Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 11 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Kültür-Sanat

Ahmet Özhan: Aldatıcı şöhreti değil, gerçek hayatı tercih ettim

Türk San’at Müziği San’atçısı Ahmet Özhan, 40 yıllık san’at hayatında saygınlığını korumasını “şöhretin getirdiği aldatıcı sanal hayat biçimi yerine doğal hayat biçimini tercih etmesine” bağlıyor.

Ahmet Özhan, müziğe nasıl başladığını ve hayat felsefesini anlattı. Bir emniyet amirinin çocuğu olarak dünyaya geldiğini, bu yüzden eğitim hayatını Anadolu’nun değişik illerinde tamamladığını, ilk müzik eğitimini ise ailesinden aldığını anlatan Özhan, sözlerine şöyle devam etti:

“Müzik yeteneğimi ailem keşfetti. Ailemden hep destek gördüm. Her fırsatta durmadan şarkı söyleyen bir insandım. Ne dinlersem ezberler, söylerdim. 3 yaşında Sadettin Kaynak’ın ‘ayrılık yaman kelime benzetmek azdır ölüme’ şarkısını söylermişim. Ailemde herkes kabiliyetliydi, ama tek profesyonel benim. Annem ut çalar, şarkı söylerdi, babamın çok güzel sesi vardı. Ablamın da sesi güzeldi. Neticede aileden gelen bir yakınlıktır benim müziğe yakınlığım.”

Özhan, İstanbul Belediye Konservatuvarı ile “feyizli bir mûsikî yuvası” olarak tanıttığı Üsküdar Musiki Cemiyetine devam ettiğini ifade ederek, 1968 yılında profesyonel olarak sahnelere çıkmaya başladığını dile getirdi.

Tasavvuf eğitiminin de ailesinden geldiğini kaydeden Özhan, “İlk tasavvuf sözcüğünü, Mevlânâ’yı, Yunus’u, Kur’ân-ı Kerim’i, hadisi babamdan öğrendim. Hayat içinde beni geliştiren çok önemli kişi ve kurumlar olmuştur” dedi.

Ahmet Özhan, 1991 yılında kurulan Kültür Bakanlığı İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğuna Genel Yönetmen olarak atandığını, 1998’de Devlet san’atçısı unvanını aldığını, Hacı Arif Bey, Aliş, Hafız Yusuf Efendi gibi müzikal belgesel filmlerde rol aldığını, Singapur’da yapılan Asya Müzik Festivalinde Türkiye’yi temsil ettiğini, 1980’den beri iştirak ettiği Konya Mevlânâ İhtifalleri, 1984’den beri yer aldığı İstanbul Festivali ile “Güldeste” isimli klâsik ve tasavvuf müziği konserleri ve Tokyo’dan San Francisco’ya kadar pek çok yurt dışı ve sayısız yurt içi konserleri verdiğini bildirdi.

”DOĞAL HAYAT BİÇİMİNİ

TERCİH ETTİM”

“40 yıllık san’at hayatınızda hep saygın yerini, çizgisini koruduğunun” hatırlatılması üzerine Özhan, “Bu, şöhretin getirdiği aldatıcı sanal hayat biçimini değil de doğal hayat biçimini tercih etmemden kaynaklanıyor. Doğal hayat biçimimi destekleyici yapımdan kaynaklanan düşüncelerimi hayata geçirmeye çalıştım” diye konuştu.

Özhan, yeteneğinin kendisine verilen artı değer olduğuna, bunu, insanlarla paylaşması gerektiğine inandığını ifade ederek, şu görüşleri dile getirdi:

“Bu yeteneği bir istismar meselesi, nefsimi tatmin etmek değil de insanlara artı bir değer, insanların bendeki alacağı olarak görmüşümdür. Benim güzel sesim varsa, güzel yorum yapıyorsam, bunu insanları mutlu etmek adına kullanmam lazımdır. Böyle düşününce de işiniz hep ‘insanlara faydam dokunsun’ diye olur.

Sonra bilinçlenme döneminde sadece şarkı söyleyerek değil, yaşam ve duruşum itibarıyla da insanlara faydam dokunması gerektiğini düşündüm. Mademki gözler, kulaklar bana çevrilmiştir, ben herkesin çocuğu için ‘Evet, benim de çocuğum böyle olsun’ denilebilecek bir kişilik sergilemeliyim, diye düşündüm, bir mesuliyet olarak gördüm.”

ÇIKTIĞI PROGRAMLARDAKİ TERCİHİ

Sevenlerinin kendisini televizyonda yayınlanan “abuk subuk” programlarda göremeyeceğini ifade eden Özhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Zamanla insanlar ‘Sizi izleyemiyoruz, nerelerdesiniz’ demeye başlarlar. İnsanlar günün geçerli olan çok oyalayıcı, uyuşturucu, hiçbir katkıda bulunmayan programlarda ünlüleri sıkça gördükleri için, beni de ararlar. Ama beni oralarda bulamazlar. Benim o zeminlerde işim yok. Çünkü o ortamlarda bulunarak gençlere ve insanlara örnek teşkil edemem. Bu seçicilik içerisinde, ‘azıcık aşım kaygısız başım’ diye düşünerek, ama sağlıklı bir kişilik ve sağlıklı kişiliği insanlara aktarmaya çalışan bir insan olarak mesleğimi hep bu şekilde sürdürdüm.”

HER YAŞTAN İNSANA HİTABIN SIRRI

Özhan, her yaştan insanın kendisini merakla ve özlemle dinlemesini, “Mütevazi, özverili, haysiyetli, şahsiyetli, düzeyli duruşu tercih ederseniz, insanlarda biraz hayret, biraz hayranlık, biraz merak ile bir de fiziğiniz size yardımcıysa, geçen yılları çok fazla aksettirmiyorsanız, böyle bir gizemli adam oluyor çıkıyorsunuz” şeklinde anlatarak, şöyle konuştu:

“Bir beyefendi bana yaklaşıyor ve diyor ki ‘Benim eşim size hayrandır, bir imzalı albümünüzü veya resminizi alabilir miyim?’ Belki eşi için bunu söylemesi çok özel bir durumdur. Ama beni sevenler hiç akıllarına yanlış bir şey getirmeden bunu benden isteyebilir. Yaşadığım bu hayatı binle çarpsam, ben bunun keyfini izah edemem ve başka bir şeyde bulamam. Bunun sayamayacağım kadar örnekleri vardır. Bunlar beni aynı zamanda şuurlandırmıştır, yükümlendirmiştir. Aynı zamanda bu güvene lâyık olabilmek için daha fazla gayret sarf etmişimdir. Bunlar beni olgunlaştırmış, yönlendirmiş, pozitif bir formata almıştır.”

TASAVVUF ÖĞRETİSİ

Özhan, anlattıklarının tasavvuf öğretisinin bir parçası olduğunu dile getirerek, tasavvuf hakkında şu bilgileri verdi:

“Tasavvuf ayrıca bir olgu olarak değil, hayatın içinde bir etik yaşam biçimi olarak görülmeli. Sizi Hak’tan gayri görmüyorsam, ben de Hak’tan gayri birşey değilsem, biz zaten ayrı değiliz. Bu âlemde bir bütünün göreceli algı merkezi olarak varız. Siz bana bakıp kendinizi, ben size bakıp kendimi görmediğim müddetçe, siyasal ve sosyal alanda söylenen demokrasi, insan hakları gibi bir sürü lâkırdıların hiçbiri gerçekleşmez, yalanda kalır. Varlıktaki birliği hissetmedikten sonra kavga, düşman bitmez. Kavganın, düşmanın, dertlerin bitmesi, acıların durması için varlıktaki yegâne birliği, buna tasavvuf terminolojisinde vahdet de denir, iyi algılamak lazım. Özümsemek, yaşam biçimi haline getirmek lâzım ki, kavga bitsin. Aksi takdirde kavga devam eder, hayata bir sürü öyle negatif malzeme vermiş oluruz.”

Bu düşüncelerin, bu algılama biçiminin, insanlara aktarılmasının en iyi yolunun “tasavvuf müziği” olduğunu kaydeden Özhan, “Ben ilk tasavvuf müziği eserini 5 yaşında meşk etmişim babamdan. Sonra insanlarla bunu paylaşmak istedim. Yaşadığım müddetçe de devam edecektir” dedi.

Ahmet Özhan, şarkılara da ilâhilerden farklı bakmadığını ifade ederek, “Şarkılar da birçok güzelliği ve birçok gerçeği yansıtıyor. Onları da hayatımdan öteye koymam. Bunun için iki tür çalışmayı da bir arada götürmek büyük zevk olur” diye konuştu.

Özhan, 11 yıl süren ilk evliliğini Hale Soygazi ile yaptığını, ikinci evliğini yaptığı Hatice Özhan ile 21 yıldır birlikte olduğunu, Özgül ve Özcan isminde iki çocuğu bulunduğunu anlatarak, ailenin “çok önemli bir kurum” olduğunu vurguladı.

DİZİ VE FİLMLERE BAKIŞI

Dizi ve filmler için teklifler geldiğini belirten Özhan, şunları söyledi:

“Dizi ve filmlere sıcak bakamıyorum. Çünkü onlarda çok çürük bir dönem yaşanıyor. Bu çürük dönemin içinde olmak benim işim değil. Sinema ve televizyon çalışmaları benim için hayat görüşümü ortaya koymak için bir argümandır. Eğer hayatıma ve hayata katkıda bulunabileceğim bir teklif gelirse düşünürüm. Ama moda budur, ben de bu modayı hayatıma taşıyayım diye bir derdim olamaz.”

11.02.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler

Başlıklar

  Ahmet Özhan: Aldatıcı şöhreti değil, gerçek hayatı tercih ettim

  Suriye’deki Osmanlı arşivi gün yüzüne çıkartılıyor

  Artvin’e turist ilgisi


 Son Dakika Haberleri