Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 02 Temmuz 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Röportaj

Hasan Hüseyin KEMAL

İslâmî kesim daha özgürlükçü

GİRİŞ:

Askerî bildiriler, cumhuriyet

mitingleri ve seçim... İnsanlar artık 22 Temmuz'dan sonrasını merak eder durumda… Söylentilere göre, “AKP Mecliste çoğunluğu sağlar ve DTP güçlü bir grup kurarsa, asker müdahale edecek”. Benim görüşüm, değişen Türkiye'de ve gelişen demokraside bu tür senaryoların yeri olmadığıdır. Bu noktadan hareketle sosyalist solcu yazar Veysi Sarısözen azınlığın tahakkümünün bugün mümkün olamayacağını ve gerekirse halkın, Meclisi ne pahasına olursa olsun koruyacağını söylüyor. Sarısözen, "Eğer azınlık demokrasiyi yok edecekse, TBMM’yi işgal edecekse, bazı şeyleri göze almak gerekir. Darbeci gücü bastırmak gerekir. Artık millet kendi demokrasisine sahip çıkacak güce sahiptir.

*Seçim sürecinde yayınlanan bildirileri, bildirilere karşı çıkışları nasıl okuyorsunuz?

Türkiye'deki askerî vesayet 28 Şubat’ta yeni bir merhale katetmişti. 27 Nisan'dan itibaren bir darbe sürecine girdi. 8 Mayıs bildirisiyle darbe süreci tehlikeli aşamaya geldi. Bu süreçte ortaya atılan, "Askerler AB sürecinde kendi imtiyazlarını kaybetmemek için adımlar atıyor" görüşü doğru, ama eksiktir. Ordu ofansif bir tutum içindedir ve hedefleri çok nettir. İslâmî tabanlı bir hükümetle, Türkiye'nin Ortadoğu’daki hedeflerine uygun adımlar atmasının riskli olduğunu düşünmektedir.

*Hükümetin, Ortadoğu politikasında ordunun öngördüğü risk nedir?

Ordu, AKP ile Ortadoğu’da atılacak adımın Türkiye toplumuna yönelik radikal İslâmcı, fundamentalist bir hareket doğuracağını düşünüyor. Türkiye, cumhuriyet dönemiyle birlikte eski topraklarındaki birkaç ülke dışında ilişkisini kesmiştir. Türkiye yüzünü Batıya dönmüştür. Amerika'yla birlikte hareket eder hale gelmiştir.

*Yani, siz de Türkiye'yi, Amerika'nın isteklerini yerine getiren bir ülke olarak mı görüyorsunuz?

Türkiye, eskiden Amerika'nın uydusu olarak görülüyordu. Ancak bugün durum böyle değil. Türkiye'deki kapitalist sistem çok gelişti. Türkiye, bizatihî bölgesinde emperyalist bir ülke haline geldi. Türkiye'de de bu emperyalist politikayı uygulamak için iki kanat vardır; Şahinler, güvercinler... Kiminin çıkarı barışçı yoldan yayılmaktır, kiminin çıkarı militarist yoldan yayılmaktır. CHP ve ordu bu yayılmacı kanadın şahinler tarafında yer alıyor. Türkiye'deki somut durum AKP hükümetinin Ortadoğu ve İslâm ülkeleriyle barışçı işbirliği ilişkiler kurmasını gerektiriyor. Demin söylediğim gibi, AKP'nin yöneteceği böyle bir politika, Türkiye'de İslâmcı hareketleri güçlendirebileceği açısından, Ordu tarafından riskli görülüyor.

*Endişeler haklı mı?

Onların rasyonalitesi açısından haklıdır. Bence bu tür bir gelişme, AKP ve diğer hükümetleri bölge ülkeleriyle savaşın eşiğine getirir. Kapitalist çıkar için, savaş her zaman göze alınabilir. Artık savaşlar bölgemizde kaçınılmazdır.

*Siz "Türkiye, güçsüz bir ülke ve AB kapısında yalvarıyor" tezine taban tabana zıd bir tez ileri sürdünüz...

Hayır, doğru değil bunlar. Bu tür analizler yanlışlarla doludur. Türkiye bölgesinde çok güçlü bir devlettir. Onun hedefi, rakiplerini bertaraf ederek, bölgesel merkez olmaktır. Bu Özal'dan beri ortaya konulan bir hedeftir. Türkiye bu hedefe adım adım yürümektedir.

*Kendi içinde halkıyla barışamayan bir devlet dışarı nasıl açılacak?

Kapitalist sistemde, toplumsal barışın sağlanması için, gelir uçurumunun ortadan kalkması gerekir. Bunun için de tekelleri elinde bulunduran azınlığın, yeni pazarlardan elde edeceği geliri halka aktarması gerekir. Şunu da söylemekte yarar var. İster sivil hükümetler olsun, ister askerî bürokratik çevre olsun AB'yle entegrasyona girmeden Ortadoğu’da pozisyonunu korumanın mümkün olmadığını görmektedirler. Çünkü Ortadoğu’daki rekabet, devletleri yutup götürecek büyüklüktedir. Türkiye, Ortadoğu’da güçlü bir ülke haline geldiğinde, AB'nin kendisine kapıları açacağını düşünmektedir.

*Siz, askerle hükümet arasında yöntem farkı olduğunu söylüyorsunuz. Daha güncele gelirsek, askerin K. Irak operasyonuyla seçimleri engellemek istediği fikrinin gerçekliğine inanıyor musunuz?

Kürt sorunundaki şiddet sarmalı devam ederse ve güneye yönelik operasyon çok ciddî gündeme gelirse, savaş ilânıyla seçimleri iptal etmek işten bile değildir. "Güneydoğu'da iç çatışma nedeniyle seçim yapılma şartları ortadan kalkmıştır" denildiği zaman, önemli bir gerekçe olur.

Bunun yanında, seçimlere az kala milyonlarca insan sokağa çıkarılırsa ve bunların belli noktalara yöneldiğini tasavvur edersek, seçimlerin nasıl iptal edildiğini gözümüzde canlandırırız. Çünkü bu kalabalıkların önünde duracak hiçbir güç kalmamıştır.

*Bu da psikolojik hareket değil mi? Yani biz bu olabilir dediğimizde, zaten işlem başlamış demektir...

Bu oyunun açık bir şekilde deşifre edilmesi gerekir. Hükümet, hükümet olarak 27 Nisan muhtırasına karşı doğru bir tutum aldı, ancak 8 Mayıs bildirisinde konuşamadı. Bu gerilemedir. Şehit cenazelerinde hükümete karşı yapılan hareketlere karşı da çok düşük yoğunluklu bir itiraz ortaya koydular.

*Bu antidemokratik örgütlenmenin deşifrasyonu nasıl yapılabilir? Bülent Orakoğlu da küçük bir parti liderinin kendisine darbe yapılacağı yönünde bilgiler ulaştırdığını söylemişti...

Orakoğlu'nun tutumu işe yaramaz. Kapalı devre bir tutum. Bunlar taktik anlatımlardır. Belki adam böyle bir şey demedi, ama ben diyenleri biliyorum. Genelkurmay 27 Nisan'da, 8 Mayıs'ta söyledi. Onun dediklerini Tandoğan'da, İzmir'de, Samsun'da yerine getirenleri görüyorum. "200 bin üyemiz var" diyen bir emekli subayın başkanlık ettiği bir dernek var. Bu korgeneralin ‘AKP diktatörlüğe gidiyor, biz bunu dağıtırız’ sözlerinden anlaşılan o ki, bu emekli askerler özel bir misyonla yüklüler. Tabiî diktatörlüğe giden bir durum varsa, hepimiz bunu dağıtırız, ancak AKP'nin diktatörlüğe gitmediği açık. Bunları söyleyenler emekliler, ama belinde silâh olan insanlar. Bunların on bin tanesi gösteri yaparsa, bu silâhlı gösteri olur. Bunlar bütün gösterilere katılıyorlar. Bunların dışında gizli savaş örgütü dediğimiz, gladyo türü, NATO ülkelerinde kurulmuş olan sadece Türkiye'de dağıtılmamış bu örgütün elemanları cumhuriyet mitinglerinin örgütlenmesinde büyük bir rol oynadılar. Bu mitingler, görünüşte çok sivil mitinglerdir, ancak arkasında militer ve paramiliter unsurların yer aldığı organizasyondur.

*Bunu biraz daha açar mısınız?

Bir memlekette, binlerce otobüs gayet düzenli bir şekilde bir miting alanına gidiyorsa, burada bir parmak var demektir. Emekli militer unsurlar çok iyi planlama yapma özelliğine sahipler. Gizli savaş örgütü dediğimiz örgüte gelince, bunlar faaldir, bunların silâh depoları var, sürekli hareketliler ve halkla iç içe yaşarlar. Özel Harp Dairesi eski başkanlarından biri, açıkça NATO tarafından kurulan gizli savaş örgütünün her yerde elemanları var demişti. Hatta Mecliste ve partilerin içinde...

*Kimdir bunlar ortaya çıkarılamaz mı?

Biz bunları bilemeyiz, ama şunu çok iyi biliyoruz ki, CHP ve AKP'nin içinde bu tür unsurlar yer almaktadır. Tabiî bu insanlar, bunu vatan için yaptığını düşünmektedir. Bu örgüt hareket halindedir. Bütün Kürt çatışmalarında, faili meçhul cinayetlerde ve Susurluk gibi hadiselerde hareket halinde idiler. Ve kuvvetlerini tazelediler, halkla ilişkilerini geliştirdiler. Çok büyük bir istihbarat ağı kurdular.

*Bütün bu anlattıklarınızdan sonra, "Tamam, bu iş bitmiş, biz evimize gidelim, onlar da istediği gibi sistemi yönetsin" demek geliyor. Böyle mi diyelim?

Bu tertibin en zayıf noktası, dayanmak istediği kitlenin bu tertipten haberi olmamasıdır. Burada esas olan, bu olayın deşifre olmasıdır. Başbakan ilk adımı attı "Bazı emekli generaller televizyon televizyon dolaşıp hükümete hakaretâmiz lâflarla saldırıyor" dedi. Bence bu tertibin teşhirinin ilk adımı olarak görülebilir. Emekli subayların önemli bir kısmı, orduda kilit görevler yapan kişilerdir. TSK kendi bağrından çıkmış olan ve istedikleri anda garnizonlara, generallerin gittikleri lokallere giden ve onlarla görüşebilen emekli subaylarla ilgili bir tutum almak zorundadır. Hükümetin ilk işi bu irtibatı kesmek olmalı. Emekli subaylar arasında anayasanın kurmuş olduğu parlamenter düzeni yıkmaya teşebbüs edenler olmuştur. Emekli bir komutanın günlüğünde bu ortaya konmuştur. Bunlar hakkında soruşturmalar açılmalıdır. Biz biliyoruz ki, AKP cesur adım atacak gücü kendinde görmemektedir. Buna rağmen, ikinci adım atılmalıdır ve bu emekli subaylar hakkında hükümet tarafından soruşturma açılmalıdır. Yoksa hükümetin zayıf olduğu görüntüsü ortaya çıkacaktır.

*Siz azınlığın demokrasiye zarar verecek hareketler yapabileceğini söylüyorsunuz, ya çoğunluk?

Demokrasi isteyenler yüzde doksan dokuzu temsil eden bir potansiyeldir. Bunların bir kısmı şaşırtılmıştır. Buradaki zayıflık, ittifak olamayıştan kaynaklanıyor.

Bir kere Türkiye'deki İslâmî kesimlerin çıkarı özgürlüklerdedir. Çünkü onlar kendi içlerinde çoğulcu. Kendi düşüncelerini açık bir şekilde söylemek için demokrasiye ihtiyaç duyuyorlar. Hem kendi aralarında, hem de rejimin içinde suçlu gibi görünmeyen, özgür insan olmak istiyorlar ve askerî vesayete karşılar.

*Kendi içinde çoğulcu derken...

İslâm geleneği içinde birçok tarikatın oluşu farklılıklara açık demokratik bir istemin olduğunu gösterir. Çoğulculuk olduğu içindir ki, İslâm mütefekkirleri demokrasiden yana tavır göstermişlerdir. Çünkü özgürlük olmayan bir yerde tarikatlar arası farklılıkların tartışılacağı bir zeminde olamaz. Biz biliyoruz ki, tarikatların ezici çoğunluğu diğer ekolleri saygıyla karşılıyorlar. Bir arada yaşıyor ve aynı camiye gidiyorlar.

*Bu çoğunluğun, azınlığı ezebileceği söyleniyor?

Nasıl, ne zaman gördük bunu?

*Namaz kılmaya gitmeyeni dövecekler, oruç tutmayanı linç edeceklermiş...

Türkiye'deki Müslümanların, toplanıp, üzerimize gelerek, bizi zorla ibadete zorladıklarını görmedim, şahit olmadım. Bunlar laik kesimlerin abarttıkları şeylerdir.

*Aslına bakılırsa yaşadığımız süreçlerde kimin demokrasiden yana ve hoşgörülü olduğunu gördük. Cumhurbaşkanı Sezer, Ramazan ayında cumhurun önünde su içerken, milyonları bulan insanlar tepki yürüyüşü yapmadı, ama Gül'ün cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde yer yerinden oynadı...

Kemalist hareket, hem sosyalistlere, hem de İslâmî inanıştaki insanlara karşı öyle bir rejim kurdu ki, İslâm kendi felsefî görüşlerini, inanışlarını entelektüel bir temelde geliştiremedi. Çünkü medreseler, tekkeler, tarikatlar, buna benzer halkın içinden çıkan dinî kuruluşlar kapatıldı. Sen o fikrin taşıyıcılarını yer altına itersen, oradan hurafe çıkar, şiddet çıkar. Kemalist rejim bizi entelektüel gelişmemizi önleyen bir yere hapsetti. Kemalizmde düşüncenin önemi yoktur. Onlar felsefeyle ilgilenmezler pragmatiklerdir. Dolayısıyla hiçbir düşünceye izin vermezler. İslâmî kesimin kendi içinde çoğulcu oluşu onun demokratik, özgürlükçü potansiyelini ortaya koyuyor. Bunun nesnel temelleri var.

*22 Temmuz seçimleri sonrasında müdahale olacağı yönündeki söylentilere ne diyorsunuz?

Asker postallarıyla gelmez. Onlar, iktidara gece yarısı el koyabilecek şartlar var olsaydı, çoktan yaparlardı bu darbeyi. Artık millet, darbelere karşı, geriye çekilmez. Ukrayna'daki, Gürcistan'daki renkli devrimler gibi, halk sokağa dökülmesi gibi bir şey olabilir.

*Yani demokrasiye sahip çıkan insanlar mı yürüyecek bu sefer?

Karşı bir yürüyüş yapmama sorumluluğunu herkes gösterdi. Eğer azınlık demokrasiyi yok edecekse, TBMM’yi işgal edecekse, bazı şeyleri göze almak gerekir. Darbeci gücü bastırmak gerekir. Artık millet, kendi demokrasisine sahip çıkacak güce sahiptir. Sünnîler, Alevîler, demokratlar, Kürtler, liberaller, sosyalistler demokratik rejimi tehlikede gördüğünde harekete gececek, milyonlar Ankara'ya akacaktır. Bu milyonları TBMM'nin yoluna dökecek karşı bir girişimin de bulunacağını düşünmüyorum.

Hasan Hüseyin KEMAL

02.07.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Röportaj

  (27.06.2007) - Güneydoğu’daki sorun bir demokrasi sorunudur

  (25.06.2007) - Resmî ideoloji riyakârlıktır

  (21.06.2007) - Camide siyaset yapılmaz

  (20.06.2007) - Türkleri iyi Müslüman oldukları için severim

  (19.06.2007) - İstanbul'u kütüphaneye çevirmek istiyoruz

  (18.06.2007) - İnönü: Askerin gözü Çankaya’da olur

  (13.06.2007) - Murat Göğebakan: Müzik piyasası nasıl kurtulur?

  (12.06.2007) - Yaşar Alptekin: O’nunla olmak çok güzel

  (11.06.2007) - Türkiye yol ayrımında

  (06.06.2007) - Gençlik siyasette aktif rol almalı

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004