"Gerçekten" haber verir 29 Ağustos 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Görüş

Taif yorgunu

HAVA bulutlu! Birazdan yağmur inecek yeryüzüne. Gözlerden süzülen yaşlara eşlik edecek damlalar. Rahmeti getirecek bu hüzün. Rahmet uğrayacak hanemize. Efendimiz (asm)... Taif’e gitmişti hani... Hüzün yılıydı... Derdi, Taiflilere İslâm’ı anlatmaktı. Taifliler, Efendimiz’in anlattıklarını dinlemedikleri, anlamadıkları gibi bir de taşlamışlardı onu. Küçük çocuklara da taşlatmışlardı. Efendimiz (asm) inanılmaz bir üzüntü ile Taif’ten geri dönerken, Cebrail’i (as) göndermişti Allah-u Teâlâ. Hz. Cebrail; “Ya Muhammed!” demişti, “Sen dilersen Allah o kavmi helâk edecek”, “Sen dilersen şu karşı ki dağlar başlarına yıkılacak”... Efendimiz (asm) mahzun, Hz. Cebrail’e dönerek: “Bilselerdi yapmazlardı” demişti... Bilselerdi yapmazlardı...

Bugün Taif’in yorgunluğu var üzerimde! Müslüman memleketinde İslâma olan düşmanlıkların ağırlığı... “Müslümanım” diyenler tarafından yapılan düşmanlıklar taş olup yıkılıyor üzerime... Öyle ya, Efendimizi Taif’te taşlayanlar “Müslüman” değillerdi. Hani Hz. Ömer şehit edilmişti bir hançer ile. Ölmeden önce sormuştu; “Beni hançerleyen Müslüman mıydı?” “Hayır” demişlerdi, “Bir Yahudi”... Bir “oh” çekmişti Hz Ömer (ra). Bir Müslüman tarafından öldürülmüş olmamaktı onu ferahlatan.

Benim ülkem Müslüman. % 99’u Müslüman deniyor en azından. Hani o zaman Müslümanlar? Nerede hani “İman ettim!”, “Âmenna!” diyenler? Neden bu haldeyiz? Nasıl bir derin uyku imiş ki bir türlü kendimize gelememişiz? Müslümana zulüm edenler Müslüman. Müslüman’ım diyenler... Bundan daha acısı olabilir mi?

Taif’in yorgunluğu var üzerimde... Taşlanmamışım, taşlar yığılmış üzerime. Gözyaşlarım sıra sıra olmuş süzülmekte... Hz. Cebrail gelse... Hz. Cebrail gelse... “Bilselerdi yapmazlardı Allah’ım” diyebilir miyim? “Ola ki onların neslinden sana iman edenler gelebilir!” diyebilir miyim? Bu can yanışla bir “ah” etmez miyim?

Efendim! Senden uzak düşen ümmetin ne halde!

Müslümansın. Gençsin. “Müslüman gençsin”. İstiyorsun ki gençliğin hebâ olup gitmesin. İstiyorsun ki genç potansiyelinle bir şeyler yapacaksan bu “ulvî gayeler” için olsun. Kısır döngüleri aşasın artık. Gafletli uykulardan uyanasın. Öyle ya gençliğin işe yarasın. Muhteşem bir donanımla yaratılan kabiliyetlerin, içinde taşıdığın potansiyelin işe yarasın. Sadece istiyorsun. Kimin umurunda istediklerin? Kimin umurunda gençliğin? Kimin umurunda potansiyelin? İdeallerin, hedeflerin kimin umurunda? Herkes bir menfaattir tutturmuş gidiyor! Memleketin çıkarı önemli değil ki. İlerlemek... Kimselere boyun eğmemek önemli değil ki... Şahsî, küçük çıkarlar olsun yeter.. Kimse yılanın kuyruğuna dokunmasın yeter.. Öyle ya, Adnan Menderes’ler gördü bu memleket.. Az azimli ol, az iyi çalış, az “memleketim” de... “Özüm” de.. Allah muhafaza sonun iyi değildir senin.. Ne de korkutmuşlar gözümüzü.. Ne de pısırık insanlar topluluğu olmuşuz... Bir yığın haline getirilmişiz.. Artık kendine gelmeli!.. İzin vermemeli artık.. Artık uyanmalı.. Artık kısır döngülerden çıkılmalı.. Artık hadleri bildirilmesi gereken asıl kişilere hadleri bildirilmeli. Bunun için de çalışmalı. Çalışmalı...

Taif’in yorgunluğu var üzerimde. Hüzün Yılı’nın gözyaşları... Allah nasıl “Habibine” “Mirac’ı” verip gönlünü almışsa sevgilisinin, bize de verir inşaallah miraçları.. Mu’cizeleri... Efedimizin (asm) şefkatine bürünebilelim yeter ki... Yeter ki tevekkül edebilelim.. Sabır gösterebilelim... Hep böyle kalmaz bu devran... Bu dünya bir gün gül bahçesine dönecek inşaallah! Buna inanıp sımsıkı umudumuza sarılmalı...

Evet Allah’ım evet, “Bilselerdi yapmazlardı”...

FiLİZ GENÇ

29.08.2008


HUDEYBİYE'DE BİAT TAZELEDİK

Sahabenin biatı belki en güzel derslerimizden biri oldu ve biz de bir ömür boyu Sünnet-i Seniyye dairesinde gücümüzün yettiği kadar hizmet etmeye kardeşlerle beraber söz verdik.

—DÜNDEN DEVAM—

HUDEYBİYE ZİYARETİ Tekrar umre yapabilmek için Hudeybiye’ye gittik, ihramlarımızı giyip namazlarımızı kıldık. Hudeybiye anlaşmasının yapıldığı yere geldiğimizde Hz. Peygamberin (asm) ashabıyla Kâbe’yi tavaf etme arzusu ile yola çıkışları ve sırf umre için çıktıklarından yanlarına yol silâhı ve kılıçlarını alan 1400 sahabenin Zulhuleyfe de ihrama girerek Hudeybiye de konakladıkları aklımıza geliyor. Hudeybiye kuyusuna baktıkça Allah Resulünün ve ashabının yorgunlukları geliyor aklımıza. Umre yapmak için anlaşmaya gönderilen Hz. Osman sadece kendisinin tavaf yapma hakkını reddedince Hz. Osman’ı Kureyşliler hapsetti. Bu hadise ashaba Hz. Osman’ın vefat haberi olarak yansıyınca Hz. Peygamber (a.s.m) müşriklerle savaşmadan oradan ayrılmayacaklarına dair bütün sahabilerden biat aldı. Buna Rıdvan biatı adı verildi. Bunu haber alan Kureyşliler Hz.Osmanı serbest bırakıp, Hudeybiyede Müslümanlarla anlaşma yaptılar. İşte böyle bir yerde bu tarihî hadiseyi dinledik. Sahabenin bu biatı belki en güzel derslerimizden oldu ve biz de bir ömür boyu Sünnet-i Seniyye dairesinde gücümüzün yettiği kadar hizmet etmeye kardeşlerle beraber söz verdik.

HİRA MAĞARASI

Namazımızı seher vaktinin esintileri arasında eda ettikten sonra “Oku” emrinin yankılandığı dağa doğru tırmanmaya başladık. Her adım daha sonraki adım için bir meşakkatti, ne kadar acizdik hemencecik yoruluverdik. Belimizi tuta tuta yürüyorduk. Her basamakta Allah Rasulünü hatırlamaya çalışarak, İslâm dâvâsının bu güne kadar gelişinin kolay olmadığını tefekkür ede ede bir hayli mesafe katetmiştik….

Cebel-i Nur bu saatte cıvıl cıvıldı peygamber sevgisi, insanlara her şeyi yaptırıyordu .İhtiyar valideleri en sarp kayalıklara tırmandırıyordu. Bu kayalıklar Allah Rasulünü görmüştü, biz ise ancak kayalıklara bakabiliyorduk. Ayrıydık Allah Resulünden 1400 senedir ve onun sevgisinden buradaydık. Hatta Ahmed Abimiz sancılı, ağrılı ayağına rağmen bu kayalıkları tırmanıyor ve ilk vahyin geldiği yeri görebilmek heyecanı ona bolca tebessüm ettiriyordu. Yaşlı bir teyzenin biz bir kere çıkamıyoruz. Hz. Hatice Validemiz devamlı çıkıyormuş bakış açısı bize hız verdi ve o taze aşkla kendimizi tepenin başında bulduk. Gözlerimiz tek kişilik bir mescid, bir mağara arıyordu. Nur dağının tepesi bayram yeri gibi neşeli, mü'minler peygamberlerinin ibadet yerlerini ilk âyetin geldiği yeri merak ediyorlardı. Onlarca insanların arasından bir mağara beliriverdi. Dilimiz damağımıza yapışmışken böylesi bir tablo susuzluğu unutturdu. O kapıya benzeyen küçük karartı, kimleri görmüştü, kimlere ev sahipliği yapmıştı o kayalarda dahi Allah Rasulünden uzun zamandır ayrı kalmışlığın hasret emareleri görülmekte, o kayalar camid gibi duruyorken bizler misal buradan Kâbe'yi seyretmenin lezzetini tadıyorlardı.

Mekke'de Nur hizmetleri

Nur dersi için gül kokulu Mekke’nin ara sokaklarına doğru gidiyoruz. Kâh önümüze Türk bayraklı bir araba, kâh İstanbul lokantası çıkıyor. Buralarda bu mukaddes mekânlarda Türklerin yaşaması bizleri sevindiriyor. Bir o kadar daha sevindiğimiz müjdeler işitiyoruz Mekke nur mekânlarında. Arap kardeşlerimizden seyyidler cemaati kendi aralarında Arapça Nur dersleri başlatmışlar ve uzun süredir de devam ettiriyorlar. Bu dersi dinleyebilmek için Mekke sokaklarında koşuşturarak dersanemize geldik. Önce Türkiye’den Mekke’ye umre için gelen bizler kendi aramızda bir ders yaptık. Seyyidler cemaatinden gelen Arap kardeşlerimizle kısa bir muhabbet ettikten sonra, onlar Arapça derslerine başladılar. Bizler böyle bir dersten fevkalâde etkilendik. Tam mânâsı ile anlamadığımız bu dersin on birinci mesele olduğunu anlamak bize yetti. Az bir süre dinlediğimiz halde bu Arabî ders bizler için çok istifadeli oldu. Bu nur mekândan da duâlarla ayrıldık ve içlerimiz, fikirlerimiz ümit dolu idi. Mekke, Medine, Taif, Riyad, vs yerlerde yapılan Nur dersleri müthiş bir inkişafın belirtileri idi. Fütuhat isteyenlere işte Mekke, işte Taif… Rahatlıkla diyebiliriz ki işte Almanya, işte İsveç, işte Avrupa, işte Amerika ve sair kıt'alar ve ülkeler….

Medine‘de Osmanlı saati, Mekke’de müezzin mahfilinin alt kısmı da bir medrese-i Nuriye olmuş ki oralarda Elhamdülillah gazetemizin verdiği meşveretimizin Risâle-i Nurlardan tasnif ettiği Hz. Muhammed (a.s.m) adlı eseri Ali Vapurlu Ağabeyimizin buralara gelmeden önce yapmış olduğu tavsiye üzerine büyük bir kısmını müzakerelerle okuduk. Hülâsa nurlu dersler büyük bir şevkle, durmaksızın bu mübarek beldelerin de her yerinde devam ediyor.

Umre ibadetimize iştirak eden ağabey ve kardeşlerimizin bazılarının izlenimlerinden kısa kesitler

…Daha önce de bu güzel mekânlara iki defa geldim. Yalnız gençlerle gelmeyi hepinize tavsiye ederim. Ben gelecek sene de bu gençlerleyim…

Yunus Top / Eğitimci

…buralara gelmemize vesile olan herkesten Allah razı olsun, nasip şimdi imiş ama daha önce gelmeli idik…

İsa Öztaş / Bilgisayarcı

…aynı grubla, ben yine gelmeyi düşünüyorum İnşallah bizi tanıyan dostlara da sesleniyorum, gelin “Oku” emrini hissedebilmek için Hira’ya beraber çıkalım…

Ra sul Yorulmaz / İ.H.L Öğrencisi

…bizi umre okuma programı diye dâvet ettiklerinde programın içeriğini merak etmeye başlamıştım, beni tahrik eden merakıma hayranım çok güzel mekânlarda yapılan Nur derslerinin tadı dimağımın damağında kaldı. Ben bu ekiple tekrar gelirim diye düşünüyorum…

Ahmed Paşalıoğlu / Eğitimci

…bizi bu programdan habersiz bırakmayıp genç yaşta bu kutsal topraklara gelmemize sebep olanlardan Allah razı olsun…

Ali İhsan Azılı / Eczacı

…bizim buraya gelmemize vesile olanlara teşekkürler. Buralar gerçekten çok güzel…

Furkan Soy / Lise öğrencisi

SON BAKIŞLAR

Mekke, ziyaret edilecek yerlerle, yazılacak güzelliklerle doluydu. Kâbe'nin Altınoluğu, Hacerü'l Esved, Makam-ı İbrahim, Daru'l Erkâm, Hz. Hatice’nin evi, Safa-Merve, Zemzem Kuyuları, Peygamberimizin doğduğu ev, Ömer Dağı, Cennetü'l Muallâ, Mescid-i Cin, Ebukubeys, Arafat Dağı, Mina, Muzdelife buraların dergiye, gazeteye sığması mümkün değil, Yazılan yazılar merakları tahrik etmenin ötesine geçemez ve geçemiyor. Kâbe'nin örtüsüne elinizin değmesi, o sıcak iklimin yüzünüzü okşaması, o farklı lisandaki kardeşlerinizin seslerini kulaklarınızın işitmesi gerekiyor ki biz de bunun için tatil mantığına ve masrafına yön verip günlerinizi ibadetle geçirebileceğinizi umduğumuz umre ibadetini sizlere ısrarla tavsiye ediyoruz.

Ve siyah örtülü evden ayrılıyoruz. Son tavaflarımız, son duâlarımız, son namazlarımız belki de sonlar şimdilikti, ileriki senelerde inşallah gruplarla okuma programı için Mekke, Medine bizleri bekliyordu.

Ayrılamıyorduk buralardan. Buraları görmekle bir hiffet bulmuştuk, ama ayrılmak zahmetini hiç düşünememiştik, o taş yığını zannedilen Kâbe duyguları var olan bir canlı gibi sizi cezb ediyor ve bırakmak istemiyor. Gitme diyen sesini işitir gibi oluyorsunuz.

Vücudumuzdan olanca hızı ile kanımız çekilmişti, benzimiz soldu, istemeyerek de olsa bir eliyle göz yaşını silen kardeşlerimiz, diğer eliyle şimdilik elveda diyordu. El sallamamıza örtüsünün altına giren küçük rüzgârların dalgalanması ile karşılık veren Kâbe kalbimizi yeniden feth etmişti. Cansız camid bir varlıktan ayrılırken insandan ayrılıyormuş hissini veren Kâbe bu özelliği ile kâinatta belki tektendi, onla beraberken bütün manevî hazzınız zirvede oluyor, ona el sallarken de bir anneden bir babadan ayrılıyormuşçasına duygusal anlar yaşıyorsunuz.

Ve ayrılırken uzunca duâamızdan küçük bir tazarru…

Biz buralardan maddeten ayrılıyoruz. Rabbim sen bizi manen buralardan ayırma. Aklımızı ruhumuzu, fikrimizi bu kutsal mekânlarla meşgul eyle.

Bu güzel duâlı mekânların, kutsal mabetlerin hürmetine, şahsımızı, hizmetlerimizi fitneden muhafaza eyle. Bütün ehl-i imanı ve Risâle-i Nur hizmetinde bulunan kahramanları ölünceye kadar sıratı müstakimden ayırma. Bütün ehl-i imana gönül ittifakı nasip eyle. Sair Müslüman ülkelerde sıkıntı çeken kardeşlerimize sabırlar ihsan eyle. Bu güzel mescidlerin hürmetine onları hayırlısı ile mû'sibetlerden kurtar. Bütün ehl-i imanı kendine hayırlı kul, Peygamberimize (asm) hayırlı ümmet, bu mübarek mekânlara hayırlı hadim olabilmeyi nasip eyle…

—SON—

29.08.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
GAZETE 1.SAYFA

Site yöneticisi | Editör
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır