Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 20 Ağustos 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Röportaj

Hasan Hüseyin KEMAL

Tezkereciler AKP’ye yakınlaşıyor

Ruşen Çakır kimdir?

25 Ocak 1962 Hopa doğumlu. Galatasaray Lisesini bitirdi. 1985 yılında Nokta dergisinde gazeteciliğe başladı. Sırasıyla Tempo, Cumhuriyet, Milliyet, CNN Türk ve NTV’de çalıştı. TESEV’de Demokrasi, Sivil Toplum ve İslâm Dünyası Programını yönetti. Aralık 2004 tarihinden itibaren Vatan gazetesi Washington temsilcisi olarak görev yaptı.

Kitapları:

Ayet ve Slogan, Türkiye’de İslâmi Oluşumlar, 1990. Vatan Millet Pragmatizm, Türk Sağında İdeoloji ve Politika (Hıdır Göktaş ile birlikte), 1991. Resmi Tarih Sivil Arayış, Sosyal Demokratlarda İdeoloji ve Politika (Hıdır Göktaş ile birlikte), 1991. Sol Kemalizme Bakıyor (Levent Cinemre ile birlikte), 1992. Ne Şeriat Ne Demokrasi, RP’yi Anlamak, 1994 Hatemi’nin İranı (Sami Oğuz ile birlikte), 2000. Direniş ve İtaat, İki İktidar Arasında İslâmcı Kadın, 2000. Derin Hizbullah, İslâmcı Şiddetin Geleceği, 2001. Recep Tayyip Erdoğan, Bir Dönüşüm Öyküsü, (Fehmi Çalmuk ile birlikte), 2001. Nereye Gitti Bu Ülkücüler, 2003. Türkiye’nin Kürt Sorunu, 2004. İmam-Hatip Liseleri, Efsaneler ve Gerçekler (İrfan Bozan ve Balkan Talu ile birlikte), 2004. Sivil, Şeffaf, Demokratik Bir Diyanet İşleri Başkanlığı Mümkün mü? (İrfan Bozan ile birlikte), 2005.

GİRİŞ:

Askerin 27 Nisan muhtırası, Anayasa Mahkemesi’nin 367 şartı, yoğun bir karşıt muhalefet Gül’ün cumhurbaşkanlığı yolunu kapayamadı. Lâkin demokrasinin gereği olan halkın iradesi bu yönde tecelli etti.

Türkiye yoğun bir tartışma, çatışma ortamından sonra cumhurbaşkanını seçeceğe benziyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunun yapılacağı bugün sonucu herkes büyük bir heyecanla bekliyor.

Öyle görünüyor ki, varoluş sebebi her şeye muhalefet olan ve halkı hiçe sayıp kendini cumhuriyetin bekçisi görenler, önümüzdeki dönemde de rahat durmayacaklar. Ama yapılması gereken şey, sabırla bütün bu olumsuzlukların üstesinden gelip Türkiye’nin normalleşmesini sağlamak.

Bu noktada seçim meydanlarının nabzını tutan, İslâmî hareketi yakından takip eden araştırmacı-yazar Ruşen Çakır’la yeni durumu konuştuk. Ruşen Çakır, Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesinin Türkiye’de bir kriz meydana getireceğini iddia ediyor, ama bu krizin aşılması durumunda Türkiye’nin normalleşeceğini belirtiyor.

* Bütün gerilimlere rağmen gelinen nokta Gül’ün cumhurbaşkanı olacağı noktasında. Siz önümüzdeki dönemde devlet yönetiminde bir kriz görüyor musunuz?

Gerginlikler olabilir, ancak bunun derin krizlere yol açacağını tahmin etmiyorum. Krizden beslenen insanlar ve kesimler bunu tahrik edeceklerdir, ama çok büyük çatışmanın çıkacağını zannetmiyorum. Çünkü böyle bir kriz kimsenin hayrına değil. Herkes rahatsızlıklarını söyler, pozisyonunu korur, ama buradan büyük kriz çıkmaz...

* Krizden beslenenler derken?

Bazı çevreler siyasî olarak çok güçlü olamayabiliyorlar. Sandıklardan çıkan sonuçlar ortada zaten. Çok gürültü çıkararak, Türkiye’yi felâkete sürüklenen bir ülke gibi göstererek kendilerine ihtiyaç olacaklarını düşünüyorlar. Ayrıca siyaset dışında güç odağı haline gelerek de müdahale etmek istiyorlar. Türkiye’de iyi kötü yerleşmiş bir parlamenter sistem var, demokrasi var, sisteminin denetleme mekanizmaları var. Seçimlerden önce AKP aleyhinde çok şeyler söylendi, ama halkın büyük çoğunluğunun böyle düşünmediği sandıktan çıkan sonuçlarla anlaşıldı.

* Sandıktan böyle çıktı, ama sandığa oy atan halkı cahillikle suçlayanlar var.

Onlara bakarak hareket edemeyiz. Onlar bizim referansımız olamaz. Seçim sonuçları ortadadır, demokrasi çoğunluğun dayatması değildir, ama azınlığın da çoğunluğa birebir isteklerini yaptırması değildir.

Demokrasiyi, İlâhî kanunlara alternatif gibi gören kesimler demokrasiye yakınlaşırken, demokrasiyi çağdaşlık adına savunanların bu kavramdan uzaklaştığını görüyoruz. Bunlar toplumsal değişimlerin bir yansıması olabilir. Sol gibi görünen bir partinin antidemokratik tavırlar içerisine girmesi solun demokrat olmadığını göstermez. Gerçekten bir sol hareket hayata geçirilebilirse, bu Türkiye demokrasisi açısından büyük bir kazanım olacaktır. Bu durumda muhafazakâr kesimin demokratikleşmesi olgusu da sahici bir mecrada ilerleyebilir.

* Siz özgürlükçü bir solun ne zaman siyasî hayatta etkili olacağını düşünüyorsunuz?

Bunun imkânı var. İslâmî hareketin yenilenme süreci oldu ve karşımızda bambaşka bir AKP örneği var. Merkez sağda bir çöküş yaşandı. Türkiye’de çok şey değişiyor. Sol da bundan ders çıkaracaktır. Sol, AB’deki sol modelini Türkiye’de uygulamak durumunda, böylelikle hareketlenme olabilir.

* Peki, CHP’nin oyları bir dahaki seçimde düşer mi?

CHP’nin şu andaki pozisyonu devleti koruyan, devlet partisi konumudur. CHP’nin oyları bir dahaki seçimde daha da düşebilir. İnsanlar CHP’ye devlet partisi olduğu için değil, solda gidecekleri başka bir parti olmadığı için oy veren insanlar var. Solun eşitlik, kardeşlik, özgürlük değerlerini ve sosyal adaletsizliği hedefleyen yeni bir politika izlemesi halinde Türkiye’de büyük değişimler olacaktır. Böylelikle sol, kendini üst sınıfla sınırlamaz, herkese ve Anadolu’ya açılabilir. Şu anda sol dediğimiz parti Anadolu’da yüzde onun altında, böyle bir sol olmaz...

* Genelkurmay Başkanı “Dükkânı kapattım” dedi, ama ilerde bir hareketlenme öngörüyor musunuz?

Ordunun kendine özgü gelenekleri, kültürü var. Bu yapıya uygun tavırlar sergileyebiliyor. Bunun dışında bazı çevreler orduyu tahrik etmeye, onu göreve çağırmaya çalışıyor. Siyasal sistemin sivilliği üzerinde tartışmalar varken, siyasetçilerin askeri davet etmesi başka bir sıkıntı oluşturuyor.

* Siz göreviniz dışında, başka birinin yetki alanına girer misiniz?

Nasıl yani?

* Askeri dâvet ediyorlar dediniz ya... Her dâvete icabet edilir mi?

