Mektubat - page 244

geçtiğinden, resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm,
(1)
o
?n
ôn
Kn
G r
™n
£r
bG s
ºo
¡
s
?dn
G
demiş. ondan sonra çocuk daha yürü-
memiş, öyle kalmış, hırçınlığının cezasını bulmuş.
(2)
yedinciÇocuk
: Çocuk tabiatında hayâsız bir kadın, re-
sul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm yemek yerken lokma
istemiş; vermiş. demiş: “Yok, senin ağzındakini istiyo-
rum.” onu da vermiş. o gayet hayâsız kadın, o lokmayı
yedikten sonra, en hayâlı kadın ve Medine kadınlarının
fevkinde bir hayâ sahibi oldu.
(3)
İşte bu sekiz misal gibi, seksen değil, belki sekiz yüz
misalleri var. Çoğu kütüb-i siyer ve ehadiste beyan edil-
miştir.
evet, resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın müba-
rek eli, Hekim-i lokman’ın bir eczahanesi gibi ve tükü-
rüğü Hazret-i Hızır’ın âb-ı hayat çeşmesi gibi ve nefesi
Hazret-i İsa Aleyhisselâmın nefesi gibi medetres ve şifa-
resan olsa; ve nev-i beşer çok musibet ve belâlara giriftar
olsa, elbette resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma had-
siz müracaatlar olmuş, hastalar, çocuklar, mecnunlar pek
kesretli gelmişler, cümlesi şifa bulup gitmişler. Hatta, kırk
defa hacceden ve kırk sene sabah namazını yatsı abdes-
tiyle kılan, tabiînin azîm imamlarından ve çok sahabeler-
le görüşen, tavus denilen ebu Abdurrahmani’l-Yemanî,
kat’iyen haber verir ve hükmeder ve demiş ki: “resul-i
ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma ne kadar mecnun gelmiş-
se, resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm sinesine elini
koymuş ise, kat’iyen şifa bulmuştur; şifa bulmayan kal-
mamış.”
(4)
âb-ı hayat:
hayat suyu; içene ebe-
dî hayat verdiğine inanılan efsa-
nevî su, bengisu.
aleyhissalâtü vesselâm:
salât ve
selâm onun üzerine olsun.
aleyhisselâm:
selâm onun üzeri-
ne olsun.
azîm:
büyük, yüce.
beyan etmek:
anlatmak, açıkla-
mak, bildirmek.
ehadis:
hadisler, Peygamber Efen-
dimizin sözleri.
fevkinde:
üstünde, üzerinde.
giriftar olma:
tutulma, yakalan-
ma.
haccetmek:
hac ibadetini yerine
getirmek.
hadsiz:
sınırsız.
hayâ:
utanma, sıkılma; ar, edep.
Hekim-i Lokman:
Lokman Hekim.
hükmetmek:
düşünme ve yargı-
lama sonunda bir karara varmak.
imam:
bir ilimde sözü delil kabul
edilebilecek derecede derin ve ge-
niş bilgi sahibi olan âlim.
kat’î:
kesin, şüphesiz.
kesret:
çokluk, bolluk, fazlalık.
kütüb-i siyer:
Peygamberimizin
hayat tarihi; onun hayatının bü-
tün safhalarını anlatan ve vasıfla-
rını nakleden eserler.
mecnun:
deli, akılsız.
medetres:
yardımcı, yardım eden.
misal:
örnek, numune.
musibet:
felâket, belâ, dert, sıkın-
tı.
mübarek:
bereketli, hayırlı, uğur-
lu.
nev-i beşer:
insan nev’i, insanlık,
bütün insanlar.
Resul-i ekrem:
çok cömert, ke-
rim ve Allah’ın insanlara bir
elçisi olan Hz. Muhammed.
Sahabe:
Peygamberimiz Hz.
Muhammed’in mübarek yü-
zünü görmekle şereflenen ve
onun sohbetlerine katılan
mü’min kimse.
sine:
göğüs, kalp.
şifa:
bedenî veya ruhî bir has-
talığın son bulması, iyileşme,
sağlığına kavuşma.
şifaresan:
şifa dağıtan, şifa ve-
ren.
tâbiîn:
Hz. Muhammed’in As-
habıyla görüşmüş, onlardan
hadis dinlemiş ve ders almış
olan Müslümanlar.
yatsı:
yatma vakti, akşam na-
mazı vaktinin çıkmasından iti-
baren sabahleyin ikinci fecrin
doğuşuna kadar devam eden
sürede kılınması gereken (vi-
tir namazı ile beraber) on üç
rekâtlık namazın adı.
o
n
d
okuzuncu
m
ekTup
| 244 | Mektubat
1.
Allah’ım onun gücünü al.
2.
Kadı İyaz, Şifa, 1:328; Beyhakî, 5:243.
3.
Kadı İyaz, Şifa, 1:325; Heysemî, Mecmaü’z-Zevaid, 8:312.
4.
Kadı İyaz, Şifa, 1:335; Aliyyü’l-Karî, Şerhü’ş-Şifa, 1:676.
1...,234,235,236,237,238,239,240,241,242,243 245,246,247,248,249,250,251,252,253,254,...1086
Powered by FlippingBook