"Gerçekten" haber verir 18 Eylül 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Lahika

Hadis-i Şerif Meâli

Ramazan ayının orucu, bir sonraki Ramazan ayına kadar geçen zaman içerisinde işlenen küçük günahları affettirir.

Câmiü's-Sağîr, No: 2448

18.09.2008


Irkçılık; 400 milyon kardeşi, 400 serseriye terk ettiriyor

[Risâle-i Nur’un vatana, millete ve İslâmiyete büyük hizmetini kabul ve takdir eden Başvekil Adnan Menderes’e Üstadın yazdığı bir mektup.]

-Dünden devam-

Şimdi, Adnan Menderes gibi, “İslâmiyetin ve dînin icaplarını yerine getireceğiz” diye ve mezkûr iki kanun-u esasîye karşı muhalefet edip tam zıddına olarak iki dehşetli cereyan, gayet büyük rüşvetle halkları aldatmak ve ecnebîlerin müdahalesine yol açmak vaziyetinde hücum etmek ihtimali kuvvetlidir.

Birisi: Birinci kanun-u esasîye muhalif olarak, bir câni yüzünden kırk mâsumu kesmiş, bir köyü de yakmış. Bu derecede bir istibdad-ı mutlak, her nefsin zevkine geçecek memuriyete bir hâkimiyet sûretinde rüşvet vererek, dindar hürriyetperverlere hücum ediliyor.

İkinci hücum da: İslâmiyet milliyet-i kudsiyesini bırakıp, evvelkisi gibi, bir câni yüzünden yüz mâsumun hakkını çiğneyebilen, zahiren bir milliyetçilik ve hakikatte ırkçılık damarıyla hem hürriyetperver dindar Demokratlara, hem bütün bu vatandaki yüzde yetmişi sair unsurlardan bulunanlara, hem hükûmet aleyhine, hem biçare Türkler aleyhine, hem Demokratın takip ettiği siyaset aleyhine çalışarak ve serseri ve enaniyetli nefislere gayet zevkli bir rüşvet olarak bir ırkçılık kardeşliği veriyor. O zevkli kardeşliğin içinde, o zevkli faydadan bin defa daha ziyade hakikî kardeşleri düşmanlığa çevirmek gibi acip tehlikeyi, o sarhoşluğu ile hissedemiyor.

Meselâ, İslâmiyet milliyetiyle 400 milyon hakikî kardeşin hergün “Allah’ım, erkek ve kadın bütün mü’minleri bağışla” dua-yı umumîsiyle mânevî yardım görmek yerine, ırkçılık 400 milyon mübarek kardeşleri, dört yüz serseriye ve lâübalilere yalnız dünyevî ve pek cüz’î bir menfaati için terk ettiriyor. Bu tehlike hem bu vatana, hem hükûmete, hem de dindar Demokratlara ve Türklere büyük bir tehlikedir.

Ve öyle yapanlar da hakikî Türk değillerdir. Necip Türkler böyle hatâdan çekinirler.

Bu iki taife herşeyden istifadeye çalışıp dindar Demokratları devirmeye çalıştıkları ve çalıştırıldıkları, meydandaki âsar ile tahakkuk ediyor. Bu acip tahribata ve bu iki kuvvetli muarızlara karşı, kırk Sahabe ile dünyanın kırk devletine karşı meydan-ı muarazaya çıkan ve galebe eden ve bin dört yüz sene zarfında ve her asırda üç yüz dört yüz milyon şakirdi bulunan hakikat-i Kur’âniyenin sarsılmaz kuvvetine dayanmak ve onun içindeki dünyevî ve uhrevî saâdet-i ebediyenin zevklerine o câzibedar hakikatle beraber nokta-i istinad yapmak, o mezkûr muarızlarınıza ve hem dahil ve hariçteki düşmanlarınıza karşı en lâzım ve elzem ve zarurî bir çâre-i yegânedir. Yoksa, o insafsız dahilî ve haricî düşmanlarınız sizin bir cinayetinizi binler yapıp ve eskilerin de cinayetlerini ilâve ederek başkaların başına yükledikleri gibi, size de yükleyecekler. Hem size, hem vatana, hem millete telâfi edilmeyecek bir tehlike olur.

Cenab-ı Hak sizleri İslâmiyet lehindeki hizmetlerinizde muvaffak ve mezkûr tehlikelerden muhafaza eylesin diye ben ve Nurcu kardeşlerimiz, yapacağınız hizmete ve mezkûr hakikati kabul etmenize mukabil duâ etmeye karar vereceğiz.

(Mektubun devamı için bakınız:

Emirdağ Lâhikası, s. 394-95)

kanun-u esasî: ana prensipler, ana esaslar, ana kanun. Anayasa.

istibdad-ı mutlak: hiç bir hak ve hürriyeti tanımayan tam baskı, tam diktatörlük.

milliyet-i kudsiye: kudsî milliyet.

duâ-yı umumî: genel duâ.

âsar: eserler, neticeler.

18.09.2008


Acıkmak güzeldir

İftar vakti, soframızdaki leziz yemekleri ve nefis tatlıları iştahla midemize indirirken, ne kadar büyük bir zevk alırız. Hani “Midemiz bayram etti” deriz ya. Gerçekten her iftar vakti oruçlu insan için bir bayram vaktidir. Bu vakitte hem mide bayram eder, hem de kalp ve ruh bayram eder. Peygamber Efendimiz (asm) de bu hâli, şu hadis-i şerifi ile ifade etmiştir: “Oruçlunun iki sevinci vardır, birisi iftar zamanı duyduğu sevinç, birisi de Rabbine kavuştuğu zaman duyduğu sevinç.” İnsan açlığı sayesinde iftar vaktinin sevincini yaşayabilir. Akşama kadar aç ve susuz kalan mide için, bir dilim kuru ekmek, bir bardak su, dünyanın en leziz yemeğinden ve içeceğinden daha tatlı gelir. Tok olduğu zaman hiç tat ve lezzet almadığı yiyeceklerin ne kadar lezzetli olduğunun farkına varır. Açlığın verdiği lezzet, hiç bir lezzete değişilmez.

Bize bu lezzeti yaşattığı için acıkmak güzeldir.

Her iftardan sonra açlığın tadı damağımızda kalmıyor mu? Yedikçe iştahımız azalıyor, doyduğumuz zaman ise artık yemekten zevk almaz hale geliyoruz. Halbu ki aç iken ne kadar zevk ve iştahla yemek yiyorduk, “kuvve-i zâikamız” yemekten ne kadar zevk alıyor, midemiz ne kadar mutlu oluyordu.

Dilimize ve damağımıza zevk ve lezzet verdiği için acıkmak güzeldir.

Acıkmak, tat alma duygumuzun sürekli olarak nimetlerden zevk almasını ve tatmin olmasını sağlayan bir araçtır. İnsan günde beş altı öğün yemek yese, her seferinde dil ve damak bundan hissesini alır. Yani açlık tekerrür ettikçe, iştah da tazelenir. Açlık olmasaydı beslenmek bir angarya haline gelecek, beslenme zamanları ruha ve kalbe ağır bir yük yükleyecekti.

Beslenmemizi bir angarya ve bir azap olmaktan çıkardığı için açlık güzeldir.

Vücut fabrikamızın işleyişi için acıkmaya ihtiyacımız var. Açlık duygusu, bedenimizin beslenmeye ihtiyacı olduğunu bildiren bir alarm zilidir. Hani “Karnım zil çalıyor” deriz ya. İşte bu zil sesi, “Benim beslenme zamanın geldi, dokularıma lâzım olan gıdaları gönder” diye yapılan bir uyarıdır.

Vücut fabrikamızın işleyişine katkıda bulunduğu için acıkmak güzeldir.

Acıkmak olmasaydı, bu kadar çeşitli nimetlerin lezzetlerini nasıl tadacaktık? Elmanın, şeftalinin, incirin, üzümün, hurmanın ve diğer meyvelerin, ayrı ayrı olan tat ve kokularının nasıl farkına varacaktık? Nimet, insana lezzet verdiği zaman nimet olur. Açlık duygusu olmasaydı, bu kadar güzel ve hoş olan yiyecek ve içecekler, bizim için nimet olmaktan çıkacaktı. Kıymetleri bilinmeyecekti.

Nimetlerin kıymetini bildirip şükre sebep olduğu için acıkmak güzeldir.

Acıkmak, insanın insânî boyutunu öne çıkartan bir vasıtadır. İnsanları sevmeye ve halden anlamaya bir vesiledir. Çevremizdeki insanların hepsi her zaman tok gezmiyorlar. Belki en yakınımızdaki bir aile aç ve perişan durumda ama bizim haberimiz yok. Haberimiz olsa da, onların açlığı bizi pek ilgilendirmiyor. Çünkü “tok acın halinden anlamaz”. İşte bizim de bir süre aç kalmamız, çevremizdeki aç insanların neler yaşadığını yaşayarak anlamamızı sağlayacak, merhamet ve şefkat duygularımızı harekete geçirecektir. Toplumda yardımlaşma ve dayanışmaya sebep olacaktır.

Bize bahşedilen nimetleri başkaları ile paylaşmanın mutluluğunu yaşattığı için, acıkmak güzeldir.

Acıkmanın güzelliklerini saymakla bitiremeyiz. Bize bu güzellikleri yaşatıp bu zevkleri tattırdığı için Ramazan’a ne kadar teşekkür etsek azdır.

ABDİL YILDIRIM

18.09.2008


Her gün Ramazan olsa

ÜLKEMİZİN ve dünyamızın her köşesinde öyle tatlı, ulvî bir esinti esiyor ki, her gün Ramazan olsa demeden edemiyoruz.

Başka bir atmosfere bürünüyor şehrimiz, caddelerimiz, sokağımız. Camilerimiz dolup taşıyor. Özellikle yatsı ve teravih namazı için camiye gittiğimizde yer bulmakta güçlük çekiyoruz. Keşke her güçlük böyle olsa diyoruz.

Diğer zamanlarda selâm vermekten ya da göz göze gelmekten kaçınan apartman komşularımız, bu ay ayrı bir nezaket içerisinde selâmlıyorlar birbirlerini. Hatta iftara ya da çaya davet edecek kadar bir muhabbet köprüsü kuruluyor aralarında. Keşke her zaman böyle olsa diyoruz.

Sahura kalktığımızda diğer apartmanların mutfaklarından gelen ışıkları seyrederek, hiç tanımadığımız o insanlara da duâ ederken, bizi ortak bir faaliyette birleştiren Rabbimize şükrediyoruz. Bizi birbirimizle kardeş kılan, bizi yeryüzünün şerefli misafirleri kılarak iftar sofrasına davet eden Cenâb-ı Allah’a hamd ediyoruz.

Kur’ân ayı da deniyor bu aya. Adeta Kur’ân bayramı yaşanıyor. Kur’ân-ı Kerim okumasını bilen herkes mukabele sünnetine riâyet ediyor. Hanımlar evlerinde gün yapmak için toplanmıyor artık. Başlarında örtüleri, ellerinde Kur’ânları ile mukabele dediğimiz, her gün bir cüz okuyarak Ramazanın sonunda Kur’ân-ı Kerim’i hatmetmek için toplanıyorlar. Dedikodu yapmıyorlar, yeni aldıkları eşyalardan bahsetmiyorlar ne güzel! Keşke her günleri böyle olsa…

Yerinde duramayan miniklere de bir haller oldu bu ay. Daha uslu, olgun, küçük görünümlü bir yetişkin edasındalar. Oruç tutmak ve namaz kılmak hususunda adeta büyükleri ile yarışıyorlar. Kendilerine farz olmasa da, sâfî bir iştiyakla oruç tutmaya ve namaz kılmaya can atıyorlar.

Ramazan, ruhumuzu, kalbimizi temizleyip arındırırken, ekranları da bir nebze zararlı ve nâhoş yayınlardan temizlemiş durumda. Hemen her kanalda dinî yayınlar boy gösteriyor. Hangi kanalı açsak, ya bir hoca efendinin vaazı, ya bir ilahi, ya dinî bir filme rastlıyoruz. İftar ve sahur vakitlerinde ise hangi kanalın iftar ya da sahur programını takip edeceğimize karar veremiyoruz. Bunlardan en sevileni de, son yıllarda halka daha çok yaklaşan TRT’nin seviyeli ve başarılı yayıncılığı ile halka sunduğu iftar ve sahur programları… TRT’nin takdire şâyan bu anlayışını ve başarısını bizler de tebrik ediyoruz. Keşke her gün Ramazan olsa demeden edemiyoruz.

Bir düğün, bayram havasında olan iftar çadırları gözlerimizi yaşartıyor. Yaşam standartları farklı olsa da, açlığı ve susuzluğu eşit derecede anlayan mütebessim çehreler hep beraber ezanı bekliyorlar. Eller duâya kalkıyor, duâların makbul olduğu zamanlardan olan iftar vaktinde... Bir huzur kaplıyor etrafı, ayrı bir renge bürünüyor şehir… Ve “Allahu ekber” sesleri yankılanıyor minarelerden. Anlıyoruz ki bir davet var ötelerden.

Ramazan sanki dinimize ait ne kadar güzellik varsa içinde toplamış ve bir ay bize bu güzellikleri sunuyor. Hızlandırılmış bir eğitim programı gibi. On bir ay boyunca unuttuğumuz ne varsa tek tek hatırlatıyor, bilmediklerimizi öğretiyor. Bizi cömert kılıyor, bizi zengin kılıyor. Sevgi, saygı, şefkat, merhamet, bereket dağıtıyor bol bol…

Keşke her gün Ramazan olsa...

MEHTAP YILDIRIM

18.09.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
GAZETE 1.SAYFA

Site yöneticisi | Editör
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır