Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 10 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Görüş

Titizlendikçe

Ata sözü meşhûrdur: Sakınılan göze çöp batar! Bendeniz de, yazılarımdaki imlânın kelimelerimizin en doğru okunuş şekliyle olmasına dikkat edenlerdenim… Gelin görün ki, titizlendikçe aksiyle karşılaşırım. Meselâ: İlk yazımda kullandığım “hevâî ve hercâî” kelimeleri, nasıl bir vesîleyle olmuşsa, “hevâ-î ve hercâ-î” şeklinde tashîh edilivermiş… Halbuki, Arabça bir kural ile, ism-i mensûb olan ilkleri, mâlûmunuz olduğu gibi “ciddî şeylerle alâkasız, nefsine düşkün, hevâ ve hevese âit ve müteallik”, “kararsız, sebâtsız” mânâsındadır. Maalesef, yazıyı sizler, Farsca sıfat veyâ izâfet terkibi şeklinde yazılmış olarak okudunuz. Tabiî, bu durumda da, o cümle, karîne-i mânâ ile ancak anlaşılır bir hâle gelmiş oldu…

Ayrıca, dört mısrâlık nazm tarzındaki ebced hesâbıyla târih de, üçüncü mısrâı ile dördüncüsü birbirine bitiştirildiği için garîb bir nazm şekline döndü.

Eskiden, bilhassa şâirler, şiirlerini yanlış istinsâh eden kâtipleri çeşitli şekillerde hicv etmişlerdir. Biraz şikâyet, biraz özür beyânı bu hicivlerin konusu olurdu. Fuzûlî’nin, “gözü, kör etti” dediği hâdiseyi hâtırlarsınız: Osmanlıcada göz, kâf – vav – ze harfleriyle yazılır. Kör de kâf – vav – re harfleriyle… ze ile re harfleri arasındaki fark ise bir adet noktadır. O nokta unutulunca göz, kör olur.

Bir zamanlar, daha bilgisayarda bizzât yazar tarafından yazıldığı şekilde basılma imkânları yokken, gönderilen yazılar mürettibler tarafından matbaada dizilir, sonra musahhihler tarafından düzeltilerek baskıya girerdi. O sıralarda dizgi hatâları çok olurdu. Yazar da bu duruma, çâr – nâçâr, rızâ gösterirdi.

Hâtırlarım, yine bir şiirimdeki “şâirleri varmış” ibâresi, “kâfirleri varmış” diye çıkınca, mürettibe hitâben şu sitemde bulunmuştum:

Nazmım size bir gün yine olmuşdu misâfir;

Hoşcaydı, şu, tertibde hatâ olmasa vâfir…

Mâzîdeki müstensihe rahmetler okutdun:

Bârî, göz’ü kör etdi o; sen, şâir’i kâfir…

Şimdi, yalnızca musahhihler değil, bilgisayarın kendi hâfızası da, sizin istediğiniz gibi değil, öğretildiği gibi düşünüp, yazınızı istediği şekle getiriveriyor. Benim gibi, nüfûs cüzdanı eskimiş, inatla Osmanlıcadaki kurallara uygun yazmaya çalışanlara arada azîzlik ederek, kelimeleri düzeltiyor. Bir hastahâne yazmak için kaç kere bilgisayarla boğuşmanız gerekiyor. Deneyin isterseniz…

İçinizden, sen de herkes gibi yazsana, diyenleriniz olacaktır. Bendeniz, Risâle-i Nûrların kendisine has uslûbu ve yazı tarzının Türkçemizin iftihâr vesîlesi olduğuna kesinlikle inananlardanım… Nasıl ki, o muhalled külliyâtın mânâsı îmân ve Kur’ân hizmetinde gösterdiği fevkal’âde muvaffakiyetle memleketimizin ve lisânımızın şeref sayfalarına altın harflerle yazılmaya liyâkat kesbetti ise, uslûb ve ibâreleri de aynı değerdedir.

Her ne kadar, Hz. Üstâd, “yırtık libâsına değil mânâsına” dikkatlerimizi çekmekte ise de, bu ifâdenin derin bir tevâzu’ eseri olduğunda kimsenin şüphesi olduğunu sanmıyorum…

Müzeler ibretlik eserlerle doludur. Eh, bâzı yazarların da müzelik olmasını hoşgörmelisiniz…

ekzile44@yahoo.com.tr

Ekrem Kılıç

10.02.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri