Mektubat - page 481

ey nankör! daha sen nerede hak kazanıyorsun ki, Ce-
nab-ı Hakkın sana verdiği mahz-ı nimet olan vücut mer-
tebelerine mukabil şükretmeyerek, imkânat ve ademiyat
nev’inde ve senin eline geçmediği ve sen lâyık olmadığın
yüksek nimetlerin sana verilmediğinden, batıl bir hırsla
Cenab-ı Hak’tan şekva ediyorsun ve küfran-ı nimet edi-
yorsun?
Acaba, bir adam, minare başına çıkmak gibi âlî dere-
catlı bir mertebeye çıksın, büyük makam bulsun, her ba-
samakta büyük bir nimet görsün; o nimetleri verene şük-
retmesin ve desin: “niçin o minareden daha yükseğine
çıkamadım?” diye şekva ederek ağlayıp sızlasın. ne ka-
dar haksızlık eder ve ne kadar küfran-ı nimete düşer, ne
kadar büyük divanelik eder; divaneler dahi anlar.
ey kanaatsiz, hırslı ve iktisatsız, israflı ve haksız, şek-
valı, gafil insan! kat’iyen bil ki, kanaat ticaretli bir şük-
randır; hırs hasaretli bir küfrandır. Ve iktisat, nimete gü-
zel ve menfaatli bir ihtiramdır; israf ise nimete çirkin ve
zararlı bir istihfaftır. eğer aklın varsa, kanaate alış ve rı-
zaya çalış. tahammül etmezsen, “Yâ sabûr” de ve sabır
iste, hakkına razı ol, teşekki etme. kimden kime şekva
ettiğini bil, sus. Herhâlde şekva etmek istersen, nefsini
Cenab-ı Hakka şekva et; çünkü, kusur ondadır.
İkİNCİ ReMİZ
on sekizinci Mektubun ahirki meselesinin ahirinde
denildiği gibi, Hâlık-ı zülcelâl, hayretnüma, dehşetengiz
bir surette bir faaliyet-i rububiyetiyle mevcudatı mütema-
diyen tebdil ve tecdit ettiğinin bir hikmeti budur:
mahz-ı nimet:
gerçek nimet.
makam:
manevî mevki.
menfaat:
fayda, kâr.
mertebe:
derece.
mesele:
konu.
mevcudat:
varlıklar.
mukabil:
karşılık, karşılığında.
mütemadiyen:
sürekli olarak.
nankör:
verilen nimetin ve yapı-
lan iyiliğin değerini bilmeyen,
şükretmeyen.
nefis:
kötü vasıfları, nitelikleri
kendisinde toplayan, kötülüğe
sevk eden, şehevî istekleri kam-
çılayıp hayırlı işlerden alıkoyan
güç.
nevi:
çeşit, tür.
nimet:
Allah’ın bağışladığı maddî
ve manevî lütuf ve ikramlar.
remiz:
işaret.
rıza:
razı olma, hoşnutluk.
sabır:
zorluklara dayanma ve
katlanma gücü.
suret:
biçim, şekil.
şekva:
şikâyet, yakınma.
şükran:
teşekkür etme, minnet-
tarlık.
şükür:
Allah’ın verdiği nimetlere
karşı minnettar olma.
tahammül:
dayanma, katlanma.
tebdil:
değiştirme.
tecdit:
yenileme.
teşekki:
şikâyet etme, sızlanma.
vücut:
var oluş, varlık.
Yâ Sabûr:
ey çok sabırlı olan Al-
lah.
ademiyat:
yokluklar, hiçlik-
ler.
ahir:
son.
ahirki:
son gelen.
âlî:
yüce, yüksek.
batıl:
boş ve manasız olan,
doğru ve haklı olmayan.
dehşetengiz:
dehşet verici.
derecat:
dereceler, mertebe-
ler.
divane:
deli, aklı başında ol-
mayan.
divanelik:
delilik, akılsızlık.
faaliyet-i rububiyet:
Allah’ın
kâinattaki bütün varlıkların
ihtiyaçlarını gidermesi, büyü-
tüp yetiştirmesi, onları uyum
içinde sevk ve idare etmesi
işleri.
gafil:
duyarsız, sorumsuz, ih-
malkâr.
Hâlık-ı Zülcelâl:
celâl, azamet
ve kibriya sahibi yaratıcı Al-
lah.
hasaret:
hasar, zarar, ziyan.
hayretnüma:
hayret verici.
hikmet:
herkesin bilmediği
gizli sebep; gizli, bilinmeyen
nokta.
hırs:
aç gözlülük, aşırı istek.
ihtiram:
hürmet etme, saygı
gösterme.
iktisat:
tutumluluk.
imkânat:
olabilirlikler.
israf:
savurganlık.
istihfaf:
hafife alma.
kanaat:
kısmete razı olma,
elindekiyle yetinme.
kat’iyen:
kesinlikle.
kusur:
eksiklik, suç, kabahat.
küfran:
iyilik bilmeme, görü-
len iyiliği unutma, nankörlük.
küfran-ı nimet:
nimete karşı
nankörlük etmek.
lâyık:
yakışır, münasip.
Mektubat | 481 |
Y
irmi
d
ördÜncÜ
m
ekTup
1...,471,472,473,474,475,476,477,478,479,480 482,483,484,485,486,487,488,489,490,491,...1086
Powered by FlippingBook