Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 20 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Lahika

ÂYET-İ KERİME MEÂLİ

And olsun ki Biz bu Kur'ân'da, güzelce düşünüp öğüt alsınlar diye insanlar için her türlü misâli verdik.

Zümer Sûresi :27

20.02.2008


HADİS-İ ŞERİF MEÂLİ

Dünya işlerinizi yoluna koyunuz ve yarın ölecekmiş gibi âhiretinize çalışınız.

Câmiü's-Sağîr, c: 1, no: 626

20.02.2008


Rumeli bostanının çiçekleri ziyâ-yı İslâmiyet ile neşv ü nemâ bulacaktır

5 Mart 1325 (18 Mart 1909) Dînî Cerîde, No: 77

Yaşasın Şeriat-ı Ahmedî (asm)

Şeriat-ı garrâ, kelâm-ı ezelîden geldiğinden, ebede gidecektir. Nefs-i emmarenin istibdad-ı rezilesinden selâmetimiz, İslâmiyete istinad iledir; o hablü’l-metine temessük iledir. Ve haklı hürriyetten hakkıyla istifade etmek, imandan istimdad iledir. Zira, Sâni-i Âleme hakkıyla abd ve hizmetkâr olanın, halka ubudiyete tenezzül etmemesi gerektir. Herkes kendi âleminde bir kumandan olduğundan, âlem-i asgarında cihad-ı ekber ile mükelleftir. Ve ahlâk-ı Ahmediye (aleyhissalâtü vesselâm) ile tahallûk ve sünnet-i Nebeviyeyi ihyâ ile muvazzaftır.

Ey evliya-i umûr! Tevfik isterseniz, kavânin-i âdetullaha tevfik-i hareket ediniz. Yoksa tevfiksizlik ile cevab-ı red alacaksınız. Zira, mâruf umum enbiyanın memâlik-i İslâmiye ve Osmaniyeden zuhuru, kader-i İlâhînin bir işaret ve remzidir ki; bu memleket insanlarının makine-i tekemmülâtının buharı diyanettir. Ve bu Asya ve Afrika tarlasının ve Rumeli bostanının çiçekleri ziya-yı İslâmiyet ile neşv ü nema bulacaktır.

Dünya için din feda olunmaz. Gebermiş istibdadı muhafaza için, vaktiyle mesâil-i şeriat rüşvet verilirdi. Dinin meseleleri terk ve feda edilmesinden, zarardan başka ne faydası görüldü? Milletin kalb hastalığı zaaf-ı diyanettir. Bunu takviye ile sıhhat bulabilir.

Bizim cemaatımizin meşrebi, muhabbete muhabbet ve husumete husumettir. Yani, beyne’l-İslâm muhabbete imdat; ve husumet askerini bozmaktır.

Mesleğimiz ise, ahlâk-ı Ahmediye (aleyhissalâtü vesselâm) ile tahallûk ve sünnet-i Peygamberîyi ihyâ etmektir. Ve rehberimiz Şeriat-ı garrâ ve kılıcımız da berahin-i kàtıa ve maksadımız i’lâ-yı kelimetullahtır. Cemaatimize herbir mü’min mânen müntesiptir. Sureten intisap ise, sünnet-i Nebeviyeyi kendi âleminde ihyâya azm-i kat’î iledir. En evvel mürşid-i umumî olan ulemâ ve meşâyih ve talebeyi, şeriat namına ittihada davet ederiz.

(Divân-ı Harb-i Örfî, s. 62;

Hutbe-i Şâmiye, s. 89; Y.A.N.)

Lügatçe:

berahin-i kâtıa: Kesin deliller.

bostan: Bahçe.

cihad-ı ekber: En büyük cihad; nefis ile olan cihad.

enbiya: Peygamberler.

evliya-i umûr: İş başında bulunan kimseler.

hablü’l-metin: Sağlam ip, İslâmiyet.

ihyâ: Diriltme, canlandırma.

kavânin-i âdetullah: Allah’ın kâinata koymuş olduğu kanunları.

Kelâm-ı ezelî: Allah’ın ezelî kelâmı, konuşması.

makine-i tekemmülât: Mükemmelleşme, gelişme makinası.

maruf: Bilinen.

memâlik-i İslâmiye ve Osmaniye: İslâm ve Osmanlı memleketleri.

neşv ü nema: Gelişme, yayılma.

şeriat-ı garrâ: Parlak Şeriat.

temessük: Sarılma, yapışma.

tevfik: Allahın yardımı, muvaffakiyet.

tevfik-i hareket: Uygun, muvafık hareket.

ziya-yı İslâmiyet: İslâmiyet ışığı

20.02.2008


Bahriyede 15 Yıl

Emeklilik...

Re’sen emeklilik...

Kerhen emeklilik...

YAŞ (Yüksek Askeri Şura) kararlarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinden ihraç edilen, düzeltiyorum re’sen emekli edilen subay/astsubayların toplam sayısı artık binlerle ifade ediliyor. Bunların suçu neydi de ordudan ihraç edilmişti? Bu sorunun cevabını kendileri de bilmiyorlar ya. Buna “yargısız infaz” deniliyordu. Basına yansıyan haberlere bakılırsa suçları “irtica!” imiş.

