Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 24 Haziran 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

 

Herkes kendi sınırına çekilsin

Taraf gazetesinde çıkan “Genelkurmay’ın Türkiye’yi biçimlendirme planı” başlıklı haber geçmiş hatalardan hiç ders almadığımızı tekrar gösterdi. Haber elbette ki Genelkurmay tarafından “yalanlandı.”

Ancak, “Komuta katı tarafından onaylanmış böyle bir resmi evrak veya plan bulunmamaktadır” şeklinde. Yani “Bilgi Destek Faaliyeti Eylem Planı” var ama resmi değil. Askeri yetkililerimiz kızmasınlar ama açıklamalarından bu çıkıyor.

Daha önce de yaşadık. Andıçlar hazırlandı. Gazeteciler hakkında özel bilgi notları derlendi. İnternet yoluyla e-muhtıraları yayımlandı. Hepsi ters tepti. Ayrıca ülkenin itibarını sarsmakla kalmadı, demokrasimizin geleceği hakkındaki belirsizliği derinleştirdi.

Hesap sorma mekanizması yok

“Postmodern iç savaşımız” öyle bir noktaya geldi ki herkes, demokrasiyi bir yana bırakıp kendi anayasal sınırını zorlamaya, kendi karasularının dışına çıkıp oradan siyasi ortamı el altından veya alenen etkilemeye çalışıyor.

Demokratik yoldan “seçilmiş” kişilerin Meclis çatısı altında siyasi etkilerini hissettirmeye çalışmaları normaldir. Demokratik toplumlar ancak bu yoldan kendi iç dengelerini bulurlar. Cumhuriyetimizin de TBMM’nin içinden doğduğunu unutmayalım.

Fakat bugün cumhuriyetimizin temel kurumları TBMM dışında birbirleriyle çatışıyorlar. TSK’nın içinde de bu çerçevede ayrıntılı ve demokrasiye aykırı sosyal projeler üretiliyor. Bunu durdurabilecek bir “hesap sorma” mekanizması da yok.

Cesur basının hayatî önemi

Bu tür demokratik mekanizmaları henüz oluşturamadığımıza, oluşturulmasını engellemek için de güçlü çevreler devrede olduğuna göre, demokrasi ile özgürlüklerin bekçiliğini yapan cesur bir basının hayati önemi kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Fakat, “Bilgi Destek Faaliyeti Eylem Planı”nı hazırlayanlar elbette ki boşlukta hareket etmiyorlar. Kendi camiamızda bile “Bu kadar demokrasi bu cahil halka yaramıyor” diyenleri hayretle dinliyoruz. Bir gözleri de tabii ki kışlada.

Aynı kişilerin Batı düşmanlığını ve AB aleyhtarlığını körüklemeleri de doğal. Türkiye’nin uyması istenen ve çağdaş medeniyeti yansıtan “Avrupa Müktesebatı”nı da zaten, aynen demokrasi gibi, Türk halkı için fazla görüyorlar.

Ülkeyi biçimlendirme projesi

Fakat son iki genel seçimin ortaya çıkardığı gerçekler de yadsınacak gibi değil. Bunların gösterdiği gibi, “Bilgi Destek Faaliyeti Eylem Planı” ve benzeri “Türkiye’yi biçimlendirme projeleri” ters tepiyor.

AKP’nin kapatılması durumunda, yapılacak ilk genel seçimlerden benzeri bir sonucun çıkması kimseyi şaşırtmamalı. Tabii, demokratik düzen işleyecekse. Fakat diyelim ki, “Demokrasi bu cahil halka fazla” diyenler sonunda kazandı.

Türkiye’ye ne sunacaklar? Bir “seçkinler demokrasisi” mi? Yoksa, Baas türü yarı askeri bir baskı düzeni mi?

İşler o raddeye gelmeden, herkesin kendi sınırına çekilip demokratik ve laik cumhuriyetimizin çağdaş gelişmişlik düzeyine ulaşması için yapıcı katkıda bulunması, ülkemizin selameti açısından çok daha yararlı olacaktır.

Milliyet, 23.6.2008

Semih İdiz

24.06.2008


 

İran-İsrail-ABD cephesi gergin

Ortadoğu’dan bir yandan iyi öte yandan kötü haberler geliyor. İyi haberler daha çok Arap-İsrail cephesinde. Artan gerginlik ise İran-İsrail hattında. Bu iki durum arasındaki ilişki de ayrıca son derece önemli.

Önce Arap-İsrail cephesindeki olumlu gelişmelere bir göz atalım. Bilindiği üzere İsrail için Arap cephesinde hep üç büyük tehdit vardır: Filistin’de Hamas, Lübnan’da Hizbullah ve Suriye’de Esad rejimi. Son iki aydır bu üç tehdit odağıyla Tel Aviv arasında diyalog ve ateşkes çalışmaları devam ediyor. Suriyeİsrail diyaloğunun dolaylı şekilde Türkiye üzerinden yürüdüğü hepimizin malumu. Mısır’ın yaklaşık iki aydır sürdürdüğü arabuluculuk da nihayet geçen hafta sonuç verdi: İsrail hükümetiyle Hamas yönetimi arasında ateşkes sağlandı . Bu durum İsrail’in Filistin cephesini bir nebze olsun rahatlattı. Lübnan’da ise Arap ligi ve Katar sayesinde zar zor istikrar sağlandı. Hizbullah şimdilik hükümetin içinde. Bütün bu gelişmeler işin “iyi haberler” cephesi.

ABD, yeşil ışık yakar mı?

Ancak bir de geçen hafta ortaya çıkan bir haber var ki bu olumlu tabloyu hemen karartıyor. New York Times’ın ortaya çıkardığı ve Bush yönetiminin de hemen konfirme ettiği habere göre İsrail hava kuvvetleri İran’ın nükleer tesislerini vurmaya yönelik tatbikatlar yapmaya başladı.

Bu zamanlama Arap-İsrail cephesiyle İran-İsrail cephesi arasındaki bağlantıyı da hemen gözler önüne seriyor. Zira Arap cephesinde biraz rahatlayan İsrail hiç vakit kaybetmeden asıl büyük tehdit olarak gördüğü İran üzerine odaklanmaya başladı. Hatta bir adım ileri giderek İsrail’in Arap cephesiyle barış arayışının arkasında yatan temel nedenin kendisine daha rahat bir stratejik hareket alanı sağlayıp, gerekirse İran’a daha rahat saldırabilmek olduğunu bile iddia edebiliriz.

İşte bu nedenle çok riskli potansiyel bir İsrail-İran çatışması dönemine giriyoruz. Böyle bir ortamda gözler hemen Washington’a dönüyor ve herkesin aklında aynı soru beliriyor: Washington İsrail’e yeşil ışık yakar mı? Bu soru önemli, zira İsrail’in İran’ın nükleer tesislerini vurması için ABD tarafından kontrol edilen Irak hava sahasından geçmesi gerekiyor. Yüzlerce sorti gerektirecek böyle bir operasyon için Türkiye’nin kendi hava sahasını İsrail’e açmayacağını varsayıyoruz.

Pentagon’daki soru işaretleri

Washington’da benim edindiğim izlenim şu yönde: en şahin neokonlar bile İsrail’in kendi başına böyle bir operasyona girişmesinden yana değil. Bunun üç temel sebebi var: Birinci neden böylesine riskli bir misyonun zorluğu. Washington’un İsrail’in savaş kapasitesi konusunda ciddi endişeleri var. İsrail’in 2006 yazındaki Lübnan fiyaskosu Pentagon’da ciddi soru işaretleri uyandırdı. Washington’u İsrail’i frenlemeye itecek ikinci neden, İran’ın böyle bir saldırıdan Amerika’yı sorumlu tutacak olması. Zira İran’ın gözünde İsrail ve ABD yapışık ikizler konumunda. Bu nedenle Tahran’ın misillemesi sadece İsrail’e karşı olmayacak. İran’ın öfkesinden Irak’taki 140 bin Amerikan askeri de nasibini alacak . Irak’ta Tahran tarafından kontrol edilen Şii milisler ülkeyi hemen kan gölüne çevirecek güce sahip. Washington’u korkutan üçüncü neden ise tabii ki petrol fiyatlarında yaşanacak olan büyük şok. Zaten 140 dolar seviyesinde giden varil fiyatları olası bir İranİsrail savaşı durumunda kısa zamanda 200-250 dolar seviyesine gelecektir. Seçim yılında olan ve McCain’in kazanması için uğraşan Beyaz Saray nezdinde böyle bir ekonomik kriz, seçimleri Obama’ya hediye etmek anlamına gelecektir.

İşte bütün bu nedenlerle Washington İsrail’e yeşil ışık yakmak niyetinde değil. Ancak İran İsrail’i bariz şekilde provoke ederse hesaplar değişebilir. Peki Tahran böyle bir kışkırtma içine girer mi? Ve de o zaman ABD işi İsrail’e bırakmak yerine kendisi İran’ı vurmaya kalkar mı ?

Sabah, 23.6.2008

Ömer Taşpınar

24.06.2008


 

Ve Obama Müslüman hanımlardan özür diledi!

Barack Obama Amerika’ya zincire vurulmuş halde getirilen kölelerin torunu...

Bugün sayıları 16 milyonun üstünde..

En önemlisi, Amerikan halkının, tüm ırkçılık içgüdülerine karşın, siyahlardan bir özür dileme refleksi var.

Bunu da nasıl gerçekleştirecek?

Kasım 2008’de Barack Obama’ya oy vererek.

Obama çok büyük bir oy çokluğuyla kazanacak... Cumartesi günü yayınlanan son Newsweek anketine göre, bütün ülkede, McCain 15 puan önünde gidiyor ki daha ne Demokratlar ne de Cumhuriyetçiler kongrelerini topladı..

Şimdi, Türkiye’de ,ABD uzmanlıkları üç beş kitap okuyup New York barlarında yarım şişe şarap devirmekle sınırlı ABD uzmanları, Obama’nın seçilmesinin Türkiye için kötü olacağını söylüyor, anlatıyor sürekli olarak...

Doğrudur..

Statükonun devam etmesini isteyenler açısından John McCain’in seçilmesi gerek!

Ama değişimden, yenilikten, özgürlükten yanaysanız tek seçeneğiniz Obama.

Bakınız geçen Perşembe günü Detroit kentinde olanlara..

İki hanım davetli geliyor Obama’nın açık hava toplantısına.

Konuşacağı kürsünün arkasında sıralar var... Bu hanımlar, bu sıralarda oturacak... Davetiyelerinde böyle yazıyor.

Hanımlar Müslüman... Başları örtülü... Bizim deyimimizle türbanlı!

Şima Abdülfadıl ve Heba Arif bu hanımların adları...

Obama’nın seçim kampanyasını yürüten kimi kraldan fazla kralcılar, hemen devreye giriyor:

‘Burada, yani Barack Hüseyin Obama’nın arkasında oturamazsınız... Televizyon kameraları çekecek... Başörtülü iki kadın olumsuz etki yaratır... Zaten Obama’ya Müslüman kökenli olduğu yolunda suçlamalar var...’diyerek bu hanımları yolcu ediyor.

Obama bunu duyuyor ve küplere biniyor. Heriflerin ne bağnazlığı ne din düşmanlığı kalıyor. Hemen basının karşısına çıkıyor:

‘Bayan Abdülfadıl’ı telefonla aradım çok ama çok üzüldüğümü söyledim... Hem kendisinden hem de Bayan Arif’den özür diledim. Bu adamların yaptığı affedilir şey değil. Herhangi bir dinden, herhangi bir kişiye yapılacak en küçük olumsuz bir davranış, bana yöneltilmiş bir hakarettir! Benim amacım bütün insanları bir araya getirmek... Dostça, kardeşçe, kavga etmeden yaşamalarına yardımcı olmak. Sayın Abdülfadıl’dan ve ailesinden özür diledim... İnşallah Bayan Arif de beni bağışlamıştır!’

Dünya tarihinde ilk kez milyarlarca insan, ABD seçimlerine kilitlendi. Bunun nedeni Bush nefreti olduğu kadar Obama’nın insanlara verdiği umut.

Bush’un adını bile duymak istemediği Ahmedinecad’dan tutun da Venezuela Başkanı Hugo Chavez’e değin herkesle oturup konuşacağını; insanların sorunlarını konuşa konuşa, itişe kakışa değil, çözebileceğini söylüyor.

Star, 23.6.2008

Aziz Üstel

24.06.2008


 

Psikolojik harekât savaşları

En gizli belgeler, hatta Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı’na ait olanlardan tutun da, Amerikalılar tarafından özel olarak verilen insansız hava aracı görüntülerine kadar her şey sızıyor. Bu kadar ‘şeffaf’ bir silahlı kuvvetler dünyanın hiçbir yerinde yok herhalde.

O yüzden, bana kalırsa ordunun darbe yapması da imkânsız gibi bir şey!

(...)

Esasen yapılan şey, Türk halkına karşı psikolojik savaştır. Evet, öteden beri Genelkurmay’ın bir ‘Psikolojik Harp Dairesi’ vardır ama bu çeşit kendi vatandaşına karşı ve hatta kendi hükümetine karşı psikolojik savaşı orası değil Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’ne bağlı ‘Toplumla İlişkiler Başkanlığı’ yapardı.

MGK Genel Sekreterliği’nin gizli yönetmeliğini ve bu başkanlığın çevirdiği işleri, bu arada kendi vatandaşlarına karşı yürütülen bazı psikolojik harekâtları Radikal geçmişte ortaya çıkardı.

MGK Genel Sekreterliği sivilleşirken Toplumla İlişkiler Başkanlığı maalesef buharlaşmadı. Bu başkanlığın personeli ve kamyonlar dolusu evraktan oluşan arşivleri MGK’dan kalktı, Genelkurmay’a geldi.

Dün Radikal İki’de Ahmet İnsel hatırlatıyordu, MGK’daki yarı askeri ‘Toplumla İlişkiler Başkanlığı’ Genelkurmay’a taşınırken, dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun genelgesiyle İçişleri Bakanlığı bünyesinde de ayrıca bir ‘Toplumla İlişkiler Başkanlığı’ kuruldu. Bu da sivil kanadın ‘psikolojik savaş dairesi’ idi. Bu daire her ilde örgütlü.

Kestirmek zor, şu anda süregelen ve ciddi boyutlara tırmanan yıpratma savaşı bu iki rakip psikolojik savaş dairesinin birbiriyle mücadelesi mi aslında?

Radikal, 23.6.2008

İsmet Berkan

24.06.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
GAZETE 1.SAYFA
Download

Gezi Eki Pdf

Bütün haberler

© Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır