21 Mart 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR Mobil İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Röportaj

Okullara ‘süt saati’ getirilsin

Grubunuzu tanıyabilir miyiz? Hangi amaçla

kuruldunuz?

Çiğ süt fiyatlarını dibe vurduğu günlerde diğer çiğ süt üreticileriyle google’dan bir internet sitesi kurduk. Bu site aracılığı ile çiğ süt üreticileri, damızlık üreticileri, süt ve süt ürünleri tüketicileri ile haberleşmeye başladık. Sitemize bu sektörü tanıyan çeşitli bilim adamları daha önceden yayınladıkları veya yeni telif ettikleri makaleleri göndermekte.

Süt sanayicilerine, tüketici derneklerine, tüketicilere, Tarım Bakanlığı’mıza sesimizi, çığlığımızı duyurmaya çalışıyoruz. Gerçek zağlıklı gıdaya ulaşma arzusunda olan STK ve kişiler bizi dinlemeye başladı. Bir dernek veya resmen kurulmuş bir STK değil, internet ortamında bir araya gelmiş çiğ süt üreticileri ve süt ürünleri tüketicileri internet grubuyuz.

Adana’nın Ceyhan ilçesinde çiftçiyim. 82 yaşındaki babam çiftçilik yapıyordu. Onunda teşvikiyle 20 inekle 2007 yılından itibaren çiğ süt üretimine başladım. 2007 yılından beri yaptığım çiğ süt üreticiliğinden beş kuruş para kazanamıyorum. Çifçilikten gelen diğer gelirlerimizle işletmemizi ayakta tutuyoruz. Biz sadaka istemiyoruz. Sabit bir taban fiyatı istiyoruz. Çiğ süt fiyatları yem fiyatları ile olan kazanç paritesi göz ününde bulundurularak sabitlenmeli. Bir kilo yem fiyatı 0,6 TL’dir. 0,6 TL’den çiğ süt satan üretici zarardadır.

Zarar ettiğiniz işe neden devam ediyorsunuz?

Geçtiğimiz yılda çiğ süt fiyatları dibe vurduğunda “zararın neresinden dönsek kârdır” deyip 4000 TL’ye aldığımız mavi sertifikalı inekleri 1500 TL’den satacaktım. 82 yaşındaki babamı kıramadım. “İnsan yitiğini kaybettiği yerde arar, sabret” dedi. Ülkemizde 1-3 inek sayısına sahip insan sayısının 800 bini geçtiğini ve bunların temsilcisi olmadığını biliyoruz. 1-4 inek sayısına sahip bu kişiler çiğ süt ve hayvancılık desteklerinden yararlanamadıkları gibi Damızlık Sığır Üreticileri Birliğine maalesef üye olamamaktadırlar. İşte bu sessiz çoğunluğun, çiğ süt üreticisinin ve süt ve süt tüketicilerinin, kendimizi grup olarak sözcüleri addetmekteyiz.

Çiftçiden çiğ süt alım fiyatlarını kim belirliyor?

Çiftçiden alım fiyatlarını 4 firma belirlemektedir. Bu dört firma ambalajlamış süt ve süt ürünleri pazarının yüzde 60’ına sahiptir. Fiyatları dibe indiren de olması gereken seviyeye getiren de bunlardır. Son aylarda 0,85 TL’lere getirilen fiyatlar yine bu firmaların alt taşeronları (toplayıcıları) tarafından Çukurova’da (Adana, Mersin, Osmaniye) 04 Şubat 2010’da 0,7 TL’den 0,6 TL’ ye indirildi. Akabinde Konya’nın Ereğli ilçesinde ve arkasından Konya’nın tamamında uygulanmaya başlandı. Burdur’da yapılan çiğ süt alım ihalesinde, üreticilere Konya ve Çukurova’daki düşen fiyatlar emsal gösterilmiştir. “Kötü emsal, emsal olamaz” kuralı olsa da çiğ süt üreticileri ejderhaların elindedir.

Piyasadaki süt ve süt ürünü ambalajları sizce

sağlıklı mı?

Tüketicinin gerçek süt satın alabilme imkânı maalesef yoktur. Süt tozunun süt ve süt ürünlerinde kullanılması bir gerçek iken, hiçbir tüketici süt ve süt ürünleri ambalajlarının üzerinde “süt tozu kullanılmıştır” yazısını göremez. Tüketicilerin de toplandığı sitemiz üyelerince Tarım Bakanlığı’na paketlerin üzerine ‘süt tozundan imal edilmiştir’ ve/veya ‘çiğ sütten imal edilmiştir’ yazılarının okunaklı bir şekilde yazılması için talepte bulunduk. Bakanlık cevabında bize, “öneriniz Ulusal Gıda Kodeks Komisyonu’na iletilecek ve Tebliğ çalışmalarında değerlendirilecektir” denildi.

Sanayici sözcülerinin tepkileri ise şöyle oldu: “Süttozu kullanımı sanki ürünlerin kalitesini bozan ve mutlaka belirtilmesi gereken bir hata gibi sunulması tüketiciyi yanlış yönlendirir. Olmayan kaygıları arttırır!” şeklinde oldu. Biz de, “Süt tozu, süt ürünlerinin kalitesini bozan bir ürün değil ise Ulusal Kodeks’in amir hükmüne niçin sanayicileriniz uymamaktadır? Sanayiciler, “süt tozu kullanmıyoruz” diyor. Öyle ise bu ülkeye geçtiğimiz yıl AB’nin dampingli süt tozunu ithal edip kullanan kim? Ürünlerinde süt tozu kullanan, bunu ambalajına yazmak zorunda! Biz ne satın aldığımızı, neye para verdiğimizi bilmek istiyoruz. Perakende açık sütün ABD ve Avustralya’da olduğu gibi 5 litrelik cam kavanozlarda, belirlenecek disiplin içinde günübirlik satışına izin verilmeli. Gerçek besin değerine tüketicilerimizin ulaşmasının önü açılmalı.

Ulusal Gıda Kodeksi’nin ve Türk Standartları Enstitüsü’nün tıpatıp kabul ettiği Avrupa Birliği EN -1186-1-15 standardına göre ambalajlardaki PE’in (Polyetilen) gıdaya geçişi “Kabul edilebilir” orandadır. Bu “kabul edilebilir” oranın bize izah edilmesi lâzım. Biz tüketiciler olarak SAYDAM CAM ambalajın gıdaya geçişinin 0 (Sıfır) olduğunu bilmekteyiz. Gıdada saydam cam ambalaj kullanan sanayicilerimize burada teşekkür ediyorum. Saydam olmayan camlarda da yine gıdaya camdaki boyanın o standart dahilinde geçit verdiği söyleniyor.

Süt tozu ile çiğ süt arasında ne gibi bir ilişki var?

Çiğ süt fiyatı düşük iken süt tozu teşviki verilerek fiyatların belirli bir seviyede oturması hedefleniyor. Tarım Bakanlığı 30 Nisan 2009’da bir tebliğ yayınlayarak süt tozu teşviki olarak 30 trilyonu süt tozu fabrikalarına kullandıracağını açıkladı. Tarımsal Üretim ve Geliştirme (TÜGEM) Genel Müdürlüğü’ne sorduğumuzda bu teşvikin iç piyasada kullanılan süt tozlarında değil, ihracatta kullandırılıdığını bilgisini aldık. Geçen yıl verilen teşvik bize göre amacına ulaşmamıştır. Ama Bakanlığın resmî görüşüne göre amacına ulaşılmıştır. Bu yıl da süt tozu tebliği şayet yayınlanacaksa, Dahilde İşleme Rejimi (DİR) çerçevesinde istenecek belgeler arasında satış belgelerinin yanı sıra Gümrük Çıkış Beyannameleri’nin (GÇB) istenmesi ve bu beyannamelerin doğruluğunun Tarım Bakanlığı’nca doğrudan ilgili Gümrük Kapısından teyidinin alınması gerekmektedir.

Süt ürünlerini işleyen teknoloji nasıl? Sütte

kalitede bozulma oluyor mu?

Ülkemizde ve dünyada süt ve süt sanayisini oluşturan teknoloji ISIL İŞLEM’e göre konumlandırılmıştır. Çiğ süt üreticisinin aleyhine olacağı gerekçesiyle başka teknolojilerin düşünülmesine fırsat verilmemiştir. ISIL İŞLEM teknolojisi, kim ne derse desin süt ve süt ürünlerinin gerçek besin değerinden kayba sebep olmaktadır. Ürünler daha alt değerlerde tüketiciye ulaşmaktadır. Bu konudaki iddiamızı destekleyen, çeşitli bilim adamlarımızın makaleleri elimizde mevcuttur. Çiğ sütün üretim yerlerinde frozen (şoklama veya dondurma) tekniğinin araştırılması için hem çiğ süt üreten, hem de süt teknolojisi bölümüne sahip ziraat fakültelerimize görev verilmelidir. Bunu fakültelerimizin mikrobiyoloji, gıda mühendisliği, soğutma-iklimlendirme ilmini bir araya getirilerek bunu doğru bir istem bulacaklarına inanıyorum.

Açık sütler sizce, iddia edildiği gibi sağlıksız mı?

Ülkemizin halen ambalajlanmamış perakende açık sütü miktarı yüzde 40’dır. Perakende açık sütün fiyatı Adana’da 1 TL- 1,25 arasındadır. Süt ve süt ürünleri sanayicisinin çiğ süt üreticisinden satın aldığı fiyat ise 0,6 TL’dir. Kutu ambalaj üreticileri, TV’lerde “en sağlıklı süt kutu süttür” reklâmını yapıyor. Ancak vatandaşımız sütü hem fiyat paritesinden, hem de gerçek besin değerine inanmadığı için paket sütü tercih etmiyor ya da az tercih ediyor. Tüketici perakende açık sütü tenceresinde kaynatarak, hem süt olarak, hem de yoğurt ve ayran yapımında kullanmaktalar. “Açık perakende süt sağlıksızdır!” diyenler 4 milyon civarında nüfusun, kendi ürettiği çiğ sütü satıp, yerine kutu sütü satın almalarını beklemesin.

Toplum olarak yeterince süt ve süt ürünleri

tüketiyor muyuz?

Süt ve süt ürünleri dünyada ekmekten sonra insan hayatında ikinci stratejik ürün olarak kabul edilmektedir. Hayat kaynağımızdır. Babam 82 yaşında halen köydeki tereyağını yufka ekmeğin içine dürüm yapıp yemektedir. Süt ve süt ürünleri bebeklerimizin, çocuklarımızın, gençlerimizin olmazsa olmaz besin kaynağıdır. Biz millet olarak sütten daha ziyade yoğurt ve ayran tüketiriz. Ayrıca son yıllarda kefir de yaygınlaşıyor. Toplam süt ve süt ürünleri tüketimimiz gelişmiş ülkelerden çok düşük.

Niçin yeterince süt ve süt ürünleri tüketmiyoruz?

Bunun nedeni süt ve süt ürünlerinin tüketiminin medya kanalıyla yeterince tanıtılıp teşvik edilmemesidir. Tanıtanlar da ambalaj reklâmını ön plana çıkartmaktalar. Son günlerde izlediğimiz “28 kova süte bedel” reklâmları da menfi bir propagandadır. Süt sanayicilerimiz maalesef bu reklâma itiraz etmiyorlar. Biz de diyoruz ki “28 kova süte bedel gıda” gerçek gıda olamaz. 1960’lı yıllarda biz hergün köyümüzde süt içip yoğurt tüketirken öğrenim yaptığımız ilkokulda süt tozundan süt yapılıp öğrencilere dağıtılırdı. Şimdi yine tüm ilköğretim okullarımızın hiç olmazsa birinci sınıflarına süt veya ayran dağıtılmalı. Öğretmenlerin öğrencilerine o dağıtım günlerinde 10 dakika süt ve süt ürünlerinin faydaları konusunda bilgi vermeleri sağlanabilir. “Okullara süt kampanyası” hayata geçirilmeli.

Yoğurtta katkı maddeleri kullandığı iddiaları var. Bu doğru mu?

Dünyaya ismini bizim verdiğimiz yoğurtaki eski lezzet kalmadı. Ambalajlardaki yoğurtları duvara fırlatsak neredeyse tamamı duvara yapışacak vaziyette. Eski yoğurdumuzu sanayicilerimizden, Ulusal Gıda Kodeks komisyonundan geri istiyoruz. Bunu isteyenlerin sayısı ülkemizde az da değil! O içindeki yeşil su kalmadı. O yeşil su bizim ninelerimizden öğrendiğimiz kadarıyla, safra kesemizi temizlemekte, böbreğimizdeki taşları eritmekte olduğuna—bilmem doğru bilmem yanlış— inanırdık. Nanobakteriyi Mars’ta NASA uzmanları buldu. NASA’dan habersiz dünya’da bulan da bir Türk bilim kadınımız olan Neva Çiftçioğlu’dur. Çiftçioğlu, insanlarımızda böbrek taşlarının, safra kesesi taşların ve kalplere takılan sten (yüzük)leri tıkayan unsurun nanobakteri olduğunu ispatladı. Bu buluş önemli. Ülkemizin bilim adamlarına iyi bir ödev verirsek başaracaklarına eminim. Ödev vermez isek; “Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur” deriz. Üniversitelerimiz araştırma yapmıyor deriz!

Süt piyasasını düzenleyen denetleyen SEK

özelleşti. Yerini hangi kurum aldı?

Çiğ süt üreticisinin çiğ sütü satmıyorum deme şansı yok. Süt sanayicisinin, çiğ sütü almıyorum deme şansı var. Süt sanayicisinin elinde iki sopa vardır. Birincisi süt tozu, ikincisi rekabet kuralına aykırı toplantılarla, yapılan fiyat anlaşmaları. Çiğ süt fiyatlarının olması gereken seviyede olması hayvancılığımızın dinamosudur. Çiğ süt fiyatını süt sanayicilerimiz karşısında koruyacak tek kurum SEK (Süt Endüstrisi Kurumu) idi. Bu kurum özellleştirildi. Yanlıştan dönmek ayıp değildir.... Hayvancılıkta palyatif tedbirler yerine kalıcı tedbirler alınmalı. Ekmeğin (tahılın) sahibi TMO, ama ikinci öneme sahip süt ve süt ürünlerinin sahibi yok. Büyükşehir Belediyelerimiz fırıncılık yapıyor. Buna kimse dudak bükmüyor. Süt ve süt ürünleri ise ekmekten sonra Türk halkının ikinci öneme sahip bir besin kaynağıdır. Bu besinin kurtlar sofrasından alınması SEK‘in yeniden kurulması ile mümkün olacaktır. Süt konseyi fiyat konusunda düzenleme yapamıyor. Maalesef Süt Konseyi işlevsiz!

Vatandaşa at eti yedirmek isteyen sahtekârlar var

Basında sıkça gördüğümüz at-eşek eti

haberlerine ne diyorsunuz?

At ve eşeği yaşlanınca sahipleri her zaman satar. Ne et fiyatlarının fırladığı, ne de et fiyatlarının eski seviyelerinde olduğunda sahipleri at ve eşeğin eceliyle ölümünü beklemez. At ve eşek et fiyatlarının düşük olduğu zamanlarda da alınıp satılan bir metaıdır. Bu güne kadar da at ve eşekler kesilip et olarak pazara sunulmaktaydı! Et fiyatları arttığında şehir zabıtasının ve polisin at ve eşek, hatta kesilmiş karkas et nakli dikkatlerinde olduğu için yakalanıp medyaya konu olmuştur. At ve eşek eti, etin bir değeri olduğu için geçmişte de et fiyatları arttığında da sahtekârların daima müracaat kapısı olmuştur. Yani et fiyatı 5 TL olsa bile at ve eşeğin etini sahtekârlar piyasaya sürmeye devam edeceklerdir.

Hayvancılık süt ilişkisi nasıl? Verilen desteklemeler yeterli mi?

Hayvancılık yatırımlarına verilen destekler ülkemizin sosyal tedbirleri göz önüne almaktan oldukça uzaktır. Ülkemizde 1-3 inek sayısına sahip işletme sahibi 800 bini aşan aile var. Bunların toplam nüfusu 4 ile çarparsak 3 milyonu geçmektedir. Hükümet bu nüfusun aile reislerini ve en çok hayvana sahip bu kitleyi hayvancılık desteklerinden mahrum bırakmıştır. Bu aile reisleri hem ailesi için süt ve süt ürününü kendi üretmekte ve artanını da süt toplayıcılarına satmaktadır. Veya peynir, tereyağ yapıp kasabasında, köyünde ineği olmayanlara satmaktadır. Bu aileler, ilköğretime, hatta üniversiteye gönderdiği çocuğuna da harçlık yetiştirmeye uğraşmaktadır.

Küçük ve büyükbaş hayvan üretiminin can damarı o hayvanlardan alınan çiğ sütün fiyatıdır. Çiğ sütün fiyatını olması gereken seviyelerde tutmazsanız, canlı hayvanları besletemezsiniz. Sınır komşularımızdan kaçak canlı hayvan geçişleri yetersiz gelmeye başlar. Bir de komşu ülkelerdeki artan fiyatlarla kaçakçılık tersine dönerse bugünkü sıkıntı yaşanır... Yıllarca Arap ülkelerine canlı kuzu olması gereken yaşın altında ihraç edilirse bu duruma gelinir. 5 adet ve yukarı sayıdaki işletmeye sahip olanlar geçtiğimiz yıl süt ineklerinden bir çoğunu kasaba göndermek zorunda kaldı. 1-3 inek sayısına sahip olup da desteklemelerden yararlanmayanların ineklerini kasaba göndermeme sebebi; ürettiği süt, yoğurt, peynir, tereyağını aynı zamanda ailesinin besin kaynağı olarak gördüğü içindir. Çiğ süt fiyatlarındaki sarsıntılara da bu tür küçük işletmeler bu yüzden dayanıklıdır. Hayvancılığımızın halen ayakta oluşunu da bu kesime borçluyuz. Çünkü bu kesim sayısal olarak da en çok hayvan sayısına sahiptir. Çiğ sütü de üreten, besi hayvanını da üreten Damızlık Sığır yetiştiriciliğidir. Onların buzağısını besletecek çiğ sütün fiyatıdır.

Tarım Kredi destekleri konusunda neler söylemek istersiniz?

Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği çiftçiyi, ülkemiz hayvancılığını çok düşünüyorsa, parası da çok ise elini taşın altına sokması gerekir. Tarım Kredinin damızlık düveleri getirir getirmez çifçiye satması çiftçi için risklidir. Getirilecek hayvanlar kesin yol yorgunudur. Hayvanlar gebe ise yolda nakliyenin getireceği düşük doğum riski fazladır. Dış ülkeden gelecek damızlık hayvanlarda belirli bir süre iklim uyumsuzluğu da söz konusudur. İşte Tarım Kredi bu tür riskleri çiftçinin sırtına yükleyerek para kazanmak istiyor. Tarım Kredi, ülkemiz damızlık sığır yetiştiricilerine, çifçilerimize katkıda bulunmak istiyorsa kendilerine şu projeyi sunabiliriz: Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’ne (TİGEM) bağlı Devlet Üretme Çiftlikleri’nin damızlık hayvan yetiştiriciliği için alt yapısı müsaittir. Arazisi mevcuttur. Yem bitkileri ve damızlık hayvan yetiştiriciliği tecrübesi ve bu işler için yetişmiş mükemmel personeli de var. Finansmanı ve Mülkiyeti Tarım Kredi’ye ait olmak üzere belirli sayıda örneğin 10 bin gibi damızlık düveler yurdışından getirilebilir. Getirilen bu canlı hayvanlar 24 saat TİGEM’in veterinerlerinin gözetiminde olacağı için çiftçiye direkt satıldığında oluşacak riskler hemen hemen yok edilmiş olur. Gelen düveler birer doğum yaptıklarında buzağısız olarak süt sağılır inek halinde ilk doğumu geride bırakmış ve gebe vaziyette çiftçiye satılabilir. Çiftçi de aldığı hayvanın kaç litre süt verdiğini, iklime uyum sağlamış olduğunu bilerek alır. Devlet Üretme Çiftliği’nde kalan dişi buzağılar damızlığa bırakılır, erkekleri de hedeflenen canlı ağırlığa ulaşınca satılır. Damızlık yetiştirmek hassas bir iştir. İthal edilen hayvanların riskini hemen çiftçiye yükleme hevesinden vazgeçip, bir kaç yıl bu riski Tarım Kredi, kendi sırtında taşımalı, sonra damızlıkları çiftçiye teslim etmelidir. Bir başka projede ülkemizin çiğ süt piyasasını düşüren kartellere karşı süt ve süt ürünleri fabrikalarını kurmasıdır.

TİGEM zarar ediyor deniliyordu. Zarar eden bir kuruluşla Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği niçin böyle bir damızlık üretim prejesi yapsın?

TİGEM’in ülkemiz sathına dağılmış bir çok Devlet Üretme Çiftliği vardır. Bu çiftliklerden bazıları geçtiğimiz yıllarda bir iki işletmesinin zarar etme sebebi kuraklıktı. Meselâ Ceylanpınar (Şanlıurfa) Devlet Üretme Çiftliğinin bütün arazilerinde evvelki yıl kuraklıktan bir tutam yeşil ot bile yeşermedi. Çiftçilerde zarar etti. Ceylanpınar da zarar etti. Çiftçiler kuraklık sebebiyle parasal desteklerini aldı. TİGEM bir kamu kuruluşu olduğu için destekleme alamadı. Kuraklık olmasa da TİGEM, ne iyi tarım uygulamaları, ne mazot desteği, ne ürün desteği ne de hayvancılık desteği alamamakta. Mevcut iktidar TİGEM’e destek olmaya karar verdi. TİGEM‘in eleştirilecek yanı var ise o da personel politikası olmalıdır. Özelleştirme rüzgârından payını almaya ramak kalan TİGEM bu konuda kendisine çekidüzen verdiğini izlemekteyiz. Tarım Kredi, çiftçiyi yakmadan para da kazanmak istiyorsa TİGEM ile beraber Devler Üretme Çiftlikleri’nde damızlık üretim ve çiftçiye söylediğimiz çerçevede satma projesine girmelidir.

MUSTAFA GÖKMEN - mgokmen@yeniasya.com.tr


Gündemin nabzını tutmak için tıklayın!
www.sentezhaber.com

21.03.2010

 
Sayfa Başı  Geri


Önceki Röportaj

  (17.03.2010) - Toplumu cemaatler ayakta tutuyor

  (16.03.2010) - SİYASî PARTİLER DİN TEMSİLCİSİ OLAMAZLAR

  (15.03.2010) - İSLÂM “ADİL DEVLET” ÖNGÖRÜR

  (14.03.2010) - DİN ADINA SİYASET TRAJEDİYE YOL AÇTI

  (12.03.2010) - 28 Şubat, 12 Eylül gibi Uzun ve karanlık bir gölge

  (08.03.2010) - SAİD NURSÎ CUMHURU TEMSİL EDİYOR

  (22.02.2010) - ÇÖZÜM SAİD NURSî’DE

  (21.02.2010) - GENÇLERİMİZDEN ÜMİTLİYİM

  (19.02.2010) - Yoğurdumuzu jelatinle kirletmişler

  (18.02.2010) - AB reçetesine ihtiyacımız var

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu

Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.
Kurumsal Linkler: Risale-i Nur Kongresi - Bediüzzaman Haftası - Risale-i Nur Enstitüsü - Yeni Asya Vakfı - Demokrasi100 - Yeni Asya Gazetesi - YASEM - Bizim Radyo
Sentez Haber - Yeni Asya Neşriyat - Yeni Asya Takvim oktay usta yemek tarifleri Köprü Dergisi - Bizim Aile - Can Kardeş - Genç Yaklaşım - Yeni Asya 40. Yıl