20 Mart 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR Mobil İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Görüş

Nurs-Urfa hattındaki Nur’lu menzillere seyahat

Kapak yazısındaki tabirle, “Risâle-i Nur Külliyatının yazıldığı, Said Nursî’nin hayatında iz bırakan, hatıralarında yer alan, Nur Risâlelerinde adı geçen yerler” hakkında bir rehber.

“Rehber” dediğimize bakmayın; bildik gezi kitaplarından farklı, kuru bilgiyle yetinmeyen, duygusu da olan bir “seyahat rehberi” bu. Türdeşleri gibi sıkıcı da değil, aksine bir roman gibi akıcı. Şimdilik burada keserek, üslûp konusuna aşağıda değineceğiz.

Pek tabiî ki esere konu olan geziler, Üstad’ın doğduğu Nurs (Bitlis/Hizan) Köyünde başlıyor, vefat ettiği Urfa şehrinde sona eriyor. Arada ise, fevkalâde hareketli bir hayat yaşamış olan Üstad’ın çoğu zorunlu uğrak yerleri var: Pasinler, Doğubeyazıt, Cizre, Tillo, Diyarbakır, Van, Trabzon, İstanbul, Burdur, Barla (Isparta), Kastamonu, Denizli, Emirdağ (Afyon), Afyon, Isparta vb. şehir merkezleri… Keza onlardan daha fazla sayıda ilçe, bucak, köy, yayla, dağ/tepe, ova, nehir vs. (içindeki cami, dergâh, medrese, kabristan, pınar, otel, ev vb. mekânlarıyla birlikte) ziyaret edilerek notlar tutulmuş. Bu arada, söz konusu yerlerin, hattâ Türkiye’nin Üstad sayesinde cümleâlem tarafından bilinip tanındığı vurgulanmış ki, katılmamak elde değil (s. 43-44)!

On yılları içine alan fasılalı gezilerde elbette Üstad’ın Nur hizmetindeki, “saff-ı evvel” tabir edilen arkadaşları ve hizmetkârları da unutulmamış; “ilk Nur Talebeleri”nin yaşadığı mekânlara gidilerek yaşayanların duası alınmış, müteveffa olanların kabirlerinde dualar edilmiş.

Bu kadar mı? Değil elbette. Malûm yerleri “Nur menzili” hâline getiren olaylar ve şahıslar da anlatılmış. Hattâ ulaşılamayan ya da ulaşıldığı hâlde yerinde yeller esen mekânlarla ilgili hayalî yazılar vasıtasıyla, oralarda nelerin nasıl yaşanmış olabileceği hakkında fikir verilmiş (s. 164).

Eserin en etkileyici kısımları, Nurs ve Ankara bölümleri olmuş.

Üstad’ın daha dokuz yaşındayken ayrıldığı Nurs’a bir daha dönememiş olması, anne-baba ve oğulun karşılıklı hasret çekerek ahirete irtihâlleri, Nurs ve insanlarının hâla bozulmayan safiyeti, Nurslu çocukların olgunluğu ve annelerinin hicabı, Nursluların köyün girişinde karşılama ve uğurlama yapması göz yaşartıcı! Nurs’un adının “Kepirli” olarak değişmiş olması (yüzlerce yıllık Tillo da “Aydınlar” olmuş!); babacan tavırlı komutanın Üstad’ın adını duyar duymaz öfkelenmesi; “gündüz külâhlı, gece silâhlı”ların şüpheli süzüşleri, fakat risaleleri görünce kenara çekilmeleri gibi sahneler ise düşündürücü.

Ankara bölümünü size bırakırken, Afyon’la ilgili ibretlik bir hatırayı nakledelim: “Üstad’ın hapishaneden çıktıktan sonra bir süre kaldığı eve doğru giderken girdiğiniz dar sokak büyük bir meydana açılınca, ferahlama ümidiyle derin birkaç nefes aldık. Fakat ruhumuzu saran kasvetin daha da ağırlaşması üzerine meydanın macerasını sorduk. ‘Eskiden şurada büyük bir cami varmış.’ diyerek söze başladı orta biraz geçkin mihmandarımız. Ardından, cumhuriyetin ilk yıllarında o muazzam caminin yıktırıldığını, enkazından elde edilen parayla da yerine heykel dikildiğini anlattı. O zaman, tağutların tahribatından yalnız Said Nursî’nin ve Nur Talebelerinin değil, Karahisar’ın da nasibini aldığını anladık. Memleketin pek çok yerinde bunun başka örneklerine defalarca şahit olduğumuz için fazla şaşırmadık ve hızlı adımlarla oradan uzaklaştık.” (s. 180)

1878’den itibaren günümüze kadar bir asrı aşan süreçte, esere konu olan mahallerdeki sadece ve sadece saraylar ve bazı camiler ayakta kalmış; fakat mescit, medrese, köşk/konak gibi nispeten küçük binaların ekseriyeti zaman içinde türlü sebeplerle yıkılmış gitmiş, harabezara dönmüş. Burada müellifin bir teklifini hatırlatmanın tam sırası: Üstad’ı hatırlatan Nur menzilleri pek kalmasa da, hiç olmazsa hâlen ayakta olanlar (meselâ Eskişehir’deki ev) “onun adına [satın] alınıp, aslı korunarak onarılmalı ve aynı zamanda müze vazifesini de ifa edecek bir hizmet merkezi hâline getirilmeli.” (s. 188) Doğru söze ne denir?

Gelelim küçük notumuza:

*Yukarıda değindiğimiz gibi, akıcı üslûp, eserin başta gelen özelliği. Keza bilgi zenginliği, gözlem/yorum gücü artı hayal ufku kendisini gösteriyor. Bunda müellifin bilinen yanı itibarıyla “romancı” olmasının rolü olsa gerek.

Ve son söz de yine kapak yazısından: “Nur Menzilleri’ni bir seyahat rehberi olarak kabul edenler, her menzile uğradıklarında, zihinlerindeki zaman kaydını koparıp kendilerini nuranî bir iklimin içinde

bulabilirler.”

***

NUR MENZİLLERİ

Yazan: İslâm Yaşar Sayfa Sayısı: 240 Ebatları: 13,5x21 cm Türü: Gezi Yayınlayan: Yeni Asya Neşriyat Yayın Tarihi: Mart 2008.

ORHAN GÜLER orhanguler66@hotmail.com

**************************************************************************************************

20.03.2010

 
Sayfa Başı  Geri

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu

Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.
Kurumsal Linkler: Risale-i Nur Kongresi - Bediüzzaman Haftası - Risale-i Nur Enstitüsü - Yeni Asya Vakfı - Demokrasi100 - Yeni Asya Gazetesi - YASEM - Bizim Radyo
Sentez Haber - Yeni Asya Neşriyat - Yeni Asya Takvim oktay usta yemek tarifleri Köprü Dergisi - Bizim Aile - Can Kardeş - Genç Yaklaşım - Yeni Asya 40. Yıl