Mektubat - page 475

senin levhanda gördüğün ikinci parçanın sahih sureti
şudur ki: Ben başımın üstünde onu bir levha-i hikmet
olarak talik etmişim. Her sabah ve akşam ona bakarım,
dersimi alırım.
DostistersenAllahyeter.
evet, o dost ise, her şey
dosttur.
yâranistersenKur’ânyeter.
evet, ondaki enbiya ve
melâike ile hayalen görüşür ve vukuatlarını seyredip ün-
siyet eder.
Malistersenkanaatyeter.
evet, kanaat eden iktisat
eder; iktisat eden bereket bulur.
Düşmanistersennefisyeter.
evet, kendini beğenen
belâyı bulur, zahmete düşer; kendini beğenmeyen safayı
bulur, rahmete gider.
Nasihatistersenölümyeter.
evet, ölümü düşünen,
hubb-i dünyadan kurtulur ve ahiretine ciddî çalışır.
Yedinci meselenize bir sekizinciyi ben ilâve ediyorum.
Şöyle ki:
Bir iki gün evvel bir hafız, sure-i Yusuf’tan bir aşir, tâ
(1)
n
Ú
p
ë p
dÉ° s
üdÉp
H »
p
ær
? p
ër
dn
Gn
h É k
ª p
?° r
ù o
e »
p
æs
`an
ƒn
J
’e kadar okudu. Birden
anî bir surette bir nükte kalbe geldi.
kur’ân’a ve imana ait her şey kıymetlidir; zahiren ne
kadar küçük olursa olsun, kıymetçe büyüktür. evet, sa-
adet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir. öyle ise,
nükte:
herkesin anlayamadığı in-
ce mana.
rahmet:
Allah’ın kullarını esirge-
mesi, onlara acıyıp bağışlaması,
onlara maddî ve manevî nimetler
vermesi, onların günahlarını sil-
mesi.
saadet-i ebediye:
sonsuz mutlu-
luk.
safa:
rahat ve huzurlu olma.
sahih:
gerçek, doğru.
salih:
ibadetlerinde samimî ve ih-
lâslı olan Müslümanlar.
suret:
biçim, görünüş.
talik etme:
bir yere asma.
ünsiyet:
dostluk, arkadaşlık.
vukuat:
vak’alar, olaylar.
yâran:
dostlar, sadık arkadaşlar.
zahiren:
görünüşe göre, görünür-
de.
zahmet:
sıkıntı.
ahiret:
dünya hayatından
sonra başlayıp ebediyen de-
vam edecek olan ikinci hayat.
aşir:
on ayetlik.
belâ:
musibet, sıkıntı.
bereket:
bolluk, mutluluk.
enbiya:
peygamberler.
evvel:
önce, ilk.
hafız:
Kur’ân-ı Kerîm’i tama-
men ezberleyen ve okuyan
kimse.
hubb-i dünya:
dünya sevgisi.
iktisat:
biriktirme, artırma,
tutumluluk.
iman:
inanmak, itikat, inanç.
kanaat:
kısmete razı olma,
yetinme.
levha:
çerçevelenerek duva-
ra asılan hat, yazı.
levha-i hikmet:
hikmet lev-
hası, ahlâkî söz, öğüt verici
faydalı kısa söz.
melâike:
melekler, Allah’ın
emirlerine tam itaat eden
varlıklar.
mesele:
cevabı istenen soru,
konu.
Müslüman:
islâm dinine gir-
miş, islâm dininden olan,
mü’min, Müslim, dindar.
nasihat:
öğüt; yol gösterme.
nefis:
kötü vasıfları, nitelikleri
kendisinde toplayan, kötülü-
ğe sevk eden, şehevî istekleri
kamçılayıp hayırlı işlerden alı-
koyan güç, duygu.
1.
Benim canımı Müslüman olarak al ve beni salihlere kat. (Yusuf Suresi: 101.)
Mektubat | 475 |
Y
irmi
Ü
çÜncÜ
m
ekTup
1...,465,466,467,468,469,470,471,472,473,474 476,477,478,479,480,481,482,483,484,485,...1086
Powered by FlippingBook