Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 30 Mart 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Görüş

Gül ve diken

Hakk’dır bize ilhâm veren, nefs değil!

Biz rûha ümid saçmadayız, ye’s değil!

Cennetleri ihsân yüce Mevlâ’nın işi;

Bir gül sunabildik, koca Firdevs değil...

Keşke dünyâ hep gülistân olsaydı! Ama, güllerinin dikeni bulunmasaydı… Bu herkesin istediği bir durumdur. Ancak, imtihân sırrı, dünyâmızın cennet gibi olmasına mâni’dir. Cenâb-ı Allâh, öyle takdîr etseydi, Hz. Âdem (as) ile Havvâ’nın (ra) ma’lûm hatâyı işlemelerine izin vermezdi.

Bu bakımdan, dünyâ zıdların birbiri içine katıldığı bir mekândır. Dikensiz gül, meşakkatsiz râhat, çilesiz kemâl olmuyor. Cemâlin kıymeti bilinsin diye, çirkinlikler arasına serpiştirilmiş. İyiler, kötülerle bir arada. Nefis ve şeytan, mükelleflere musallat edilmiş. Nebîler, denîlerin arasına yollanmış.

Bu hikmeti kavradıktan sonra; o dikenlerin, o zorlukların, o zahmetlerin, o iğrençliklerin, o kötülerin zıdlarını daha bir parlatmak, daha bir yüceltmek için yaratıldığı anlaşılıyor. Olan bitene bakışımız değişiyor. Hattâ, bu menfî hallerin, müsbete hizmet ettiğini; dolayısı ile güzelliğe yardımcı olanın da güzel sayılacağını kabûl edebiliyoruz.

Gülde cemâl tecellî ediyor, dikende celâl… Güle muhabbet beslenirken; dikenden, mahbûbu tahaffûz öğreniliyor. Gülde diken, mütebessim ve sevimli bir yüzde, çatık kaş gibi duruyor. Gonca lutf, kerem, ihsân yapraklarını açtıkça; dikenler hıfz, himâyet, gayret tırnaklarını gösteriyor.

Helâlin, mübâhın, meşrûun mûnis yüzü ve tatlı kokusu gülün teninden-terinden gözlere, gönüllere yükselir. Harâmın, yasağın, dokunulmazın terhîbidir dikenlerdeki: Tüyleri diken diken eder…

Güller buram buram dâvet kokar. Dikenler süngülerini, kargılarını, mızraklarını, oklarını kuşanıp ürküten savaş na’râları atmaksızın pusuya yatar. Her gönlü cezbeden gül renk renk, biçim biçim, râyiha râyiha arz-ı endâm ederken; diken dâimâ sert, kaba, sâkin, müteyakkızdır. Mahbûba âtiyye, destâra yâkût, meh-rûya leb-i handândır gül. Nâmahreme nâmahrem, düşmana düşman, ismete uzanan ele eldir diken…

Gülü gören bülbülü hâtırlar. Hayvânât tâifesinin nebâtâta olan eşedd-i ihtiyâcını, âşık-ı şeydâ sıfâtıyla terennüm eden bülbül; bir ömür boyu, güle kasîdeler, gazeller neşîde eder. Tâ son nefesini bir dikenin zâlim hançeriyle verene kadar…

Bekànın, likànın, sermediyyetin, ebediyyetin katmer katmer sarıldığı gül goncası ve fenânın, zevâlin, firâkın iğlenip iliştirildiği diken… Bir tarafta emel, ümmîd, recâ; diğer tarafta inkisâr-ı hayâl, ye’s, korku tecessüm eder.

Gül, Hz. Muhammed’in (asm) remzidir. Cemâlullâhın, Kemâl-i İlâhînin, safvetin, pâkliğin şavkını Nûr-i Muhammedî’den almıştır. O’nun câzibesidir üzerinde hâlelenen, O’nun kokusudur rûhları teshîr eden… O’nun duâsının kabûlüdür, bütün âlemî mesrûr eden, güldüren… O’nun dest-bûsîsidir, dudakları reyyân eden, handân eden…

Yediveren cinsi gül yaprakları gibi tabaka tabaka cennetler: Vesîle, Adn, Firdevs, Naîm, Huld, Me’vâ, Dâru’s-Selâm, Dâru’l-Celâl… Diken diken cehennemler: Sakàr, Saîr, Cahîm, Derk-i Esfel, Hutame, Lâzâ, Hâviye…

El-hâsıl, her şeyi en güzel sûret üzere yaratan Allâhu Teâlâ, gülü de, dikeni de en güzel, en münâsib, en muvâfık şekilde ibdâ’ etmiştir…

EKREM KILIÇ

30.03.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri