Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 15 Temmuz 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

İnşallah haklı çıkmam

Birkaç gün önce yayımladığım “Yine bir şeyler kaynatılıyor sanki...” başlıklı yazımda, artık iyiden iyiye ortaya çıkan “kadük olma” halinden özellikle söz etmiştim. Şimdi görüyorum ki, bu “sanki”li tahminim doğru çıkacak sanki... Neyse –şimdilik—o kadar karamsar olmayalım, inşallah haklı çıkmam.

“Kadük olma” hali, “caducite”den (fr) gelen bir hukuk terimi; yani, bir yasama döneminde sonuçlandırılamamış olan kanun tasarı ve tekliflerinin hükümsüz sayılması.

“Kadük olma” hali, son cumhurbaşkanı seçimi dolayısıyla anayasa hukuku tartışmalarıyla yatıp kalkar hale gelen toplumumuzun merak sardığı son konu.

Önce 367 meselesi, şimdi de “kadük olma” hali...

İyi güzel, tartışalım tabii ki, tartışmadan zarar gelmez... Ama dikkat ederseniz, nedense, bu türden tartışmalar hemen her zaman “son dakika”da başlatılıyor. Nedense hep “son dakika”da.

Hatırlayın; bu ülkede adı Sabih Kanadoğlu olan emekli bir savcı olmasaydı, Abdullah Gül’ün Çankaya’da geçirdiği günlerin sayısı bir ayı geçmişti...

Ama olmadı; Kanadoğlu, bu ülkede bugüne kadar başka hiç kimsenin aklına fikrine gelmeyen bir “sorun”u ortaya atar atmaz bütün hesaplar alt üst oldu.

Şunu da hatırlayın: Eski savcı “teorisini” ortaya atınca Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı AKP Milletvekili Burhan Kuzu nasıl da –haklı olarak tabii—kendinden emindi... Açtım baktım Kuzu’nun tartışmanın başladığı noktada neler söylediğine. Şöyle diyordu: “Bu çok çok zorlamalı bir yaklaşım. (...) 367 Erdoğan’a güçlük çıkarmak için tartışılıyor. (...) Tartışmada ideolojiler ağır basıyor...”

Eeee herhalde yani... Yok bir de “ideolojiler” ağır basmayacaktı...

Söylediğim gibi Kuzu bu açıklamaları yapıp, Kanadoğlu’nun tezini “Güldürmeyin insanı” dercesine kenara iterken haklıydı. Ama gördük ki haklı olmak yetmiyormuş. Demek ki başka şeyler de yapmak, en azından “karşı taraf”ın neler “kaynattığını” tahmin edip gerekli önlemleri almak gerekiyormuş. Uyanık davranıp –zamanında- 367 meselesinin sonuçlanmasında atıfta bulunulan TBMM İç Tüzüğü’nün ilgili maddesi değiştirilemez miydi?

Bunu söylüyorum ama, doğrusu, söylediklerim beni de rahatsız ediyor. Bütün enerjinizi ve vaktinizi karşınızdakinin yine hangi “kurnazlıklar” peşinde olduğunu keşfetmeye ve gerekli önlemleri almak için harcayamazsınız ki... Bugüne kadar hiçbir hukukçunun söz konusu etmediği, hiçbir anayasa hukuku hocasının bir problem olarak bile söz etmediği bir konu hakkında günün birinde bir emekli savcının ortaya attığı çılgınca bir tezin en saygın makamlar tarafından bile kabul göreceğini nasıl tahmin edebilirsiniz? Böyle bir hayat çekilir mi, delirir insan (ya da bir siyasi iktidar)...

Anayasa hukukçusu Prof. Ergun Özbudun, birkaç gün önce, Anayasa Mahkemesi’nin son (5 Temmuz) kararından sonra ortaya çıkan “iki senaryo”dan özetle şöyle söz ediyordu: 1- 22 Temmuz sonrası oluşan TBMM, cumhurbaşkanı seçimi sürecini başlatır ve yürürlükteki Anayasa hükümlerine göre seçim gerçekleştirir. 2- 22 Temmuz’da seçilen TBMM, cumhurbaşkanı seçimlerini halkoylamasının sonucuna kadar erteleyebilir.

Özbudun’un bu iki senaryo ya da iddiaya ilişkin yaptığı şu değerlendirme de önemli:

“Aslında bu iddialardan birini ya da ötekini açıkça destekleyen veya açıkça yasaklayan bir Anayasa hükmü mevcut değildir.” Çünkü (yine profesörün sözleriyle) “cumhurbaşkanı seçimi konusunda şu anda karşı karşıya bulunduğumuz durum, anayasa koyucunun öngörmediği ve öngörmesinin de beklenemeyeceği, atipik bir durumdur.”

Özbudun’un meseleyi bütün yönleriyle dikkate alan bu değerlendirmesini şunun için de aktarıyorum: Belli ki, bu değerli anayasa hukukçumuz (sadece birkaç gün önceki) bu yazısını kaleme alırken referandum merkezli anayasa değişikliğine ilişkin kanunun “kadük” sayılabileceğine ilişkin bir iddianın ortaya atılabileceğine haklı olarak hiç mi hiç ihtimal vermemiş...

O halde söyleyin şimdi: Bu durum bile tek başına ülkedeki anayasa merkezli tartışmaların ne derece yoldan çıktığının bir göstergesi değil midir? Son olarak referanduma ilişkin kanunun “kadük olacağının” ileri sürüldüğü bu tartışmaların anayasal bir demokrasinin olabildiğince iyi işletilmesine değil de sırf siyasi amaçlı problem yaratılması amacına hizmet ettiği belli değil midir?

Tahmin ettiğiniz gibi Kanadoğlu bu konuda da ısrarlıdır.

Hüsamettin Cindoruk, 367 meselesinde olduğu gibi—yine—kendisi hakkında olumlu düşünceler besleyenleri şaşırtan yorumlar yapmaktadır.

367 meselesinde (bana göre) “sınıfta kalan” bazı anayasa hukuku hocalarına göre de “paket kadük sayılmalı”dır.

Bakalım AKP bu yeni “taarruz”u nasıl göğüsleyecek?

Yeni Şafak, 14.7.2007

Kürşat BUMİN

15.07.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler

Başlıklar

  Hocam, sizin TÜBA’ya ihtiyacınız yok

  Muhtıra olmayan muhtıra

  DP'nin meclise girmesi çok önemli

  “AKP eşittir demokrasi” mi?

  İnşallah haklı çıkmam

  Devletin ‘Mehmet’inden Milletin ‘Mehmet’ine

  AKP’deki eğilimler


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004