Emeklilik kültürümüze re’sen emeklilikten sonra bir de kerhen emeklilik yerleşti. Bu da kısaca âmirlerin baskısı veya korkusuyla personelin istemeyerek emekli olmasıdır.

Re’sen emekli olanları tespit etmek bir derece kolay. Ama kerhen emekli olanları tespit etmek zor.

Vehbi Horasanlı TSK’dan re’sen emekli edilenlerden sadece birisi. Ömrünün 15 yılını bahriyeli olarak Deniz Kuvvetlerinde geçirmiş. Bir gün gelmiş “Sen irticacısın!” diye 1996 yılı Aralık ayı şûrasında ihraç edilmiş. Karar kendisine tebliğ edildiğinde “hayırlı olması”nı dilemiş. Kış mevsiminin ortasında ve evli. Lojmanda oturuyor. Ateş düştüğü yeri yakıyordu. Ne yapsın şimdi Vehbi Horasanlı?

Lojmandan taşınmış. 15 yıl önce bıraktığı sivil hayata geri dönmüş. Bu durumu Horasanlı şöyle özetliyordu: “Başta gemicilik olmak üzere başka işlerden rızkımızı çıkaracaktık. Fakat şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Allah maddî olarak beni hiç sıkıntıya düşürmedi. Bilâkis çok daha iyi şartlarda alnımın teriyle para kazandım.

“Hattâ asker iken ev almanın hayalini bile kuramıyor iken, ev alma imkânına kavuştum. Geçen zaman arkadaşlarıma söylediklerimi aynen tasdik ettirdi. Kimseyi yanıltmamıştım.

“Biz askerlerin yaşadığı acı olayları düşününce üzülmemek elde değildir. Fakat üzücü gibi görünse de sıkıntıyı yaşayan insanlar açısından çok büyük bir kayıp söz konusu değildir. Nitekim birçok arkadaşım aynen benim gibi sivil hayatta çok daha iyi imkânlara kavuştu. Hatta vatana ve milletimize hizmet etmek için daha güzel şartlarda çalışma imkanı buldu.”

Horasanlı, rızkının Allah’tan geldiğini ve Allah’ın inayetini ifade ediyordu bu sözleriyle. İnsan, Allah’a dayandığı zaman güçlü oluyordu. Rızkı Allah’tan bilmek gerekiyordu. Çünkü sebepler gayet âcizdi. Onun hali, Bediüzzaman’ın şu misaline farklı bir yorum getiriyordu: “Meselâ, iktidarsız ve ihtiyarsız bir yavrunun imdadına umulmadık bir yerden, yani kan ve fışkı ortasından beyaz, sâfî, temiz bir süt göndermek olan cüz’î fiil ise, tevhid nazarıyla bakıldığı vakit, birden, bütün yavruların pek çok harikulâde ve pek çok şefkatkârâne olan küllî ve umumî iâşeleri ve validelerini onlara musahhar etmeleriyle rahmet-i Rahmân’ın cemâl-i lâyezâlîsi kemâl-i şâşaa ile görünür. Eğer tevhid nazarıyla bakılmazsa, o cemal gizlenir ve o cüz’î iâşe dahi esbaba ve tesadüfe ve tabiata havale edilir, bütün bütün kıymetini, belki mahiyetini kaybeder.”1

Vehbi Horasanlı’nın kaleme aldığı “Bahriyede 15 Yıl” adlı hatıralar yüklü kitabını kısa sürede okudum. Onu satır aralarında bazen gözyaşlarıyla takip ettim. Dayanılması güç sıkıntılara maruz kalmıştı. Geçen 15 yılda “rahat yüzü” görmüş müydü? Zannetmiyorum. Suçu neydi? Kendi ifadesiyle “eşinin başörtülü olması” ve kendisinin de “namaz kılması” idi. Ama o bütün samimiyetiyle vatanına hizmet etmeye çalışmıştı. “İyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlık bilir” demişler ya. O da öyle yapmış, denize atmış.

Kitabı okurken üzüntüyü ve sevinci birlikte yaşadım. Ona yapılanlar beni de üzmüştü. Ama onun olaylara Risâle-i Nur’dan aldığı tevekkülle yaklaşması, müsbet hareket etmesi, tevhidî bir çizgiden ayrılmaması beni sevindirmişti. Vehbi Horasanlı’nın yaşadıkları yazılı hatıralar oldu. Hepsinin bu kadar olmadığını da düşünüyorum. Bazıları satıra geçmemiş, sadırda kalmış olabilir. Bahriyede çektiklerinin hatalarına ve günahlarına keffaret olmasını; ahiret çantasına da zâd ve zahîre olmasını diliyorum.

Re’sen ve kerhen emekli edilenlerin hatıraları sadırlardan satırlara döküldüğü zaman kim bilir daha neleri okuyacağız?

Dipnotlar: 1- Şuâlar, s.13

Ahmet Özdemir

20.02.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri