Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 02 Eylül 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

Atatürk aramıza dönse...

(...)

Gazetelere şöyle bir göz attım da... Hala iki konu hararetle tartışılıyor:

1) “ Abdullah Gül gibi bir kişinin Gazi’nin makamında oturmaya hakkı yok” diyenler var.

2) Bir de şu talep: “Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan, laikliğe halel geleceğine ilişkin endişe duyanları ikna etsin.”

İlk savı öne sürenler daha sert, daha katı, daha saldırgan... Çoğunluğu Kemalist .

(Ara notu: ‘Atatürkçülük’ ile ‘Kemalizm’ hangi noktalarda aynı, hangi noktalarda farklı? Ciddi biçimde tartışmak gerek.)

Kemalistler önce zihinlerinde bir Atatürk fikri (modeli, vb.) oluşturuyor... Sonra da bu imaja uymadığı için Cumhurbaşkanı Gül’ün Köşk’te yeri olmadığını söylüyorlar.

Bu arkadaşların “cumhuriyet “ kavramını anlayabildiklerini sanmıyorum. Cumhuriyet; mesela “sultanlıktan”, “padişahlıktan” farklı olarak “ailelere”, “sülalelere”, “hanedanlara”, yani özetle “ kişilere “ bağlı değildir.

Cumhuriyet tam da “kişileri” dışlayan ve onların yerine “ ilkeleri “ getiren bir rejimdir. Cumhuriyetin Türkiye’deki herkes tarafından benimsenmesinin nedeni budur: Bir hanedana mensup olmayan, diyelim ki köyde doğmuş bir insan dahi, rejimin en yüksek makamı olan Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturabilir. Yeter ki anayasada belirlenmiş niteliklere sahip olsun.

Dolayısıyla... Elbette Çankaya’daki makamı oluşturan, yani Cumhuriyet’i kuran Atatürk’tür ama Köşk “onun” değildir. “Köşk makamı herkesindir ve hiç kimsenindir.”

Eğer Köşk’ün sahibi olarak illa da bir “özne” arıyorsak, o özne egemenliğin dayanağı olan “millettir”.

Yani “Atatürk’ün koltuğu” lafı, ideolojik çekişmeler içinde söylenmiş boş bir iddiadan ibarettir.

Gelin hayal kuralım...

Bugün Atatürk yeniden hayat bulsa, mezarından çıkıp aramıza dönse, o koltuğa oturamaz çünkü mevcut anayasaya göre bir kişi tekrar cumhurbaşkanı seçilemez.

Atatürk’ün Köşk’e yerleşmesi için önce Meclis’in anayasayı değiştirmesi, sonra da onu tekrar “seçmesi” gerekir.

Atatürk ya da başka bir kişi...

Fark etmez: Seçilecek! Aynı 1923’te olduğu gibi milletin temsilcilerinden onay alacak. Başka yolu yok.

Çünkü koltuk kimsenin değil. Seçilenin belirli bir süre için oturup görevlerini yerine getireceği, süresi bitince de terk edeceği bir makam.

Gelelim ikinci noktaya...

Ne Abdullah Gül, ne de Tayyip Erdoğan... Ağızlarıyla kuş tutsalar “endişeler içinde kıvranan” yüzde 20’lik kesimi ikna edemezler.

“Bizi ikna etsinler” diyenler gerçekten ikna olmaya hazır mı sanıyorsunuz?

Gül ve Erdoğan karşıtı olan kimi görsem aynı soruyu yöneltiyorum: “Ne yaparlarsa ikna olursunuz?”

Bugüne kadar bir tek somut örnek işitmedim. Lafı eveleyip geveliyorlar.

Sadece bir arkadaşım, önce gözlerini tavana dikerek düşündü, ardından da gayet samimi bir şekilde, “Yok abi, ne yaparlarsa yapsınlar, beni ikna edemezler, bunlar İslamofaşist” dedi.

Yalnızca benim tanıdıklarım değil... Konuşanları ve yazanları tak ip ediyorum, biri de “nasıl ikna olacağına” ilişkin somut örneğini versin. Yok!

Veremezler de zaten. Bugüne kadar bağırıp çağırdılar. Kendilerini “anti” olmaya bağladılar. Böyle bir durumdaki insan fikrini değiştirir mi? Değiştirmez.

Ayrıca ellerinde (daha doğrusu dillerinde ) “takiye” diye sihirli bir kelime var. Hiçbir kurşunu geçirmeyen bir kalkan bu: Hayrünnisa Gül, türbanını çıkarıp atsa, yine de ikna olmazlar, “Takiye yapıyor, emellerine ulaşınca, tövbe edip tekrar takacak” derler.

Velhasıl onlar ikna olmaz.

Sabah, 1 Eylül 2007

Emre AKÖZ

02.09.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler

Başlıklar

  Saygınlığın çökertmesi sınırsızlığın coşkusu

  Atatürk aramıza dönse...

  İnsan hakları

  30 Ağustos, akreditasyon, DTP

  Rövanşist olmak


 Son Dakika Haberleri