Zaten ordunun belli bir görüşü var. Türkiye’de hiçbir zaman asker ve sivil ayrımı tam olarak gerçekleşmedi. Önceki darbelerde de, 28 Şubat’ta da asker bir şey diyor. Karşısında bir bütün halinde sivil siyaset yok ki. Bizde ordudan önce siviller zemin hazırlıyor. 28 Şubat’ta andıç örneği karşımızda. Bazı gazeteler yazarları hakkında PKK ile ilişkileri yalan haberini bile bile yayınladılar. “Yok kardeşim yayınlamıyoruz” demek yerine, kendi mesai arkadaşlarını asker baskısıyla harcadılar. Türkiye’yi, bunu anlamadan tanımlayamayız.

* Türkiye’de demokrasi neden tam mânâsıyla yerleşmiyor?

Şu anda demokrat diye dolaşanların çoğu, demokrasiyi birilerini dövmek için kullanıyorlar. Birileri birilerini tasfiye etmek istiyor. Gazetelerde, her yerde “O gitsin de koltuğa biraz da ben oturayım” mücadelesi içerisindeler. Türkiye Cumhuriyeti açısından tarihî bir karar olan 1 Mart Tezkeresi’nin Mecliste onaylanmamasına üzülenler ve eleştirenler, şu anda tuhaf bir şekilde AKP ile yakınlaşıyor. Tezkere döneminde kanlı bıçaklı olanlar, şu an kolkola geziyorlar. Buralarda bir gariplik var.

* Gariplik ne?

Buradaki gariplik, insanların gerçekten demokrasiyi sindirememeleri, kendi çıkarları uğruna kolayca görüşlerini değiştirebilmeleri.

* Tamam da bu topraklarda hiç mi demokrasi gelişmedi? Toplum yaşadıklarından dersler çıkararak demokrasiye yönelmedi mi?

12 Eylül’de en büyük darbeyi yiyen, darbeyi iliklerine kadar yaşamış solun, bugün askerî darbeden medet umuyor olması bir şizofrenidir. Türkiye’de elit dediğimiz kesim, toplumun gerisinde kalmıştır. Serinkanlı insanlar, artık toplumun çoğunluğunu oluşturuyor. Seçim meydanlarında gördüğüm, halkın karşıt fikirleri büyük bir olgunluk içerisinde konuştuğudur.

* Peki bazı kesimler üzerinden Abdullah Gül’e mesaj gönderen köşe yazarlarına ne demeli?

Kim kimin yerine konuşuyor önemli değil. Gazetecinin işi topluma bilgi vermektir. Bilgiyi toplar, araştırır, sahaya çıkar ve yazar. Ortada bilgi yok, yazı yazmaya kalkıyorlar. Abdullah Gül’ün aday olacağı çok bariz bir şekilde ortadaydı.

* Abdullah Gül’den neyi feda etmesi istendi?

Bunu söyleyenlerin, hayatta hiçbir şeyden feragat etmediklerini biliyorum. Bazı kesimler Gül’ün cumhurbaşkanlığının krize neden olacağını ön plana çıkararak taktiksel yorumlarda bulundular, kimileri istemedikleri için karşı çıktılar. Bir de AKP içinden bazı çevreler Abdullah Gül gibi güçlü bir adayın cumhurbaşkanı olması halinde her istediklerini yaptıramayacakları için karşı çıktı. Unakıtan’ın Bakanlar Kurulu’nda Gül’e “aday olma” demesi süper cesaret. AKP’yi Unakıtan yokken var etmiş, başbakanlık yapmış birine bunu söylemesi, Unakıtan’ın bir yerden güç aldığını ve sırtını bir yere dayadığını gösteriyor.

* Siz, Gül’ün güçlü bir lider olduğunu söylüyorsunuz. AKP’de Gül’ün yokluğu nasıl bir hava oluşturur?

Gül’ün karizması her zaman vardı, ama Erdoğan’ın karizması daha yükseklerde. Gül’ün, Erdoğan’da olmayan yetenekleri vardı. Bunlar birbirini tamamlıyordu. Artık AKP, Tayyip Erdoğan’ın yönetimine geçecek. Arınç yönetme değil, danışma pozisyonuna geçecek gibi geliyor.

