"Gerçekten" haber verir 14 Kasım 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Basından Seçmeler

Anayasanın değişmez maddeleri

Son günlerde Anayasa’nın değişmez maddeleriyle ilgili yeni bir tartışma başlamış bulunuyor. İşin ilginç tarafı Anayasa Mahkemesi Başkanı dahi bu tartışmanın bir yerinde ya da bir yerinde olmak istiyor ama daha fazla konuşmaktan da çekindiğini ifade ediyor; bir Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın özellikle Anayasa’ya ilişkin görüşlerini ifade ederken kimlerden ve neden çekindiğini anlamakta herhalde millet olarak zorluk çekiyoruz, çekmeliyiz diye düşünüyorum.

Bilindiği gibi Anayasa’nın dördüncü maddesi aynı Anayasa’nın ilk üç maddesinin değiştirilemeyeceğini ve değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceğini hükme bağlıyor.

Birinci madde devlet şeklinin cumhuriyet olduğunu, ikinci madde Cumhuriyet’in niteliklerini belirliyor. Üçüncü madde dil, bayrak, İstiklal Marşı ve başkente ilişkin; bu madde zaten üzerinde çok fazla tartışma açılan bir madde değil. Üçüncü maddede ifadesini bulan “Dili Türkçedir” cümlesinin öznesinin kenar başlık itibarıyla devlet olduğu belli, devletin resmî dilinin Türkçe olduğu da kanımca çok fazla tartışma çıkaracak bir konu değil, zira buradan milletin bir dili olduğu anlaşılmıyor, anlaşılamaz.

Normal koşullarda, normal ülkelerde aslında birinci ve ikinci değiştirilemeyen maddelerin de sorun çıkarmaması gerekir; ülkemiz Türkiye’de de bir devlet şekli olarak Cumhuriyet’e ilişkin çok ama çok geniş bir mutabakat mevcut.

Cumhuriyet’e alternatif olabilecek bir meşruti padişahlık rejimini savunan insana ben pek rastlamadım, varsa da herhalde son derece küçük bir azınlıktır diye düşünüyorum.

Tartışma açmaya en çok müsait madde herhalde ikinci madde. Aslında söz konusu ikinci maddede belirtilen demokrasi, laiklik ve sosyal hukuk devleti ilkeleri üzerinde de en azından söylem olarak büyük bir mutabakat var; yine çok ama çok büyük bir çoğunluğun demokrasi, laiklik ve sosyal hukuk devleti ilkeleriyle en azından söylem düzeyinde en küçük bir problemi dahi yok.

Ama, bu kavramlardan ne anlıyorsunuz diye bir adım daha ileri gidildiğinde kıyamet kopmaya başlıyor, zira ülkemizde insanların demokrasiye ve özellikle laiklik ve hukuk devleti kavramlarına yükledikleri anlamlar çok farklı.

Ve bu kavramlara yüklenen anlamlar farklılaştığı ölçüde de ilk üç maddenin değiştirilemezliği meselesi büyük bir sorun olarak karşımıza çıkıyor; bu konuya aşağıda döneceğim.

İkinci maddede ifadesini bulan başka bir kavram daha var, bu kavramdan da ne anlaşıldığı pek belli değil ve üzerinde demokratik bir mutabakat oluşmadığı ölçüde de son derece sorunlu bir bağlayıcı madde olmayı sürdürecek; ne anlama geldiği çok açık olamayan ifade “Atatürk milliyetçiliği”ne yapılan gönderme.

Bu yazının yazıldığı günden iki gün önce bu devletin Milli Savunma Bakanı Sayın Vecdi Gönül, bu ülkenin yurttaşı olan ama etnik olarak Türk, dinî inanç olarak da Müslüman olmayanları gayri millî ilan ederek bugüne dek bizlere öğretilmeye çalışılan Atatürk milliyetçiliği (ve hatta laiklik) kavramına taban tabana zıt bir açıklama yapıyor, şu saate kadar da Anayasa’nın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen maddesine bu denli aykırı açıklaması nedeniyle görevden alınmadığına göre de demek ki bu ülkede herkes Atatürk milliyetçiliği kavramını çok farklı anlıyor, yorumluyor yani üzerinde hukuksal bir mutabakat oluşturulması mümkün değil.

***

Bir anayasanın genel bir anlayış çerçevesine sahip olması kavramına yabancı değilim, anlıyorum.

Anayasa’nın diğer tüm maddelerinin de bu anlayış çerçevesinde yorumlanması da garipsenecek bir konu değil. Üçüncü maddedeki daha ziyade şeklî konuları bir kenara bırakırsanız, değiştirilemeyecek maddeler ve ilkeler, devlet şekli olarak cumhuriyet ve bu Cumhuriyet’in nitelikleri olarak da demokrasi, laiklik ve sosyal hukuk devleti ilkelerine indirgeniyor.

Yurttaşlık anlayışı olarak da Atatürk milliyetçiliği konusu, herkesin bu kavrama farklı anlamlar yüklemesi nedeniyle, itiraf edelim büyük bir sorun oluşturuyor; Atatürk milliyetçiliğinden bugün artık sadece ve sadece anayasal vatandaşlık kavramını anlayacaksak mesele yok; ama başta Milli Savunma Bakanı olmak üzere durumun pek öyle olmadığı ortada.

10 Kasım günü televizyonlarda izlediğimiz konuşmalarda da maalesef Atatürk milliyetçiliği olarak hep buram buram Türk etnisitesi kokan yorumlar duyduk, Orta Asya göçlerine gönderme yapıldı vs...

Bu temel sorunu bir kenara koysak dahi cumhuriyet, demokrasi, laiklik ve hukuk devleti ilkelerinde de büyük sorunlar mevcut.

Sorunların kaynağı ise kanımca bu kavramların yorumundan kaynaklanıyor; evrensel içerikleri olan bu dört kavramı, cumhuriyeti, demokrasiyi, laikliği ve hukuk devletini ya evrensel tanımlarına uygun, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Sözleşmeleri’nin ruhuna uygun yorumlarsınız ya da bizde olduğu gibi, Anayasa Mahkemesi’nin yaptığı gibi yerel bir ideolojiyi, hadi adını da koyalım, Kemalizm’i uluslararası sözleşmelerin ruhunun önüne çıkarırsınız.

Ve işte o andan itibaren de Anayasa’nın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddeleri iç politikada tartışma alanının tam da ortasına girer.

Cumhuriyet, demokrasi, laiklik, hukuk devleti kavramları evrensel içeriklerine (Batı dünyası) ve gelişmelere uygun olarak anlaşıldığı sürece bu kavramların daha bağlayıcı, daha birleştirici olacağı muhakkaktır; ama bu kavramlar Kemalist ideolojinin ışığında yorumlanıp anlaşıldığı ölçüde Türkiye’nin toplumsal dinamikleri ile evrensel dinamikler uyumsuzluk içine girecek ve dişliler sürttüğü ölçüde de içeride siyasal kriz daha derinleşecektir.

Cumhuriyet, demokrasi, laiklik ve hukuk devleti ilkeleri çok geniş kitlelerin üzerlerinde anlaşması, mutabakat sağlaması gereken ilkelerdir; Türkiye’de de demokrasiye, laikliğe, hukuk devletine evrensel içerikleriyle dahi karşı kesimler vardır, olacaklardır ama bunlar daima marjinal kesimlerdir ve bu maddelerin değiştirilemez olmalarının önünde toplumsal/demokratik engel değillerdir.

Ancak, Kemalist ilkeler doğrultusunda yorumlanan demokrasi, laiklik ve hukuk devleti ilkeleri üzerinde geniş bir mutabakat sağlamak adeta imkânsızdır ve bu nedenden başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere bazı kurumlar bu yorum tarzını değiştirmedikçe siyasal/anayasal krizin sonlanması, bir geniş mutabakat çerçevesi yakalamak zorlaşmaktadır.

Cumhuriyet, anayasal yurttaşlık, demokrasi, laiklik, hukuk devleti ilke ve kavramları bir anayasanın değiştirilemez çerçevesini oluşturabilir ve bence de bu hatta bir zorunluluktur; zira cumhuriyet kavramı dışındaki kavramların zıtları günümüzde meşruiyet içermemektedirler, yani bu çerçeve doğru bir çerçevedir ama sorun bu ilke ve kavramların evrensel doğrultularda değil de yerel bir ideoloji doğrultusunda yorumlanmasından ve bağlayıcı olmasından kaynaklanmaktadır.

Eser Karakaş / Zaman, 13.11.2008

14.11.2008


DP liderliğe soyunmalı

Demokrat Parti (DP) 9. Olağan Kongresi’ni bu hafta sonu 15-16 Kasım tarihlerinde yapacak. Kongrede 11 aylık Genel Başkan Süleyman Soylu dışında Nevval Sevindi de genel başkanlığa aday olacaklar. Herhalde, birkaç aday daha çıkar.

DP geleneği Türkiye’nin en eski merkez sağ geleneğidir. DP, 1946’da zamanın tek partisi CHP içinden çıktı ama 1960 ihtilali ile kapatıldı. Yerini 1961’de Adalet Partisi (AP) aldı. 1980 ihtilali de AP’yi kapatınca bu kez 1983’te Doğru Yol Partisi (DYP) kuruldu. 1983’ün yarattığı bir diğer parti ise Anavatan (ANAP) oldu ve ANAP ile DYP 5 Mayıs 2007’de birleşerek tekrar Demokrat Parti adını aldılar. (...)

* * *

1969 doğumlu Süleyman Soylu 11 ay önce yapılan Olağanüstü Kongre’de genel başkan seçildiğinde sadece siyasi anlamda değil, toptan bir enkaz devralmıştı. (...)

Özür dilerim, her şeye rağmen kalan bir miras vardı. O da bir avuç insanın taşımakta ısrar ettiği Demokrat Parti ruhu idi.

* * *

Bizzat yakından takip ettiğim Süleyman Soylu 11 ayda olağanüstü bir gayretle karış karış Anadolu ve Trakya’yı gezdi. Gitmediği il, tanışmadığı partili kalmadı. Herkese yüreğini anlatmak için gecesini gündüzüne kattı. Biz yazılı medya olarak onun bu gayretini okurlarımıza ne kadar yansıtabildik, emin değilim. (...) Benim gönlüm DP delegesinin bu kongrede Süleyman Soylu’nun 11 aylık soylu gayretine destek vermesi, onu olağan bir dönemde de genel başkan olarak değerlendirmesidir.

* * *

DP’nin bu kongresi benim gibi kendini son 3-4 yıldır boşlukta hisseden liberal-demokratlar için bir heyecan vesilesidir. Gönlüm bu dönemden sonra DP, ANAP ve Liberal Demokrat Parti’nin el ele vermesinden yanadır. Bazı liberal arkadaşlar yeni fark ediyor olabilirler ama ben 2004’ten beri AKP’nin merkez sağ partisi olamayacağını, örgüt gücünü açık takdir ettiğim Milli Görüş’ün pragmatik kanadının talepleri dışında siyaset yapamayacağını söylüyorum.

Her geçen gün daha otoriter, daha ben merkezli hale gelen Recep Tayyip Erdoğan liberal demokrasinin ruhu olan özgürlükleri ayaklar altına almakta beis görmüyor. Statükocu ve şahin söylemlere sığınmanın dışında ekonomik alanda da kendini tek seçici gördüğü için ekonomik krize karşı akıl ile hareket eden değil, duygusal düzeyde kafa tutan bir tarzda hareket etmesi ülke adına beni çok korkutuyor. Sanırım, önümüzdeki dönem geniş halk kitleleri indinde AKP’nin oldukça sarsılacağı bir dönem olacaktır.

* * *

Liberal-demokrat tutum yüreğini ekonomik ve siyasal-sosyal özgürlüklere alabildiğine açarken ülkenin muhafaza edilmesi gereken maddi ve manevi değerlerine sıkı sıkıya sahip çıkmaktır.

Bu olağanüstü karışımı zamanında en iyi bağdaştıran gelenek merkez sağ gelenek olmuştur.

Dilerim, DP ülkede tekrar doğmakta olan boşluğu iyi değerlendirir ve bu geleneğin liderliğine yeni döneminde bir kez daha soyunur.

Cüneyt Ülsever / Hürriyet, 13.11.2008

14.11.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
Ufo ısıtıcılar, infrared ısıtıcı, kumtel ısıtıcılar.
GAZETE 1.SAYFA

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır