıyan görüşleri gayet açık. Süleyman Arif Emre hatırlar herhalde, onun liderliğindeki MSP kurucuları “Hocam her şey hazır, ortam güvenli, parti kapatılmayacak, askerlerden de söz aldık” dedikleri halde Erbakan inanmadı.

Rivayet olunur ki Muhsin Batur’un ‘Gelin’ demesine kadar sürdü Hoca’nın direnişi. ‘Gelin’in teferruatı ilginçtir ama onu konuya girmenin şimdi yeri değil. Hoca geldi, MSP listesinden bağımsız aday olarak Konya’da seçime girdi, kazandı; sonra da kendisini bekleyen MSP’nin genel başkanlık koltuğuna oturdu. Batur da emekli olduktan sonra cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından kontenjan senatörü seçildi ve sonra CHP’ye girdi. Yıllar sonra 1980’de cumhurbaşkanlığı konusu gündeme geldiğinde Batur CHP’nin Çankaya adayı olarak sahneye çıktı. CHP’nin TBMM’de sahip olduğu sandalyenin sonuç almaya yetmeyeceği biliniyordu. Bilinmeyen, Batur’un elinde kendisini kritik oy sınırına taşıyacak bir ‘joker’in olduğuydu. Erbakan, Batur’a MSP grubunun desteğini vaat etti ve el’hak verdiği söze sonuna kadar sadık kaldı. Öyle ki Batur’un seçilemeyeceğini anlayan CHP grubu dağıldığı halde, MSP Muhsin Batur adaylıktan çekildiğini açıklayana kadar onu destekledi.

Bu hatırayı nakletmekten maksadım, şeriatçılık suçlaması gibi laiklik savunusunun da kamuoyuna yansıyan söylemlerin ve oluşan gerilim tablolarının aksine kimi zaman siyasi hesapların kalemlerinden biri olabildiğidir. Rahmetli Ali Fuat Başgil’in hatıralarını okuyanlar anayasa hukuku alanında otorite olan hocanın 27 Mayıs’ın lideri Org. Cemal Gürsel’le buluşmasını naklettiği bölümde, paşanın kendisine ‘Laiklik meselesi hep yanlış anlaşılıyor, bu tabiri yeni anayasa hazırlanırken koymaktan yana değilim’ dediğini görürler. Keza 12 Eylül döneminde, ihtilal günü TRT’de yayımlanacak açıklamanın çekimine namaz kıldıktan sonra giren Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Nurettin Ersin’le Jandarma Genel Komutanı Org. Sedat Celasun’un sayesinde Süleymancılar diye bilinen dini gruba yakın kişilerce kurulmuş ama sıkıyönetim komutanlarının irticai faaliyette bulundukları gerekçesiyle kapattıkları yurtların açılmasına izin verildiğini de unutmamak lazım. Ve tabii, İskenderpaşa Cemaati olarak bilinen Nakşi topluluğunun lideri M. Zahid Kotku’nun vefatında cenazesinin türbeye defin izninin komutanların imzasıyla gerçekleştiğini de.

Diyeceğim o ki, Türkiye’de yaşıyoruz. Hiçbir şey için olmaz olmaz dememek lazım; bu ülkede olmaz, olmaz!

Radikal, 9.5.2007

Avni ÖZGÜREL

10.05.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler

Başlıklar

  Asker ne istediğini biliyor mu?

  Seçimler yapılabilecek mi?...

  AB sağlam durdu, ilkeli davrandı

  Vesayet rejimine hoş geldiniz

  Siyasetin özü yok olmamalı

  AKP’de “tasfiye” yakın


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004