Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 28 Mayıs 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Lahika

ÂYET-İ KERİME MEÂLİ

Sağıra sen mi işittireceksin? Kör olanı ve ap açık bir sapıklıkta bulunanı sen mi doğru yola ileteceksin.?

Zuhruf Sûresi: 40

28.05.2007


HADİS-İ ŞERİF MEÂLİ

Kader hakkında bilir bilmez konuşmak, ümmetimin âhirzamandaki kötülerine bırakıldı.

Câmiü's-Sağîr, c: 1, no: 167

28.05.2007


Gayet ehemmiyetli bir hizmette istihdam ediliyoruz

Aziz, sıddık kardeşlerim,

Size melaikeye ait Meyvelerin bir parçasını daha gönderdim. Mahkeme reisi kitaplarımı bana vereceğini söylemesi üzerine, Denizli’ye iki vekâletname gönderdim. Burada bana şiddetli bir tecrid ve tazyik verildiğine merak etmeyiniz; inayet-i Rabbaniye devam ediyor.

Medar-ı ibrettir ki; burada Risâle-i Nur serbest okunup yazılırken—hilâf-ı âdet—başta bu kış, yaz gibi gittiğini çok adamlardan işittim. Ne vakit bana ve Risâle-i Nur’a hücum edildi, yazdırılmadı, tatil oldu; gayet şiddetli bir kış başladığı gibi, Afyon’a şekva sûretinde yazılan hasbihal ve zelzeleleri Risâle-i Nur’un tatiliyle münasebettar gösterdiği cihetini inanmayanlara güya inandırmak için aynı taarruz zamanında başlayıp şimdiye kadar ara sıra hafifçe sarsar, ikaz ediyor diye işittim.

Hem ne vakit Risâle-i Nur’a ilişilmişse, bir nevî umumî korku başlamış görüyoruz. Demek bu vatanın belâlardan muhafazası için Risâle-i Nur bir kat’î vesiledir. Madem böyledir, millet ve vatanı sevenler Risâle-i Nur’u serbest bıraksınlar ve okusunlar ve okutsunlar.

İâşe için tahsisatlarından, yalnız masraf borçları vermek için birtek defa sekiz günlük tayinatı kabul ettim, “Daha istemem” dedim.

***

Aziz, sıddık, tam metin kardeşlerim,

Şehid merhumun berzahta okumasıyla mesrurane meşgul olduğu Nur Risâlelerini dünyada kendi yerinde çalışmak ve beni de çalıştırmak için yazılmışlar gibi tam vaktinde yetişti ve medrese-i Yusufiyenin üç tatlı meyvesini ve Kur’ân’ın kudsî ve Firdevsî binler meyveler veren üç hizbini beraber getirdi.

İki kahraman mübarek, yazdıkları güzel iki Meyvelerinin tarzında ve kıt'asında On Birinci Meselesini dahi yazıp dört-beş nüsha Hizb-i Nuriye varsa ve beş-altı Hizb-i Kur’âniye ile beraber gönderilse münasiptir. Ve Hüsrev’in fıkrası, On Birinci Meselenin âhirinde kaydedilsin.

Size bu defa Âyete’l-Kürsî’nin arkadaşı ve tetimmesi iki-üç âyetin bir nükte-i i’câziyelerine dair bir parça gönderdim. Daha tamamlamaya bir ihtar almadım, noksan kaldı, pek acelelikle yazıldı. Ehemmiyetli sırlar göründü, fakat dünyaya bakmamak için tamam ve açık yazdırılmadı. Eğer hoşunuza gitse, On Birinci Meselenin Haşiyesinin bir lâhikası olarak kaydedersiniz ve İ’câz-ı Kur’ân Risâlesinin zeyillerinde hem “el-Felâk” nüktesini, hem bunu yazarsınız.

Kardeşlerim, hiç merak etmeyiniz. Kat’î kanaatim geldi, bizler bir inayet altında, gayet ehemmiyetli bir hizmette ve ihtiyar ve iktidarımız haricinde bir dest-i gaybî tarafından istihdam ediliyoruz. Çok defa “Belki sevmediğiniz şey hakkınızda hayırlıdır” (Bakara Sûresi: 216.) sırrına mazhar oluyoruz. Bu çalışmada zahmet pek az, ücret pek çok.

Emirdağ Lâhikası, s. 24

Lügatçe:

berzah: Kabir âlemi.

mesrurane: Sevinçle.

nükte-i i’câziye: Mucizelik nüktesi.

inayet: Allah’ın yardımı, himayesi.

dest-i gaybî: Görünmeyen el.

28.05.2007


ESMA-İ HÜSNA

Ferd

Allah (c.c.), Ferd’dir. Yani tek, bir tek, yektâ, biricik, izzette ve azamette eşsiz, üstünlükte ve yücelikte misilsizdir. Şân, şeref ve ulviyette benzersiz, bütün kemâl sıfatlarda tektir. Zâtında birlik sâhibidir, soyuttur ve teklikte benzersizdir. İstiklâl ve ferdiyet sahibidir, varlığında ve sıfatlarının tecellîlerinde birlik esastır.

Resûl-i Ekrem Efendimizin (a.s.m.) bildirdiği Ferd ismiyle Cenâb-ı Hakkın Vahid-i Ehad, Ferd-i Samed, ferdiyet ve ferdâniyet sahibi olduğunu anlıyoruz.

Her şeyin her şeyle bağlı bulunduğunu beyan eden Saîd Nursî Hazretleri; bir şeyin her şeysiz yapılamayacağını, bir şeyi halk edenin her şeyi halk edenden başkası olmadığını; binâenaleyh, kâinatta tek bir şey bile olsa, yapan ve yaratan zâtın Vâhid, Ehad, Ferd ve Samed olmasının zarûrî olduğunu belirtir. Bedîüzzaman, Ferd isminin Hazret-i Ali (r.a.) hakkında İsm-i Âzam olan altı isimden birisi olduğunu kaydeder ve yedi işâretle Ferd isminin gösterdiği hakîkî tevhidi beyan eder. Bunlara kısaca işâret edelim:

Birinci İşâret: Ferd İsm-i Âzamı bir bütün olarak azâmî bir tecellî ile kâinatın her bir birimine birer tevhid imzâsı ve vahdâniyet mührü koymuştur...

İkinci İşâret: Ferd isminin vahdet cilvesi, bütün kâinatı bir birlik içine almıştır. Her şey o birliği îlân etmektedir...

Üçüncü İşâret: Ferd isminin âzamî tecellîsi ile kâinatın her bir ferdi, bir biri içinde, bir gül goncasının iç içe girmiş yaprakları gibi, hadsiz mektup sayfaları hükmündedir...

Dördüncü İşâret: Ferd isminin yüksek cilvesinin vücudu hem güneş gibi net ve açık, hem de vücub derecesinde zorunludur. Bu cilvenin zıddı ve muhâlifi olan şirk ise, sonsuz derece akıldan uzak ve imkânsızdır...

Beşinci İşâret: Hâkimiyetin en esaslı vasfı istiklâl ve infiraddır, yani tekliktir. Zayıf ve âciz insanlar bile hâkimiyet sahibi olduklarında başkalarının müdâhalesini reddetmektedirler. Bazı pâdişahların mâsum evlâtlarını ve çok sevdikleri kardeşlerini merhametsizce idamları, bu müdâhaleyi reddetme haysiyetine dayanmaktadır. İşte rubûbiyet-i mutlaka derecesindeki hâkimiyet-i İlâhiye gayet şiddetle şirki, iştirâki ve başkalarının müdâhalesini reddetmektedir. Kur’ân, “Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı, ikisi de harap olurdu” (Enbiyâ Sûresi: 22) âyetiyle bu sırra işâret etmektedir...

Altıncı İşâret: Cenâb-ı Hakkın ferdiyeti, beşerin bütün istek ve arzûlarının meydana gelmesi için yegâne çâredir. Beşerin çok şiddetli beka arzûsu buna misaldir....

Yedinci İşâret: Hakîkî tevhîdi bütün mertebeleriyle en mükemmel bir sûrette ders veren, ispat ve îlân eden Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın “peygamberliği,” elbette o tevhîdin kat’iyeti derecesinde sâbittir. Çünkü tevhîdi bütün hakîkatiyle, o ders vermektedir. Onun ulviyetini ve büyüklüğünü idrâk etmek için üç esasa dikkat etmek lâzımdır:

1. Bütün ümmetin, bütün asırlarda işledikleri hayır ve hasenâtın bir misli, “Sebep olan yapan gibidir” sırrınca Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) hasenât sayfasına geçmektedir...

2. İslâmiyetin kaynağı, çekirdeği, hayatı ve modeli olan Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) mâhiyetinin fevkalâde istidadı ve kâbiliyetleri ile, İslâmiyetin mübârek kelimelerini, kutsî zikirlerini ve yüksek ibâdetlerini en evvel, bütün mânâlarıyla hissedip yapmaktan gelen rûhî terakkisi, her velâyetin üzerindedir. Çünkü Hazret-i Muhammed (a.s.m.), Zât-ı Akdesten tâze ve turfanda olarak aldığı bütün tesbîhleri ve zikirleri önce bizzat kendisi fevkalâde istidâdıyla emmiştir.

3. Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) zâtını bütün beşeriyet namına, hattâ bütün kâinat hesabına Kendine muhatap alan Zât-ı Ferd-i Zülcelâl, elbette onu hadsiz yüksek ahlâka ve sınırsız feyzine mazhar kılmıştır.

İşte, Hazret-i Muhammed (a.s.m.), kâinatın mânevî bir güneşi olduğu gibi, aynı zamanda kâinat denilen Kur’ân-ı Kebîrin en büyük âyeti ve İsm-i Ferdin yüksek cilvesinin bir aynasıdır.

(Risâle-i Nur’da Esma-i Hüsna)

28.05.2007


BİR KISSA, BİN HİSSE

Musa Aleyhisselâm zamanında bir adam Musa Aleyhisselâmın ağzından insanlara yalanlar uydurur, din adına insanları kandırırdı.

“Benimle Kelimullah olan Musa konuştu. Benimle Safiyullah olan Musa konuştu ve bana şöyle şöyle dedi.” derdi ve işini yürütürdü.

Bir gün bu adam din adına uydurduğu yalanlarının cezası olarak domuz suretine dönüverdi. Ortalıkta domuz gibi gezmeye başladı.

Onu tanıyanlardan birisi onun boynuna bir yular takarak bir gün onu Hazreti Musa’nın huzuruna getirdi ve Hazreti Musa’ya dedi ki: “Ey Allah’ın Peygamberi! Filanı biliyor musun?” Musa Aleyhisselâm: “Onu işitirdim” diye cevap verdi.

Adam: “O adam, işte bu domuzdur.” dedi.     

Musa Aleyhisselâm, niçin böyle olduğunu adama sormak için, Allah’tan onu eski haline döndürmesi için niyaz etti.

Bunun üzerine Allahü Teâlâ Musa Aleyhisselâm’a şöyle buyurdu:     

“Ya Musa! Ben sana onu niçin o hale soktuğumu bildireyim. Bu adam senin ağzından yalanlar uydurur ve halkı kandırırdı. Dinini dünya için satar ve din ile dünyayı yerdi.”

Süleyman KÖSMENE

28.05.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004