* Tayyip Erdoğan AKP için nasıl bir yol izler sizce?

Merkez bir politika izleyecek gibi, ama hiç kimse Erdoğan’ın geçmişini silip atacağını düşünmesin. Hayat tarzı aynı olacak. Muhafazakâr kimliklerini devam ettirip liberal politika izleyebilirler.

* Cumhurbaşkanlığına dönersek, cumhuriyet mitinglerinde Abdullah Gül için “ABD’nin gülü” dövizleri açıldı. Siz Amerika’yı takip eden biri olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben, ABD’nin Abdullah Gül’ü çok sevdiğini zannetmiyorum. 1 Mart tezkeresinin reddi döneminde başbakandı ve bunun için çok fazla gayret sarf etmemekle suçlanmıştı. Abdullah Gül’ün dışişleri bakanlığı döneminde Türkiye’nin Hamas’la olan ilişkisi de sorun meydana getirmişti. “ABD’nin gülü” yazanlar tamamen karınlarından konuşuyorlar. Bence ABD Gül’den çok, cumhuriyet mitingleriyle ilgilendi.

* Yine bazı kesimler Gül’ün cumhurbaşkanlığının askere karşı bir rövanş hareketi olduğunu yazdılar. Ne dersiniz?

Gül’ün, askere karşı bir rövanş hareketi içerisinde olduğunu düşünmüyorum. Şerif Mardin’in “mahalle baskısı” diye bir olgusu var. “Abdullah Gül mahalle baskısına boyun eğecek mi?” denildi. “Çankaya bir mahallenin eline mi geçecek?” denildi. Bence Gül, Çankaya’ya çıkıp değişmeyecek, Çankaya değişecek. Halk da kendi gibi birinin laikliği savunmasıyla, laikliğe daha da sahip çıkacak.

* Birileri sizin gördüğünüz gibi niye bakmıyor olaya?

Benim gibi görseler oyun biter. Bu kamplaşmanın devam etmesini isteyenler var.

* Siz o zaman asker düşmanlığı fikrine de katılmıyorsunuz?

Çatışma var, ama düşmanlık değil. Bu çatışmanın sebebi nedir? Bu uzun bir tartışma konusu. Bu çatışmada tedbirli, itidalli olmak lâzım. Sağduyulu hareket etmek lâzım.

* Peki yaşananlardan herkes ders çıkardı mı?

Çıkardıklarını düşünüyorum. Asker, yeni bir muhtıra vererek AKP’nin oyunun yüzde 60’lara çıkacağını görmüştür herhalde. “Asker bize vurdukça yükseliyoruz, o zaman vursun” mantığı da sakıncalıdır.

* Tartışmalar bitti, Gül cumhurbaşkanı diyelim...

Çok zor ve çetin bir süreç. Kimlerle nasıl çalışacak? Ekibini nasıl oluşturacak? Bunlar soru işareti. Türkiye’nin bulunduğu coğrafya çok karmaşık ve kaotik. Ama Abdullah Gül’ün yetenekleri ve bilgisi bu sorunu aşmaya elverişlidir.

Hasan Hüseyin KEMAL

20.08.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Röportaj

  (19.08.2007) - Büyüklerle konuşulmalı

  (13.08.2007) - Devlet ve zenginler daha az tüketmeli

  (09.08.2007) - Ev tekstili ürünleriyle Osmanlı nakış sanatını dünyaya tanıtıyorlar

  (23.07.2007) - Avrupa Birliği yolundan çıkarsak Türkiye için de, Avrupa için de iyi olmaz

  (21.07.2007) - ‘Her eve bir külliyat’

  (16.07.2007) - Demokrasinin ve özgürlüklerin önü açılmalı

  (12.07.2007) - O güzelliğe kıymayın beyler

  (09.07.2007) - Türkiye eskisi gibi olamaz

  (02.07.2007) - İslâmî kesim daha özgürlükçü

  (27.06.2007) - Güneydoğu’daki sorun bir demokrasi sorunudur

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri